15. bölüm · Camdan Hayaller // SKZ
❄️15.Bölüm:"Beklenmedik Kişi"❄️
Minho ve Felix yanımda, bense ikisinin tam ortasında oturuyordum. Ameliyathane kapısının önündeki soğuk refakatçi koltuklarında yaklaşık yarım saattir bir umutla bekliyorduk ancak içeriden hâlâ tek bir haber, tek bir çıt bile çıkmamıştı. Zaman durmuş gibiydi ve geçen her bir saniye ruhuma resmen işkence ediyordu.
"Jae Hee..."
Minho’nun çok kısık, âdeta fısıltı gibi çıkan sesini duyunca başımı yavaş ve yorgun hareketlerle ona doğru çevirdim. Ağlamaktan kanlanmış, şişmiş gözlerime büyük bir şefkatle baktı.
"Lütfen... Bu kadar çok üzme kendini," diye mırıldandı.
"Nasıl üzmeyeyim Minho? Ya... Ya ona kötü bir şey olursa? Onu kaybetme düşüncesi bile beni daha şimdiden yitip bitiriyor, nefes alamıyorum."
Gözlerimin tam içine, ruhumu okumak ister gibi derin derin baktı. Ses tonuna son derece net ve güven veren bir vurgu yerleştirerek, "İyi olacak Jae Hee," dedi. "İnan bana."
"Bunu gerçekten, tüm kalbimle çok istiyorum Minho ama ya... Ama ya içeriden korktuğumuz o kötü haber gelirse?"
"Gelmedi daha," diyerek sözümü kesti usulca. "Henüz öyle bir şey olmadı."
Gözlerinin içine sığınacak tek limanımmış gibi bakmaya devam ettim. Minho narin elini yavaşça havaya kaldırdı. Korkudan parmaklarımı birbirine kenetleyerek sımsıkı sıktığım ellerimin üzerine incitmekten korkarak usulca kendi elini yerleştirdi. Parmaklarını parmaklarımın üzerine yavaş yavaş kapattı. Yumruk hâlini almış, titreyen ellerimi kendi avuçlarıyla naifçe sardı.
"Kendini şu an boş yere, yaşanmamış ihtimaller için üzüyorsun. Babana henüz hiçbir şey olmadı, o hâlâ içeride sizin için savaşıyor. Kötü bir şey olduğu takdirde o zaman oturup üzülmeye, ağlamaya sonuna kadar hakkın var. Ama o şu an hayattayken ve iyileşmek için direnirken buna hakkın yok Jae Hee. Bu şekilde sadece kendini yıpratıyorsun, erkenden teslim oluyorsun. Onun buradan sapasağlam, iyi bir şekilde çıkacağına tüm kalbinle inan. Sen inandığında, inan bana çok şey değişecek."
Ona sonuna kadar, sonsuz bir güvenle bağlıydım. Kurduğu mantıklı cümleler göğsümdeki baskıyı biraz olsun hafifletmişti. Yüzüme buruk ama minnettar bir tebessüm yerleştirip başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım. Sonra bakışlarımı kaçırıp içimden kendime fısıldadım:
Babam iyi olacak. Babam iyi olacak... O çok güçlü bir adam, bizi bırakıp gitmez. Ağlamayacağım, kendimi harap etmeyeceğim çünkü ona hiçbir şey olmayacak. Olmadı, olmayacak...
Az önce beynimin içini hep en olumsuz, en karanlık senaryolarla doldurmuş; kendimi sabote etmiştim. Babam ölürse ne yapacağımı, Felix ile annemin ne hâle geleceğini, hayatımıza onsuz nasıl devam edebileceğimizi düşünüp durmuştum. Ama şimdi, Minho’nun desteğiyle zihnimi onun iyi olacağı düşüncesine odakladıkça ruhumun biraz olsun nefes aldığını hissettim. Elbette endişe hâlâ yüreğimin bir köşesinde duruyordu ama en azından artık onu bastırmayı başarabiliyordum.
Minho, ellerimizi izlemeyi sürdürürken aniden, derin bir iç çekişle yeniden söze girdi:
"Camdan kemiklerle yaşamak, bu hayata tutunmak cidden çok zor Jae Hee... Ama inan bana, camdan hayallerle yaşamak çok daha zor. Benim şu cam kemiklerim kırılınca, canım ne kadar çok yanarsa yansın ameliyatlarla, platinlerle bir şekilde yeniden düzeliyor. Acıtsa da, günlerce ağlatsa da günün sonunda beni öldürmüyor. Ama... Ama camdan kurduğum hayallerim bir kez kırılıp buz gibi etrafa dağılınca, onları bir daha asla hiçbir cerrah düzeltemiyor. İşte o kırıklar insanın canını çok daha fazla yakıyor... Ve fiziksel olarak değil, direkt ruhunu öldürüyor."
Bir anda böyle derin ve felsefi bir konuya girince tüm odağımla tamamen ona kilitlendim. Başını hafifçe yere eğmişti. Dolan gözleri, üzerini örten ellerimizde asılı kalmıştı.
"Benim şu hayattaki en büyük hayalim sensin," diye fısıldadı, sesi titreyerek.
"Yine kırılgan camlar üzerine kurulu, hayatımın en güzel hayalisin Jae Hee. Tıpkı diğer tüm hayallerim gibi bunun da bir gün aniden kırılabileceğini, canımı yakabileceğini bile bile; her şeyi göze alarak sevdim seni. Beni de, içimde kurduğum bu güzel hayalleri de sakın kırma olur mu? Geçmişte bu hastalık yüzünden birçok kez ölmüş olan ve yaşarken dahi işkence çeken bu ruhun, yokluğunla nasıl sonsuzluğa karışabileceğini bana gösterme. Ve lütfen, yalvarırım sakın üzülme... Çünkü seni burada böyle çaresizce ağlarken görüp de acına dilediğim gibi ortak olamamak beni daha da öldürüyor. Sana hıçkıra hıçkıra sarılamamak, akan gözyaşlarını ellerimle silememek, şu an yaptığım gibi ellerini bile canını yakarım korkusuyla sıkıca tutamamak..."
Sözlerinin ağırlığıyla gözlerini acıyla yumdu ve ciğerlerinden derin bir nefes verdi.
"Sen..." dedim, boğazımdaki hıçkırığı yutkunarak saklamaya çalışırken. "Söylediğin bu kelimelerle beni ne kadar rahatlattığını, bana nasıl bir güç verdiğini biliyor musun Minho? Bana sarılamaman, elimi sıkıca tutamaman ya da gözyaşlarımı silememen inan ki umurumda bile değil. Senin şu an tam bu saniyede, burada, benim yanımda var olman bile dünyalara bedel. Var ol... Her zaman, ne olursa olsun yanımda ol, bu bana fazlasıyla yeter."
Duyduğu sözlerle yumduğu gözlerini yavaşça açtı ve bakışlarını ellerimizden çekip doğrudan gözlerimin içine dikti. Gözlerinde biriken yaşları gördükçe yüreğimin derinlikleri sızım sızım sızladı ama ona güç vermek adına bu acıya tezat olarak yüzüme oldukça sıcak, korumacı ve samimi bir tebessüm yerleştirdim.
Ancak bu huzurlu anımız çok uzun sürmedi. Yalnızca birkaç saniye sonra, koridorun girişinden işittiğim aşina sesle yüzümdeki tüm gülümseme bir anda dondu ve soldu.
Çünkü koridorda yankılanan bu ses günlerdir mavi kapaklı defteri arayan ve hastane odalarında gölge gibi benim peşimde olan o tekinsiz adama aitti!
Minho da sesi duymuş olmalıydı ki bakışları anında keskinleşti. İkimiz de oturduğumuz koltukta buz kesilerek çakılıp kaldık.
Hâlâ yüzünü net olarak göremediğim, montunun kapüşonunu kafasına geçirmiş olan o adamın sırtı bana dönüktü. Koridorda panikle ilerleyerek bizim oturduğumuz tarafın tam aksine, doğrudan annemlerin beklediği tarafa doğru koştu. Tam Chan’ın karşısında, nefes nefese durdu.
"Jae Wook babam nasıl?! Durumu nasıl, ameliyattan çıktı mı?!" diye bağırdı endişeyle.
O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Bu adam... Benim peşimdeki o tehlikeli gölge, babamı tanıyordu! Hem de ona "babam" diyecek kadar yakından!
...
