4. bölüm / 14
Bir yıl daha sevBİRİNCİ KURAL: ALIŞMA
Bölümler 14Şu an: BİRİNCİ KURAL: ALIŞMA
- 1 AHŞAP, TOZ VE SESSİZLİK1.470 kelime
- 2 YENİ BİRİ, ESKİ BİR DÜZEN3.195 kelime
- 3 BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR2.112 kelime
- 4 BİRİNCİ KURAL: ALIŞMA2.099 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 YAĞMURDAN SONRA2.516 kelime
- 6 KİTAPLARIN ARASINDA KALANLAR2.380 kelime
- 7 SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMADAN2.304 kelime
- 8 BİRAZ DAHA YAKIN2.611 kelime
- 9 MÜZİK DURDUĞUNDA4.185 kelime
- 10 ÖLMEK İSTEMİYORUM, DEFNE3.780 kelime
- 11 KISA BİR MUTLULUK2.990 kelime
- 12 SARILAMAYACAĞIM GÜNLER2.219 kelime
- 13 GÜNEŞ DOĞARKEN4.120 kelime
- 14 SON..406 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
4. BÖLÜM
BİRİNCİ KURAL: ALIŞMA
Aras, sabah dükkâna geldiğinde Defne'nin kendisinden önce orada olacağını düşünmemişti.
Kapıyı açar açmaz duyduğu kahkaha, içeride birinin bulunduğunu haber verdi. Tezgâhın arkasına geçtiğinde Defne'yi elinde kahve bardağıyla, telefonuna bakarak gülerken buldu. Önündeki kayıt defteri açıktı ve sayfaların büyük bir kısmı doldurulmuştu.
Aras kapının yanında durdu.
“Sabah sabah neye gülüyorsun?”
Defne başını kaldırdı. “Sana anlatırsam anlamazsın.”
“Beni bu kadar küçümsemen kalbimi kırıyor.”
“Senin kalbinin olduğunu nereden biliyorsun?”
Aras elini göğsüne götürdü. “İşte bu. İnsan bir kere olsun güzel bir şey duymak istiyor.”
“Git aynaya bak. Kendine iltifat et.”
Aras'ın gözleri masanın üzerindeki kahve bardağına kaydı.
“Bana da aldın mı?”
Defne bardağını kendisine doğru çekti. “Hayır.”
“Ne kadar düşüncelisin.”
“Dün bütün gün beni sinir ettin. Bugün de aynısını yapacağını düşündüm. Kahvemi kendime aldım.”
“Yani beni düşündün.”
“Aras, bir insanın seni düşünmesiyle sana kahve alması arasında fark var.”
“Ben o farkı kahve içtikten sonra değerlendiriyorum.”
Defne gülerek başını iki yana salladı. Sonra önündeki defteri ona doğru itti.
“Al bakalım. Dün verdiğin işleri bitirdim. Üstelik senin yaptığın gibi insanları azarlamadan.”
Aras defteri açtı. Sayfaları dikkatle inceledi. Defne'nin yazısı düzenliydi; tarihleri, mobilyaların özelliklerini ve tamir işlemlerini ayrı ayrı belirtmişti. Bazı eski kayıtların yanına okunmayan kelimeleri işaretleyerek soru işaretleri koymuştu.
“Fena değil,” dedi.
Defne'nin yüzündeki gülümseme anında kayboldu.
“Fena değil mi?”
“Evet.”
“Dün bunları bitiremeyeceğimi söyleyen kimdi?”
“Ben.”
“Peki şimdi?”
Aras defteri kapattı. “Şimdi de haklı olduğumu düşünüyorum.”
Defne elindeki kalemi ona doğru kaldırdı.
“Bir gün gerçekten sabrımı tüketeceksin.”
“Umarım o gün dükkânda olmazsın. Babamın temizlik masraflarını karşılamak istemiyorum.”
Defne kalemi masaya bıraktı. Aras gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu.
“Biliyor musun,” dedi Defne, “seninle tartışmak, duvara laf anlatmaya benziyor.”
“Duvarlar daha pahalıya mal olurdu. Beni işe aldıkları için şanslısın.”
“Sen işe alınmadın. Burada doğdun.”
Aras'ın kahkahası dükkânın içinde yankılandı.
Defne, onun güldüğünü gördüğünde istemsizce gülümsedi. Aras'ın yüzü gülerken daha genç görünüyordu. Normalde gözlerinin çevresinde taşıdığı o yorgun ifade bir süreliğine kayboluyor, kendisini dünyadan korumak için kullandığı alaycılık geride kalıyordu.
Ne yazık ki bu anlar uzun sürmüyordu.
Aras bir süre sonra defteri tezgâha bıraktı ve arka odaya geçti. Defne onun ardından bakarken kendisine kızdı. Bir insanın yalnızca güldüğünde daha güzel görünmesini fark etmek, o insanla ilgilenmeye başladığı anlamına gelmemeliydi.
Henüz dördüncü gündü.
Üstelik Aras, tanıdığı en sinir bozucu adamlardan biriydi.
Defne kahvesinden bir yudum aldı ve kendisine sessizce bir kural koydu.
Aras'a alışmayacaktı.
İnsan bazen en çok, yapmamaya karar verdiği şeyde başarısız olurdu.
Saat ona doğru Nihat Bey, dükkânın ön tarafındaki eski bir koltuğu göstererek Defne'yi yanına çağırdı.
“Bugün bunu teslim edeceğiz. Müşteri öğleden sonra gelecek.”
Defne koltuğun yanına yaklaştı. Koyu yeşil kumaşının bazı yerleri yıpranmış, ahşap kollarındaki cilası solmuştu. Buna rağmen koltuk sağlam görünüyordu.
“Bunun bütün kumaşı değişecek mi?” diye sordu.
“Hayır. Müşteri orijinal kumaşın korunmasını istiyor. Yalnızca yıpranan kısımlar onarılacak.”
“Peki ahşap kısımlar?”
“Temizlenecek, gevşeyen bağlantılar güçlendirilecek. Ama fazla zımpara yapmayacağız.”
Defne başını salladı. “Anladım.”
Nihat Bey gülümsedi. “Aras sana anlatmıştır diye düşünüyordum.”
Defne istemsizce arka odaya baktı.
“Aras'ın bana bir şey anlatması için önce üç hakaret, iki şaka ve bir tartışma yaşamamız gerekiyor.”
Nihat Bey güldü.
“Çocukluğundan beri böyledir. Bir şey anlatmak istediğinde bile önce insanı kızdırır.”
“Bunu neden yapıyor?”
Nihat Bey'in gülümsemesi hafifledi. Bir süre koltuğun ahşap koluna baktı.
“Bilmiyorum, kızım. Belki bazı insanlar kendilerini anlatmak yerine insanları kendilerinden uzak tutmayı öğreniyor.”
Defne bu cümleyi aklının bir köşesine yerleştirdi.
Nihat Bey işine dönerken Aras arka odadan çıktı. Elinde iki küçük ahşap parçası vardı. Defne'yi koltuğun yanında görünce durdu.
“Babam seni işe mi aldı, yoksa mobilyalarla duygusal bağ kurman için mi burada tutuyor?”
“En azından mobilyalar senden daha kibar.”
Aras ahşap parçalarını tezgâha bıraktı.
“Şimdi ne yapıyorsun?”
“Koltuk hakkında bilgi alıyorum.”
“Güzel. O zaman küçük bir sınav yapalım.”
Defne iç çekti. “Başlıyoruz yine.”
Aras koltuğun yanına geldi.
“Ahşap kolları temizlerken neye dikkat edeceksin?”
“Orijinal yüzeyin zarar görmemesine.”
“Peki?”
“Gereğinden fazla zımpara yapmayacağım.”
“Peki ya gevşemiş bağlantılar?”
“Önce kontrol edeceğim, sonra uygun şekilde güçlendireceğim.”
Aras birkaç saniye ona baktı.
“Biliyor musun? Biraz umut vericisin.”
Defne gülümsedi. “Senin kadar iyi bir öğretmenden ders almak büyük bir şans.”
“Sonunda değerimi anladın.”
“Hayır. İroni yapıyorum.”
“Biliyorum. Ama yine de duymak güzeldi.”
Defne koltuğun diğer tarafına geçti. Aras ona kullanılacak malzemeleri gösterirken ilk kez gerçekten bir şey öğretmeye başladı. Ahşabın dokusunu nasıl anlayacağını, eski cilayla yeni cilanın arasındaki farkı ve bir mobilyanın hangi bölümlerinin orijinal hâliyle korunması gerektiğini anlattı.
Konuşurken sesi değişiyordu. Şakaları azalıyordu. Parmakları ahşabın üzerinde dolaşırken ne yaptığını çok iyi bilen biri olduğu anlaşılıyordu.
Defne onu izledi.
“Bunu seviyorsun,” dedi.
Aras başını kaldırmadan cevap verdi.
“Neyi?”
“Bu işi.”
“Babamın yanında büyüdüm. Başka ne yapacağımı bilmiyorum.”
“Bu, sevmediğin anlamına gelmez.”
Aras elindeki zımparayı bıraktı.
“Her sevdiğin şeyi yapmak zorunda değilsin. Bazen yalnızca yapmayı bildiğin şeyi yaparsın.”
Defne onun yüzüne baktı.
“Sen de hep böyle mi düşünürsün?”
“Nasıl?”
“Her şeyin kötü tarafını bulmayı başarıyorsun.”
Aras gülümsedi. “Ben buna gerçekçilik diyorum.”
“Ben buna karamsarlık diyorum.”
“Aramızdaki fark bu olsun.”
Defne bir şey söyleyecekti ama Aras aniden öksürdü. Önce kısa bir öksürüktü. Ardından birkaç kez daha öksürdü ve yüzünü kolunun içine çevirdi.
Defne elindeki malzemeleri bıraktı.
“İyi misin?”
Aras başını salladı. “Toz.”
“Masken nerede?”
“Bir yerde.”
“Harika. O zaman o bir yerdeki maskeni bul ve tak.”
“Emredersiniz.”
Aras arka odaya gittiğinde Defne onun arkasından baktı. Öksürüğü geçmişti ama yürüyüşünde tuhaf bir yavaşlık vardı. Bir anlığına duvara elini dayamış, sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etmişti.
Defne bunun üzerinde fazla durmamaya çalıştı.
Herkesin kötü günleri olabilirdi.
Ama Aras'ın kötü günleri sanki birbirini takip ediyordu.
Öğle saatlerinde Nihat Bey, yakınlardaki bir esnaftan gelen telefon üzerine kısa süreliğine dükkândan ayrıldı. Gitmeden önce Aras'a teslim edilecek koltuğu kontrol etmesini, Defne'ye de eksik kayıtları tamamlamasını söyledi.
Kapı kapanınca dükkânda ikisi yalnız kaldı.
Defne defterin başına oturdu. Aras ise koltuğun ahşap ayaklarından birini kontrol ediyordu.
Bir süre yalnızca çalıştılar. Sonra Defne'nin midesinden ses geldi.
Aras başını kaldırdı.
Defne gözlerini kapattı. “Sakın.”
“Ben bir şey söylemedim.”
“Yüzün söyledi.”
Aras ciddi bir ifadeyle ona baktı. “İnsan vücudunun bu kadar açık sözlü olması beni etkiliyor.”
Defne kalemini bıraktı. “Kahvaltı yapmadım.”
“Bu saatte mi söylüyorsun?”
“Sabah acelem vardı.”
Aras tezgâhın altındaki poşeti çıkardı. İçinden küçük bir paket kraker ve iki elma aldı. Bir elmayı Defne'ye uzattı.
“Al.”
Defne şaşırdı. “Bunlar nereden çıktı?”
“Dükkânın gizli erzak deposundan.”
“Gerçekten nereden çıktı?”
“Babam koymuş. Bazen burada yemek yemeyi unutuyorum.”
Defne elmayı aldı. “Teşekkür ederim.”
Aras diğer elmayı elinde çevirdi.
“Bunu birine anlatma. İtibarım zarar görür.”
“Merak etme. Kimseye senin iyi biri olduğunu söylemeyeceğim.”
“İyi. Çünkü ben de kendimden şüphe etmeye başlamıştım.”
Defne elmayı ısırdı. Aras da kraker paketini açtı ama yalnızca bir tane aldı. Defne bunu fark etti.
“Sen de ye.”
“Yiyorum.”
“Bir kraker mi?”
“Başlangıç olarak.”
Defne kaşlarını kaldırdı.
“Aras, senin yemekle bir sorunun mu var?”
Soru havada asılı kaldı.
Aras'ın eli paketin üzerinde durdu. Yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. Birkaç saniye boyunca Defne'ye baktı, ardından krakeri ağzına attı.
“Hayır. Yemekle bir sorunum yok. Yemeklerin benimle bir sorunu var.”
Defne gülmedi.
“Ciddiyim.”
“Ben de.”
“Son günlerde doğru düzgün yemek yemiyorsun. Sabah yüzün bembeyazdı. Bir de sürekli yoruluyorsun.”
Aras paketi kapattı.
“Beni bu kadar dikkatli incelemen hoşuma gitmeye başladı.”
“Konuyu değiştirme.”
“Değiştirmiyorum. Sadece senin gizli bir hobin olup olmadığını merak ediyorum.”
Defne'nin yüzü ciddileşti.
“Bir şey saklıyorsun.”
Aras'ın bakışları sertleşti.
“Herkes bir şey saklar.”
“Bu, sakladığın şeyin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor.”
“Senin de sakladığın şeyler var, Defne.”
Defne sustu.
Aras bunu fark ettiğinde pişmanlık duydu ama geri adım atmadı.
“Beni tanımıyorsun,” dedi daha sakin bir sesle. “Bir insanı birkaç gün gözlemleyerek onun hakkında karar veremezsin.”
“Karar vermiyorum. Endişeleniyorum.”
Aras'ın yüzünde anlaşılması güç bir ifade belirdi. Sanki bu kelimeyi uzun zamandır duymamıştı.
Endişeleniyorum.
Bir başkasının kendisi için endişelenmesi, beklediğinden çok daha ağır gelmişti.
“Buna gerek yok,” dedi.
Defne elmayı masaya bıraktı.
“Buna benim karar vermem gerekir.”
Aras cevap veremedi.
Defne yeniden kayıt defterine döndü. Konuşma orada bitti ama ikisinin de aklında devam etti.
Öğleden sonra dükkâna bir müşteri geldi. Kırklı yaşlarında, telaşlı görünen bir kadındı. Yanında küçük bir sehpa taşıyan iki kişi vardı. Sehpanın üst yüzeyinde derin çizikler bulunuyordu.
Kadın, Nihat Bey'le telefonda konuştuğunu söyleyip sehpanın annesinden kaldığını anlattı. Onu yenilemek istiyordu ama orijinal renginin değişmesini istemiyordu.
Nihat Bey henüz dönmediği için Aras müşteriyi karşıladı.
“Önce inceleyelim,” dedi. “Sonra ne yapılabileceğini söyleriz.”
Kadın sehpanın üzerindeki çizgileri gösterdi.
“Bunlar çıkar mı?”
Aras parmaklarını yüzeyde gezdirdi. “Bir kısmı hafifletilebilir. Ama hepsini yok etmeye çalışırsak ahşabın dokusuna zarar veririz.”
“Yani tamamen eski hâline dönmeyecek mi?”
“Hayır. Ama daha iyi görünebilir.”
Kadın tereddüt etti. “Ben yeni gibi olmasını istemiştim.”
Aras başını salladı.
“Anlıyorum. Yalnızca her şeyi sıfırlamaya çalışmak bazen geride kalan güzel şeyleri de yok eder.”
Defne tezgâhın arkasından onları dinliyordu. Aras'ın sabah söylediği sözler aklına geldi. Eski eşyaları atmak yerine tamir etmek, bazı izleri korumak…
Aras bunları yalnızca işi gereği söylemiyordu. Buna giderek daha fazla inanıyordu.
Müşteri sonunda sehpayı bırakmaya karar verdi. Aras teslim formunu doldururken kadın teşekkür etti.
“Gençsiniz ama işinizi biliyorsunuz.”
Aras kalemi kaldırdı. “Bunu babama söyleyin. Belki maaşıma zam yapar.”
Kadın güldü.
“Babanız sizinle gurur duyuyordur.”
Aras'ın eli bir an durdu.
Sonra formu uzattı.
“Umarım.”
Kadın gittikten sonra Defne ona yaklaştı.
“Baban seninle gurur duyuyor.”
Aras başını kaldırdı. “Nereden biliyorsun?”
“Daha önce sana baktığını gördüm. Sen müşteriye bir şey anlatırken seni dinliyordu.”
Aras yüzünü başka tarafa çevirdi.
“Babamın gurur duyacağı daha önemli şeyler var.”
“Mesela?”
“Daha çok para kazanmak. Dükkânı büyütmek. İşleri yoluna koymak.”
Defne başını iki yana salladı.
“Bence bunların dışında da gurur duyabileceği şeyler var.”
Aras cevap vermedi.
Defne bir süre onu izledi, sonra kayıt defterini aldı.
“Bu arada, müşteriye anlattığın şey güzeldi.”
“Hangisi?”
“İzleri tamamen silmeye çalışmamak.”
Aras tezgâhın üzerindeki eski sehpayı işaret etti.
“İnsanların çoğu bir şeyin eski hâline dönmesini istiyor. Ama eski hâli dediğin şey, onu bugün olduğu yere getiren bütün yaşanmışlıkları da içeriyor.”
Defne hafifçe gülümsedi.
“Bunu bir gün bir kitapta okuyacağım.”
“Okursan yazarı bana telif ödesin.”
“Senin yazdığın bir kitap mı var?”
Aras kısa bir kahkaha attı.
“Benim yazdığım kitaplar yayımlanırsa kimse okumaz.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü yazdıklarımın çoğunu ben bile okumuyorum.”
Defne onun bu kez gerçekten kendisinden bahsettiğini düşündü.
“Ne yazıyorsun?”
Aras'ın yüzündeki ifade değişti. Bir anlık tereddüdün ardından omuz silkti.
“Saçma şeyler.”
“Bir gün okumak isterim.”
“Bir gün de ben dünyanın en yakışıklı adamı olacağım. İkimiz de hayallerimizle yaşayalım.”
Defne gülümsedi.
“Seninle konuşmak gerçekten imkânsız.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Çünkü hâlâ doğru.”
Aras onun gülümsemesini izledi. Sonra gözlerini kaçırdı.
Bazı şeyleri anlatmak, onları bir başkasının hayatına taşımak demekti. Aras'ın ise hayatına yeni birini almak için yeterince zamanı olup olmadığını düşündüğü günler başlamıştı.
Bu düşünceyi hemen uzaklaştırdı.
Henüz Defne'yi tanımıyordu.
Henüz onunla ilgili hiçbir şey bilmiyordu.
Ve bilmemesi daha iyiydi.
Akşamüstü yağmur yeniden başladı.
Defne dükkânın önündeki camdan dışarı bakarken çantasını topluyordu. Şemsiyesini evde unutmuştu. Hava durumuna bakmayı düşünmüş ama sabahki telaş içinde bunu da atlamıştı.
“Yağmurda mı gideceksin?” diye sordu Aras.
Defne cama bakmayı sürdürdü.
“Uçmayı bilmiyorum.”
“Şemsiye?”
“Evde.”
Aras tezgâhın altından siyah bir şemsiye çıkardı.
“Al.”
Defne ona döndü. “Sen?”
“Benim arabam var.”
“Araban nerede?”
Aras birkaç saniye sustu.
“Babamda.”
Defne kollarını göğsünde birleştirdi.
“Yani sen de yağmurda kalacaksın.”
“Ben birazdan çıkarım. Yağmurun dinmesini beklerim.”
Defne şemsiyeyi almadı.
“Sen kullan. Ben otobüs durağına kadar koşarım.”
Aras kaşlarını kaldırdı.
“Bu kadar gururlu olmanın sana ne faydası var?”
“Senin şemsiyeni almakla ne kaybedeceğim?”
“Hiçbir şey.”
“Öyleyse neden tartışıyoruz?”
Aras şemsiyeyi ona uzattı.
“Çünkü sen tartışmayı seviyorsun.”
Defne şemsiyeyi aldı. “Sen de bana laf yetiştirmeyi.”
“Benimki yetenek.”
“Benimki sabır testi.”
Defne kapıya yöneldiğinde Aras arkasından seslendi.
“Yarın erken gel.”
Defne dönüp ona baktı.
“Neden?”
“Çünkü bugün bitiremediğimiz kayıtlar var.”
“Ben kayıtları bitirdim.”
Aras bir an durdu. Sonra başını salladı.
“Öyleyse başka bir iş buluruz.”
Defne'nin dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Beni burada tutmak için bahane mi arıyorsun?”
Aras'ın yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
“Hayır. Sadece işlerin bitmesini istemiyorum.”
Defne güldü.
“Tabii. İşler.”
Kapıyı açıp dışarı çıktı. Şemsiyeyi açarken bir kez daha arkasına baktı. Aras hâlâ kapının önünde duruyordu.
Defne el salladı ve pasajın merdivenlerine yöneldi.
Aras kapıyı kapattığında dükkânın içi yeniden sessizliğe büründü.
Masaların, rafların ve eski eşyaların arasında tek başına kaldı. Defne'nin bıraktığı kalemi eline aldı, sonra yerine koydu. Masanın üzerinde duran kayıt defterini kapattı.
Birinin ertesi gün gelmesini istemek, basit bir şeydi.
İnsan bunu iş için isteyebilirdi. Dükkânın daha düzenli olması için, işlerin yetişmesi için ya da günün daha az sıkıcı geçmesi için…
Aras kendisine bunların hepsini söyleyebilirdi.
Ama gerçek daha basitti.
Defne geldiğinde dükkânın içinde bir şey değişiyordu.
Ve Aras, uzun zamandır ilk kez ertesi sabahı merak ediyordu.
Bu merakın nereye varacağını bilmiyordu. Bilmek de istemiyordu.
Çünkü kendisine koyduğu bir kural vardı.
Kimseye alışmayacaktı.
Özellikle de hayatında kalacağından emin olmadığı insanlara.
Oysa bazı kurallar, insan onları koyduğu anda bozulmaya başlardı.
Aras ışıkları kapattı. Çıkmadan önce son kez dükkâna baktı ve kapıyı kilitledi.
Dışarıdaki yağmur, pasajın taşlarına vurmaya devam ediyordu.
Yarın yine gelecekti.
Defne de gelecekti.
Aras bunu düşündüğünde yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Sonra o gülümsemeyi kimse görmesin istermiş gibi başını eğdi ve karanlık sokağa doğru yürüdü.
Bölüm etkileşimi
