17

Vaveyla Yazarı: Gizemli Hehe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 17

Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye boyunca kıpırdamadım.

Hakan'ın ayak sesleri koridorda uzaklaşırken gözlerim hâlâ kapının üzerindeydi.

"Tanıyormuşsunuz gibi."

Cümlesi zihnimin içinde tekrar tekrar dönüyordu.

On üç yıl boyunca kendime defalarca aynı şeyi söylemiştim.

Bir gün karşıma çıkarsa hiçbir şey belli etmeyecektim.

Ne onu tanıdığımı söyleyecektim ne de geçmişte hayatımda nasıl bir yeri olduğunu gösterecektim.

Ama Hakan'ın tek bir bakışı, yıllardır kurduğum bütün savunmayı sanki masanın üzerine bırakıp gitmişti.

Sandalyeme oturdum.

Derin bir nefes aldım.

Sonra önüme baktım.

Mert Karaca.

Dosyayı kendime doğru çektim.

"İşine dön, Derin."

Sesli söylemiştim.

Kendi sesimi duyunca istemsizce kaşlarımı çattım.

Hakan'ın söylediklerini düşünmeye devam edersem bu dosyada tek bir satır bile ilerleyemezdim.

Dosyayı açtım.

İlk sayfada Mert Karaca'nın kimlik bilgileri vardı.

Yirmi dokuz yaşında.

Bekâr.

İkamet adresi İstanbul'un Avrupa yakasında.

Mesleği bir lojistik firmasında depo sorumlusu olarak görünüyordu.

Sabıka kaydı temizdi.

İlk bakışta sıradan bir hayatı vardı.

Ama sabah toplantısında konuşulan bir ayrıntı zihnimde takılı kalmıştı.

Uyuşturucu bağlantısı ihtimali.

Kalemi elime aldım.

Mert'in son yirmi dört saatini çıkarmaya başladım.

Sabah 08.12.

İşe giriş.

11.46.

Bir banka işlemi.

13.20.

Telefon görüşmesi.

16.03.

İş yerinden çıkış.

18.17.

Telefon sinyali olay yerine yakın bölgede.

Sonrasında...

Hiçbir şey.

Kaşlarımı çattım.

Telefon kayıtlarını yeniden inceledim.

Mert'in ölümünden yaklaşık üç saat önce yaptığı bir telefon görüşmesi vardı.

Numara kayıtlı değildi.

Görüşme süresi yalnızca kırk üç saniyeydi.

Numarayı not aldım.

Tam o sırada kapım çalındı.

"Gel."

Murat içeri girdi.

Elinde iki dosya vardı.

"Yeni raporlar geldi."

Ayağa kalktım.

"Neler var?"

"Adli tıp ön raporu."

Dosyayı masaya bıraktı.

"Bir de olay yeri ek raporu."

İlk dosyayı açtım.

Murat karşımdaki sandalyeye oturdu.

"Ölüm saatiyle ilgili bir değişiklik var."

"Ne kadar?"

"İlk tahminden yaklaşık kırk dakika sapma."

Başımı kaldırdım.

"Kesin mi?"

"Hayır. Ön rapor. Ama ilk değerlendirmeden daha dar bir aralık verilmiş."

Rapora baktım.

"Bu önemli."

"Evet."

İkinci dosyayı açtım.

"Başka?"

Murat birkaç saniye sustu.

"Olay yerinde bulunan aracın sahibini bulduk."

"Kim?"

"Levent Aydın."

"Şüpheli mi?"

"Henüz değil. Ama aracının olay gecesi orada bulunması açıklanmaya muhtaç."

"İfadesi?"

"Henüz alınmadı."

Dosyayı kapattım.

"Ben de geliyorum."

Murat ayağa kalktı.

"Olay yerine mi?"

"Evet."

"Tamam. Hakan da orada."

Elimdeki kalem bir an durdu.

Murat bunu fark etmiş olacak ki hiçbir şey söylemedi.

Ben de söylemedim.

"Ne zaman çıkıyoruz?"

"On dakika içinde."

"Tamam."

Murat kapıya yöneldi.

Tam çıkarken durdu.

"Bu arada Derin..."

"Efendim?"

"Dosyayı fazla büyütmeden ilerleyelim."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Nasıl yani?"

"Şu an elimizde cinayet var. Uyuşturucu bağlantısı ihtimal. Ama bağlantıyı bulmadan dosyayı o tarafa çekmeyelim."

Başımı salladım.

"Haklısın."

Murat çıktı.

Ben dosyaları çantama koydum.

Ayağa kalkarken gözüm masanın kenarında duran telefona kaydı.

Bir an Hakan'ın az önceki bakışı geldi aklıma.

Sonra başımı iki yana salladım.

"Bugün sadece iş."

Bu kez bunu söylerken kendime gerçekten inanmak istiyordum.

---

Olay yeri, şehir merkezinden biraz uzakta, eski sanayi binalarının bulunduğu bir sokaktaydı.

Hava hâlâ griydi.

Yağmur durmuştu ama asfalt ıslaktı.

Arabadan indiğimde soğuk hava yüzüme çarptı.

Murat önden yürürken ben de peşinden gittim.

Sokağın girişinde polis şeridi çekilmişti.

Birkaç ekip aracı kaldırım kenarında duruyordu.

Hakan'ı hemen gördüm.

Üzerinde koyu renkli montu vardı.

Bir polis memuruyla konuşuyor, elindeki fotoğraflara bakıyordu.

Bizi görünce başını kaldırdı.

Bakışları önce Murat'a, sonra bana geldi.

Bu kez gözlerinde dün geceki soruyu aramadım.

Ben de aramak istemedim.

Murat yanına gitti.

"Ne durumdayız?"

Hakan elindeki fotoğrafları uzattı.

"İlk inceleme tamamlandı. Cesedin bulunduğu nokta burası. Ama kurbanın burada öldürülüp öldürülmediği kesin değil."

Fotoğraflara baktım.

"Kan izi?"

"Yetersiz."

"Yani başka yerde yaralanmış olabilir."

"Evet."

Hakan bana baktı.

"Adli tıp da bunu dışlamıyor."

Dosyayı açtım.

"Ölüm saati değişmiş."

"Yaklaşık kırk dakika."

"Bu, kamera kayıtlarının tamamını yeniden değerlendirmemiz gerektiği anlamına geliyor."

Hakan başını salladı.

"Zaten ekip bunu yapıyor."

"Yakındaki bütün kameralar?"

"Toplanıyor."

"Kaç tane?"

"Şu an için on iki."

"On ikisinin tamamı mı?"

"Evet."

"İyi."

Hakan hafifçe başını eğdi.

"Bir şey daha var."

"Nedir?"

Bizi olay yerinin biraz ilerisine götürdü.

Eski bir binanın duvarını gösterdi.

"Şu kamera."

Başımı kaldırdım.

Kamera doğrudan olay yerine bakmıyordu.

"Bu bizi görmüyor."

Hakan başını iki yana salladı.

"Doğrudan değil."

Sonra karşıdaki camlı binayı gösterdi.

"Yansıma."

Bir süre baktım.

Kamera açısı, karşıdaki binanın cam cephesini görebilecek durumdaydı.

Camın üzerinde sokağın bir kısmı yansıyordu.

Gözlerimi kıstım.

"Buradan araç görülebilir."

"Ben de onu söylüyorum."

Murat kameranın görüntüsünü açtırmak için ekipten birini çağırdı.

Birkaç dakika sonra tablet ekrana geldi.

Görüntü kalitesi çok iyi değildi.

Ama sokak seçiliyordu.

Saat 21.13.

Bir araç geçti.

21.17.

Başka bir araç.

21.26.

Sokağın köşesinde biri göründü.

Hakan ekrana yaklaştı.

"Durdur."

Görüntü dondu.

Murat baktı.

"Bu Mert olabilir mi?"

"Yüz görünmüyor."

Ben görüntüyü biraz büyüttüm.

"Montu aynı."

Hakan başını salladı.

"Ön raporda üzerinde koyu renkli mont olduğu yazıyor."

"Devam ettirin."

Video tekrar oynatıldı.

Adam yürüdü.

Sokağın sonunda durdu.

Sonra başka biri kadraja girdi.

İki kişi birkaç saniye konuştu.

Ardından ikisi de görüntüden çıktı.

Kalemimi çıkardım.

"Saat?"

"21.29."

Hakan hemen not aldı.

"Ölüm saatinden önce."

"Yaklaşık olarak."

Başımı salladım.

"Bu kişiyi bulmamız gerekiyor."

Hakan ekibe döndü.

"Görüntüyü temizletin. Yüz çıkmasa bile kıyafet, boy, yürüyüş, araç varsa plaka. Her ayrıntıyı istiyorum."

Polis memuru başını sallayıp uzaklaştı.

Hakan tekrar bana döndü.

"Başka bir şey var."

"Ne?"

"Cesedin yanında telefon bulunmuştu."

"Evet."

"Telefonun kilidi açıldı."

Başımı kaldırdım.

"Ne zaman?"

"Az önce."

"İçinden ne çıktı?"

"Silinmiş mesajlar."

"Kimden?"

"Henüz bilmiyoruz."

Hakan telefonun inceleme tutanağını uzattı.

Sayfalara baktım.

Silinmiş bir mesaj dizisi vardı.

Mesajların içeriği tamamen kurtarılamamıştı.

Ama bir kısmında aynı ifade tekrar ediyordu.

Depo 17.

Başımı kaldırdım.

"Bu ne?"

"Biz de onu araştırıyoruz."

Murat araya girdi.

"İş yeri kayıtlarında Mert'in görev yaptığı depo 17 numaralı değil."

"Başka bir yer olabilir."

Hakan başını salladı.

"Muhtemelen."

Bir an sessizlik oldu.

Sonra ben:

"Levent Aydın'ın aracı burada bulunmuş."

"Evet."

"Plaka?"

Hakan telefonundan açtı.

"34 ... 417."

"Bu aracı görüntülerde arayalım."

Hakan bana baktı.

"Ben de aynısını düşündüm."

İlk kez aynı anda konuşmuştuk.

İkimiz de sustuk.

Murat ikimize baktı.

"İyi. O zaman araç üzerinden ilerleyelim."

---

Saat öğleden sonra üçü geçmişti.

Adliyeye döndüğümüzde masalarımız dosyalarla dolmuştu.

Kamera kayıtları bilgisayarlara aktarılmıştı.

Mert'in telefonu incelemeye alınmıştı.

Levent Aydın'ın ifadesi için ekip gönderilmişti.

Ben önümdeki görüntüyü tekrar tekrar izliyordum.

21.29.

Mert.

Yanındaki kişi.

Sonra boş sokak.

Kare kare ilerledim.

Bir noktada görüntüyü durdurdum.

Adamın elinde bir şey vardı.

Küçük, koyu renkli bir çanta.

Hemen Hakan'a mesaj attım.

Derin: 21.29'daki görüntüyü tekrar inceleyin. Mert'in yanındaki kişinin elinde çanta var.

Cevap birkaç dakika sonra geldi.

Hakan: Gördüm. Görüntüyü temizletiyoruz.

Telefonu bıraktım.

Bir süre sonra kapım çalındı.

Hakan içeri girdi.

Elinde kahve vardı.

"Bu görüntüyü daha net hâle getirmişler."

Bilgisayarımın yanına geldi.

Ekrana görüntüyü aktardı.

Mert'in yanındaki adamın yüzü hâlâ belli değildi.

Ama çantanın şekli daha netti.

Hakan görüntüyü durdurdu.

"Şurada."

Parmağıyla ekrandaki küçük ayrıntıyı gösterdi.

"Çantanın üzerinde bir logo var."

Yaklaştırdım.

Kırmızı bir şekil.

Altında iki harf.

DK.

"Bu ne?"

"Bilmiyorum."

"Depo 17 ile bağlantılı olabilir."

"Olabilir."

Hakan sandalye çekip oturdu.

"Ben emniyette DK ile başlayan şirketleri araştırıyorum."

Ben de dosyaları karıştırmaya başladım.

"Ben de Mert'in banka hareketlerine bakacağım."

Bir saat sonra ikimiz de hâlâ aynı masadaydık.

Sonraki iki saat boyunca dosyanın her ayrıntısını önümüze serdik.

Mert'in banka hareketleri.

Telefon kayıtları.

Kamera görüntüleri.

Araç kayıtları.

Tanık ifadeleri.

Birbirinden kopuk parçalar gibiydiler.

Ama hepsinin arasında görünmeyen bir bağ vardı.

Saat 19.40 olduğunda odadaki diğer herkes yavaş yavaş çıkmaya başladı.

Murat kapıda göründü.

"Ben çıkıyorum."

Başımı kaldırdım.

"Tamam."

Hakan da ayağa kalktı.

Murat ona baktı.

"Sen?"

"Biraz daha kalacağım."

Murat başını salladı.

Sonra bana baktı.

"Derin?"

"Ben de."

Murat hafifçe gülümsedi.

"İkiniz de aynı kafadasınız."

"Dosya kapanmadan çıkmam."

Murat kapıya yöneldi.

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Kapı kapandı.

Koridor sessizleşti.

Bir süre sonra binadaki ayak sesleri de azaldı.

Saat 21.07 olmuştu.

Masamın üzerinde iki boş kahve bardağı vardı.

Hakan'ın önünde de soğumuş bir yemek kutusu duruyordu.

"Yemeyecek misiniz?"

Hakan ekrandan gözünü ayırmadan cevap verdi.

"Unuttum."

"İki saattir masanın üzerinde duruyor."

"Fark ettim."

"Yemek yemek zor bir şey değil."

Bu kez bana baktı.

"Siz de yemiyorsunuz."

Önümdeki sandviçe baktım.

Haklıydı.

"Benimki de soğudu."

"İşte."

"Ne?"

"İkimiz de aynı durumdayız."

Kaşlarımı çattım.

"Bu konuda ortak nokta bulmamız gerekmiyordu."

Hakan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Mesleki bir ortaklık."

"Umarım."

Tekrar ekrana döndük.

Saat 22.18'di.

Hakan bir anda:

"Durun."

Elini klavyeye uzattı.

Kamera kaydını geri aldı.

21.24.

21.25.

21.26.

"Şuna bakın."

Ekranda Mert'in görüntüsü vardı.

Ama bu kez yanında başka biri görünüyordu.

Hakan görüntüyü birkaç kez ileri geri oynattı.

"Bu araç."

Ekranın köşesinde koyu renkli bir otomobil vardı.

Plaka tam görünmüyordu.

Ama son üç rakam seçiliyordu.

417.

Hakan hemen telefonunu aldı.

"Levent Aydın'ın aracı."

Başımı kaldırdım.

"Demek araç oraya daha önce gelmiş."

"Evet."

"Ve sahibi olay yerinde olmadığını söylüyor."

Hakan başını salladı.

"İfadesinde aracı iki gün önce sattığını söylemiş."

"Satış kaydı?"

"Yok."

"Yani yalan söylüyor olabilir."

"Ya da araç başka biri tarafından kullanılmış."

Bir süre ekrana baktım.

Sonra aklıma bir şey geldi.

"Depo 17."

Hakan bana döndü.

"Ne?"

"Mert'in telefonundaki mesajlar."

"Ne olmuş?"

"Mesajlardan biri olaydan üç saat önce gelmişti."

Dosyayı açtım.

Mesajın kurtarılan kısmını buldum.

Depo 17. 21.30.

Hakan'ın yüzündeki ifade değişti.

Saat 21.29'du.

İkimiz de aynı anda saate baktık.

Sonra birbirimize.

"Bir dakika."

Hakan ayağa kalktı.

"Yani Mert, 21.30'da Depo 17'de biriyle buluşacaktı."

"Ve 21.29'da kamera görüntüsünde görülüyor."

"Yanındaki kişi de çantayla."

"Sonra yaklaşık kırk dakika sonra ölüm saati."

Hakan birkaç saniye düşündü.

"Depo 17'yi bulmamız lazım."

"İstanbul'da kaç tane var?"

"Resmî kayıtlarda..."

Telefonunu açtı.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra başını kaldırdı.

"Bir tane."

"Adres?"

Hakan adresi ekrana getirdi.

Eski bir sanayi bölgesi.

Olay yerine yaklaşık on iki kilometre.

Başımı kaldırdım.

"Yarın sabah oraya gidiyoruz."

Hakan bana baktı.

"Sabahı beklemek zorunda mıyız?"

Saat 23.48'di.

Gözlerimi ekrandan ayırmadan cevap verdim.

"Hayır."

Hakan montunu aldı.

"Ben ekibi hazırlıyorum."

Dosyayı kapattım.

Çantamı toplarken bir an durdum.

Bütün gün boyunca ilk kez dosyaya bakarken zihnim Hakan'a gitmemişti.

Sadece soruşturmayı düşünmüştüm.

Belki de bu yüzden onunla çalışmak sandığım kadar zor değildi.

Çünkü ikimiz de aynı şeye bakıyorduk.

Aynı ayrıntıyı arıyorduk.

Aynı sorunun cevabını bulmaya çalışıyorduk.

Hakan kapının yanında beklerken bana baktı.

"Geliyor musunuz?"

Başımı kaldırdım.

"Elbette."

Koridora çıktık.

Bina neredeyse tamamen sessizdi.

Yan yana yürümüyorduk.

Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı.

Ama ilk kez o mesafe bana geçmişten değil, işten kaynaklanıyormuş gibi geldi.

Asansörün önüne geldiğimizde Hakan düğmeye bastı.

Beklerken bana baktı.

"Bu arada..."

"Ne?"

"Dün sorduğum soruya hâlâ cevap vermediniz."

Bir an sustum.

Asansör kapıları açıldı.

İçeri girdim.

"Çünkü cevap vermem gereken bir soru değildi."

Hakan da içeri girdi.

"Belki de."

Kapılar kapandı.

Birbirimize bakmadık.

Ama ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Mert Karaca'nın ölümü artık yalnızca bir cinayet dosyası değildi.

Ortada bir depo vardı.

Bir araç vardı.

Silinmiş mesajlar vardı.

Ve yüzünü henüz göremediğimiz bir adam vardı.

Asansör aşağı inerken dosyanın ilk gerçek bağlantısını bulduğumuzu biliyordum.

Hakan da biliyordu.

Fakat ikimizin de henüz bilmediği bir şey vardı.

Depo 17'ye girdiğimizde, Mert Karaca'nın ölümünden çok daha büyük bir yapının izine ulaşacaktık.

Ve o gecenin sonunda, bu dosya ikimizin de hayatını bir daha eskisi gibi bırakmayacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.