22. bölüm · Camdan Hayaller // SKZ
❄️22.Bölüm:"Ben Geldiiiim"❄️
Odamın kapısı tıklatılınca başımı neredeyse içine girmekte olduğum bilgisayar ekranından kaldırdım.
Yorgun gözlerle ve son derece bitap düşmüş hâlimle kapıya doğru bakıp:
"Gel!"diye bağırdım.
Babamın genç asistanı kapıyı aralayıp başını uzattı. Gülümsedi. Kızın pozitifliğine ve enerjisine gerçekten hayrandım. Her zaman gülüyor ve beni de gülümsetmeyi başarıyordu.
Yine başardı. Ben de ona gülümseyip seslendim.
"İçeri girsene."
Kapıya yüklendi ve kapıyla birlikte hareket edip kendisini odaya attı.
"Lee Jae Hee-shhi. Şirketimizle anlaşma yapan yeni tasarımcımız geldi. Chan ve Jung Tae beyler, yeni hissedarla birlikte yemekte. Size yönlendirmemi ister misiniz?"
"Tabii, olur."
Asistan çıkarken derin bir nefes verip üstümü başımı düzelttim. Koltuğa sırtımı yasladım.
Bugün bugündür Chan ile konuşmaya çalıştım ama bir türlü onu yakalayamadım. En son yakaladığımda da yeni bir hissedarla yemek yenileceğini söyledi. Adamı gözüm tutmadığı için ben katılmayacağımı belirtip onları gönderdim.
Chan'ı çok çok uzun zamandan beri tanıyorum. O, aşırı kötü biri değil. İçinde kötülük barındırmaz. Yalnızca takıntılı ve çok hırslı. Bir şeyi kafasına taktıysa hırsıyla birlikte hareket eder ve muhakkak onu elde etmeye çalışır. Kaybetmekten nefret eder. Ne istiyorsa olsun ister.
Onu olumsuz kılan tek özellikleri bunlar. Ama dediğim gibi, özünde iyi biri. Lisede zorbalık yaptığında da, üniversitede peşimden koştuğunda da amacı bana ya da bir başkasına zarar vermek değildi.
Sevgiyi karıştırıyor. Bir insanı nasıl sevmesi gerektiğini bilmiyor.
Bana zarar verdiğinde ya da canımı yaktığında sonraki zamanlarında canının ne kadar yandığını ve pişman olduğunu biliyorum.
Bir keresinde yakalamıştım onu.
Lisedeyken benimle uğraştığı günlerden biriydi. Gereksiz laflar söylemiş ve söylediği sözler gerçekten benim çok canımı yakmıştı. Aslında beni can damarımdan vurduğunu bilmiyordu.
O gün istemsizce gözlerimden yaşlar boşalmaya başlayınca aniden yüzü düşmüştü. İç çekişlerim ve bir müddet sonra tutamadığım sesli ağlayışlarımla sınıfı terk etmiştim. Okulun arka bahçesinde ücra bir köşeye çekilip kendimi toparlamaya çalışmıştım.
Çok geçmemişti ki ileride onu görmüştüm. Sinirden deliyordu ama kendisine zarar veriyor ve bağırıp duruyordu.
"Ne yaptım ben?! Ne yaptım ben?! Nefret ediyorum kendimden! Üzdüm onu, çok üzüldü, çok üzdüm onu! Ahhhh! Lanet olsun! Pisliğin tekiyim!"
Önüne gelen ağacı yumruklamaya, kendi saçını başını çekmeye başlayınca oturduğum yerden kalkmış ve yanına koşarak ona engel olmuştum.
Gözlerindeki pişmanlığı ilk o zaman görmüştüm. Pişmanlıkla döktüğü gözyaşlarına ilk o zaman dokunmuştum.
Sakinleşmeyince de şefkatle sarılmış ve ona destek olmuştum.
Aslında o günden sonra ne buldu bilmiyorum. Belki her zaman muhtaç olduğu ama kimseden göremediği sevgiyi, şefkati, merhameti. Belki de daha fazlasını. Gerçekten bilmiyorum.
O günden sonra peşimi hiç bırakmadı. Tek istediği şey yalnızca ben oldum. Elde edemeyince hırslandı, hırslandıkça kendini kontrol edemedi. Hırsıyla pek çok şey yaptı. Sonrasında pişmanlık duyup kendisini kavursa da sonraki gün devam etti.
Burada... Bu lanet şirkette güvenebileceğim tek kişi Chan.
Ona burada olup bitenleri mutlaka anlatmalıyım.
Kapım tıklatılınca daldığım düşüncelerden bir anda sıyrılıverdim.
Asistanım önden girdi ve yeni tasarımcımıza eliyle yol gösterdi.
"Buyurun!"
Tasarımcımız içeri girer ağzım şaşkınlıkla aralandı. Ayağa kalktım. İrileşen gözlerimle gelen kişinin en az benim kadar şaşkın yüzüne baktım.
"Yejin unnie!"
"Jae Hee! Sensin!"
Minho'nun ablasını burada görmek asla beklemediğim bir şeydi. Onun bir tasarımcı olduğunu bilmiyordum. 40 yıl düşünsem şu an yaşadığımız sahneyi yaşayabileceğim aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Bizim şirkete tasarımcı olarak giriş yapması nasıl bir tesadüftü böyle? Hem de işlerin bu denli karışık olduğu bir zamanda!
Asistanımız çıkıp kapıyı kapatır kapatmaz Yejin unnie tüm sevecenliğiyle bana doğru geldi. Hızla beni kendisine çekip kolları arasına aldı. Sımsıkı sarıldı.
Sarılışına karşılık verdim. Ona sarılırken aynı esnada:
"Senin ne işin var burada?" diye saçma bir soru yönelttim.
Yejin unnie güldü. Benden ayrıldı.
"Duydun ya, şirketin yeni tasarımcılarından biriyim. Bu soruyu kapıdan içeri adımımı atar atmaz asıl ben sordum kendime. Bu şirketin senin şirketin olduğunu bilmiyordum."
"Benim değil. Babamın. Rahatsız olduğu için kısa bir süreliğine vekaleten buradayım."
Yejin unnie kaşlarını çattı.
"E tamam işte. Ha senin ha babanın, sonuçta bir aile şirketi değil mi?"
"Evet öyle."
Gülümseyemiyordum bile. Şirket eski bildiğim şirket olsa Yejin unnienin geldiğine sevinirdim ancak şu an onun gelişi beni korkutuyor.
Burası tehlikeli.
Yejin unnie, Minho'nun bir parçası.
Onu bu tehlikenin içine çekemem.
Yejin unnie benim bu hâlimi görünce gülümseyen yüzünü düşürdü. Ellerini omuzlarıma attı.
"Bir sorun mu var? Memnun olmadın sanki."
Sezmişti. İtiraz etmedim. Sesimi alçaltarak ben de ellerimi onun kollarına yerleştirdim. Hızlı hızlı konuşmaya başladım.
"Unnie git buradan. Yalvarırım sana git. Burası tehlikeli. Şirkette hiç iyi şeyler olmuyor. Öldürülen insanlar, nereden geldiği belli olmayan paralar! Geldiğim günden beri karanlık ve dipsiz bir kuyunun içinde çırpınıp duruyorum."
"Dur dur! Bir sakin ol! Gel şöyle. En başından sakin sakin anlat olur mu?"
Beni narince kolumdan tutup masanın karşısındaki tekli koltuklardan birine oturttu. O da hemen karşıma oturdu ve beni can kulağıyla dinlemeye başladı. Defter olayından en son yaşanan olaya kadar ona her şeyi eksiksiz anlattım.
"Şimdi anlaşıldı. Hyunjin'e ve polislere en başından beri danışmanız çok iyi olmuş. Gelirken Jisung'u görmüştüm şirketin önünde. Hyunjin'in ekibinden. Seni korumak için mi burada?"
Başımı aşağı yukarı salladım.
"Evet, acil ve tehlikeli bir durum olursa ona hemen ulaşabileceğim ve o benim yanıma gelebilecek. Changbin de Minho'nun başında. Unnie... Minho'yu istemeden de olsa kendimle birlikte bir belanın içine çektim. Lütfen... Buradan git. Seni de bu belaya sürüklemek istemiyorum."
Yejin unnie dirseklerini bacaklarına yerleştirdi. Sağ elini de sağ yüzüne dayadı.
"Canım benim, korkunu ve endişeni anlayabiliyorum ancak şirketle bir sözleşme imzaladım. Bu şirketin bünyesinden hemen ayrılabilmem mümkün değil. Bana bunları anlatman çok iyi oldu. Neyle karşı karşıya olduğumu biliyorum en azından. Sana söz, elimden geldiğince temkinli davranacağım. Dikkatli olacağım. Ve en önemlisi... Yanında olacağım."
Sıkıntıyla derin bir nefes verdim. Sırtımı koltuğa yasladım. Başımı da yaslayıp bir müddet gözlerimi yumdum.
O esnada bir kere daha kapı tıklatıldı. Jung Tae olabilme olasılığına karşılık hızla toparlandım. Gözlerimi açıp koltukta doğruldum.
"Gelin lütfen!" diye bağırdım.
Kapı açıldı.
Başını uzatan kişi bu sefer Minho'ydu!
"Ben geldiiiiimmm!"
...
