3. bölüm / 7
BİRBİRİMİZE KALANUnutan ve Unutamayan
Bölümler 7Şu an: Unutan ve Unutamayan
Arabayı sürerken yağmurun sesi camlara vurmaya devam ediyordu.
Silecekler düzenli aralıklarla hareket ediyor, önümdeki yolu birkaç saniyeliğine temizliyor, sonra cam yeniden yağmur damlalarıyla kaplanıyordu.
Normalde yağmurdan hoşlanırdım.
Hatta bazı geceler sırf yağmur sesini dinlemek için penceremi açıp saatlerce oturduğum olurdu.
Ama o gece yağmurdan nefret ediyordum.
Çünkü her damlası bana birkaç saat önce yaşadıklarımı hatırlatıyordu.
Karakolun önünde durduğum anı.
Hakan'ı.
Sesini.
Bakışlarını.
Ve en kötüsü, bana sanki hayatında beni ilk defa görüyormuş gibi bakmasını.
Direksiyonu biraz daha sıkı tuttum.
"Kendine gel Derin."
Kendi kendime konuşmak artık normalleşmişti.
Özellikle yalnız yaşadığım için evde kendimle konuştuğumu bazen fark etmiyordum bile.
Ama o gece söylediğim hiçbir cümle beni sakinleştirmiyordu.
On üç yıl.
Tam on üç yıl geçmişti.
Ve ben onu ilk gördüğüm anda tanımıştım.
O ise ismimi bile kimliğimden öğrenmişti.
İçimden bir ses bunun normal olduğunu söylüyordu.
On üç yıl kısa bir süre değildi.
Ama başka bir ses vardı.
Daha sessiz.
Daha kırgın.
O ses, "Sen onu unutmadın ama o seni unutmuş," diyordu.
Eve geldiğimde saat gece yarısını geçmişti.
Arabayı apartmanın önüne park ettim.
Bir süre araçtan inmediğim gibi yağmuru izledim.
Sonra derin bir nefes alıp kapıyı açtım.
Apartmana girdiğimde üzerimdeki soğuk daha fazla hissedilir hâle geldi.
Asansöre bindim.
Aynadaki yansımama baktım.
Saçlarım korkunç durumdaydı.
Makyajımın çoğu yağmurdan akmıştı.
Elbisem hâlâ ıslaktı.
Ve sağ elimdeki küçük sıyrık kırmızı bir çizgi hâlinde duruyordu.
Birkaç saniye kendime baktım.
"Harika."
Gerçekten harika bir gündü.
Sabah geç kalkmıştım.
Adliyeye geç kalmıştım.
Aslı'nın başına gelenlerle uğraşmıştım.
Bir adamı sokakta kovalamıştım.
Yağmurun altında silahla koşmuştum.
Ve on üç yıldır görmediğim adam karşıma çıkmıştı.
Üstelik beni hatırlamamıştı.
Asansör kapısı açıldı.
Eve girip ayakkabılarımı çıkardım.
Çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
Sonra doğrudan banyoya gittim.
Aynanın karşısında durdum.
Saçlarımı ellerimle geriye doğru ittim.
Bir anlığına gözlerimi kapattım.
Ama yine onun yüzü geldi aklıma.
Yağmurun altında duran yüzü.
"Silahınızı kılıfına koyacak mısınız artık Savcım?"
Gözlerimi açtım.
"Yeter."
Lavaboya ellerimi dayadım.
Ben niye hâlâ onun sesini düşünüyordum?
Çocuk değildim.
Yirmi yedi yaşındaydım.
Bir sürü şey yaşamıştım.
Üniversiteyi bitirmiştim.
Savcı olmuştum.
Tek başıma yaşamaya başlamıştım.
Kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenmiştim.
Peki neden Hakan karşıma çıktığında on dört yaşındaki Derin'e dönüşüyordum?
Belki de cevap çok basitti.
Çünkü bazı insanlar hayatımızın belirli bir yaşında kalıyordu.
Ben Hakan'ı yirmi yedi yaşında tanımamıştım.
Onu çocukken sevmiştim.
Belki de bu yüzden büyüdükçe sevgim de büyümüştü.
Ama hiçbir zaman bir ilişkiye dönüşmemişti.
Çünkü o hiçbir zaman bana bakmamıştı.
Gerçek anlamda.
Evlerimiz birbirine çok yakındı.
Aynı sokaklarda büyümüştük.
Aynı insanları tanımıştık.
Aynı yaz akşamlarında dışarı çıkmıştık.
Ama o hep biraz uzaktaydı.
Ben ise onu uzaktan izlemekle yetinmiştim.
Belki de kendime yıllarca itiraf etmek istemediğim şey buydu.
Ben aslında Hakan'ı hiç yaşamamıştım.
Sadece onunla ilgili bir ihtimali yaşamıştım.
Ve o ihtimal on üç yıl boyunca benimle birlikte büyümüştü.
Telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Selin.
Aramayı birkaç saniye izledim.
Sonra açtım.
"Alo?"
"Sonunda!"
Sesinden bile telaşlı olduğu belliydi.
"Ne oldu?"
"Ne oldu mu? Bana ne olduğunu söyle."
"Bir şey olmadı."
"Derin."
"Selin."
"Senin sesini senden iyi tanıyorum."
İstemeden güldüm.
"Abartıyorsun."
"Hayır, abartmıyorum. Sesin berbat geliyor."
"Bütün gün yağmurda kaldım."
"Onu biliyorum. Aslı bana mesaj attı."
Bir an sustum.
"Ne yazdı?"
"Senin onu kurtardığını, sonra da elinde silahla adamın peşinden koştuğunu söyledi."
"Ben kurtarmadım. Adam onu götürmeye çalışıyordu."
"Derin, bu söylediğin cümle olayı daha normal yapmıyor."
Koltuğa oturdum.
Başımı geriye yasladım.
"İyiyim."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Selin birkaç saniye sustu.
Sonra sesi değişti.
"Daha önemli bir şey var."
Kaşlarımı çattım.
"Neymiş?"
"Sen bana bir şey söylemiyorsun."
"Ne söylemem gerekiyor?"
"Bugün karakolda biriyle karşılaşmışsın."
Kalbim bir anda hızlandı.
"Kim söyledi?"
"Aslı."
Gözlerimi kapattım.
"Tabii."
"Kimdi?"
Cevap vermedim.
Selin'in nefesi telefonda duyuluyordu.
"Derin."
"Selin..."
"Kimdi?"
Yutkundum.
Sonunda tek bir kelime söyledim.
"Hakan."
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu.
"Ne?"
"Hakan."
"Sen ciddi misin?"
"Evet."
"Bizim Hakan mı?"
"Başka Hakan mı olacak?"
Selin'in sesi bir anda yükseldi.
"On üç yıldır görmediğin Hakan mı?"
"Evet."
"Nasıl?"
"Polis olmuş."
"Onu sormuyorum."
"Neyi soruyorsun?"
"Karşılaşınca ne oldu?"
Başımı koltuğun arkasına yasladım.
"Hiçbir şey."
"Derin."
"Gerçekten hiçbir şey."
"Konuşmadınız mı?"
"Konuşmak zorunda kaldık."
"Ne dedi?"
"Komiser olduğunu söyledi."
Selin sustu.
Sonra gülmeye çalışarak,
"Sen de ne dedin?"
"Memnun olmadığımı söyledim."
Selin kahkaha attı.
"Sen gerçekten aynı Derin'sin."
Ben gülmedim.
Selin bunu fark etti.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Derin."
"Selin, beni hatırlamadı."
Bu kez telefonda uzun bir sessizlik oldu.
O kadar uzun sürdü ki telefonu kapattığını sandım.
Sonra çok daha sakin bir sesle konuştu.
"Kimliğini gördüğü hâlde mi?"
"Evet."
"Adını da mı?"
"Evet."
"Belki gerçekten hatırlamamıştır."
"Hatırlamadı zaten."
"Ben onu kastetmiyorum."
"Ne diyorsun?"
"Belki seni gerçekten tanımıyordu."
Bu cümle içimde bir yere dokundu.
"Ben onu tanıyordum."
"Derin..."
"Ben onun sesini on üç yıl sonra bile tanıdım."
Sesim titremeye başlamıştı.
"Yüzünü gördüğüm anda kim olduğunu anladım. Yürüyüşünü bile tanıdım. Kaşlarını çatmasını, sinirlendiğinde çenesini sıkmasını..."
Bir an sustum.
"Ben bunların hepsini hatırlıyorum."
Selin'in sesi yumuşadı.
"Çünkü sen onu unutmadın."
Gözlerim doldu.
"Unutmaya çalıştım."
"Biliyorum."
"Çok çalıştım."
"Biliyorum Derin."
"Kimseyi hayatıma almadım."
Selin cevap vermedi.
Çünkü bunu o da biliyordu.
"Belki de sorun Hakan değildi," dedim. "Belki sorun bendim."
"Hayır."
"Ben hâlâ çocukken sevdiğim birini düşünüyorsam bunun normal olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Normal."
"Değil."
"Sen onu sevdiğin için aptal değilsin."
Gözümden bir damla yaş süzüldü.
Hemen sildim.
"Ben artık onu sevmek istemiyorum."
Selin'in cevabı kısa oldu.
"İstememen, sevmediğin anlamına gelmez."
Bu cümleyle sustum.
Çünkü verecek cevabım yoktu.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra Selin,
"Yarın görüşelim," dedi.
"Çalışıyorum."
"Akşam."
"Bakacağız."
"Hayır. Bakmayacağız. Görüşeceğiz."
İlk defa o gece gerçekten gülümsedim.
"Tamam."
"Şimdi uyu."
"Sen de."
Telefonu kapattım.
Evin içi yeniden sessizliğe gömüldü.
Telefonu masanın üzerine bıraktım.
Duşa girdim.
Sıcak su üzerime aktığında gün boyunca taşıdığım soğuk yavaş yavaş geçti.
Ama kafamdaki düşünceler gitmedi.
Hakan.
İsmi bile zihnimde yankılanıyordu.
Duştan çıktıktan sonra saçlarımı kuruttum.
Üzerime rahat bir pijama giydim.
Yatağa uzandım.
Telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Gözlerimi kapattım.
Uyumaya çalıştım.
Beş dakika.
On dakika.
Yirmi dakika.
Olmadı.
Sonunda telefonu elime aldım.
Ekranı açtım.
Bildirim vardı.
Adliyeden.
Mesajı açtım.
"Yarın sabah saat 09.00'da yürütülecek soruşturmayla ilgili toplantı..."
Mesajın devamını okudum.
Son satıra geldiğimde parmaklarım ekranda dondu.
Dosyanın koordinasyonu için görevlendirilen emniyet personelinin adı yazıyordu.
Hakan Akaydın.
Telefonu elimden bıraktım.
Tavana baktım.
Birkaç saniye hiçbir şey düşünemedim.
Sonra gözlerimi kapattım.
"Şaka yapıyor olmalısınız."
Ama değildi.
Hayat, on üç yıl boyunca görmediğim adamı tek bir gecede karşıma çıkarmakla yetinmemişti.
Şimdi onu iş hayatımın tam ortasına da koymuştu.
Ve daha kötüsü...
Bu kez ondan kaçmak için hiçbir bahanem yoktu.
Bölüm etkileşimi
