Aynı Yolda

Vaveyla Yazarı: Gizemli Hehe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Aynı Yolda

Asansörün kapıları açıldığında giriş katındaki sessizlik yüzüme çarptı.

Gece yarısına yaklaşıyorduk.

Adliyenin gündüzleri hiç bitmeyecekmiş gibi görünen kalabalığından geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Koridorlarda birkaç güvenlik görevlisi vardı. Floresan ışıkların altında uzayan gölgeler, binayı olduğundan daha büyük ve daha boş gösteriyordu.

Hakan önden yürüdü.

Ben birkaç adım gerisinden takip ettim.

Çıkış kapısından dışarı adım attığımızda soğuk hava yüzüme vurdu.

Yağmur yeniden başlamıştı.

İnce ince yağıyordu.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.

"Harika."

Hakan dönüp bana baktı.

"Ne oldu?"

"Hiçbir şey."

"Yağmurdan hoşlanmıyorsunuz."

"Hoşlanıyorum."

"Öyle görünmüyor."

Ona baktım.

"Şu an yağmurun hoşuma gitmemesi için yeterince sebebim var."

Hakan'ın yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.

"Benimle ilgiliyse söyleyebilirsiniz."

"Her şeyi üzerinize alınmayın Komiser."

"Alışkanlık."

Otoparka doğru yürümeye devam ettik.

Hakan birkaç araç ileride duran siyah arabanın yanında durdu.

Anahtarını çıkardı.

"Benim arabayla gidelim."

Bir an durdum.

"Ekibiniz?"

"Arkadan gelecekler."

"Ben kendi arabamla gelebilirim."

Hakan bana baktı.

"On iki kilometrelik yolu iki ayrı araçla gidip sonra ekip olarak aynı yere girmemizin bir anlamı yok."

Haklıydı.

İstemeden başımı salladım.

"Peki."

Arabanın yolcu kapısını açtı.

İçeri girdim.

Hakan sürücü koltuğuna geçti.

Kapılar kapandığında dışarıdaki yağmurun sesi bir anda daha belirgin hâle geldi.

Bir süre ikimiz de konuşmadık.

Hakan motoru çalıştırdı.

Silecekler camdaki yağmur damlalarını düzenli aralıklarla temizlemeye başladı.

Ben önümdeki dosyayı açtım.

"Depo 17'nin sahibi belli mi?"

"Evet."

"Kim?"

"Bir lojistik şirketi."

"Şirketin Mert Karaca'yla bağlantısı?"

"Şimdilik doğrudan yok."

"Şimdilik."

Hakan bana kısa bir bakış attı.

"Dosyayı bırakmıyorsunuz."

"Sen de bırakmıyorsun."

"Benim işim."

"Benim de."

Tekrar önüne baktı.

Trafik gece olduğu için oldukça sakindi.

Şehrin ışıkları ıslak asfaltta uzuyor, yağmur damlaları camda küçük izler bırakıyordu.

Dosyanın sayfalarını çevirirken bir belge yere kaydı.

Eğilip almak için uzandığım anda Hakan da aynı anda elini uzattı.

Parmaklarımız kâğıdın üzerinde kısa bir an birbirine değdi.

İkimiz de aynı anda durduk.

Hakan elini çekti.

"Buyurun."

"Sağ ol."

Belgeyi aldım.

Bir süre sonra fark ettim ki Hakan'ın bakışları yoldaydı.

Hiçbir şey söylemedi.

Ben de söylemedim.

Arabanın içinde yalnızca sileceklerin sesi kaldı.

Birkaç dakika sonra Hakan'ın telefonu çaldı.

Bluetooth üzerinden ekipten birinin sesi duyuldu.

"Komiserim, biz çıkıyoruz."

"Tamam. Konumu takip edin."

"Anlaşıldı."

Telefon kapandı.

Hakan direksiyona biraz daha sıkı tutundu.

"Ekibiniz hazır."

"Evet."

"Silahlarını yanlarına alıyorlar mı?"

"Standart ekipmanlarıyla geliyorlar."

Başımı salladım.

Ben de çantamı açıp gerekli evrakları kontrol ettim.

Dosya, telefon, not defteri.

Her şey yerindeydi.

Bir süre sonra Hakan'ın arabası yavaşladı.

Önümüzdeki kavşaktan döndü.

"Depoya yaklaşık beş dakika."

Pencereden dışarı baktım.

Şehrin merkezi geride kalmıştı.

Binalar seyrekleşiyor, sokaklar karanlıklaşıyordu.

Uzaktaki birkaç sanayi binasının ışığı görünüyordu.

"Buraya daha önce geldin mi?"

Hakan başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Ben de."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Hakan:

"Garip."

"Nesi?"

"Mert'in telefonundaki mesaj tam 21.30'u gösteriyor."

"Evet."

"Ve kamera kaydında 21.29'da burada olması gereken adamı görüyoruz."

"Bir dakika bile tesadüf olmayabilir."

"Ben de onu düşünüyorum."

Hakan'ın sesi ciddileşti.

"Birileri Mert'i buraya çağırdı."

"Ve muhtemelen o kişiyle buluştu."

"Sonrasında da öldü."

"Ya da öldürülmeden önce başka bir yere götürüldü."

Hakan bana baktı.

"Bu ihtimali neden düşünüyorsunuz?"

"Çünkü olay yerinde yeterli kan izi yok."

Bir saniye sustu.

Sonra başını salladı.

"Doğru."

"Bu yüzden Depo 17 önemli."

"Umarım düşündüğümüz kadar basittir."

"Basit olsaydı bu saatte burada olmazdık."

Hakan'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Doğru."
Hakan'ın arabası ana yoldan ayrıldığında asfalt çoktan geride kalmıştı.

Önümüzde yalnızca dar, çamurlu bir yol vardı.

Arabanın farları karanlığı birkaç metre önümüze kadar aydınlatıyor, onun ötesinde ise ağaçların gövdeleri birbirine karışıyordu.

Orman gece olduğundan çok daha büyük görünüyordu.

Yağmur hâlâ yağıyordu.

Damlalar ön cama vuruyor, silecekler düzenli aralıklarla görüş alanımızı temizliyordu.

Bir süre kimse konuşmadı.

Ben önümdeki dosyaya bakıyordum ama artık satırları okuyamıyordum.

Gözlerim aynı cümlenin üzerinde takılı kalmıştı.

Depo 17.

Hakan'ın sesi sessizliği bozdu.

"Buraya daha önce gelen olmuş mu?"

"Resmî kayıtlara göre depo üç yıldır kullanılmıyor."

"Üç yıl?"

"Evet."

"Elektrik?"

"Şirket adına hâlâ abonelik var."

Başımı kaldırdım.

"Yani tamamen terk edilmiş değil."

"Değil."

Arabanın içindeki sessizlik yeniden çöktü.

Ağaçların arasından ilerlerken telefonum titredi.

Murat'tan mesaj gelmişti.

Ekip konuma ulaştı.

Mesajı Hakan'a gösterdim.

"Arkadan geliyorlar."

"İyi."

Bir virajı döndük.

Ve sonunda depo göründü.

Ormanın ortasında tek başına duran, geniş ve eski bir yapıydı.

Çevresinde başka bina yoktu.

Yalnızca ağaçlar.

Karanlık.

Ve yağmur.

Deponun çatısının bazı yerleri çökmüş gibiydi. Dış cephesindeki boyalar dökülmüş, pencerelerin bir kısmı kırılmıştı.

Fakat binanın arka tarafında tek bir ışık yanıyordu.

Hakan hemen yavaşladı.

"Burada biri var."

Ben de ışığa baktım.

"Kesin mi?"

"Üç yıldır kullanılmayan bir depoda gece yarısı ışık yanıyorsa..."

Cümlesini tamamlamadı.

Gerek yoktu.

Hakan aracı biraz geride durdurdu.

Motoru kapattı.

İkimiz de birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden binaya baktık.

Sonra Hakan bana döndü.

"Buradan sonrası sessiz."

Başımı salladım.

"Anladım."

"Ekibi bekleyelim."

"Tamam."

Birkaç dakika sonra arkamızdaki araçların farları göründü.

Ekip sessizce yanımıza geldi.

Murat da araçtan indi.

"Ne gördünüz?"

Hakan depoyu işaret etti.

"Arka tarafta ışık var."

Murat başını kaldırıp baktı.

"İçeride biri olabilir."

"Olabilir değil," dedim. "Bence kesin."

Murat bana baktı.

"Neden?"

"Elektrik aboneliği aktif. Depo resmî olarak kullanılmıyor. Ama içeride ışık var."

Murat kısa bir süre düşündü.

"Haklı."

Ekip hazırlığını tamamladı.

Hakan bana döndü.

"Siz benim yanımda kalın."

"Komiser..."

"Bu sefer tartışmayalım."

Sesinde öyle ciddi bir ton vardı ki cevap vermedim.

Sadece başımı salladım.

Depoya doğru yürümeye başladık.

Ayakkabılarımızın altında çamur eziliyordu.

Yağmur ağaçların yapraklarına vuruyor, rüzgâr dalları birbirine sürtüyordu.

Ormanın içindeki sesler garipti.

Bir dal kırılıyor.

Sonra sessizlik.

Uzakta bir kuş sesi.

Sonra yine sessizlik.

Binaya yaklaştıkça ışık daha belirgin hâle geldi.

Yan taraftaki kırık pencerenin önünde durduk.

İçeriden konuşma sesleri geliyordu.

Çok net değildi.

Hakan elini kaldırdı.

Herkes durdu.

Bir süre dinledik.

"Para burada."

Bir erkek sesi.

Ardından başka biri konuştu.

"Tamamını mı?"

"Eksik değil."

Hakan bana baktı.

Ben de ona baktım.

İkimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Uyuşturucu.

Mert.

Depo 17.

Hepsi aynı yerdeydi.

Hakan sessizce ekibe işaret verdi.

Kapının bulunduğu tarafa geçtik.

İçeride iki kişi vardı.

Masada birkaç paket ve çanta duruyordu.

İki adam birbirleriyle konuşuyordu.

Biri telefonuna bakıyor, diğeri masanın üzerindeki çantayı kontrol ediyordu.

Hakan bana doğru eğildi.

"İçeride iki kişi."

Başımı salladım.

"Suçüstü."

Hakan bir saniye daha bekledi.

Sonra yüksek sesle:

"Polis! Kıpırdamayın!"

İçeride bir anda hareket başladı.

Sandalyeler devrildi.

Adamlardan biri kapıya yöneldi.

Ekip içeri girdi.

"Yere yat!"

"Silahını bırak!"

Her şey birkaç saniye içinde oldu.

Ben Hakan'ın hemen arkasındaydım.

İlk adam yere yatırıldı.

Diğeri arka tarafa doğru kaçmaya çalıştı.

Murat onun önünü kesti.

"Kaçma!"

Adam geri döndü.

Tam o anda göz göze geldik.

Adamın yüzünde panik vardı.

Sonra bakışları bana kaydı.

Bir saniye.

Sadece bir saniye.

Ama o saniye yeterliydi.

Adam hızla üzerime doğru geldi.

Hakan'ın sesi yükseldi.

"DERİN!"

Ne olduğunu anlayamadan adam kolumdan tuttu.

Bir anda kendimi onun önünde buldum.

Hakan hemen birkaç adım yaklaştı.

"Onu bırak."

Adam geri çekildi.

Benimle birlikte depo kapısına doğru ilerliyordu.

"Yaklaşma!"

Hakan olduğu yerde durdu.

Murat da elini kaldırarak ekibe işaret verdi.

Kimse hareket etmiyordu.

Adam nefes nefese kalmıştı.

Ben ise mümkün olduğunca sakin kalmaya çalışıyordum.

Hakan'ın gözleri üzerimdeydi.

Yüzündeki ifade değişmişti.

Az önceki soğukkanlı komiser gitmişti.

Yerine gözlerini benden ayırmayan bir adam gelmişti.

"Derin."

Sesini ilk kez bu kadar düşük duydum.

"İyiyim."

Hakan başını hafifçe salladı.

"Tamam."

Adam beni geri çekmeye devam etti.

"Arabayı hazırlayın."

Kimse cevap vermedi.

"Arabayı!"

Murat konuştu.

"Tamam. Sakin ol."

Adam birkaç adım daha attı.

Kapıya yaklaşıyorduk.

Ben Hakan'a baktım.

Hakan gözlerini benden ayırmadan konuştu.

"Kimse sana zarar vermeyecek."

Adam güldü.

"Öyle mi?"

"Öyle."

"Yaklaşmayacaksınız."

Hakan cevap vermedi.

Sadece bana baktı.

O an garip bir şey fark ettim.

Hakan'ın gözleri korkuyordu.

Çok küçük bir ayrıntıydı.

Ama gördüm.

On üç yıl önce tanıdığım çocukla yıllar sonra karşıma çıkan adamın arasında ilk kez bir bağ kuruldu zihnimde.

Hakan değişmişti.

Ama bazı şeyler değişmemişti.

Benim başıma bir şey gelmesinden korktuğunda gözlerini kaçırmıyordu.

Adam beni kapının dışına çıkardı.

Yağmur yüzüme vurdu.

Ormanın karanlığı bir anda daha ağır geldi.

Arkamızdaki ekip birkaç metre uzakta kalmıştı.

Hakan da dışarı çıktı.

"Buradan çıkamazsın."

Adam sustu.

"Orman her tarafta."

"Ben yolu biliyorum."

"Biz de seni buluruz."

Adam birkaç saniye Hakan'a baktı.

Sonra beni bırakmadan geri geri yürüdü.

Ağaçların arasına doğru.

Hakan'ın çenesi gerildi.

"Derin."

Bana bakıyordu.

"İyi misin?"

Başımı hafifçe salladım.

"Evet."

Adam bir anda yön değiştirdi.

Beni bıraktı.

Ben bir adım geriye çekildim.

Adam ise ormanın içine doğru koşmaya başladı.

Hakan hiç düşünmeden hareket etti.

"Peşinden!"

Ekip de aynı anda koşmaya başladı.

Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Sonra Hakan'ın sesi yeniden duyuldu.

"Derin, gelmeyin!"

Ama artık çok geçti.

Ormanın içinden gelen ayak sesleri gittikçe uzaklaşıyordu.

Hakan ve diğerleri adamın peşinden ilerliyordu.

Ben de çamurun içinde koşmaya başladım.

Dallar yüzüme çarpıyor, yağmur saçlarımı tamamen ıslatıyordu.

Önümüzde yalnızca karanlık vardı.

Bir yerde Hakan'ın sesi duyuldu.

"Sağa!"

Ekip ikiye ayrıldı.

Ben nefes nefese onların peşinden gittim.

Bir süre sonra Hakan geriye baktı.

Beni görünce durdu.

"Sen niye geldin?"

"Nereye gittiğini bulmaya."

"Burada kalman gerekiyordu."

"Ben de soruşturmanın içindeyim."

Hakan birkaç saniye bana baktı.

Sonra başını iki yana salladı.

"İnatçısınız."

"Yeni mi fark ettiniz?"

Hakan istemeden gülümsedi.

Ama gülümsemesi yalnızca bir saniye sürdü.

Çünkü ileriden bir ses geldi.

Bir dal kırıldı.

Hepimiz aynı anda sustuk.

Hakan elini kaldırdı.

Kimse konuşmadı.

Orman yeniden sessizliğe gömüldü.

Yağmurun sesi.

Nefeslerimiz.

Uzakta bir yaprağın hışırtısı.

Hakan fısıltıyla:

"Burada."

Hepimiz o yöne döndük.

Karanlık ağaçların arasında bir gölge hareket etti.

Sonra kayboldu.

Murat:

"Dağılıyor."

Hakan başını salladı.

"Bulacağız."

Ben birkaç adım geride durdum.

Ormanın karanlığına baktım.

Az önce bizi depodan çıkaran adam artık ağaçların arasında kaybolmuştu.

Ama artık yalnız değildi.

Biz de onun peşindeydik.

Ve o an içimde garip bir his oluştu.

Sanki bu gece yalnızca Mert Karaca'nın katilinin peşinden gitmiyorduk.

Sanki ormanın içine girdikçe, dosyanın yıllardır sakladığı başka bir kapı da yavaş yavaş açılıyordu.

Hakan yanıma geldi.

"Hazır mısınız?"

Ona baktım.

"Değilim."

Bir saniye durdum.

"Yine de geliyorum."

Hakan başını salladı.

Sonra ikimiz de karanlık ağaçların arasına doğru ilerledik.

Arkamızda ışıklarıyla duran depo giderek küçüldü.

Önümüzde ise yalnızca orman vardı.

Ve ormanın içinde, birkaç saniye önce kaybolan adam.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.