9. bölüm / 14
Bir yıl daha sevMÜZİK DURDUĞUNDA
Bölümler 14Şu an: MÜZİK DURDUĞUNDA
- 1 AHŞAP, TOZ VE SESSİZLİK1.470 kelime
- 2 YENİ BİRİ, ESKİ BİR DÜZEN3.195 kelime
- 3 BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR2.112 kelime
- 4 BİRİNCİ KURAL: ALIŞMA2.099 kelime
- 5 YAĞMURDAN SONRA2.516 kelime
- 6 KİTAPLARIN ARASINDA KALANLAR2.380 kelime
- 7 SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN2.304 kelime
- 8 BİRAZ DAHA YAKIN2.611 kelime
- 9 MÜZİK DURDUĞUNDA4.185 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 ÖLMEK İSTEMİYORUM, DEFNE3.780 kelime
- 11 KISA BİR MUTLULUK2.990 kelime
- 12 SARILAMAYACAĞIM GÜNLER2.219 kelime
- 13 GÜNEŞ DOĞARKEN4.120 kelime
- 14 SON..406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
9. BÖLÜM
MÜZİK DURDUĞUNDA
O gün dükkânın kapanmasına yarım saat vardı. Aras, çalışma masasının üzerinde duran sipariş listesini inceliyor, bir yandan da telefonuyla uğraşıyordu. Defne raflardaki küçük eşyaları düzenlerken onun birkaç dakikadır kendisine baktığını fark etti.
— Bir şey mi oldu? diye sordu.
Aras telefonunu cebine koydu.
— Cumartesi akşamı boş musun?
Defne elindeki küçük vazoyu rafa bıraktı.
— Neden?
— Bir parti var. Arkadaşımın doğum günü. Beni davet etti.
— Güzel. İyi eğlenceler.
Aras birkaç saniye ona baktı.
— Sen de geleceksin.
Defne kaşlarını kaldırdı.
— Pardon?
— Davet ediyorum seni.
— Bunu soru şeklinde sormayı denesen daha iyi olmaz mıydı?
Aras düşünüyormuş gibi başını eğdi.
— Cumartesi akşamı benimle bir partiye gelmek ister misin, Defne Hanım?
— Hayır.
Aras'ın yüzündeki gülümseme bir anlığına dondu.
Defne kahkaha attı.
— Şaka yapıyorum! Yüzünü görmeliydin.
Aras elini göğsüne götürdü.
— Bir gün kalbime inecek, bundan eminim.
Defne'nin gülüşü yavaşladı. Aras bunu fark etmedi ya da fark etse bile üzerinde durmadı.
— Yani geliyor musun? diye sordu.
— Kimler olacak?
— Arkadaşlarım. Birkaç kişi daha. Müzik, yemek, dans… İnsanların normalde partilerde yaptığı şeyler.
— Sen dans ediyor musun?
Aras dudaklarını büktü.
— Gerektiğinde.
— Bu, dans edemediğin anlamına geliyor.
— Bu da senin beni küçük düşürmek için her fırsatı değerlendirdiğin anlamına geliyor.
Defne gülümsedi.
— Cumartesi görüşürüz o zaman.
Aras'ın yüzündeki ifade değişti. Küçük, samimi bir mutluluk belirmişti.
— Güzel.
Defne onun bu kadar sevineceğini beklememişti. Bir an için kendisinin de heyecanlandığını fark etti. Aras'la iş dışında vakit geçirmek istiyordu. Onu yalnızca dükkânın içinde, elinde zımpara kâğıdı ya da kahve bardağıyla görmekten fazlasını merak ediyordu.
Belki de o gece, birbirlerini biraz daha tanırlardı.
Henüz bilmiyordu.
Bazı gecelerin insanın hayatını ikiye bölebildiğini kimse ona söylememişti.
Cumartesi akşamı Defne, dolabının karşısında ne giyeceğine karar vermeye çalışıyordu.
Partilere sık sık giden biri değildi. Çok gösterişli giyinmek istemiyordu ama sıradan görünmek de istemiyordu. Sonunda dizlerinin biraz üzerinde biten, koyu yeşil, sade bir elbise seçti. Saçlarını açık bıraktı, hafif bir makyaj yaptı ve aynada kendisine son kez baktı.
Telefonu titredi.
Aras: On dakikaya aşağıdayım.
Defne kaşlarını kaldırdı.
Defne: İnsan önceden haber verir.
Aras: On dakika önceden haber verdim.
Defne: Seninle bir gün normal bir konuşma yapabilecek miyiz?
Aras: Sanmıyorum. Hazır ol.
Defne gülümseyerek telefonunu çantasına koydu.
Apartmanın önüne indiğinde siyah bir arabanın yanında duran Aras'ı gördü. Üzerinde koyu renk bir pantolon, siyah gömlek ve ceket vardı. Saçlarını her zamankinden daha düzgün taramıştı ama birkaç tutam yine alnına düşmüştü.
Defne ona yaklaşırken Aras başını kaldırdı.
Bir an konuşmadı.
Defne bunu fark etti.
— Ne oldu?
Aras gözlerini onun yüzünde gezdirdi, ardından hafifçe gülümsedi.
— Güzel olmuşsun.
Defne'nin yüzüne sıcaklık yayıldı.
— Teşekkür ederim.
— Şimdi kendini beğenmişlik yapacağımı sanıyorsun ama gerçekten güzel olmuşsun.
— Sen de fena görünmüyorsun.
Aras kaşlarını kaldırdı.
— Fena mı?
— Fazla umutlanma.
Aras kapıyı açıp ona yol verdi.
— Buyurun, hanımefendi.
Defne arabaya binerken gülümsemesini saklayamadı.
Yol boyunca müzik dinlediler. Aras, arkadaşlarının birbirinden tuhaf alışkanlıklarını anlattı. Defne de ona kendi arkadaşlarından söz etti. Konu bir ara dansa geldiğinde Defne, Aras'ın dans etmeyi gerçekten bilip bilmediğini yeniden sordu.
— Bunu gece öğreneceksin, dedi Aras.
— Şimdiden korkmaya başladım.
— Benimle dans etmen için sana yalvarmayacağım.
Defne ona yan gözle baktı.
— Güzel. Çünkü hayır diyebilirim.
Aras gülümsedi.
— Biliyorum.
Bu kez cümlesinde alay yoktu.
Defne, Aras'ın kendisine verdiği alanı seviyordu. Onunla yakınlaşırken kendisini bir karar vermeye zorlanmış gibi hissetmiyordu. Birbirlerini tanıyorlardı; küçük adımlarla, bazen gülerek, bazen konuşarak.
O gece de öyle olacağını düşündü.
Arabanın camından dışarı bakarken Aras'ın elini direksiyonun üzerinde biraz fazla sıkı tuttuğunu fark etti.
— İyi misin? diye sordu.
Aras kısa bir bakış attı.
— İyiyim. Neden?
— Biraz gergin görünüyorsun.
— Seninle ilk kez bir yere gidiyorum. Biraz etkilenmiş olabilirim.
Defne gülümsedi.
— Bunu itiraf ettiğine göre gerçekten iyi görünmüyorsun.
Aras güldü.
— Bir daha hiçbir şey itiraf etmeyeceğim.
Defne onun omzuna hafifçe dokundu.
— Bence edebilirsin.
Aras bir an ona baktı, sonra gözlerini yeniden yola çevirdi.
O küçük dokunuşun ardından yüzündeki gülümseme uzun süre kaybolmadı.
Parti, şehrin kalabalığından biraz uzakta, geniş bir evde düzenlenmişti. Bahçedeki ışıklar ağaçların dallarına asılmış, içeriden yükselen müzik açık kapılardan dışarı taşmıştı. Eve girdiklerinde onları Aras'ın arkadaşı Mert karşıladı.
— Nihayet geldin! dedi Mert, Aras'ın omzuna vurarak. Seni getirebilmek için kaç kişiye söz verdim, haberin var mı?
Aras ceketini çıkardı.
— Benim gelmemin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum.
Mert, Defne'yi görünce gülümsedi.
— Sen Defne olmalısın.
Defne başını salladı.
— Evet, memnun oldum.
— Aras senden bahsetti.
Defne'nin gözleri hemen Aras'a kaydı.
Aras, Mert'e sertçe baktı.
— Mert.
Mert ellerini kaldırdı.
— Ne dedim? Sadece bahsettiğini söyledim.
— Bir daha konuşmadan önce düşünmeyi dene.
Mert kahkaha attı.
— Tamam, tamam. Siz eğlenmenize bakın.
Mert uzaklaşınca Defne, Aras'a döndü.
— Benden bahsettin demek.
Aras omuz silkti.
— Aynı dükkânda çalışıyoruz. Bazen senden söz etmem gerekiyor.
— Tabii. Muhtemelen ne kadar sinir bozucu olduğumu anlatmışsındır.
— Onu anlatmaya kalksam gece biter.
Defne koluna hafifçe vurdu.
Aras gülerek elini onun kolunun üzerinde kısa bir an tuttu. Sonra eli yavaşça geri çekildi.
Parti kalabalıktı ama bunaltıcı değildi. Bir köşede insanlar sohbet ediyor, başka bir yerde dans ediyordu. Müzik değiştikçe kahkahalar yükseliyor, masalardaki içecekler yenileniyordu.
Defne önce kendisini biraz yabancı hissetti. Aras'ın arkadaşlarını tanımıyordu ve kalabalık ortamlarda hemen rahatlayan biri değildi. Ancak Aras onu kimseyle yalnız bırakmadı. Arkadaşlarıyla tanıştırdı, sohbetlere katılmasını sağladı ve arada bir onun nasıl hissettiğini sordu.
Hatta Aras'ın arkadaşlarından biri onunla şakalaşınca Aras'tan önce cevap verdi.
Aras, uzaktan bunu izlerken gülümsedi.
Mert yanına geldi.
— Kızdan hoşlanıyorsun.
Aras gözlerini Defne'den ayırmadı.
— Bu kadar mı belli?
— Sana bakınca belli. Normalde birinin söylediklerini bu kadar dikkatli dinlediğini görmedim.
Aras, elindeki bardağı masaya bıraktı.
— Onun yanında kendimi farklı hissediyorum.
Mert'in yüzündeki gülümseme hafifledi.
— İyi bir şey bu.
Aras başını salladı.
— Evet. İyi bir şey.
Bir süre sustular.
Mert, Aras'ın yüzünü dikkatle inceledi.
— Kendine dikkat ediyor musun?
Aras'ın bakışları ona döndü.
— Ne demek istiyorsun?
— Biliyorsun işte.
Aras'ın çenesi hafifçe gerildi.
— Bu gece konuşmayalım.
Mert bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
— Peki. Bu gece konuşmayalım.
Aras yeniden Defne'ye baktı.
O sırada Defne, başını kaldırmış ona bakıyordu. Aras'ın yüzündeki gerginliği fark etmişti. Birkaç saniye sonra yanına geldi.
— Bir şey mi oldu?
— Hayır.
Defne ona dikkatle baktı.
— Emin misin?
Aras hafifçe gülümsedi.
— Eminim. Sadece biraz yoruldum.
— İstersen dışarı çıkıp hava alabiliriz.
Aras'ın yüzü yumuşadı.
— Birazdan.
Defne başını salladı. Elini uzatıp onun koluna dokundu.
— Tamam. Ama kendini iyi hissetmezsen bana söyle.
Aras bu sözün üzerinde durmadı. Yalnızca başını salladı.
— Söylerim.
Bunu söylerken Defne'nin gözlerine bakıyordu.
Ve o an, ona yalan söylemek istemediğini düşündü.
Keşke bu düşünceyi biraz daha ciddiye alsaydı.
Gece ilerledikçe müzik hızlandı. İnsanlar dans etmek için salonun ortasında toplandı. Defne, elindeki bardağı masaya bırakıp kalabalığa baktı.
Aras yanına geldi.
— Dans edelim mi?
Defne şaşkınlıkla ona döndü.
— Sen mi teklif ediyorsun?
— Evet.
— Bunu kayda almam gerekiyor.
Aras elini uzattı.
— Defne.
Sesindeki ciddiyet, onun şaka yapmayı bırakmasına yetti.
Defne elini Aras'ın eline bıraktı.
Aras onu dans eden insanların arasına götürdü. Başlangıçta ikisi de biraz beceriksizdi. Defne, Aras'ın ritmi yakalamaya çalışırken yüzünde beliren yoğun ifadeyi görünce gülmeye başladı.
— Bana bakma, dedi Aras.
— Neden?
— Dikkatimi dağıtıyorsun.
— Sen dans etmeyi bilmiyorsun.
— Sen de çok konuşuyorsun.
Defne gülerek başını iki yana salladı.
— Beni buraya sen getirdin.
— Şu an bunun hayatımın en büyük hatası olabileceğini düşünüyorum.
Defne elini onun omzuna koydu.
— Yalan söylüyorsun.
Aras ona baktı.
— Evet.
Müzik yavaşlamaya başladı. Kalabalık dağılırken yeni bir şarkı çalmaya başladı. Ritmi daha sakindi; salonun ışıkları loşlaşmış, insanların sesleri müziğin arkasında kalmıştı.
Aras, Defne'nin elini bırakmadı.
— Biraz daha dans edelim mi? diye sordu.
Defne gülümsedi.
— Dans edebildiğine emin misin?
— Hayır. Ama seninle denemeye değer.
Defne'nin kalbi hızlandı.
Aras onu kendisine biraz daha yaklaştırdı. Bir eli Defne'nin belinde, diğer eli onun elindeydi. Defne başını kaldırdığında göz göze geldiler.
İlk kez aralarındaki sessizlik, söylenecek bir şey bulamadıkları için değil, o anın bozulmasını istemedikleri için uzadı.
Defne, Aras'ın gözlerinin içine baktı.
— Beni neden davet ettin? diye sordu.
Aras hafifçe gülümsedi.
— Çünkü seninle dükkânın dışında da vakit geçirmek istedim.
— Sadece bu mu?
Aras başını iki yana salladı.
— Hayır.
Defne bekledi.
— Seni daha fazla tanımak istiyorum, dedi Aras. Seninle konuşmak, sana bir şeyler anlatmak, anlattıklarını dinlemek istiyorum. Birlikte saçma şeylere gülmek istiyorum. Bazen de hiçbir şey yapmadan yan yana oturmak.
Defne'nin bakışları yumuşadı.
— Bunları söylemekte giderek daha iyi oluyorsun.
Aras güldü.
— Senin yüzünden.
— Ben ne yaptım?
— Beni sürekli konuşmaya zorluyorsun.
Defne başını onun omzuna yasladı.
— Belki de biraz konuşman gerekiyordur.
Aras'ın eli, Defne'nin belinde hafifçe sıkılaştı.
Bir süre öyle dans ettiler.
Defne, başını kaldırıp ona baktığında Aras'ın yüzünde daha önce görmediği bir huzur vardı. Onu ilk tanıdığında, her şeyi alaya alan, insanları kendisinden uzak tutmak için sürekli konuşan bir adam görmüştü. Şimdi ise karşısında, kendisini saklamaktan yorulmuş ama yine de gülümsemeyi sürdüren birini hissediyordu.
— Aras?
— Efendim?
— Ben de seninle vakit geçirmeyi seviyorum.
Aras'ın gözleri parladı.
— Bunu daha önce de söyledin.
— Bir daha söyleyemez miyim?
— Söyleyebilirsin. İstersen her gün söyle.
Defne güldü.
— Şımarma.
— Çok geç.
Defne onun göğsüne hafifçe başını yasladı.
Aras gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Müziğin ritmi, salonun uğultusu ve Defne'nin kendisine yakınlığı arasında birkaç saniyeliğine bütün düşünceleri sustu.
O anı zihnine kaydetmek istedi.
Defne'nin saçlarının kokusunu, elinin elindeki sıcaklığını, yüzünde beliren o küçük gülümsemeyi…
Bir gün bunları hatırlamak zorunda kalacağını düşünmek istemiyordu.
Yalnızca o anda kalmak istiyordu.
Sonra göğsünün ortasında tanıdık bir baskı hissetti.
Önce önemsemedi.
Bazen yorulduğunda oluyordu. Kalabalık, sıcaklık ve uzun süre ayakta kalmak da etkiliyor olabilirdi. Birkaç kez derin nefes almaya çalıştı.
Defne başını kaldırdı.
— İyi misin?
Aras gülümsemeye çalıştı.
— İyiyim.
Ama bu kez sesi eskisi kadar güçlü çıkmamıştı.
Defne kaşlarını çattı.
— Aras, yüzün değişti.
— Biraz başım döndü. Geçer.
Aras geri çekilip nefes almak için boşluk yaratmaya çalıştı. Fakat salonun ışıkları bir anda bulanıklaştı. Müzik, sanki uzaktan geliyormuş gibi boğuklaştı.
Defne onun elini daha sıkı tuttu.
— Oturalım mı? Hemen bir yere oturalım.
Aras cevap vermeye çalıştı.
Dudakları aralandı ama kelimeler çıkmadı.
Bir an Defne'nin yüzüne baktı. Sanki ona bir şey söylemek istiyordu. Sonra bakışları boşluğa kaydı.
— Aras?
Aras'ın eli Defne'nin elinden kaydı.
Dizleri aniden çözüldü.
Defne ne olduğunu anlayamadan Aras'ın bütün ağırlığı üzerine doğru düştü.
— Aras!
Onu tutmaya çalıştı ama Aras'ın bedeni kollarının arasından kayarak yere yığıldı.
Müzik çalmaya devam ediyordu.
Bir saniye önce dans eden insanlar, şimdi korkuyla etraflarına toplanmıştı. Defne dizlerinin üzerine çöktü ve Aras'ın yüzüne dokundu.
— Aras, beni duyuyor musun?
Cevap yoktu.
Defne'nin kalbi göğsünü parçalayacakmış gibi atıyordu.
— Aras! Lütfen gözlerini aç!
Onun omzunu hafifçe sarsarken ellerinin titrediğini fark etti. Aras'ın yüzü solmuştu. Gözleri kapalıydı ve başı yana düşmüştü.
Defne nefes alamadığını hissetti.
— Birisi yardım etsin! diye bağırdı. Lütfen, ambulans çağırın!
Mert kalabalığın arasından koşarak geldi. Aras'ın yanına diz çöktü.
— Aras? Beni duyuyor musun?
Defne, Mert'in yüzüne baktı.
— Ne oldu ona? Bir anda yere düştü. Az önce benimle dans ediyordu. İyi olduğunu söyledi. Ne oldu?
Mert cevap veremedi.
Aras'ın yüzüne bakarken ifadesi değişmişti. Defne bu ifadeyi daha önce görmemişti ama içindeki korkuyu büyütmeye yetmişti.
— Mert, ne oluyor? diye sordu. Sen bir şey biliyorsun, değil mi?
Mert gözlerini ona çevirdi.
— Defne, ambulans geliyor. Biraz kenara çekilelim.
— Hayır! Ona bir şey söylemem gerekiyor!
Defne yeniden Aras'a döndü.
— Aras, lütfen. Beni duyuyorsan elimi tut. Ne olur…
Aras hareket etmedi.
Defne onun elini iki avucunun arasına aldı. Parmakları soğuk değildi ama Defne'nin kendi elleri buz kesmişti.
Az önce ona gülümseyen adam şimdi gözlerini açmıyordu.
Az önce birlikte dans ediyorlardı.
Az önce ona kendisiyle daha fazla vakit geçirmek istediğini söylemişti.
Bütün bunlar nasıl birkaç dakika içinde değişebilirdi?
Sireni duyduklarında Defne hâlâ Aras'ın yanındaydı. Sağlık görevlileri içeri girdiğinde birisi ondan geri çekilmesini istedi. Defne ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri titriyordu.
Aras'a müdahale edilirken nefesini tuttuğunu fark etti.
— Onu kurtaracak mısınız? diye sordu sağlık görevlilerinden birine.
Görevli, Aras'ı kontrol etmeye devam ederken kısa bir cevap verdi.
— Müdahale ediyoruz. Lütfen biraz alan açın.
Defne birkaç adım geri çekildi.
Mert yanına geldiğinde Defne onun kolunu tuttu.
— Bana bir şey söyle. Ne olur. Aras'ın bir hastalığı mı var?
Mert'in yüzü bembeyazdı.
— Defne…
— Bana cevap ver!
Mert başını eğdi.
— Şimdi konuşamayız.
Defne onun kolunu bıraktı.
— Demek biliyorsun.
Mert bir şey söylemedi.
Bu sessizlik, Defne'nin içindeki korkuyu daha da büyüttü.
Aras sedyeye alındığında Defne peşlerinden koştu. Ambulansa binmesine izin verildiğinde hiç düşünmeden içeri girdi. Aras'ın yanına oturdu, elini tuttu ve yol boyunca bir an bile bırakmadı.
Ambulansın içindeki cihazların sesleri birbirine karışıyordu. Sağlık görevlileri Aras'ın durumunu takip ediyor, zaman zaman ona sesleniyordu.
Defne yalnızca onun yüzüne bakabiliyordu.
— Aras, dedi titreyen bir sesle. Ben buradayım.
Cevap alamadı.
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
— Beni duyuyor musun bilmiyorum ama buradayım. Bir yere gitmiyorum, tamam mı? Sen sadece gözlerini aç.
Söyleyebileceği başka bir şey bulamadı.
Hastanenin acil servis kapıları açıldığında Aras hızla içeri alındı. Defne de peşlerinden gitmeye çalıştı ama koridorda durduruldu.
— Burada beklemeniz gerekiyor.Doktorlar müdahale ediyor. Lütfen bekleyin.
Defne çaresizce kapıya baktı.
Mert birkaç dakika sonra hastaneye ulaştı. Defne onu görünce hemen yanına gitti.
— Bana gerçeği söyle.
Mert başını eğdi.
— Defne, ben…
— Aras'ın bir hastalığı var mı?
Mert gözlerini kapattı.
Bu kez sessiz kalması, cevaptan daha kötüydü.
Defne'nin boğazı düğümlendi.
— Ne hastalığı?
Mert birkaç saniye konuşamadı. Sonunda, sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçak çıktı.
— Kanser.
Defne, duyduğu kelimeyi anlayamadı.
Ya da anladı ama zihni onu kabul etmeyi reddetti.
— Ne?
Mert gözlerini kaldırdı.
— Aras kanser, Defne.
Koridorun bütün sesleri bir anda uzaklaştı.
Defne başını iki yana salladı.
— Hayır.
Mert cevap vermedi.
— Hayır, olamaz. O… O iyi olduğunu söyledi. Bugün benimleydi. Dans ediyorduk. Bana…
Sesi kırıldı.
— Bana hiçbir şey söylemedi.
Mert'in gözleri doldu.
— Sana söylemek istiyordu.
Defne ona döndü.
— Ne zamandır biliyorsun?
Mert dudaklarını birbirine bastırdı.
— Bir süredir.
— Bir süredir ne demek?
— Aylar oldu.
Defne bir adım geri çekildi.
Aylar.
Aras, aylar boyunca bunu biliyordu.
Her sabah dükkâna gelmiş, onunla şakalaşmış, kahve içmiş, kitaplar hakkında konuşmuştu. Defne'ye gülümsemiş, onunla dalga geçmiş, hayatın sıradan ayrıntılarına karışmıştı.
Ve bütün bunların arasında, söylemediği bir gerçek vardı.
— Neden bana söylemedi? diye fısıldadı.
Mert cevap veremedi.
Defne koridordaki sandalyeye oturdu. Elleri hâlâ titriyordu. Birkaç dakika önce Aras'ın elini tutmuştu. Şimdi ise onun hakkında bilmediği bir gerçeğin ağırlığı altında eziliyordu.
Kanser.
Kelime zihninde dönüp duruyordu.
Aras'ın zaman zaman yorulması…
Yüzünün solması…
Bazen aniden sessizleşmesi…
Defne bunları hatırladı. Her seferinde sormuştu. Her seferinde Aras iyi olduğunu söylemişti.
Ona inanmıştı.
Çünkü inanmak istemişti.
Gözlerini kapatıp yüzünü ellerinin arasına aldı.
— Tanrım, diye fısıldadı. Lütfen…
Duasının devamı gelmedi.
Aras'ın iyileşmesini mi istemeliydi? Birkaç dakika önceki hâline dönmesini mi? Yoksa bütün bunların yanlış anlaşılma olmasını mı?
Hiçbirini değiştirecek gücü yoktu.
Yalnızca bekleyebilirdi.
Ve beklemek, hayatında yaptığı en zor şeylerden biri hâline gelmişti.
Yaklaşık bir saat sonra bir doktor koridora çıktı.
Defne ayağa fırladı.
— Aras nasıl? İyi mi? Kendine geldi mi?
Doktor önce yanındaki hemşireyle kısa bir şey konuştu, ardından Defne'ye döndü.
— Hastanın bilinci yerine geldi. Şu anda durumu kontrol altında. Ancak bir süre gözlem altında tutmamız gerekiyor.
Defne'nin dizlerindeki güç biraz geri geldi.
— Onu görebilir miyim?
— Birazdan. Önce yakınlarından biriyle konuşmam gerekiyor.
Mert öne çıktı.
— Ben yakın arkadaşıyım. Babasına da haber verdim. Geliyor.
Doktor başını salladı.
— Hastanın mevcut rahatsızlığıyla ilgili bazı bilgileri teyit etmemiz gerekiyor.
Defne bu sözleri duyunca yeniden gerildi.
Doktor Mert'le birkaç adım uzaklaştı. Konuşmalarını duyamıyordu ama Mert'in yüzündeki ifadeyi görebiliyordu. Adam başını eğmiş, doktoru dikkatle dinliyordu.
Defne bir kez daha kendisini dışarıda kalmış hissetti.
Aras'ın hayatında bilmediği bir bölüm vardı.
Ve o bölüm, sandığından çok daha büyüktü.
Bir süre sonra doktor yanına geldi.
— Siz Defne Hanım mısınız?
Defne başını salladı.
— Evet.
— Aras Bey ile gorebilirsiniz. Kendinizi hazır hissediyorsanız kısa süreliğine yanına girebilirsiniz. Fazla yorulmaması gerekiyor.
Defne'nin gözleri doldu.
— Elbette.
Doktor ona odayı gösterdi.
Defne kapının önünde durduğunda elinin kapı kolunda titrediğini fark etti. İçeri girmek istiyordu ama aynı zamanda korkuyordu.
Aras'ı nasıl görecekti?
Ona ne söyleyecekti?
Neden kendisinden hiçbir şey anlatmamıştı?
Bütün bu sorular zihninde birbirine karıştı.
Sonunda kapıyı açtı.
Aras yatakta uzanıyordu. Kolunda serum vardı. Yüzü solgundu; saçları alnına dağılmıştı. Gözlerini kapatmıştı ama kapının açıldığını duyunca başını çevirdi.
Defne'yi gördüğünde yüzünde yorgun bir gülümseme belirdi.
— Hey.
Defne kapının yanında kaldı.
Aras'ın gülümsemesi yavaşça silindi.
— Defne?
Kadın birkaç adım attı. Yatağın yanına geldi ama oturmadı. Ona bakıyordu; sanki karşısındaki adamın gerçekten Aras olduğundan emin olmaya çalışıyordu.
— Neden? diye sordu.
Aras gözlerini kapattı.
Bu tek kelime, onun beklediğinden daha ağırdı.
— Defne…
— Bana neden söylemedin?
Aras cevap vermedi.
Defne'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Bugün seninle dans ediyordum. Birkaç dakika önce bana gülümsüyordun. Sonra bir anda yere düştün. Ne olduğunu anlamadım, Aras. Seni kaybettiğimi sandım.
Sesi yükselmişti. Bir an durup nefes almaya çalıştı.
— Her şeyin yolunda olduğunu söyledin. Sana iyi olup olmadığını sordum. Defalarca sordum. Sen bana iyi olduğunu söyledin.
Aras'ın bakışları yere indi.
— Özür dilerim.
Defne başını iki yana salladı.
— Ben senden özür dilemeni istemiyorum. Bana gerçeği söylemeni istiyorum.
Aras dudaklarını ıslattı. Konuşmakta zorlanıyor gibiydi. Defne yatağın yanındaki sandalyeye oturdu ama ona dokunmadı.
— Ne zamandır? diye sordu.
Aras birkaç saniye sustu.
— Birkaç aydır.
Defne gözlerini kapattı.
— Birkaç aydır…
Bu sözleri tekrarlamak bile canını yakıyordu.
— Tedavi görüyor musun?
Aras başını salladı.
— Evet.
— İyileşecek misin?
Aras ona baktı.
Bu kez bir şaka yapmadı. Cevabı hafifletmeye çalışmadı. Defne'nin duymak istediği şeyi söylemek için yalan söylemedi.
— Bilmiyorum.
Defne'nin dudakları titredi.
— Nasıl bilmiyorsun?
— Çünkü kimse bana kesin bir şey söyleyemiyor.
Defne ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
— Peki, neden benden sakladın?
Aras uzun bir süre konuşmadı. Sonra yavaşça başını kaldırdı.
— Çünkü senin bana acımanı istemedim.
Defne'nin gözlerinden yeni yaşlar aktı.
— Ben sana acımıyorum, Aras.
— Biliyorum.
— Hayır, bilmiyorsun! Ben sana acımıyorum. Ben… Ben senden hoşlanmaya başladım. Seninle vakit geçirmek istiyorum. Seni tanımak istiyorum. Ve sen bana hayatının bu kadar önemli bir bölümünü anlatmadın.
Aras'ın gözleri doldu ama bakışlarını kaçırmadı.
— Seni tanıdığımda her şeyi anlatmak istedim. Ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Sonra seninle vakit geçirmeye başladım. Her şey bir süreliğine normalmiş gibi geldi. Ve sana gerçeği söylersem bütün bunların değişeceğinden korktum.
Defne acı bir gülümsemeyle başını salladı.
— Her şey zaten değişti.
Aras gözlerini kapattı.
— Biliyorum.
Odadaki sessizlik uzadı.
Defne, Aras'ın eline baktı. Bir saat önce o eli tutarak dans etmişti. Şimdi ise aynı el, hastane yatağının üzerinde hareketsiz duruyordu.
Elini uzatmak istedi.
Ama bir türlü yapamadı.
Çünkü ona sarılmak istiyordu. Onun iyi olmasını istiyordu. Aynı zamanda kendisinden saklanan gerçeğe öfkeleniyordu.
Bu duyguların hepsi aynı anda içinde bulunabiliyordu.
Ve hiçbirini susturamıyordu.
— Doktorlar ne diyor? diye sordu sonunda.
Aras derin bir nefes aldı.
— Tedaviye devam etmem gerektiğini söylüyorlar.
— Peki ya bugün? Neden bayıldın?
— Bazen böyle oluyor. Yorgunluk, baş dönmesi… Doktorlar kontrol altında tutmaya çalışıyor.
Defne'nin yüzü yeniden gerildi.
— Bazen böyle mi oluyor? Yani daha önce de bayıldın mı?
Aras cevap vermedi.
Defne gözlerini ona dikti.
— Aras.
— Daha önce de kötü hissettiğim zamanlar oldu.
— Ve bana söylemedin.
— Söylemedim.
Defne sandalyesinde geriye yaslandı. Bir süre tavana baktı. Ağlamamak için kendisini tutmaya çalışıyordu ama artık bunu başaramıyordu.
— Ben senin için neydim? diye fısıldadı.
Aras'ın yüzü değişti.
— Defne, sakın böyle düşünme.
— Nasıl düşüneyim? Senin hayatında neler olduğunu bilmiyorum. Neden sustuğunu bilmiyorum. Bana ne kadarını anlattığını bile bilmiyorum.
— Sana karşı hissettiklerim gerçek.
Defne ona baktı.
Aras'ın sesi titremişti ama söylediklerinden kaçmıyordu.
— Sana karşı hissettiklerim gerçek, Defne. Seninle geçirdiğim zaman da gerçek. Seninle güldüğümde, seni merak ettiğimde, sabahları iş yerine gelmeni beklediğimde… Bunların hiçbiri yalan değildi.
Defne ağzını açtı ama bir şey söyleyemedi.
Aras devam etti.
— Sana söylemeyerek yanlış yaptım. Bunu biliyorum. Ama seni tanımadan önce de korkuyordum. Sonra sen hayatıma girdin ve korktuğum şeyin yanına başka bir korku eklendi.
— Neden bahsediyorsun?
Aras gözlerini ondan ayırmadı.
— Sana gerçeği söylersem benden uzaklaşmandan korktum. Söylemezsem bir gün bunu öğrendiğinde bana böyle bakmandan korktum. Hangisinin daha kötü olduğunu bilmiyordum.
Defne'nin boğazı düğümlendi.
— Peki, şimdi hangisi daha kötü?
Aras'ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
— İkisi de.
Defne yüzünü çevirdi.
Bu cevap, bütün öfkesini yok etmedi. Onu affetmesini de sağlamadı. Ama Aras'ın kendisini saklamak için verdiği mücadeleyi ilk kez bu kadar açık görüyordu.
Karşısında yalnızca hastalığıyla mücadele eden biri yoktu.
Korkusuyla da mücadele eden biri vardı.
Yine de Defne'nin de korkmaya hakkı vardı. Gerçeği bilmeye, kendi duygularına karar vermeye ve neye hazır olup olmadığını anlamaya hakkı vardı.
Bir süre sonra yavaşça elini uzattı.
Aras'ın elini tuttu.
Aras parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirmedi. Yalnızca elini orada bıraktı; Defne'nin isterse geri çekilebileceğini biliyordu.
Defne, gözyaşlarının arasından ona baktı.
— Sana kızgınım.
Aras başını salladı.
— Haklısın.
— Beni çok korkuttun.
— Özür dilerim.
— Ve bana bir daha böyle bir şey saklama.
Aras'ın gözleri Defne'nin yüzünde kaldı.
— Saklamayacağım.
Defne bir an durdu.
— Bana iyileşeceğine söz ver demeyeceğim. Çünkü bunu kimse bilemez. Ama ne olursa olsun, benimle dürüst olmanı istiyorum. Kötü hissettiğinde söyle. Korktuğunda söyle. Konuşmak istemiyorsan bile bana bunu söyle. Ama beni karanlıkta bırakma.
Aras'ın parmakları, onun elini hafifçe kavradı.
— Tamam.
Defne başını eğdi. Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Aras kısık bir sesle sordu:
— Benden nefret ediyor musun?
Defne gözlerini kaldırdı.
Bu sorunun cevabını hemen veremedi. Çünkü nefret etmiyordu. Ona kızgındı, korkmuştu ve incinmişti. Ama bütün bunların altında, Aras'ın gözlerini yeniden açmış olmasına duyduğu tarifsiz bir minnet de vardı.
— Hayır, dedi sonunda. Ama şu an sana nasıl davranacağımı bilmiyorum.
Aras başını salladı.
— Bunu anlıyorum.
Defne onun elini bırakmadı.
— Biraz zamana ihtiyacım var.
— Ne kadar istersen.
Defne gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Yalnızca… bir daha beni böyle korkutma.
Aras cevap vermedi. Çünkü bu sözü veremeyeceğini biliyordu.
Bunun yerine Defne'nin elini hafifçe sıktı.
Ve Defne, o gece ilk kez Aras'ın yanında ağladı.
Henüz Aras'ı sevdiğini söyleyemezdi. Bunun için erkendi. Ama ona karşı hissettiklerinin artık sıradan bir hoşlanmadan ibaret olmadığını biliyordu.
Ve bu, onu korkutuyordu.
Çünkü Aras'ın hayatında ne kadar yer alacağını bilmiyordu.
Yalnızca bir şeyden emindi.
O gece, onun yere düşüşünü bir daha hatırlamak istemiyordu.
Hastaneden ayrılmadan önce Defne yeniden Aras'ın odasına girdi.
Aras'ın gözleri açıktı. Başucundaki lambanın ışığı yüzüne vuruyordu. Defne'yi görünce hafifçe doğrulmaya çalıştı ama hemen vazgeçti.
— Gitmedin mi?
Defne sandalyeye oturdu.
— Gideceğim.
Aras başını salladı. Bu cevabı kabul etmişti ama yüzündeki hayal kırıklığını saklayamamıştı.
Defne bir süre onu izledi.
— Yarın seni görmeye gelebilir miyim?
Aras'ın gözleri ona döndü.
— İstersen.
Defne iç çekti.
— Aras, her şeyi zorlaştırmak zorunda mısın?
— Neyi?
— Ben seni görmeye gelmek istiyorum. Sen de bunu istediğini söyleyebilirsin.
Aras birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra dürüstçe cevap verdi.
— Gelmeni istiyorum.
Defne'nin yüzündeki ifade yumuşadı.
— Güzel. O zaman yarın geleceğim.
Aras başını salladı.
— Tamam.
Defne ayağa kalktı. Kapıya doğru yürüdü ama çıkmadan önce yeniden arkasına döndü.
— Aras?
— Efendim?
— Bugün dans ederken çok mutluydum.
Aras'ın yüzündeki gülümseme hüzünlü bir hâl aldı.
— Ben de.
Defne dudaklarını birbirine bastırdı.
— Bir dahaki sefere dansı yarıda bırakmayacağız.
Aras ona baktı.
Bir söz vermek istedi.
Bir dahaki sefere iyi olacağına, yeniden dans edeceklerine, bu gecenin yalnızca kötü bir anı olarak kalacağına söz vermek istedi.
Ama bunu söylemedi.
Çünkü Defne'ye bir kez daha bilmediği bir şeyin garantisini vermek istemiyordu.
Bunun yerine başını salladı.
— Bir dahaki sefere dansı ben seçeceğim.
Defne gülümsedi.
— Senin müzik zevkine güvenmiyorum.
— Bunu zamanla düzeltiriz.
— İyi geceler, Aras.
— İyi geceler, Defne.
Defne kapıyı kapatıp koridora çıktığında gözyaşları yeniden yanaklarından süzüldü.
Aras ise tavana bakarak sessizce nefes aldı.
O gece Defne'nin elini tutmuştu.
Ona korktuğunu söylemişti.
Ve ilk kez, hayatında birinin kendisini gerçekten görmesine izin vermişti.
Bunun neye dönüşeceğini bilmiyordu.
Defne'nin kendisini affedip affetmeyeceğini de.
Ama artık bir şeyin farkındaydı.
Hastalığını saklayarak Defne'yi kaybetmekten korkmuştu.
Oysa sakladığı gerçek, aralarındaki en büyük mesafeye dönüşmüştü.
Şimdi o mesafeyi kapatmak için tek bir yolu vardı.
Bir daha yalan söylememek.
Defne o gece eve döndüğünde elbisesini bile çıkarmadan yatağın kenarına oturdu.
Telefonunda Aras'ın numarası açıktı. Ona bir mesaj yazmak istedi ama ne söyleyeceğini bilmiyordu.
İyi misin?
Bu sorunun cevabını artık nasıl vereceğini bilmiyordu.
Yarın geleceğim.
Bunu zaten söylemişti.
Lütfen iyileş.
Bunu yazsa bile hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyordu.
Sonunda telefonu bıraktı ve yüzünü ellerinin arasına aldı.
Aras'ın kanser olduğunu öğrenmişti.
Bir kelime, onunla ilgili bildiği her şeyi değiştirmişti.
Ama Aras hâlâ aynı adamdı. Hâlâ kahve içerken gereksiz şakalar yapıyor, kitapların arasına notlar bırakıyor, Defne'yi güldürmek için uğraşıyordu.
Hâlâ kendisinden hoşlandığını söyleyen adamdı.
Defne gözlerini kapattı.
Bir gün önce, onunla daha fazla vakit geçirmek istediğini düşünmek bile yüzünü güldürüyordu.
Şimdi ise aynı düşünce, içinde korkuyla karışık bir acı uyandırıyordu.
Çünkü artık yalnızca Aras'ın kendisinden hoşlanıp hoşlanmadığını düşünmüyordu.
Onunla geçirebileceği zamanın ne kadar olacağını da düşünmek zorunda kalmıştı.
Ve bu sorunun cevabını bilmiyordu.
Kimse bilmiyordu.
Defne, gözyaşlarını silip ayağa kalktı. Elbisesini değiştirdi, yüzünü yıkadı ve yatağına uzandı.
Uyuyamayacağını biliyordu.
Yine de gözlerini kapattı.
Aklında, Aras'ın yere düşmeden önce kendisine baktığı o son an vardı.
Bir şey söylemek istemişti.
Belki iyi olmadığını itiraf edecekti.
Belki de yalnızca onun yüzünü görmek istemişti.
Defne bunu hiçbir zaman bilemeyecekti.
Ama bir sonraki gün, hastaneye gittiğinde ona soracağı ilk şey belliydi.
Bir daha korktuğunda, bunu benimle paylaşacak mıydı?
Çünkü Defne artık yalnızca Aras'ın kendisinden hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenmiş değildi.
Onun hayatında ne kadar yer kapladığını da anlamaya başlamıştı.
Ve o gece, ilk kez, birini kaybetme ihtimalinin insanı daha o kişi yanındayken bile özlemle doldurabileceğini öğrendi.
Bölüm etkileşimi
