Tanıdık Bir Yabancı

Vaveyla Yazarı: Gizemli Hehe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Tanıdık Bir Yabancı

Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından odanın içine sızarken Derin, alarmın üçüncü kez çalmasıyla gözlerini araladı.
Telefonu komodinin üzerinde titriyordu.
Elini uzatıp telefonu aldı.
Saat 07.10'du.
Ekrandaki alarma birkaç saniye boş boş baktı.
Dün gece yaşadıklarının ardından doğru düzgün uyuyamamıştı. Gözlerini kapattığı her seferde yağmurun altında duran Hakan'ın yüzü aklına gelmiş, kendisini uyutmak için düşündüğü her şey birkaç dakika sonra yine aynı noktaya çıkmıştı.
Hakan.
Derin telefonu yatağın üzerine bıraktı.
Tavana baktı.
Bir süre kıpırdamadan öylece kaldı.
Sonra kendi kendine söylenerek doğruldu.
"Bugün sadece iş."
Sesi uykudan dolayı kısıktı.
Bunu söylerken kendisine inanmadığını kendisi de biliyordu.
Ama başka seçeneği yoktu.
Yatağından kalktı ve perdeyi tamamen açtı.
İstanbul sabahı griydi.
Dünkü yağmurun ardından gökyüzü hâlâ ağırdı. Binaların üzerinden yükselen ince sis, karşıdaki apartmanları olduğundan daha uzak gösteriyordu.
Derin birkaç saniye pencerenin önünde durdu.
Normalde böyle havaları severdi.
Fakat bugün hava bile ona huzursuz edici geliyordu.
Dün gece Hakan'ın söylediği cümle aklına geldi.
"İnsanların sizin için endişelenmek zorunda kalacağı hareketler yapmayın."
Kaşlarını çattı.
"Benim için endişelenmek zorunda olan kimse yok."
Bu kez sesi daha sertti.
Sonra banyoya girdi.
Duşunu aldıktan sonra aynanın karşısına geçti.
Dünkü yağmurdan sonra saçlarını toparlamakla uğraşması gerekmişti. Saçlarını kurutup hafifçe şekillendirdi. Yüzüne günlük makyajını yaptı. Fazla uğraşmadı.
Bugün kendisini güzel göstermekten çok, derli toplu ve güçlü görünmek istiyordu.
Dolabının karşısına geçti.
Bir süre kıyafetlere baktı.
Normalde bu noktada en az on dakika ne giyeceğine karar veremediği için dolabın karşısında dikilirdi.
Bugün ise gözü doğrudan siyah takıma gitti.
Askıdan siyah, uzun kollu, üst kısmı drapeli ve zarif bir şekilde duran bluzu aldı. Kumaşı vücuduna oturuyor ama abartılı görünmüyordu.
Altına yüksek belli, geniş paçalı siyah pantolonunu seçti.
Kombinin tamamını siyah tutmuştu.
Ayakkabı olarak sivri burunlu, ince topuklu siyah bilekte biten botlarını giydi.
Çantasını hazırlarken masanın üzerindeki altın renkli saatini gördü.
Onu da bileğine taktı.
Saatin ağırlığını bileğinde hissedince aynaya baktı.
Sade ama güçlü görünüyordu.
Tam istediği gibi.
Çantasını omzuna aldı.
Telefonunu, anahtarlarını ve birkaç evrakı içine koydu.
Çıkmadan önce aynadaki yansımasına bir kez daha baktı.
"Bugün hiçbir şey olmayacak."
Bir saniye durdu.
"Ve dün olan hiçbir şey bugün olmayacak."
Bu kez gerçekten kararlıydı.
Evden çıktı.
Adliyeye giden yol her zamanki kadar yoğundu.
İstanbul sabahı yine bildiği gibiydi.
Korna sesleri.
Otobüsler.
Kırmızı ışıklarda sıkışan araçlar.
İnsanların işe yetişme telaşı.
Derin direksiyonu tutarken gözlerini yoldan ayırmadı.
Dün gece Hakan'la ilgili düşünmemeye çalışmıştı.
Büyük ölçüde başarmıştı.
Ta ki telefonuna tekrardan gelen hatırlatma mesajını görene kadar.
09.00 Toplantı
Yer: Başsavcılık toplantı salonu
Konu: Özel soruşturma dosyası
Altında birkaç isim vardı.
Derin mesajı tekrar okudu.
İsimlerden birine takıldı.
Komiser Hakan Akaydın.
Parmakları direksiyonun üzerinde istemsizce sıkıldı.
"Tabii."
Kısa bir nefes verdi.
"Tabii ki."
Sanki hayat özellikle onunla dalga geçiyordu.
Dün gece karşısına çıkarmıştı.
Şimdi de sabahın ilk saatinde aynı dosyaya koyuyordu.
Telefonu tekrar bıraktı.
"Profesyonel ol."
Bu kez kendisine bunu üçüncü kez söylüyordu.
Adliyeye vardığında saat 08.37'ydi.
Arabayı otoparka bıraktı.
Çantasını aldı ve binaya girdi.
Güvenlik görevlileri onu görünce başlarını eğerek selam verdi.
"Sabahınız hayır olsun Derin Hanım."
"Sağ olun, sizin de."
Kartını okutup içeri geçti.
Koridorda birkaç kişi dosyalarla hızlı hızlı yürüyordu.
Stajyerler birbirleriyle konuşuyor, telefonlar çalıyor, odaların kapıları açılıp kapanıyordu.
Derin bütün bu kalabalığın içinde kendisini daha güvende hissediyordu.
Çünkü burası onun alanıydı.
Burada ne yapacağını biliyordu.
Dün geceki yağmurun, Hakan'ın sesinin ve geçmişin aksine buradaki her şey kontrol edilebilirdi.
Odası önüne geldiğinde Aslı'yı gördü.
Genç kız onu görür görmez ayağa kalktı.
"Derin Savcım."
Derin gülümsedi.
"Ne yapıyorsun sen burada?"
"Aslında size teşekkür etmek için geldim."
"Teşekkür edeceksen sonra et. Önce otur."
Aslı başını salladı.
Derin kapıyı açtı.
İçeri girdiklerinde masanın üzerinde birkaç dosya duruyordu.
Derin çantasını sandalyesine bıraktı.
"İyi misin?"
Aslı başını salladı.
"İyiyim."
"Gerçekten?"
"Evet."
Derin birkaç saniye onu inceledi.
"Tamam. Ama bir sorun olursa bana söyle."
"Söylerim."
Aslı hafifçe gülümsedi.
"Bu arada dün gece polisler beni eve kadar bıraktı."
"İyi."
"Bir hafta izin verdiler."
"Sen de kullanacaksın."
"Ama işler..."
"Aslı."
Derin'in sesi netleşti.
"İşler senden önemli değil."
Aslı sustu.
Sonra küçük bir gülümsemeyle başını salladı.
"Peki."
Tam o sırada Derin'in telefonu çaldı.
Ekranda başsavcının adı görünüyordu.
Derin telefonu açtı.
"Efendim Başsavcım?"
"Toplantı salonuna geçin Derin Hanım. Beş dakika sonra başlıyoruz."
"Tabii."
Telefon kapandı.
Derin çantasından kalemini ve not defterini aldı.
Aslı'ya döndü.
"Sen bugün benim odada kal. Şu dosyaları sıraya koy."
"Tamam Savcım."
Derin kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken Aslı arkasından seslendi.
"Savcım?"
Derin döndü.
"Efendim?"
Aslı birkaç saniye tereddüt etti.
"Komiser Hakan da toplantıya gelecekmiş."
Derin'in yüzü değişmedi.
Ama eli kapının kolunda bir anlığına durdu.
"Dosyada görevlendirildiyse gelir."
Sonra hiçbir şey olmamış gibi kapıyı açtı.

Toplantı salonuna girdiğimde içeride birkaç kişinin çoktan yerini aldığını gördüm.

Murat Başkomiser masanın sağ tarafında oturuyordu. Esat Başsavcı ise masanın başındaydı. Yanlarında iki polis memuru ve birkaç dosya sorumlusu vardı.

Ve masanın diğer tarafında...

Hakan.

Dün geceki yağmurdan sonra onu tekrar görmeye hazır olduğumu düşünmüştüm.

Değilmişim.

Gözlerim istemsizce birkaç saniye onun üzerinde kaldı.

Bugün üzerinde üniforma vardı. Saçları düzgünce taranmış, yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi. Dün geceki yağmurun altında gördüğüm adamdan farklı görünüyordu.

Belki de farklı değildi.

Ben sadece onu ilk kez yetişkin hâliyle görüyordum.

Hakan da başını kaldırıp bana baktı.

Göz göze geldik.

Sonra ikimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırdık.

Sanki dün gece hiç yaşanmamış gibi.

Sandalyelerden birine geçip oturdum.

Çantamı yanıma bıraktım ve önümdeki not defterini açtım.

Esat Başsavcı birkaç saniye daha bekledikten sonra konuşmaya başladı.

"Arkadaşlar, bu dosyanın üzerinde özellikle durmamız gerekiyor."

Masadaki herkes dikkatini ona çevirdi.

"Bu sabah saat 05.40 civarında İstanbul'un Avrupa yakasında bir erkek cesedi bulundu."

Murat önündeki dosyayı açtı.

Esat devam etti.

"İlk incelemelere göre ölüm şüpheli. Olay yeri ekibinin hazırladığı ön raporda bazı bulgular var. Henüz kesin bir şey söylemiyoruz ama olayın uyuşturucu bağlantılı bir cinayet olma ihtimali üzerinde duruluyor."

Kalemimi elime aldım.

"Kimlik belli mi?"

Esat dosyadan bir fotoğraf çıkardı.

"Yirmi dokuz yaşında. Adı Mert Karaca."

Fotoğrafa baktım.

Genç bir adamdı.

Yüzünde herhangi bir şey belli olmuyordu.

"Adli tıp ön raporu?"

"Henüz tamamlanmadı."

"Ölüm nedeni?"

"İlk değerlendirme, yüksek ihtimalle ateşli silah yaralanması."

Kaşlarımı çattım.

"Silah bulundu mu?"

"Hayır."

Not aldım.

Esat dosyanın birkaç sayfasını çevirdi.

"Telefonu olay yerinde bulunmuş. Fakat telefon kilitli. Bunun dışında olay yerinde bir araç tespit edildi. Araç çalıntı değil ancak sahibinin olayla ilgisi olup olmadığı henüz belli değil."

Murat söze girdi.

"Çevredeki güvenlik kameralarının bir kısmını toplamaya başladık. Fakat olay yerinin bulunduğu sokakta kamera açısı çok iyi değil."

"Yakındaki kameralar?"

"Onları da istedik."

Başımı salladım.

"Tamam."

Esat bana baktı.

"Dosyanın savcısı siz olacaksınız Derin."

"Anladım Başsavcım."

"Emniyet tarafındaki koordinasyonu da Komiser Hakan Akaydın yürütecek."

Kalemimin ucu kâğıdın üzerinde bir an durdu.

Tabii.

İçimden derin bir nefes aldım.

Hakan hiçbir tepki vermeden başını salladı.

"Tamam Başsavcım."

Esat bize baktı.

"İkinizin de birbirinizle koordineli çalışmasını istiyorum. Dosya yeni. Elimizde şu an çok fazla bilgi yok. Bu yüzden hiçbir ihtimali göz ardı etmeyin."

"Tabii."

Hakan da aynı anda,

"Anlaşıldı."

dedi.

Esat dosyayı kapattı.

"İlk iş olay yeri raporları, kamera kayıtları ve maktulün telefonunun incelenmesi. Ayrıca maktulün son yirmi dört saatini çıkartın."

Notlarımı tamamladım.

"Başsavcım, maktulün ailesine haber verildi mi?"

"Henüz değil. Kimliği kesinleştikten sonra gerekli işlemler yapılacak."

Başımı salladım.

Toplantı devam ederken dosyanın ayrıntılarını konuşmaya başladık.

Mert Karaca'nın son olarak kimlerle görüştüğü, olay yerinde bulunan aracın nereden geldiği, çevredeki güvenlik kameralarının hangi saat aralıklarında inceleneceği...

Her şey tamamen yeniydi.

Dün gece yaşananlarla hiçbir ilgisi yoktu.

Ve bunun böyle kalmasını istiyordum.

Çünkü zaten hayatım yeterince karışıktı.

Bir de iki farklı olayı birbirine bağlamaya ihtiyacım yoktu.

Toplantı yaklaşık kırk dakika sürdü.

Sonunda Esat Başsavcı dosyayı kapattı.

"Şimdilik bu kadar. Gelişme oldukça birbirinizle iletişimde olun."

Sandalyeler yavaş yavaş geriye çekildi.

Herkes ayağa kalktı.

Ben de dosyamı çantama koydum.

Tam kapıya yönelecekken Murat'ın sesi geldi.

"Derin."

Döndüm.

"Efendim?"

Murat elindeki başka bir dosyayı kaldırdı.

"Bir de dün geceki olay var."

İşte şimdi asıl meseleye dönmüştük.

"Şüpheli ne durumda?"

"İfadeye alındı. Aslı'nın şikâyeti de var. Ayrıca restorandaki olay için kamera kayıtları geldi."

"İyi."

Murat dosyayı bana uzattı.

"Çocuk hâlâ nezarette."

Dosyayı aldım.

"İfadesini gördünüz mü?"

"Okudum."

"Ne diyor?"

"Her şeyi inkâr ediyor."

İç çektim.

"Tabii ki."

Murat kaşlarını kaldırdı.

"Adamın sicili de temiz değil."

Dosyayı açıp ilk sayfaya baktım.

Şüphelinin bilgileri vardı.

Aslı'nın eski sevgilisi.

Dün gece restoranda üzerime yürüyen, Aslı'yı zorla götürmeye çalışan adam.

İsmi Emre Savaştı.

İfadesine göz gezdirdim.

Aslı'yı sadece konuşmak için götürdüğünü, ona zarar vermek istemediğini, restoranda olayın benim tarafımdan büyütüldüğünü iddia etmişti.

İçimden sinirle güldüm.

"Konuşmak için ıssız sokağa götürmüş."

Murat başını salladı.

"Aynen."

"Sonra restoranda kolundan tutup zorla kaldırmış."

"Evet."

"Kaçarken de polisten kaçmış."

"Evet."

Dosyayı kapattım.

"Şikâyetçi ifade verdi mi?"

"Aslı verdi."

"Restoran çalışanları?"

"Onların ifadeleri de var. İki kişi olayı net şekilde görmüş."

"Benim ifadem?"

Murat hafifçe gülümsedi.

"Senin ifaden de var."

"Harika."

"Bir de polis memurunun raporu."

Dosyayı tekrar açtım.

"Tamam. Şimdi şüphelinin ifadesini bir kez daha alacağım."

Murat başını salladı.

"Ben de geleceğim."

"Olur."

Hakan birkaç metre ötede duruyordu.

Konuşmamızı sessizce dinlediğini fark ettim.

Bakışlarımız kısa bir an kesişti.

Sonra Murat ona döndü.

"Senin de yeni dosyayla ilgili yapacağın işler vardır."

Hakan başını salladı.

"Var."

Bana baktı.

"Raporları bugün içinde gönderirim."

"Tamam."

Aramızdaki konuşma bundan ibaretti.

Sonra Hakan çıktı.

Ben de Murat'la birlikte nezarethane tarafına geçtim.

---

Emre'yi ifade odasına aldıklarında yüzündeki o kendinden emin ifade hâlâ duruyordu.

Sandalyeye oturdu.

Bana baktı.

Sonra Murat'a.

"Ben zaten her şeyi anlattım."

Karşısına oturdum.

"Ben daha dinlemedim."

Omuzlarını silkti.

"Dinleyin."

Dosyayı önüme koydum.

"İsmin?"

"Emre Savaş."

"Şikâyetçi Aslı Yılmaz'ı tanıyor musun?"

"Eski sevgilim."

"Ne zamandır ayrısınız?"

"Bir hafta."

"Bir hafta önce ayrıldığınız bir kadını dün neden ıssız bir sokağa götürdün?"

"Ben götürmedim."

Kaşımı kaldırdım.

"Şikâyetçinin ifadesinde seni onu zorla götürürken gördüğü yazıyor."

"Yalan söylüyor."

"Restoranın güvenlik kamerası da mı yalan söylüyor?"

Sustu.

Dosyadan birkaç fotoğraf çıkardım.

"Burada sen varsın."

Sonra diğer fotoğrafı gösterdim.

"Burada Aslı'nın kolundan tuttuğun görülüyor."

Emre'nin yüzündeki ifade değişti.

"Ben sadece konuşmak istedim."

"Konuşmak için insanın kolundan zorla tutulmaz."

Cevap vermedi.

"Senin hakkında uzaklaştırma kararı talep edilecek. Ayrıca tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma kapsamında değerlendirme yapılacak."

"Ben kimseyi tehdit etmedim."

"Aslı'nın ifadesi aksini söylüyor."

"İspatlayamazsınız."

Sandalye arkasına yaslandım.

"Emre."

Yüzüme baktı.

"Benim işim seni ikna etmek değil."

Bir an sustum.

"Benim işim, elimdeki delilleri değerlendirmek."

Dosyayı kapattım.

"Ve şu an elimizde yeterince delil var."

İfade işlemi tamamlandı.

Emre yeniden nezarethaneye götürüldü.

Ben ise odada birkaç dakika daha kaldım.

Aslı'nın dün geceki hâli gözümün önüne geldi.

Korkuyordu.

Titriyordu.

Ve bu adam hâlâ yaptığı hiçbir şeyin yanlış olduğunu düşünmüyordu.

Bir süre sonra Murat içeri girdi.

"İyi misin?"

"Evet."

"Adli kontrol mü isteyeceksin?"

Başımı kaldırdım.

"Hayır."

Murat şaşırmadı.

"Ne düşünüyorsun?"

"Dosyadaki deliller güçlü. Şikâyetçi ifadesi var, tanıklar var, kamera görüntüleri var. Kaçmaya da çalıştı."

"Yani?"

"Tutuklama talep edeceğim."

Murat başını salladı.

"Tamam."

"Kararı hâkim verecek tabii."

"Onu söylemene gerek yok, Derin."

Gülümsedim.

"Biliyorum."

Dosyayı aldım.

"Ben tutuklama talebimi hazırlayacağım."

---

Yaklaşık bir saat sonra işlemler tamamlanmıştı.

Gerekli evraklar hazırlandı.

Emre, tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edildi.

Ben de dosyayı teslim ettikten sonra odama geri döndüm.

Sandalyeme oturduğumda saat öğleden sonra olmuştu.

Kahvemi önüme koydum.

Bir yudum aldım.

Tam bilgisayarımı açacakken telefonum çaldı.

Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.

Bir saniye tereddüt ettim.

Sonra açtım.

"Alo?"

Karşıdaki ses resmiydi.

"Derin Yalçın Savcım?"

"Evet."

"Emre Savaş'ın tutuklama talebiyle ilgili arıyorum. Hâkimlik işlemi tamamlandı."

Dik oturdum.

"Sonuç?"

"Dosyadaki mevcut deliller ve şüphelinin kaçma ihtimali değerlendirilerek tutuklanmasına karar verildi."

Gözlerimi kapattım.

"Anladım."

Telefon kapandı.

Dosyayı önümdeki masaya bıraktım.

En azından Aslı artık güvendeydi.

Bir süre sonra telefonuma bir mesaj geldi.

Aslı:
Savcım, çok teşekkür ederim. Gerçekten.

Mesaja baktım.

Cevap yazdım.

Rica ederim. Sen sadece kendine dikkat et.

Telefonu masaya bıraktım.

Sandalyemde geriye yaslandım.

Tam birkaç saniyeliğine gözlerimi kapatmıştım ki kapım çalındı.

"Gel."

Kapı açıldı.

Aslı değildi.

Murat da değildi.

Hakan'dı.

Elinde bir dosya vardı.

Bir an ikimiz de birbirimize baktık.

"Rahatsız etmiyorum umarım."

"Hayır."

İçeri girdi.

Dosyayı masama bıraktı.

"Yeni soruşturmayla ilgili ilk raporlar."

Dosyaya baktım.

Sonra ona.

"Bu kadar çabuk?"

"Ekibim çalışıyor."

"Anladım."

Dosyayı açtım.

Hakan birkaç saniye masanın karşısında bekledi.

Sonra:

"Bu arada..."

Başımı kaldırdım.

"Efendim?"

"Dün geceki olay için geçmiş olsun."

"Geçmiş olsun mu?"

"Eliniz."

Sağ elime baktım.

"İyiyim."

"Yine aynı şeyi söylüyorsunuz."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Çünkü gerçekten iyiyim."

Hakan birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe başını salladı.

"Peki."

Kapıya yöneldi.

Ben dosyaya tekrar döndüm.

Ama tam çıkacakken durdu.

"Derin Savcım."

Başımı kaldırdım.

"Efendim?"

Hakan bana baktı.

Yüzünde ilk defa dün geceden beri çözemediğim bir ifade vardı.

"Bir şeyi merak ediyorum."

Kalbim istemsizce hızlandı.

"Neyi?"

Birkaç saniye sustu.

Sonra:

"Dün gece bana neden öyle baktınız?"

Olduğum yerde kaldım.

Kalem elimde hareketsiz duruyordu.

Hakan gözlerini benden ayırmıyordu.

İlk kez o da bir şeylerin farkına varmış gibiydi.

Ben ise yüzümde hiçbir şey belli etmemeye çalışarak arkamdaki dosyaya baktım.

"Nasıl bakmışım?"

Hakan cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.

"Tanıyormuşsunuz gibi."

O an odanın içindeki bütün sesler kesilmiş gibiydi.

Kalbim hızlandı.

Ama yüzümü değiştirmedim.

"Yanılıyorsunuz Komiser."

Hakan gözlerimin içine baktı.

"Olabilir."

Kapıyı açtı.

"İyi çalışmalar."

Kapı kapandı.

Ben birkaç saniye daha olduğum yerde kaldım.

Sonra yavaşça arkamdaki sandalyeye yaslandım.

Gözlerimi kapattım.

On üç yıl boyunca kendime söylediğim tek bir şey vardı.

Bir gün karşıma çıkarsa hiçbir şey belli etmeyeceğim.

Ama şimdi anlıyordum.

Asıl mesele benim onu tanımam değildi.

Asıl mesele...

Hakan'ın da beni tanımaya başlamasıydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.