Geçmiş

Vaveyla Yazarı: Gizemli Hehe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: Geçmiş

El belimde olduğu anda bütün vücudum bir anda gerildi.
Refleks olarak elimdeki silahı kaldırdım ve arkamı dönmeye çalıştım. Fakat beni tutan kişi bileğimden yakalayıp silahımı aşağı indirdi.
"Silahını indir dedim."
Sesini duyduğum anda olduğum yerde kaldım.
Kalbim sanki göğsümün içinde bir yere çarpıp geri dönüyordu.
O sesi...
Hayır.
Olması mümkün değildi.
Yıllardır duymadığım bir sesti. Ama buna rağmen beynim onu bir saniye bile düşünmeden tanımıştı.
Yavaşça arkamı döndüm.
Yağmur yüzüme vuruyor, saçlarım alnıma yapışıyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı yüzünü tam olarak aydınlatmıyordu. Karşımda duran adamın yüzüne birkaç saniye baktım.
Tanımadığım bir yüz olması gerekiyordu.
Ama değildi.
Yüzü yıllar içinde değişmişti. Çocukluğumda hatırladığım o yüz gitmiş, yerine daha sert hatlara sahip bir adam gelmişti. Saçları daha koyuydu. Omuzları genişlemişti. Bakışları eskisinden çok daha ağırdı.
Ama gözleri...
O gözleri tanıyordum.
Bir insanı yıllarca görmeyebilirdiniz.
Sesini unutmaya çalışabilirdiniz.
Hatta onunla ilgili bütün anılarınızı zihninizin en diplerine gömmeye çalışabilirdiniz.
Ama bazı insanlar vardı.
Beyin onları unutmuyordu.
Lanet olsun ki unutmuyordu
"Sen şuan ne yaptığının farkında mısın? Mesleğinin ilk gününde falan mısın?"
"Evet farkındayım.İhbar edildiniz ve bende sizi tutukluyorum"
Daha fazla konuşup Aslı'nın eski sevgilisinin kaçmasına izin veremezdim.Ve evet beni hatırlamıştı beni hatırlamasını beklemiyordum zaten çünküonun hayatında ben sadece bir figurandım.
Daha fazla bunları düşünmeden ellerini belimden ittim ve hızlıca koşmaya başladım.
Arkamdan seslendiğini duydum ama dönüp bakmadım. Şu an tek yapmam gereken şey önümdeki adamı yakalamaktı. Aslı'nın başına gelenlerden sonra onu elimden kaçırmaya hiç niyetim yoktu.
Topuklu ayakkabılarımın çıkardığı ses yağmurun ve uzaktan gelen sirenlerin arasında kayboluyordu. Sokak gittikçe kararıyor, önümde koşan adam birkaç metre ileride gözden kaybolmaya çalışıyordu.
"Dur!"
Adam arkasına bile bakmadı.
"SAVCI! DUR DEDİM!"
Bu kez yavaşladı.
Tam arkasını dönüp bana bakacağı sırada ayağı kaydı ve duvara tutundu. Ben de aradaki mesafeyi kapatıp yanına ulaştım.
"Yere yat!"
"Sen manyak mısın?"
"Yere yat dedim!"
Silahımı ona doğrulttum.
Adam ellerini yavaşça kaldırdı.
"Tamam, tamam. Sakin ol."
"Az önce bir kadını zorla götürmeye çalıştın. Şimdi de benden sakin olmamı mı bekliyorsun?"
"Ben sadece konuşmak istiyordum."
"Bir insanı ıssız bir sokağa sürükleyip kolundan tutarak mı konuşuyorsun?"
Adam cevap vermedi.
Tam yanına yaklaşacakken arkamdan ayak sesleri duydum.
Döndüğümde birkaç metre gerimde onu gördüm.
Hakan...
Üzerindeki üniforma yağmurdan ıslanmıştı. Saçlarından su damlıyordu. Elinde silahı vardı ve gözlerini benden ayırmadan bana doğru yürüyordu.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun ve senin neden silahın var yere at o silahı"
Aslı'nın eski sevgilisini boynundan tutup polisin yani Hakan'ın üzerine doğru ittim
"Al sana suçlu"
Yağmur damlaları ikimizde ıslatıyordu,Hakan nolduğunu anlamaya çalışıyordu.Savcı kimliğimi çıkartıp Hakan gösterdim.İsmimi görmesine rağmen beni hatırlamamakta ısrarcıydı.
"Savcı mı?"
"Evet, savcı direkt karşıdaki adliyede çalışıyorum sen yeni atandın buraya sanırım tanımadığına göre"
"Evet yeni atandım,ama bu sizi haklı çıkarmaz.İnsan içinde elinizde silahla beraber koşamazsınız"
Tam ağzımı açacaktım ki Aslı'nın eski sevgilisinin kaçmaya yeltendigini fark ettim,etik olmasada adamın ayağına çelmet attım ve adam bu yağmurlu havada yere yapıştı.Hakan beni hayretler icerisinde izliyordu.Ama en çok sinirimi bozan şey beni hatırlamamasıydı,ben onu unutmayıp kimseyi hayatıma alamazken o beni hatırlamamıştı.
13 yıldır aşık olduğum ama bir o kadar da unutmak istediğim adam beni hiçbir zaman doğru düzgün tanımamıştı zaten evlerimiz dip dibe olmasına rağmen o küçükken bile yüzüme bakmıyordu
"Bakın Komiser Bey, ben size mesleğinizi öğretmeye çalışmıyorum. Siz de bana benim mesleğimi öğretmeyin."
Hakan birkaç saniye sustu.
"Ben de size mesleğinizi öğretmeye çalışmıyorum. Sadece az önce hayatınızı tehlikeye attığınızı söylüyorum."
Homurdanıp yerden Aslı'nın eski sevgilisini kaldırdım
"Kelepçelersiniz artık komiser bey"
Hakan adamı alıp kelepçeledi.Ve o an onu tanıdığımı belli etmemeye karar verdim zaten o da beni tanınmamıştı.Üçümüzde iyice ıslanmıştık.
"Silahınızı kılıfına koyacak mısınız artık Savcım"
Gözlerimi devirdim ve silahımı kemerimdeki kılıfına koydum
Hakan'ın bakışları bir an üzerimde kaldı.
Sanki söylemek istediği başka bir şey varmış gibi baktı ama sonunda hiçbir şey söylemeden gözlerini kaçırdı.
Bu daha da sinirimi bozdu.
Çünkü ben onun yüzündeki en küçük değişikliği bile fark edebilecek kadar iyi tanıyordum.
Kaşlarını hafifçe çatması. Bir şeyden şüphelendiğinde başını çok az yana eğmesi. Sinirlendiğinde çenesini sıkması.
Bunların hiçbirini unutmamıştım.
O ise karşısında yıllardır tanıdığı bir insan değil, sadece adliyede çalışan bir savcı varmış gibi davranıyordu.
Belki de gerçekten öyleydi.
Belki de onun için ben sadece buydu.
Bir savcı.
Bir meslektaş.
Karşısında yağmur altında durmuş, elinde silahla sokakta koşan ve birkaç dakika önce kendisine ters ters konuşan bir kadın.
İçimden acı bir kahkaha atmak geldi.
Ne bekliyordum ki?
On üç yıl geçmişti.
İnsan on üç yılda evlenebilir, çocuk sahibi olabilir, başka bir ülkeye taşınabilir, hayatını tamamen değiştirebilirdi.
Birini unutabilirdi.
Ben unutamamıştım.
Sorun da buydu zaten.
"İyi misiniz?"
Hakan'ın sesiyle düşüncelerim bölündü.
Kaşlarımı çattım.
"İyiyim."
"Eliniz?"
Elime baktım.
Az önce adamın yüzüne vurduğumda canım yanan elim hâlâ hafifçe sızlıyordu.
"Bir şeyim yok."
"Kanıyor."
Elime tekrar baktım.
Gerçekten de parmak eklemlerimin üzerinde küçük bir sıyrık vardı.
"Önemli değil."
Hakan başını iki yana salladı.
"İnsanların 'önemli değil' dediği şeylerin çoğu sonradan önemli oluyor."
Bu cümleyi duyduğum anda bir anlığına sustum.
Çünkü çocukken de böyle konuşurdu.
Bir yaz günü dizimi taşın üzerine vurup kanattığımda yanımda durmuş ve bana aynı ciddiyetle bakmıştı.
"Bir şeyin yok deme. Kanıyor."
O zaman da ona kızmıştım.
"Sen doktor musun?"
"Hayır."
"O zaman karışma."
"İyileşsin diye karışıyorum."
Gözlerimi kapatıp o anıyı zihnimden uzaklaştırdım.
Hayır.
Bunu yapmayacaktım.
Geçmişi şu anın içine taşımayacaktım.
"Ben iyiyim Komiser Bey."
Bu kez özellikle vurguladım.
Hakan bunu fark etmiş olacak ki birkaç saniye yüzüme baktı.
"Nasıl isterseniz."
Şüpheliyi polis merkezine götürmek için gelen diğer memurlara teslim etti.
Ben de olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Saçlarımdan süzülen su boynumdan aşağı ilerliyordu. Elbisem üzerime yapışmış, topuklu ayakkabılarım suyun içinde neredeyse yürümeyi imkânsız hâle getirmişti.
Aslı...
Bir anda onu hatırladım.
"ASLI!"
Sesim sokakta yankılandı.
Hakan dönüp bana baktı.
"Aslı kim?"
"Yanımdaki stajyerim."
"Az önce restoranda kalan kız mı?"
"Evet."
Hakan'ın yüzündeki ifade değişti.
"Polis merkezine götürüldüğünü sanıyordum."
"Ne?"
"Ben olay yerine geldiğimde bir polis memuru onu araca götürüyordu. İyi olduğunu söyledi."
İçim biraz olsun rahatladı.
"Tamam."
Hakan başını salladı.
"İsterseniz siz de merkeze geçin. İfadeniz alınacak."
"Ben savcıyım."
"Biliyorum."
"O zaman neden—"
"Çünkü olayın içinde siz de varsınız."
"Pekala ama baş komiser Murat abiyle görüşücez"
"Tanıyor musun"
"Tabikide 1 yıldır buralardayım"
İkimizde sessiz kaldık,birlikte karakola doğru yürüdük
Sanki karşımdaki kişiyi tanımıyormuşum gibi Hakan a ismini sordum
"İsmim Hakan...Hakan Akaydın,memnun oldunuz mu Savcım"
"Hayır olmadım"
"Çattık yarabbim"
Sonunda karakolun önüne gelmiştik içeri girdik ve içeri girdiğimde fark ettim fazlasıyla üşüyordum ve ıslanmayan yerim kalmamıştı.Güvenlikten geçtikten sonra karşıma çıkan ilk kişi Aslıydı üzerim ıslak olduğu için sarılamadım.
"Aslı iyi misin"
"Ben iyiyim savcım asıl siz iyi misiniz"
Gözlerimle Hakan'ı işaret ettim
"Yanımda böyle bı komiser varken ne kadar iyi olabiliyosam o kadar iyiyim canım,şuradaki polisler seni evine bırakacak 1 hafta izinlisin ve evin etrafında da polisler olucak zaten merak etme"
"Çok teşekkür ederim Savcım"diyip polislerle beraber arabaya bindi.
Bende Murat baş komiserin odasına doğru gittim Hakan da peşimden geldi.
Murat Başkomiser'in odasının kapısına geldiklerinde Derin birkaç saniye durdu.

Üzerinden hâlâ yağmur damlıyordu. Saçları tamamen ıslanmış, siyah elbisesinin kolları tenine yapışmıştı. Hakan da ondan farklı değildi. Üniformasının omuzları koyulaşmış, saçları alnına düşmüştü.

Derin kapıyı çaldı.

"Gel."

Kapıyı açıp içeri girdi.

Murat Başkomiser, masasındaki evraklardan başını kaldırdığı anda karşısındaki manzara karşısında birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi.

Önünde sırılsıklam bir savcı ve hemen arkasında sırılsıklam bir komiser duruyordu.

Kaşlarını kaldırdı.

"Ben bir şey sormayacağım."

Derin kaşlarını çattı.

"Neyi?"

Murat, ikisine sırayla baktı.

"İkiniz aynı anda mı düştünüz yağmurun içine?"

Hakan kısa bir nefes verdi.

"Meslektaşımız şüpheliyi kendi başına takip etmiş."

Derin hemen araya girdi.

"Şüpheli kaçıyordu."

"Ve siz de peşinden koşmuşsunuz."

"Yakalandı ama."

Murat başını iki yana salladı.

"Allah'ım, daha ilk günümde şu karakolda yine aynı hikâye."

Hakan sandalyesine oturdu.

"Ben geldiğimde savcı hanım şüpheliyi silahla takip ediyordu."

Derin ona döndü.

"Şüpheliyi yakaladım."

"Bu yaptığınızın doğru olduğu anlamına gelmiyor."

"Komiser Bey, gerçekten bugün sizinle tartışacak enerjim yok."

Murat ikisine baktı.

"Kesin."

İkisi de sustu.

Murat dosyayı önüne çekti.

"Olayı baştan anlatın."

Derin anlatmaya başladı. Restorandaki olayı, Aslı'nın eski sevgilisinin onu zorla götürmeye çalışmasını, adamın kaçmasını ve sonrasında yaşananları tek tek anlattı.

Hakan ise zaman zaman araya girerek olayın kendi gördüğü kısmını açıkladı.

Fakat bir noktadan sonra konuşma yeniden tartışmaya dönüştü.

"Ben sadece görevimi yaptım," dedi Derin.

"Ben de görevimi yaptım," diye karşılık verdi Hakan.

"Benim görevimi sorgulamanız gerekmiyor."

"Sorgulamıyorum. Sadece yaptığınız hareketin tehlikeli olduğunu söylüyorum."

Derin sandalyesinden doğruldu.

"Ben yıllardır bu mesleğin içindeyim."

"Ben de size bunu söylemiyorum."

"O zaman ne söylüyorsunuz?"

Hakan birkaç saniye sustu.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"İnsanların sizin için endişelenmek zorunda kalacağı hareketler yapmayın."

Derin'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

Bu cümle dışarıdan bakıldığında oldukça normaldi.

Fakat Derin'in içinde bambaşka bir yere dokunmuştu.

Çünkü Hakan bunu söylerken yüzünde hiçbir duygu yoktu.

Sanki karşısında yıllardır hayatının bir parçası olan biri değil, sadece görev sırasında karşılaştığı bir meslektaşı vardı.

Derin başını eğdi.

"Merak etmeyin."

Sesi önceki kadar sert değildi.

"Kimsenin benim için endişelenmesine gerek yok."

Hakan bir şey söylemek istedi ama Derin ayağa kalktı.

Murat şaşkınlıkla ona baktı.

"Derin Hanım, daha tutanak..."

"Yarın tamamlarım."

"Şimdi nereye?"

"Adliyeye değil. Eve."

Murat onun yüzündeki değişikliği fark etti.

"İyi misiniz?"

"Gayet iyiyim."

Bu kez yalan söylediği çok belliydi.

Çantasını aldı.

Hakan arkasından bakıyordu.

"Ben yanlış bir şey mi söyledim?"

Derin kapının önünde durdu.

Birkaç saniye boyunca arkasını dönmedi.

Sonra yalnızca başını hafifçe çevirerek ona baktı.

"Hayır."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Zaten hiçbir şey söylemediniz."

Ve kapıyı açıp çıktı.

Koridorda hızlı adımlarla ilerledi.

Topuklarının sesi karakolun koridorunda yankılanıyordu.

Kimseye bakmadı.

Kimseyle konuşmadı.

Karakolun kapısından çıktığında yağmur hâlâ devam ediyordu.

Arabaya kadar yürüdü.

Çantasını ön koltuğa bıraktıktan sonra birkaç saniye direksiyonun başında oturdu.

Ellerini direksiyonun üzerine koydu.

Gözlerini kapattı.

On üç yıl.

On üç yıl boyunca bir insanı unutmaya çalışmıştı.

Ve onu yeniden gördüğü ilk gün, Hakan'ın hayatında kendisine dair hiçbir şey olmadığını anlamıştı.

Belki de yıllardır asıl korktuğu şey buydu.

Hakan'ın geri dönmesi değil.

Hakan'ın geri dönüp onu hatırlamaması.

Derin derin nefes aldı.

Kendine kızdı.

"Ne bekliyordun?"

Cevap yoktu.

Çünkü aslında cevabı biliyordu.

Hiçbir şey beklememesi gerektiğini biliyordu.

Ama insan kalbine emir veremiyordu.

Derin arabayı çalıştırdı.

Dikiz aynasına baktığında karakolun kapısında duran Hakan'ı gördü.

Bir an göz göze geldiler.

Hakan olduğu yerde durmuş, ona bakıyordu.

Derin hemen bakışlarını kaçırdı.

Arabayı hareket ettirdi.

Karakoldan uzaklaşırken içinden tek bir düşünce geçti:

Bazı insanlar hayatımızdan yıllar önce çıkıyordu.

Ama onların bıraktığı boşluk, insanın içinde kalmaya devam ediyordu.

Ve bazen o insan geri döndüğünde, boşluğun hiç kapanmadığını fark etmekten daha ağır bir şey olmuyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.