7. bölüm / 14
Bir yıl daha sevSÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN
Bölümler 14Şu an: SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN
- 1 AHŞAP, TOZ VE SESSİZLİK1.470 kelime
- 2 YENİ BİRİ, ESKİ BİR DÜZEN3.195 kelime
- 3 BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR2.112 kelime
- 4 BİRİNCİ KURAL: ALIŞMA2.099 kelime
- 5 YAĞMURDAN SONRA2.516 kelime
- 6 KİTAPLARIN ARASINDA KALANLAR2.380 kelime
- 7 SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN2.304 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 BİRAZ DAHA YAKIN2.611 kelime
- 9 MÜZİK DURDUĞUNDA4.185 kelime
- 10 ÖLMEK İSTEMİYORUM, DEFNE3.780 kelime
- 11 KISA BİR MUTLULUK2.990 kelime
- 12 SARILAMAYACAĞIM GÜNLER2.219 kelime
- 13 GÜNEŞ DOĞARKEN4.120 kelime
- 14 SON..406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
7. BÖLÜM
SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN
Defne, dükkânın kapısını açmadan önce elindeki kitaba bir kez daha baktı.
Kitabı dün akşam bitirememişti. Aslında okumaya başladığında niyeti yalnızca birkaç sayfa çevirmekti ama Aras’ın kitap arasına bıraktığı notu gördükten sonra kendisini satırların arasında bulmuştu. Bazı cümleler insanın karşısına tam da ihtiyacı olduğu zaman çıkıyordu. Bazılarıysa insanın aklını gereğinden fazla kurcalıyordu.
Aras’ın yazdığı not ikinci gruptaydı.
"Bazı kitaplar okunmak için değil, insanın kendine sormaktan kaçtığı soruları hatırlatmak için vardır."
Defne, o cümleyi kaç kez okuduğunu saymayı bırakmıştı.
Aras neden böyle şeyler yazıyordu? Daha doğrusu, neden bir insana doğrudan söylemek yerine kitapların arasına saklamayı tercih ediyordu?
Belki de herkese yaptığı gibi kendisine de şaka yapıyordu. Belki notu çok önceden yazmıştı. Belki de Defne, kendisine gösterilen küçücük bir nezaketi bile gereğinden fazla anlamlandırıyordu.
Bunların hepsi mümkündü.
Yine de kitabı çantasına koyarken gülümsediğini fark etti.
Kapıyı açtığında dükkânın içinden hafif bir müzik sesi geliyordu. Aras, tezgâhın arkasında durmuş, eski bir ahşap çerçevenin üzerindeki tozu temizliyordu. Saçları her zamanki gibi dağınıktı. Üzerinde siyah bir tişört, kolunda gelişigüzel kıvrılmış bir gömlek vardı.
Defne’yi görünce elindeki bezi bıraktı.
"Nihayet."
Defne kapıyı kapatıp kaşlarını kaldırdı.
"Günaydın sana da."
Saatin kaç olduğunun farkında mısın?
"Dokuzu on geçiyor."
— Ben de onu söylüyorum. İnsan işe dokuzda gelir.
— İşe dokuzda geliyorum zaten.
— Ama dokuzda burada olmanla dokuzda kapıyı açman arasında ciddi bir fark var.
Defne çantasını tezgâhın altına bıraktı.
— Sen sabahları insanlarla uğraşmak için mi uyanıyorsun?
— Hayır. İnsanlarla uğraşmak için yaşıyorum. Sabahları da bunun küçük bir provası.
Defne gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Aras bunu fark etti.
— Güldün.
— Hayır.
— Gördüm.
— Göz doktoruna gitmen gerekiyor demek ki.
— Giderim. Ama önce çalışanımın iş ahlakını düzeltmem lazım.
Defne kitabı çantasından çıkarıp tezgâhın üzerine koydu.
— Al, kitabın.
Aras kitabı eline aldı. Kapağını inceledi, ardından Defne’ye baktı.
— Okudun mu?
— Bir kısmını.
— Bir kısmını mı?
— Evet, Aras. Kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini fark edemediğim için bütün geceyi ona ayırmadım. Hayatımda başka şeyler de var.
— Mesela?
Defne duraksadı.
— Mesela uyumak.
— Oldukça heyecan verici bir hayatın varmış.
— Senin hayatın da insanları sabah sabah sinir etmekten ibaret sanırım.
Aras güldü. Kitabı tezgâhın üzerine bıraktıktan sonra kapağını parmaklarıyla düzeltti.
— Hangi kısmına geldin?
Defne ona okuduğu bölümü anlattı. Ardından kitapta dikkatini çeken birkaç ayrıntıdan söz etti. Aras, normalde birinin uzun uzun konuşmasını sabırsızlıkla dinleyecekmiş gibi görünürdü ama Defne kitaplardan söz ederken farklılaşıyordu. Lafını kesmiyor, araya gereksiz şakalar sıkıştırmıyor, bazen de onunla aynı fikirde olmadığı noktaları uzun uzun tartışıyordu.
Defne bunu seviyordu.
Bir insanın yalnızca komik ya da eğlenceli olmasını değil, düşüncelerinin de kendisine dokunmasını seviyordu.
— Peki, dedi Aras. Sence insan neden tutunacak bir şey arar?
Defne, sorunun gelişigüzel sorulmadığını hissetti.
— Çünkü her şeyi tek başına taşıyamaz.
— Taşıyabildiğini sananlar?
— Onlar da bir noktada yorulur.
Aras'ın yüzündeki gülümseme hafifçe değişti. Sanki söyleyecek bir şeyi vardı ama cümlesini seçemiyordu.
— Sen çok mu yoruldun? diye sordu.
Defne bu kez şaka yapmadı.
— Bazen.
— Neden?
— Çünkü bazı şeyleri anlatmak, onları yaşamaktan daha zor olabiliyor. İnsan bir şey anlatınca karşısındaki kişinin onu anlayacağını sanıyor. Sonra anlaşılamadığını fark ediyor ve bir daha anlatmak istemiyor.
Aras başını eğerek kitabın kapağına baktı.
— Evet, dedi alçak sesle. Bunu anlıyorum.
Defne onun yüzüne baktı. Aras'ın sesinde alışık olduğu alaycılık yoktu. Bu, kısa bir anlığına da olsa, karşısındaki adamın kendisini saklamayı unuttuğu anlardan biriydi.
Sonra Aras yeniden gülümsedi.
— Ama sen yine de anlat. Belki ben anlarım.
Defne'nin kalbi beklenmedik biçimde hızlandı.
— Sen mi?
— Şaşırma. Bazen işe yarar bir insan olabiliyorum.
— Bazen mi?
— Fazla umutlanmanı istemiyorum.
Defne güldü. Aras da ona eşlik etti ama gözlerini Defne'den hemen çekmedi.
O sabah dükkânın içinde sıradan görünen pek çok şey yaşandı. Bir müşteri, restorasyon için getirdiği küçük sehpanın ne zaman hazır olacağını sordu. Nihat Bey telefonla arayıp öğleden sonra uğrayacağını söyledi. Defne raflardaki eşyaların fiyatlarını düzenledi, Aras da eski bir sandalyenin kırık ayağıyla uğraştı.
Günün olağan akışı sürüyordu.
Fakat Aras, kendisini ilk kez bir şeyin değişmesini isterken yakaladı.
Defne'nin dükkâna gelmesini beklemeye başlamıştı. Onun ayak seslerini kapıdan önce tanıyor, söylediği bir şakaya güldüğünde istemsizce ona bakıyor, bir müşteriyle konuşurken sesinin nasıl değiştiğini fark ediyordu. Defne'nin sinirlendiğinde kaşlarını çatmasını, bir eşyanın üzerindeki çizikleri incelerken alt dudağını hafifçe ısırmasını bile zihninde gereksiz yere saklıyordu.
Bunların hiçbirini planlamamıştı.
Daha kötüsü, bunları durdurmak için bir sebep bulamıyordu.
Öğleden sonra Defne, dükkânın arka tarafındaki küçük çalışma masasında eski bir çekmecenin içini temizliyordu. Aras ise karşısında, ahşap bir kutunun kapağını zımparalıyordu. Dışarıda hava kapanmış, camlara ince yağmur damlaları düşmeye başlamıştı.
Defne bir süre sessizce çalıştıktan sonra başını kaldırdı.
— Aras?
— Efendim, çalışanım?
— Bir gün ciddi konuşabilir miyiz?
Aras elindeki zımpara kâğıdını bıraktı.
— Bu kadar büyük bir talep için önceden randevu almamız gerekiyor.
— Bak, yine başladın.
— Alışkanlık.
— Her şeyi şakaya vuruyorsun.
Aras'ın gülümsemesi yavaşça silindi.
— Her şeyi değil.
— Çoğu şeyi.
— Belki.
Defne, ondan bir açıklama bekleyerek baktı. Aras birkaç saniye sustu. Sonra yeniden elindeki kutuya döndü ama çalışmaya başlamadı.
— İnsanların ciddi olduğum zamanlarda söylediklerimi fazla önemsemesini istemiyorum, dedi.
— Neden?
— Çünkü bazen ne söylediğimi ben de bilmiyorum.
Defne sandalyesinde biraz doğruldu.
— Bu, senin düşündüğünden daha anlaşılır bir cevap.
— Öyle mi?
— Evet. Ama sürekli şaka yaparsan kimse seni tanıyamaz.
Aras başını kaldırdı.
— Sen tanımak mı istiyorsun?
Soru, ikisinin arasında beklenmedik bir sessizlik yarattı.
Defne'nin parmakları masanın üzerindeki bezin kenarına tutundu.
— Seni tanımak zorunda mıyım?
— Hayır.
— O zaman?
Aras gözlerini ondan ayırmadı.
— O zaman ben de bilmiyorum.
Defne cevap vermedi. Aras da konuşmadı. Yağmur camlara vurmaya devam ederken aralarındaki mesafe, dükkânın küçücük olmasına rağmen birden büyümüş gibiydi.
Sonunda Defne başını eğip yeniden çalışmaya başladı.
— Sen gerçekten çekilmez birisin, diye mırıldandı.
Aras hafifçe gülümsedi.
— Ama sıkıcı değilim.
— O konuda henüz karar vermedim.
— Karar vermek için daha fazla zamana ihtiyacın varsa yardımcı olabilirim.
— Kendine güvenin beni yoruyor.
— Senin de sabrın beni şaşırtıyor.
Akşamüstü Nihat Bey dükkâna uğradığında Defne, arka odada teslim edilecek eşyaların listesini hazırlıyordu. Nihat Bey oğluna yardım etmesini söylediğinde Aras itiraz etmedi. Babasıyla birlikte eski bir konsolu kapıya doğru taşırken yüzü bir an gerildi; ağırlığın etkisiyle nefesi kesilir gibi oldu.
Nihat Bey hemen durdu.
— Aras, biraz dinlen.
— Baba, konsolun yarısı bende, yarısı sende. Bunu yere bırakırsak ikimiz de altında kalacağız.
— Şaka yapma. Yüzün bembeyaz olmuş.
Aras çenesini sıktı.
— Biraz yoruldum sadece.
Nihat Bey oğlunun yüzünü inceledi. Söylemek istediği şeyler vardı ama Defne'nin arka odadan çıkmak üzere olduğunu görünce sustu.
Konsolu birlikte yerine bıraktılar. Aras, babasının kendisini izlediğini fark etmesine rağmen bir şey söylemedi.
Defne elinde listeyle yanlarına geldiğinde Nihat Bey konuyu değiştirdi.
— Kızım, bugün çok çalıştın. İstersen biraz erken çıkabilirsin.
Defne şaşırdı.
— Daha yapılacak işler var.
— Onları yarın da yaparsınız.
Aras araya girdi.
— Babam bugün herkesi eve göndermeye karar verdi. Muhtemelen dükkânı bana bırakıp kaçacak.
Nihat Bey oğluna ters ters baktı.
— Sen de bir gün ağzından çıkan her kelimeyi düşünerek konuşmayı öğrenirsin umarım.
— O gün gelirse haber veririm.
Defne gülümsedi. Nihat Bey vedalaşıp dükkândan ayrıldıktan sonra da işlerini toparlamaya devam etti. Aras ise onun çıkmasını bekler gibi sessizce durdu.
Defne çantasını omzuna taktı.
— Ben gidiyorum.
— Fark ettim.
— Yarın görüşürüz.
Aras'ın içinde, gün boyunca kendisini rahatsız eden düşünce yeniden kıpırdadı. Defne kapıya doğru yürürken onun arkasından bakıyordu. Yine hiçbir şey söylemeden gitmesine izin verirse, yarın aynı konuşmaların arasında kaybolabilirlerdi. Bir şaka daha yapabilir, bir konuyu değiştirebilir, hissettiği şeyi kendisinden bile saklayabilirdi.
Ama Defne'nin yüzündeki ifadeyi düşündü.
"Her şeyi şakaya vuruyorsun."
Haklıydı.
Aras derin bir nefes aldı.
— Defne.
Kadın kapının yanında durup arkasına döndü.
— Efendim?
Aras bir an konuşamadı. Söyleyeceği cümleyi zihninde hazırlamamıştı. Bu kez kendisini kurtaracak bir şaka da bulamıyordu.
— Bir dakika kalabilir misin?
Defne kaşlarını hafifçe kaldırdı.
— Bir şey mi oldu?
— Hayır. Yani… bilmiyorum. Konuşmamız gerekiyor.
Defne kapının yanından ayrılıp yeniden tezgâha yaklaştı.
— Tamam. Dinliyorum.
Aras ellerini ceplerine soktu, sonra bundan vazgeçip tezgâha dayandı. Bir an başını eğdi. Kendi kendine güldü ama bu, Defne'nin alıştığı türden bir gülümseme değildi. Daha çok, kendisini ne kadar zor bir duruma soktuğunu fark eden birinin çaresizliğine benziyordu.
— Ben normalde böyle konuşmam, dedi.
— Nasıl?
— Ne söyleyeceğini bilmediği hâlde konuşmaya çalışan biri gibi.
Defne'nin yüzü yumuşadı.
— İstersen düşünmek için zaman alabilirsin.
— Sorun da bu zaten. Fazla düşünürsem söyleyemeyeceğim.
Aras gözlerini kaldırdı. Defne ona dikkatle bakıyordu. Bu kez ne alay etti ne de sözünü kesti.
— Son birkaç haftadır, dedi Aras, senin buraya gelmeni bekliyorum.
Defne'nin yüzündeki ifade değişti ama konuşmadı.
Aras devam etti.
— Sabahları dükkânın kapısı açıldığında sen olduğunu anlamak hoşuma gidiyor. Bir şey anlatırken seni dinlemek, saçma sapan tartışmalarımızı yapmak… Hatta bazen bana kızman bile. Çünkü kızdığında en azından ne düşündüğünü biliyorum.
Defne, dudaklarını araladı ama Aras elini hafifçe kaldırarak sözünü sürdürdü.
— Bunu sana söylememem gerektiğini düşündüm. Sonra söylemek için doğru zamanı beklemeye başladım. Ama galiba doğru zaman diye bir şey yok. İnsan ya söylemek istiyor ya da korktuğu için susuyor.
Bir an durdu.
— Ben senden hoşlanıyorum, Defne.
Cümle dükkânın içinde sade, açık ve geri alınamaz bir biçimde kaldı.
Aras gözlerini kaçırmadı. İçinde tuhaf bir hafiflik vardı ama aynı zamanda Defne'nin vereceği cevabı beklemenin ağırlığını hissediyordu. İlk kez bir şeyi kontrol etmeye çalışmıyordu. Söylemesi gerekeni söylemiş, gerisini karşısındaki insana bırakmıştı.
Defne uzun süre sessiz kaldı.
Aras'ın yüzündeki ifade yavaşça değişmeye başladı. Her zamanki alaycı gülümsemesini geri getirmeye çalıştı.
— Bu arada, cevap vermek zorunda değilsin. Seni iş yerinde duygusal baskı altına almak gibi bir niyetim yok. İstersen yarından itibaren birbirimize yalnızca çalışan ve işveren gibi davranabiliriz. Hatta sana bir isim kartı bile hazırlarım. Üzerinde—
— Aras.
Sesi yumuşaktı ama Aras sustu.
Defne bir adım yaklaştı.
— Bir dakika önce ciddi konuşmak istediğini söyleyen sendin. Şimdi de cevabımı beklemeden kendini kurtarmaya çalışıyorsun.
Aras dudaklarını birbirine bastırdı.
— Eski alışkanlık.
— Biliyorum.
Defne'nin kalbi hızlı atıyordu. Aras'ın kendisinden hoşlandığını duymak, içinde uzun süredir adını koymadığı bir hissi görünür hâle getirmişti. Onunla vakit geçirmekten hoşlanıyordu. Dükkâna geldiğinde yüzüne bakmadan günün nasıl geçeceğini anlayamayacağını fark etmişti. Aras'ın gülümsemesi, can sıkıcı şakaları ve bazen bir anda ortaya çıkan o beklenmedik ciddiyeti, günlerinin sıradan bir parçası olmaktan çıkmıştı.
Ama hissettiği şeyin adını hemen koymak istemiyordu.
— Bunu bana neden şimdi söylüyorsun? diye sordu.
Aras bir süre düşündü.
— Çünkü söylemezsem seni her gördüğümde söylemediğim şeyi düşüneceğimi fark ettim. Bir de… seninle aramızda olan şeyin yalnızca atışmaktan ibaret olmadığını düşünüyorum. Yanılıyor olabilirim. Ama en azından bunu kendime itiraf etmek istedim.
Defne başını hafifçe yana eğdi.
— Peki, benden ne bekliyorsun?
— Hiçbir şey.
— Aras.
— Gerçekten. Sana bir cevap vermen için baskı yapmak istemiyorum. Sadece bilmeni istedim.
Defne onun gözlerine baktı. Aras ilk kez kendisini olduğundan daha güçlü göstermeye çalışmıyordu. Ne şaka yapıyordu ne de konuyu değiştiriyordu. Karşısında, cevabından korksa bile söylediği sözün arkasında durmaya çalışan bir adam vardı.
— Ben de seninle vakit geçirmekten hoşlanıyorum, dedi sonunda.
Aras'ın bakışları değişti.
Defne hemen devam etti.
— Ama bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyorum. Seni tanımaya devam etmek istiyorum. Yalnızca… her şeyi bir anda bir yere koymak istemiyorum.
Aras birkaç saniye ona baktı. Ardından başını salladı.
— Bu benim için yeterli.
— Gerçekten mi?
— Evet.
Sonra yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
— Ama bir şartım var.
Defne gözlerini devirdi.
— Daha şimdiden mi başladın?
— Yarın kitabın kalanını okumuş olacaksın.
Defne güldü.
— Bu mu şartın?
— Çok ağır bir sorumluluk, farkındayım.
— Seninle konuştuğum için kendime kızacağım.
— Muhtemelen. Ama yarın yine geleceksin.
Aras bunu söyledikten sonra sustu. Cümle ağzından, düşündüğünden daha doğal çıkmıştı.
Defne de sustu.
Sonra gülümseyerek cevap verdi.
— Evet. Yarın yine geleceğim.
Bu defa Aras, o cümlenin arkasına bir şaka saklamadı.
Defne dükkândan çıktığında yağmur dinmişti. Kaldırımın üzerinde biriken su, sokak lambalarının ışığını yansıtıyordu. Çantasının askısını omzunda düzeltti ve yürümeye başladı.
Aras'ın söylediklerini düşünüyordu.
"Ben senden hoşlanıyorum, Defne."
Cümle, zihninde tekrarlandıkça yüzüne istemsiz bir gülümseme yerleşiyordu. Bunun onu neden bu kadar mutlu ettiğini tam olarak bilmiyordu. Belki de uzun zamandır kimsenin kendisine böyle açık bir biçimde yaklaşmamış olmasındandı. Belki Aras'ın bunu söylemesinin onun için kolay olmadığını anlamıştı.
Belki de kendisi de aynı şeyi hissettiği için.
O akşam eve geldiğinde kitabı yeniden açtı. Birkaç sayfa okudu, sonra kitabı dizlerinin üzerine bıraktı.
Bazı insanlar hayatına büyük olaylarla girmezdi. Bazen yalnızca bir dükkânın kapısını açar, sana sinir bozucu bir şey söyler ve gününün geri kalanını değiştirirdi.
Dükkânda ise Aras, Defne gittikten sonra bir süre kapının önünde durmuştu.
Söylemişti.
Gerçekten söylemişti.
Üstelik dünya yerinden oynamamış, tavan başına çökmemiş, hayat bir anda başka bir şeye dönüşmemişti. Defne ona gülmemiş, onu küçümsememiş, söylediklerini hafife almamıştı. Yalnızca zamana ihtiyacı olduğunu söylemişti.
Aras bunu anlayabiliyordu.
Tezgâhın üzerindeki kitabı eline aldı. Defne'nin okuduğu sayfaları merak etti ama kitabı açmadı. Onun yerine çekmeceden küçük defterini çıkardı.
Kalemi elinde bir süre çevirdi.
Sonra yazdı:
"Bugün ilk kez birine karşı hissettiğim şeyi saklamadım. Cevabını bilmiyorum. Belki hiçbir şey değişmeyecek. Ama en azından artık kendime yalan söylemiyorum."
Bir süre yazdıklarına baktı.
Defne'nin yüzünü hatırladı. Ona cevap verirken sesinin nasıl yumuşadığını, kendisini kaçmaya çalışırken yakaladığında nasıl gülümsediğini düşündü.
Sonra kendi kendine sessizce güldü.
— Mahvoldun, Aras.
Dükkânın içinde kendisinden başka kimse yoktu.
Bu yüzden ilk kez, söylediklerinden utanmadan gülümsedi.
Işıkları kapatıp dışarı çıktığında hava soğumuştu. Cebindeki telefon titredi. Ekranda Defne'nin mesajı belirdi.
Defne: Kitabın kalanını yarın bitirmeye çalışacağım. Ama sırf sen istedin diye değil.
Aras mesajı okuyup başını salladı.
Aras: Tabii. Benim ne istediğim kimin umurunda?
Cevap gecikmedi.
Defne:İşte bu yüzden senden hoşlanıp hoşlanmadığımı anlamam zaman alacak.
Aras mesajı bir kez daha okudu.
Sonra gülümsedi ve yazdı:
Aras: Acelem yok.
Mesajı gönderdikten sonra telefonunu cebine koydu.
Aslında acele ettiği çok şey vardı. Söyleyemediği cümleler, ertelediği konuşmalar, bir türlü başlayamadığı planlar… Ama Defne'nin cevabı için acele etmek istemiyordu.
Çünkü ilk kez, bir şeyin hemen sonuçlanmasına değil, devam etmesine ihtiyaç duyuyordu.
Ve ertesi gün Defne'nin yine o kapıdan içeri gireceğini bilmek, o gece için yeterliydi.
Aras henüz bilmiyordu; bazen bir insanın hayatını değiştiren şey, büyük bir söz ya da unutulmaz bir öpücük değildi.
Bazen yalnızca birinin, ertesi gün de yanında olacağını söylemesiydi.
Bölüm etkileşimi
