Bir yıl daha sev kitap kapağı

8. bölüm / 14

Bir yıl daha sev

BİRAZ DAHA YAKIN

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: BİRAZ DAHA YAKIN

8. BÖLÜM

BİRAZ DAHA YAKIN

Defne ertesi sabah dükkâna girdiğinde Aras'ı tezgâhın arkasında kahve içerken buldu. Adam, kapının açıldığını duyar duymaz başını kaldırmıştı. Bunu belli etmemeye çalışsa da yüzünde beliren küçük gülümseme, Defne'nin gözünden kaçmadı.

— Günaydın, dedi Defne.

Aras kahvesinden bir yudum aldı.

— Günaydın. Bugün dakiksin.

— Her gün dakikim.

— Elbette. Ben de son derece mütevazıyım.

Defne çantasını bıraktı, sonra onun elindeki kahveye baktı.

— Bana kahve almadın mı?

Aras'ın kaşları kalktı.

— Günaydın dedin diye kahve mi bekliyorsun?

— Dün benden hoşlandığını söyleyen sendin. İnsan biraz çaba gösterir.

Aras kahvesini tezgâha bıraktı. Birkaç saniye Defne'ye baktıktan sonra gülümsedi.

— Demek benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamak için çaba göstermemi istiyorsun.

Defne'nin yüzüne sıcaklık yayıldı.

— Ben öyle bir şey söylemedim.

— Aynen öyle söyledin.

— Aras, sabah sabah başlama.

— Tamam. Bir kahveye ne dersin?

Defne kollarını göğsünde birleştirdi.

— Şekersiz.

— Başka bir isteğiniz var mı, hanımefendi?

— Var. Kahveyi sen yapacaksın.

Aras derin bir iç çekti.

— Bu ilişkinin daha ilk günlerinde bütün sorumluluk benim üzerime kaldı.

Defne gülmeye başladı.

— Ortada bir ilişki yok.

— Şimdilik.

Aras bu kelimeyi söylerken gözlerini ondan ayırmadı. Defne'nin gülümsemesi yavaşça küçüldü ama yüzündeki sıcaklık kaybolmadı. Aralarında henüz adı konulmamış bir şey vardı. İkisi de bunun farkındaydı. Bir gün önce yaşanan konuşmanın ardından birbirlerine karşı nasıl davranacaklarını tam olarak bilmiyorlardı.

Fakat Defne, Aras'ın kendisine eskisinden daha dikkatli baktığını fark ediyordu.

Aras da Defne'nin yanından geçerken ona çarpmamak için gösterdiği özenin bile kendisini gereğinden fazla mutlu ettiğini fark etmişti.

Bunların hiçbirini dile getirmediler.

Şimdilik kahve yeterliydi.

Sabahın ilerleyen saatlerinde dükkâna yaşlı bir kadın geldi. Yanında küçük, ceviz ağacından yapılmış bir mücevher kutusu taşıyordu. Kutunun köşeleri aşınmış, üzerindeki ince işlemelerin bazıları silinmişti.

Kadın kutuyu tezgâhın üzerine bırakıp dikkatle baktı.

— Bunu eşim yıllar önce bana almıştı, dedi. Artık kapağı kapanmıyor. Tamir ettirmek istiyorum ama eski hâlini de kaybetmesini istemiyorum.

Nihat Bey o gün dışarıda bir işini halletmeye gitmişti. Aras kutuyu eline alıp kapağını inceledi.

— Ahşap biraz kurumuş. Menteşesi de gevşemiş. Düzeltebiliriz.

Kadın başını salladı.

— Benim için çok kıymetli. Eşim geçen yıl öldü. İçinde onun bana aldığı ilk yüzük dururdu. Şimdi açıp kapatırken bile zarar vereceğim diye korkuyorum.

Defne, kadının kutuyu nasıl tuttuğunu izledi. Parmakları ahşabın üzerinde yavaşça dolaşıyor, sanki kutunun kendisine değil de geçmişte kalmış bir güne dokunuyordu.

— Merak etmeyin, dedi Defne. Kutunun izlerini silmeden onarabiliriz. Böylece eski hâlini korur.

Kadın ona minnetle baktı.

— Tam da bunu istiyorum.

Aras, Defne'ye kısa bir bakış attı. Ardından kutuyu dikkatlice bir beze sardı ve kadına teslim tarihini söyledi.

Kadın dükkândan ayrıldığında Defne kutunun bırakıldığı yere bakmaya devam etti.

— İnsanların bazı eşyaları neden atamadığını anlıyor musun? diye sordu.

Aras omuz silkti.

— Eşyanın kendisinden vazgeçemedikleri için değil. Onunla birlikte hatırladıkları şeyden vazgeçemedikleri için.

Defne ona döndü.

— Sen de böyle misin?

Aras bir süre düşündü.

— Bazı şeyleri saklarım. Ama her sakladığım şeyin benim için önemli olduğunu söyleyemem.

— Peki, önemli olanları nasıl anlıyorsun?

— Onları kaybetmekten korktuğumda.

Defne bu cevabı sessizce düşündü.

— Bazen bir şeyi kaybetmekten korktuğumuz için değil, onsuz nasıl yaşayacağımızı bilmediğimiz için tutunuyor olabiliriz.

Aras'ın bakışları bir anlığına uzaklaştı. Sonra yeniden Defne'ye döndü.

— Seninle konuşurken bazen yaşımın büyüdüğünü hissediyorum.

Defne güldü.

— Bu iltifat mı?

— Henüz karar vermedim.

— Bir gün düzgün bir iltifat etmeyi öğrenebilecek misin?

Aras kutuyu çalışma masasına bıraktı.

— Deneyebilirim. Mesela bugün saçların güzel olmuş.

Defne istemsizce saçlarına dokundu.

— Bugün hiçbir şey yapmadım.

— Demek ki güzel olmak için uğraşmana gerek yok.

Sözler ağzından çıktığında Aras da bir an durdu. Bu kez şaka yapmamıştı. Defne'nin yüzündeki şaşkınlığı görünce bakışlarını başka tarafa çevirdi.

— Kahve makinesini kapatmış mıydık? diye sordu.

Defne gülümsemesini saklayamadı.

— Evet, Aras. Kapattık.

— Güzel. İş güvenliği önemli.

Defne onun yanından geçerken hafifçe omzuna dokundu.

— Teşekkür ederim.

Aras, bu iki kelimenin ardından ne söyleyeceğini bilemedi.

Çünkü Defne'nin teşekkür ettiği şey yalnızca iltifat değildi. Onun, bir anlığına bile olsa, kendisini olduğu gibi göstermesiydi.

Öğleye doğru dükkân sakinleşti. Defne arka odada fiyat etiketlerini düzenlerken Aras içeri girdi. Elinde iki sandviç ve iki bardak ayran vardı.

Defne başını kaldırdı.

— Bunlar ne?

— Öğle yemeği.

— Benim için de mi aldın?

— Hayır. İkisini de kendim yiyeceğim. Sen izlersin.

Defne gülümsedi.

— Çok düşüncelisin.

Aras sandviçlerden birini masanın üzerine bıraktı.

— Bugün dükkânda doğru düzgün bir şey yemedin. Bütün sabah ayakta çalıştın.

Defne sandviçe baktı. Aras bunu fark etmişti. Kahvaltı yapmadığını, sabah yalnızca kahve içtiğini ve işine dalınca öğle yemeğini unuttuğunu fark etmişti.

Küçük bir şeydi.

Ama Defne'nin alışık olduğu bir şey değildi.

— Teşekkür ederim, dedi.

Aras sandalyeye oturdu.

— Bugün ikinci kez teşekkür ettin. Böyle devam edersen kendimi iyi biri sanmaya başlayacağım.

— Biraz zorlanacaksın ama denemeye değer.

Birlikte yemek yemeye başladılar. Önce dükkândaki müşterilerden, sonra Aras'ın çocukluğundan konuştular. Defne, onun eskiden de böyle alaycı olup olmadığını sordu.

— Daha kötüydüm, dedi Aras. Annem, küçükken ağzımı bir günlüğüne kapatabilseydi bana dünyaları vereceğini söylerdi.

Defne kahkaha attı.

— Gerçekten mi?

— Bir keresinde misafirlerimiz vardı. Annem bana sessiz olmamı söyledi. Ben de misafirler gidene kadar hiç konuşmadım.

— Sonra?

— Akşam yemeğinde bütün gün konuşmadığım için hastalanmış olabileceğimi düşündü. Beni doktora götürmek istedi.

Defne gülmekten başını masaya eğdi.

— İnanmıyorum!

— Ben de o gün insanları endişelendirmenin ne kadar kolay olduğunu öğrendim.

— Senin çocukken de baş belası olduğun kesin.

Aras gülümsedi. Bir an annesinden söz etmiş olmanın kendisinde uyandırdığı duyguyu fark etti. Eskiden bu tür anılar aklına geldiğinde içini hem özlem hem de acı kaplardı. Şimdi ise Defne'nin gülüşü, anının etrafında biriken ağırlığı hafifletmişti.

Annesini daha az özlemiyordu.

Yalnızca özlemin yanında başka bir şey daha vardı.

— Sen nasıldın? diye sordu.

Defne sandviçinden bir parça aldı.

— Sessiz bir çocuktum. İnsanları gözlemlerdim. Çok konuşmazdım ama kafamın içinde sürekli bir şeyler yazardım.

— Şimdi de öyle misin?

— Şimdi daha çok konuşuyorum. Ama kafamın içi hâlâ kalabalık.

— Neler yazıyorsun?

Defne bir an durdu.

— Bazen hikâyeler. Bazen yalnızca aklımdan geçen şeyler. Çoğunu kimseye göstermiyorum.

— Neden?

— Çünkü yazdığım şeyler benim için önemli. Birisi okuyup anlamsız bulursa…

Sözünü tamamlamadı.

Aras, elindeki ayran bardağını masaya bıraktı.

— O zaman sana bir şey söyleyeyim. Bir şeyin başkası için anlamsız olması, senin için taşıdığı anlamı değiştirmez.

Defne ona baktı.

— Sen ne zamandan beri bu kadar akıllıca konuşuyorsun?

— Çocukluğumdan beri. İnsanlar beni dinlemediği için fark etmediler.

Defne gülümsedi.

— Bir gün yazdıklarımı sana okuturum belki.

Aras'ın yüzünde gerçek bir merak belirdi.

— Bunu isterim.

— Dalga geçmeyeceksin ama.

— Bir şartla.

Defne gözlerini kıstı.

— Yine mi şart?

— Ben de sana yazdıklarımı göstereceğim.

Defne şaşırdı.

— Sen de mi yazıyorsun?

Aras bir an sustu.

— Bazen.

— Ne yazıyorsun?

— Genellikle kimseye söyleyemediklerimi.

Defne'nin yüzündeki ifade yumuşadı.

— O zaman bir gün birbirimize okuruz.

Aras başını salladı.

— Anlaştık.

O gün, ilk kez birbirlerine yalnızca hoşlandıkları iki insan gibi değil, birbirlerinin dünyasına girmeye başlayan iki insan gibi yaklaştılar.

Defne camın önündeki eski bir sandalyeyi incelerken Aras dışarıya baktı. Yağmurun şiddeti artıyordu. Defne'nin evine yürüyerek gittiğini biliyordu. Sabah gelirken de ince bir mont giymişti.

— Şemsiyen yanında mı? diye sordu.

Defne çantasını kontrol etti.

— Hayır. Evde unutmuşum.

Aras başını salladı.

— Şaşırmadım.

— Ne demek o?

— Seninle tanıştığımdan beri eşyalarını unutmaya yatkın olduğunu keşfettim.

— Ben hiçbir şey unutmuyorum.

Aras tezgâhın altından siyah bir şemsiye çıkardı.

— Geçen hafta bunu burada bırakmıştın.

Defne şemsiyeyi tanıyınca yüzünü buruşturdu.

— Onu tamamen unutmuşum.

— Az önce hiçbir şey unutmadığını söylemiştin.

— Seninle konuşmak insanın hafızasını bozuyor.

Aras şemsiyeyi ona uzattı.

— Al. Akşam yağmur dinmezse bunu kullanırsın.

Defne şemsiyeyi aldı ama hemen açıp çantasına koymadı.

— Sen nasıl gideceksin?

— Benim de bir şemsiyem var.

— Peki ya senin şemsiyen de burada kalırsa?

Aras elini göğsüne götürdü.

— Bana hiç güvenmiyorsun.

— Sana güvenmek için yeterince sebebim yok.

— Dün senden hoşlandığımı söyledim.

— Bu, şemsiye kullanabildiğini kanıtlamıyor.

Aras kahkaha attı.

Yağmur biraz hafiflediğinde Defne dükkânın önüne çıktı. Şemsiyeyi açtı ama birkaç adım sonra durup arkasına baktı. Aras kapının yanında durmuş, onu izliyordu.

— Aras!

— Ne oldu?

— Birlikte yürüyelim mi?

Aras'ın yüzündeki şaşkınlık kısa sürdü.

— Nereye?

— Otobüs durağına kadar. Aynı yöne gidiyoruz.

Aras dükkânın kapısını kilitledi ve yanına geldi.

— Elbette. Ama şemsiyeyi ben tutacağım.

— Neden?

— Çünkü senin onu da unutacağından şüpheleniyorum.

Defne şemsiyeyi ona uzattı.

— Al bakalım, sorumluluk sahibi adam.

Aras şemsiyeyi açıp ikisinin üzerine tuttu.

Başlangıçta aralarında dikkatli bir mesafe vardı. Defne kaldırımın kenarından yürüyordu, Aras ise yağmurun daha fazla vurduğu tarafta kalmıştı. Birkaç dakika sonra Defne, şemsiyenin neredeyse tamamının kendi tarafına kaydığını fark etti.

Aras'ın sağ omzu ıslanmıştı.

— Şemsiyeyi kendine doğru tutsana, dedi.

— Tutuyorum.

— Hayır, tutmuyorsun.

— Fizik kurallarına aykırı bir talebin var.

Defne şemsiyeyi biraz ortaladı.

— Böyle daha iyi.

Aras ona baktı.

— Üşüyor musun?

— Hayır.

— Emin misin?

— Aras, iyiyim.

Başını salladı ama yürüyüşünü yavaşlattı. Defne de ona ayak uydurdu. Bir süre konuşmadan ilerlediler. Sokak, yağmurun ardından gelen toprak kokusuyla doluydu. Arabaların tekerlekleri ıslak yolda ilerlerken suyu kaldırıma sıçratıyor, dükkânların ışıkları akşamın gri rengine karışıyordu.

Defne, yanındaki adamın eline baktı. Şemsiyenin sapını tutan parmakları soğuktan hafifçe kızarmıştı.

— Ellerinin üşüdüğünü söyleyebilirdin, dedi.

— Üşümüyorum.

Defne gözlerini devirdi.

— İkinci kez aynı yalanı söylüyorsun.

Aras güldü.

— Peki, biraz üşüyorum.

Defne çantasından eldivenlerini çıkardı ve ona uzattı.

— Al.

Aras eldivenlere baktı.

— Bunlar senin.

— Farkındayım.

— Sen ne yapacaksın?

— Benim ellerim üşümüyor.

Aras eldivenleri almadı.

— O zaman ikimiz de üşümeyelim. Şemsiyeyi tutan elimi cebime sokamam, biliyorsun.

Defne ona bakıp başını iki yana salladı. Sonra eldivenleri çantasına geri koydu.

— İnatçısın.

— Sen de.

Otobüs durağına vardıklarında yağmur yeniden hızlandı. Defne saçlarının uçlarına düşen damlaları eliyle silerken Aras şemsiyeyi kapattı.

— Yarın görüşürüz, dedi Defne.

Aras başını salladı.

— Yarın görüşürüz.

Defne birkaç adım uzaklaştıktan sonra yeniden döndü.

— Aras?

— Efendim?

— Bugün benimle yürüdüğün için teşekkür ederim.

Aras gülümsedi.

— Bir dahaki sefere teşekkür etmek yerine kahve alabilirsin.

— Düşünürüm.

— Şekersiz.

Defne güldü ve otobüsüne binmek için döndü.

Aras, otobüs hareket edene kadar durakta bekledi. Sonra şemsiyesini açıp ters yönde yürümeye başladı.

Kendisine kızması gerekiyordu belki. Sıradan bir yürüyüşün bile aklında bu kadar yer etmesine şaşırması gerekiyordu.

Ama o akşam, eve giderken yağmurun sesini ilk kez uzun zamandır olduğundan daha güzel buldu.

Ertesi gün dükkâna gelen Defne'nin elinde iki kahve vardı.

Aras onu kapıda görünce önce kahvelere, sonra yüzüne baktı.

— Bu ne?

— Kahve.

— Bunu görebiliyorum.

Defne kahvelerden birini ona uzattı.

— Dün benden kahve istemiştin. Ben de bugün aldım.

Aras bardağı alırken gülümsedi.

— Şekersiz mi?

— Evet.

Bir yudum aldıktan sonra memnuniyetle başını salladı.

— Demek beni dinliyorsun.

Defne montunu çıkarıp yerine astı.

— Bazen işe yarar şeyler söylüyorsun.

— Bunu iltifat olarak kabul edeceğim.

— Nasıl istersen.

Aras kahvesini elinde tutarak bir süre onu izledi. Defne rafları düzenlemeye başlamıştı. Bir eşyayı yerine koyuyor, sonra bir adım geri çekilip düzgün durup durmadığını kontrol ediyordu.

Aras, onun yanına gitti.

— Sana bir şey sorabilir miyim?

Defne başını çevirdi.

— Sor.

— Dün yürürken neden bana eldivenlerini verdin?

Defne şaşkınlıkla baktı.

— Çünkü ellerin üşüyordu.

— Ama benimle ilgilenmek zorunda değilsin.

Defne'nin yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

— İlgilenmek zorunda olduğum için yapmadım zaten.

Aras bir an sustu.

Defne elindeki kitabı rafa yerleştirdi, ardından ona döndü.

— Sen benden hoşlandığını söyledin. Ben de seni tanımak istediğimi söyledim. Bu, her hareketimizi hesaplamak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Bir insanın elleri üşüyorsa ona eldiven vermek için büyük bir karar almamız gerekmiyor.

Aras'ın yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi.

— Haklısın.

Defne kaşlarını kaldırdı.

— Bunu tekrar söyler misin? Emin olamadım.

— Haklısın, dedim.

— Bir daha duymayabilirim. Kayda almam gerekirdi.

Aras güldü.

— Seninle baş etmek gerçekten zor.

— Ama sıkıcı değilim.

Aras, daha önce kendisinin söylediği cümleyi Defne'den duyunca kahkaha attı.

— Bunu bana karşı kullanacağını biliyordum.

— Ben iyi bir öğrenciyim.

Gülüşmeleri dükkânın içinde yankılandı.

Sonra Aras, Defne'nin elindeki kahve bardağına baktı.

— Peki, bu kahve yalnızca arkadaşça bir jest mi?

Defne ona döndü.

— Şimdilik.

Aras'ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

— Şimdilik kelimesini sevdim.

Defne de gülümsedi ama bu kez bakışlarını kaçırmadı.

— Alışma.

— Çok geç kaldın.

Günler ilerledikçe aralarındaki yakınlık kendiliğinden büyüdü.

Büyük sözler vermediler. Birbirlerine henüz sevgili olduklarını söylemediler. Defne, Aras'ın kendisinden hoşlandığını bilmesine rağmen ona hemen bir isim koymak istemiyordu. Aras da Defne'nin kendisini tanıması için zamana ihtiyacı olduğunu kabul etmişti.

Ama bazı alışkanlıklar sessizce oluşmaya başladı.

Aras sabahları kahve alırken Defne'ninkini de düşünüyordu. Defne, öğle yemeğinde Aras'ın sevdiği şeyleri hatırlamaya başlamıştı. Bir müşteriyle yaşadığı komik bir olayı anlatmak için günün sonunu beklemiyor, fırsat bulduğunda hemen ona dönüyordu.

Aralarındaki atışmalar da değişmişti.

Eskiden Defne, Aras'ın kendisine söylediği her şeye karşılık vermek zorunda hissederdi. Şimdi bazen yalnızca gülümseyip geçiyordu. Aras da onun sessizliğini doldurmak için sürekli konuşmayı bırakmıştı.

Bazen birlikte çalışıyor, bazen aynı kitabın üzerine tartışıyor, bazen de hiçbir şey söylemeden yan yana oturuyorlardı.

Defne, Aras'ın sessizliğinden rahatsız olmamayı öğreniyordu.

Aras ise birinin yanında kendisini eğlendirmek zorunda hissetmeden durabilmenin ne demek olduğunu yeniden keşfediyordu.

Bir akşam dükkânı kapatmadan önce Defne, çalışma masasının üzerinde duran küçük defteri gördü. Aras'ın yazılarını karıştırmak istemediği için elini uzatmadı. Yalnızca defterin yanındaki kalemi alıp kendi çantasına koyacağı not defterine bir şey yazdı.

Aras bunu fark etti.

— Ne yazıyorsun?

Defne defterini kapattı.

— Hiç.

— Hiç yazısı nasıl oluyor?

— Senin anlayamayacağın kadar karmaşık.

— Beni küçümsemene alışıyorum.

Defne gülümsedi.

— Güzel. Çünkü bu daha başlangıç.

Aras, onun yazdığı şeyi merak ediyordu ama sormadı. Bir gün kendisine göstereceğini söylemişti. Bekleyebilirdi.

Dükkânın ışıklarını kapatıp dışarı çıktıklarında hava açıktı. Defne kaldırımda yürürken birden durdu.

— Aras?

— Efendim?

— Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor.

Aras'ın adımları yavaşladı.

Defne bu kez sözünü şakaya çevirmedi.

— Bunu bilmeni istedim. Hemen bir ilişkiye başlamamız gerektiğini düşünmüyorum. Ama seni tanımak istiyorum. Gerçekten.

Aras bir süre ona baktı. Ardından başını hafifçe salladı.

— Ben de seni tanımak istiyorum.

— O zaman birbirimize karşı dürüst olalım.

Aras'ın yüzündeki ifade bir anlığına ciddileşti.

— Olalım.

Defne elini uzatıp onun koluna hafifçe dokundu.

— İyi geceler, Aras.

— İyi geceler, Defne.

Defne yürümeye başladığında Aras olduğu yerde kaldı. Koluna dokunduğu yerde tuhaf bir sıcaklık hissediyordu. Bu küçücük temasın kendisini neden bu kadar etkilediğini anlamaya çalışmadı.

Çünkü o akşam anlaması gereken başka bir şey vardı.

Defne ona bir söz vermemişti.

Bir gelecek vaat etmemiş, her şeyin güzel olacağını söylememişti.

Yalnızca onu tanımak istediğini belirtmişti.

Aras için bu, birinin kendisine verebileceği en dürüst cevaptı.

O gece Aras odasına geçtiğinde masanın üzerindeki defterini açtı. Bir süre boş sayfaya baktıktan sonra kalemini eline aldı.

"Defne bugün benimle vakit geçirmekten hoşlandığını söyledi."

Cümlenin altına bir çizgi çekti.

Sonra devam etti.

"Bunun hayatımı değiştirecek bir şey olduğunu düşünmek istemiyorum. Çünkü bazı şeylere gereğinden fazla anlam yüklemek insanı korkutuyor. Ama bugün eve dönerken yarın sabahı düşündüm. Onu yeniden göreceğimi bilmek hoşuma gidiyor."

Kalemi bıraktı.

Birkaç saniye sonra yeniden eline aldı.

"Belki de insanın ihtiyacı olan şey, bütün sorularının cevabını bulmak değildir. Bazen yanında soru sormaktan korkmadığı birinin olması yeterlidir."

Odanın sessizliğinde bir süre oturdu. Sonra çekmecedeki hastane dosyasını gördü. Elini uzatmadı. Henüz o gece değil.

Pencereden dışarı baktığında sokak lambasının ışığı karşı apartmanın duvarına vuruyordu.

Aras, uzun zamandır ilk kez ertesi günü yalnızca bir tarih olarak düşünmedi.

Yarın Defne gelecekti.

Birlikte çalışacaklar, muhtemelen tartışacaklar, belki kahve içeceklerdi. Belki yeni bir kitap hakkında konuşacaklardı.

Bunların hiçbiri büyük şeyler değildi.

Ama hayat, bazen büyük şeylerden değil, tekrar yaşanmasını istediğin küçük anlardan oluşuyordu.

Aras ışığı kapatmadan önce masanın üzerindeki kitaba baktı.

"Tutunamayanlar."

Kitabı eline aldı, rastgele bir sayfa açtı ve birkaç satır okudu. Sonra kitabı kapatıp başucuna bıraktı.

Defne'ye söylemek istediği daha çok şey vardı.

Fakat bu kez acele etmeyecekti.

Çünkü bazı insanlar hayatına girdiklerinde her şeyi bir anda değiştirmezdi.

Önce kahveni nasıl içtiğini öğrenirlerdi.

Sonra neye güldüğünü.

Ardından hangi konularda sustuğunu.

Ve sen farkına varmadan, günün içinde onlara ayırdığın küçük yer, giderek büyürdü.

Aras'ın hayatında da böyle oluyordu.

Henüz bunun sonunu bilmiyordu.

Yalnızca başlangıcın içinde olduğunu hissediyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.