Bir yıl daha sev kitap kapağı

3. bölüm / 14

Bir yıl daha sev

BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR

3. BÖLÜM

BAZI İNSANLAR GÜRÜLTÜYLE GELİR

Defne, dükkânın kapısını açtığında içerideki sessizlik her zamanki gibi onu karşıladı. Dışarıda yağmur dinmişti ama kaldırım taşları hâlâ ıslaktı. Pasajın tavanından arada bir damlayan sular, sabahın erken saatlerinde duyulan ayak seslerine eşlik ediyordu.

Çantasını tezgâhın altına bıraktı, montunu çıkardı ve kollarını sıvadı. İşe başlamadan önce kahve almak istemişti ama yol üzerindeki dükkân henüz açılmamıştı. Bu yüzden güne kahvesiz başlamak zorundaydı. Üstelik içeride onu bekleyen bir insan vardı: Aras.

Daha doğrusu, Aras'ın bitmek bilmeyen yorumları.

“Geç kaldın.”

Defne başını kaldırdı. Aras, dükkânın ortasındaki eski masanın üzerine oturmuş, elindeki kalemi parmaklarının arasında çeviriyordu.

Saatine baktı. “Sekiz olmamış.”

“Ben sekizde burada olmanı bekliyordum.”

“Ben de senin sabahları insanlara günaydın demeyi öğrenmeni bekliyordum. İkimiz de hayal kırıklığına uğradık.”

Aras gülümsedi. “Günaydın, Defne. Bugün de neşemizi yanımıza alıp geldik mi?”

“Senin neşeni kimse alamaz zaten. İnsanların sabrını tüketerek besleniyorsun.”

“Beni bu kadar iyi tanıman korkutucu.”

“Daha üçüncü günüm. Biraz daha kalırsam seni kitap gibi okuyacağım.”

Aras'ın yüzündeki gülümseme bir anlığına durdu. Sonra kalemi masanın üzerine bıraktı.

“Beni okumak için fazla zaman harcama. Sonu pek sürükleyici değil.”

Defne bu cümlenin ardından neden sustuğunu anlayamadı. Aras'ın sesinde alışık olduğu alay vardı ama sözlerinin altında başka bir şey saklı gibiydi. Bunu soracak oldu, sonra vazgeçti. Aras'ın her cümlesinin ardında bir anlam aramak, günün sonunda insanı yorabilirdi.

“Babam nerede?” diye sordu Aras.

“Bilmiyorum. Ben geldiğimde burada değildi.”

“Güzel. O zaman dükkânın sorumluluğu bende.”

Defne kaşlarını kaldırdı. “Bu beni neden korkutuyor?”

“Çünkü bugün sana önemli bir görev vereceğim.”

“Yapabileceğim bir şey mi?”

“Sanmıyorum.”

Aras masadan indi ve arka odaya doğru yürüdü. Birkaç saniye sonra elinde kalın bir kayıt defteriyle geri döndü.

“Şunları düzenleyeceğiz.”

Defne deftere baktı. “Bunların hepsini mi?”

“Hayır, kalanları da yarın yaparız.”

“Aras.”

“Efendim?”

“Bir gün seni şu defterin arasına koyup rafa kaldıracağım.”

“Lütfen en üst rafa koy. Aşağıda tozlanıyorum.”

Defne elindeki bezi ona fırlatmayı düşündü ama kendisini tuttu. Defteri aldı, tezgâhın yanındaki sandalyeye oturdu ve sayfaları çevirmeye başladı.

Kayıtların çoğu eskiydi. Bazı mobilyaların fotoğrafları eklenmiş, bazılarının yanına tamir tarihleri yazılmıştı. Nihat Bey'in el yazısı düzenliydi ama yıllar geçtikçe mürekkebi solmuş sayfalardaki notları okumak güçleşiyordu.

Defne çalışırken Aras'ın da karşısındaki sandalyeye oturduğunu fark etti.

“Senin başka işin yok mu?” diye sordu.

“Var.”

“Peki neden burada oturuyorsun?”

“Seni denetliyorum.”

“Ben çocuk değilim.”

“Bunu kanıtlamak için kayıt defterini düzgün doldurabilirsin.”

Defne kalemi masaya bıraktı. “Biliyor musun, insanları sinir etmekte bu kadar başarılı olmasaydın muhtemelen oldukça yalnız bir hayatın olurdu.”

Aras ona baktı. “Muhtemelen mi?”

“Kesinlikle.”

“Peki sen neden hâlâ benimle konuşuyorsun?”

Defne cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.

“Çünkü burada çalışıyorum.”

Aras başını salladı. “Mantıklı. Romantik bir cevap beklemiyordum zaten.”

“Romantik bir cevap mı istiyorsun?”

“Hayır. Sabah sabah midem kaldırmaz.”

Defne kahkaha attı. Aras da güldü ama gülüşü kısa sürdü. Birden yüzündeki renk çekildi. Elini masanın kenarına koydu ve gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.

Defne'nin gülümsemesi silindi.

“Ne oldu?”

“Bir şey yok.”

“Yüzün bembeyaz oldu.”

“Demek ki bu sabah makyaj yapmayı unutmuşum.”

“Aras, ciddiyim.”

“Ben de ciddiyim. İnsanların yüzüne biraz renk gelsin diye boya sürmesi gerektiğini kim çıkardıysa onunla konuşmalısın.”

Defne cevap vermedi. Aras'ın sol eli masanın üzerinde duruyordu. Parmakları hafifçe titriyordu. Sonra elini dizinin üzerine indirdi ve diğer eliyle bileğini kavradı.

“Başın mı dönüyor?” diye sordu Defne.

“Hayır.”

“Bir şey yedin mi?”

“Sen benim annem misin?”

“Hayır ama annenden daha sabırlı olduğum kesin.”

Aras gülümsemeye çalıştı. “O konuda emin olamazsın.”

Sözleri ağzından çıkar çıkmaz yüzündeki ifade değişti. Defne, ilk kez onun şakalarının arasında bir boşluk hissetti. Aras bir şey söylemiş, sonra söylediği şeyden kendisi bile rahatsız olmuş gibi susmuştu.

Defne üzerine gitmedi.

“Peki,” dedi. “Ama kötü hissedersen söyle.”

“Emredersiniz, müdür hanım.”

Aras ayağa kalktı. Hareketi sırasında sandalyeye tutunması gerekti. Bunu belli etmemek için masanın üzerindeki bezi aldı ve dükkânın ön tarafına yürüdü.

Defne arkasından baktı.

Onunla ilgili anlamadığı çok şey vardı. Fakat Aras'ın yalnızca ukala bir adam olmadığından artık emindi.

***

Öğleye doğru Nihat Bey dükkâna geldiğinde elinde iki poşet vardı. Birini tezgâha bıraktı, diğerini Aras'a uzattı.

“Bunu senin için aldım.”

Aras poşetin içine baktı. Peynirli sandviç ve küçük bir meyve suyu vardı.

“Baba, ben çocuk değilim.”

“Bunu her gün söylemek zorunda mısın?”

“Sen de her gün bana yemek almak zorunda mısın?”

Nihat Bey'in yüzü ciddileşti. “Son zamanlarda doğru düzgün yemiyorsun.”

Aras poşeti tezgâhın üzerine bıraktı. “İşim var.”

“İşin yemek yemene engel değil.”

“Bazen oluyor.”

“Aras.”

Oğlunun adını bu kez daha sert söylemişti. Aras başını kaldırdı. Babasının yüzündeki endişeyi görünce bir an ne diyeceğini bilemedi.

Nihat Bey yıllar içinde yaşlanmıştı. Saçlarının arasındaki beyazlar çoğalmış, ellerindeki çizgiler derinleşmişti. Dükkândaki eski mobilyaları onarırken hiç yorulmayan bu adam, oğlunun karşısında çoğu zaman ne yapacağını bilemiyordu.

“Bir sorun varsa bana söyle,” dedi Nihat Bey.

Aras gözlerini kaçırdı.

“Bir sorun yok.”

“Bana bakarak söyle.”

Aras başını kaldırdı.

“Bir sorun yok, baba.”

Nihat Bey oğlunun yüzünü birkaç saniye inceledi. Sonra derin bir nefes alarak başını salladı.

“Peki. Ama sandviçi yiyeceksin.”

“Başüstüne.”

Nihat Bey arka odaya geçtiğinde Aras poşeti açtı. Sandviçin yarısını yemeye çalıştı ama birkaç lokmadan sonra midesi bulandı. Boğazında yükselen rahatsızlığı bastırmak için meyve suyundan bir yudum aldı.

İşe yaramadı.

Sandviçi kâğıdına sardı, poşetin içine koydu ve tezgâhın altına bıraktı. Ardından bir süre hareketsiz kaldı. Göğsünün sol tarafında başlayan baskı, kaburgalarının altına doğru yayılıyordu. Nefesini derinleştirdiğinde rahatsızlık arttı.

Elini göğsüne götürmek istedi ama Defne'nin kendisini izlediğini fark edince vazgeçti.

“Yemeğin yarım kaldı.”

Defne'nin sesi arkasından geldi.

Aras başını çevirdi. “Senin de gözlerin fazla keskin.”

“Sandviçini çöpe mi attın?”

“Hayır.”

“Aras.”

“Defne.”

“Böyle konuşarak beni susturabileceğini mi sanıyorsun?”

“Şimdiye kadar işe yaradı mı?”

Defne kollarını göğsünde birleştirdi.

“Bir gün gerçekten kötü bir şey yaşadığında da böyle davranacak mısın?”

Aras'ın bakışları onun yüzünde durdu. Bu kez hemen cevap vermedi.

“İnsan bazen elinden gelen tek şeyi yapar,” dedi sonunda.

“Nedir o?”

“Bir şey olmamış gibi davranmak.”

Defne'nin kaşları çatıldı. “Bu, bir şeyleri düzeltmiyor.”

“Düzeltmesi gerekmiyor. Bazen sadece günü bitirmene yardım ediyor.”

Aras konuşmasını bitirince arkasını döndü. Defne ise olduğu yerde kaldı. Onun sesindeki yorgunluk, birkaç dakika önceki şakalarından daha gerçekti.

Bir şey sormak istedi ama doğru soruyu bulamadı.

***

Öğleden sonra dükkâna yaşlı bir kadın geldi. Elinde küçük, ahşap bir kutu taşıyordu. Kutunun kapağı çatlamış, kenarındaki işlemeler kararmıştı.

Nihat Bey kadını karşılayıp kutuyu dikkatlice inceledi.

“Bunu tamir edebiliriz,” dedi. “Ama bazı çizikler kalabilir.”

Kadın gülümsedi. “Kalsın. Onları silmenizi istemiyorum.”

Aras başını kaldırdı. Kadının yüzünde sakin bir ifade vardı. Kutuyu tezgâhın üzerine bırakırken parmaklarını kapağın üzerinde gezdirdi.

“Kocam yapmıştı,” dedi. “Evlendiğimiz yıl. Çok yetenekli değildi ama elinden geleni yapmıştı.”

Nihat Bey kutuyu yeniden kadına uzattı. “O zaman olduğu gibi korumaya çalışırız.”

Kadın teşekkür ederek çıktıktan sonra Defne kutunun fotoğrafını kayıt defterine ekledi.

“İnsanlar neden eski eşyalarını saklar?” diye sordu.

Aras, rafın üzerindeki küçük bir sandalyeyi indiriyordu. “Çünkü yenisini almak istemezler.”

Defne ona baktı. “Gerçekten mi?”

Aras sandalyeyi yere bıraktı. “Bazıları için eşyanın kendisi önemlidir. Bazıları içinse hatırlattığı şey.”

“Sen hangisisin?”

“Ben mi?”

“Evet. Sen neden eski eşyaları seviyorsun?”

Aras, karşısındaki ahşap masaya baktı. Yüzeyinde ince çizikler, kenarında yıllar önce yapılmış küçük bir tamirin izi vardı.

“Çünkü insanlar bir şey bozulduğunda onu atmaya çok alıştı,” dedi. “Oysa bazen tamir etmek mümkündür. Hem eski olması, bir şeyin değerini kaybettiği anlamına gelmez.”

Defne kalemini bıraktı.

“İnsanlar için de böyle mi düşünüyorsun?”

Aras ona döndü. “İnsanlar mobilya değil.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden soruyorsun?”

“Çünkü bazen kendinden bahsediyormuşsun gibi konuşuyorsun.”

Aras'ın yüzündeki ifade sertleşti. Birkaç saniye boyunca Defne'ye baktı. Sonra sandalyesini alıp tezgâhın arkasına geçti.

“Fazla düşünüyorsun.”

“Sen de fazla saklanıyorsun.”

Aras'ın eli sandalye ayağının üzerinde durdu.

“Beni tanımıyorsun, Defne.”

“Tanımadığımı biliyorum.”

“O zaman tanıyormuş gibi konuşma.”

Defne sustu. Aras'ın sesinde öfke vardı ama bu öfkenin altında bir korku da saklıydı. Sanki biri kendisine fazla yaklaşırsa, yıllardır dikkatle kapalı tuttuğu bir kapı açılacakmış gibi davranıyordu.

“Peki,” dedi Defne. “Tanımıyorum. Ama tanımadığım birinin canının yanıp yanmadığını merak edebilirim.”

Aras ona bakmayı sürdürdü.

“Bu kadar iyi biri olman yorucu olmalı.”

Defne hafifçe gülümsedi. “Ben iyi biri değilim. Sadece meraklıyım.”

“Daha tehlikeli.”

“Senin kadar değil.”

Aras cevap vermedi. Defne yeniden kayıt defterine döndüğünde onun bakışlarını üzerinde hissetti ama başını kaldırmadı.

Bazen bir insanın yanında kalmak için onu anlamak gerekmezdi. Bazen yalnızca hemen gitmemek yeterliydi.

Akşam saatlerine doğru pasajın içi boşalmaya başladı. Nihat Bey dükkânın arka tarafındaki evrakları kontrol ediyor, Defne son kayıtları tamamlıyordu. Aras ise bir masanın üzerindeki cilayı temizliyordu.

Gün boyunca neredeyse hiç oturmamıştı. Şimdi omuzlarında ağır bir yorgunluk hissediyordu. Parmaklarının ucundaki uyuşma yeniden başlamıştı. Elindeki bezi masaya bastırırken bileğini sabit tutmakta zorlanıyordu.

Bir anlığına durdu.

Sonra diğer elini kullanarak işe devam etti.

Defne bunu fark etti.

“Ben yapabilirim.”

Aras başını kaldırdı. “Neyi?”

“Masayı. Sen dinlen.”

“Ben iyiyim.”

“Bunu bugün kaçıncı kez söyledin?”

“Saymadım. Ama istersen yarın bir çizelge hazırlarız.”

Defne elindeki bezi aldı. Aras bırakmak istemedi ama parmakları yeterince güçlü değildi. Bezi ona vermek zorunda kaldı.

“İnsanların yardım etmesine izin vermek bu kadar zor mu?” diye sordu Defne.

Aras sandalyesine oturdu. “İnsanların yardım etmesine izin verirsen bir süre sonra bunu alışkanlık hâline getiriyorlar.”

“Yardım etmekten mi bahsediyorsun, yoksa birine ihtiyaç duymaktan mı?”

Aras'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Aralarında fark var mı?”

“Var. Yardım etmek bazen yalnızca bir masayı silmektir. Birine ihtiyaç duymaksa onun yanında olmadığında ne yapacağını bilememektir.”

Aras, Defne'nin yüzüne baktı. Söylediklerinin ne kadarını kendisi için söylediğini bilmiyordu. Belki kendi hayatından bir şeyler taşıyordu. Belki de yalnızca düşündüğünü dile getiriyordu.

“Sen insanları hep böyle mi sorguluyorsun?” diye sordu.

“Hayır. Bazıları cevap vermeye değmiyor.”

Aras güldü. Bu kez gülüşü daha gerçekti.

Defne masayı temizlemeyi bitirdiğinde Nihat Bey arka odadan çıktı.

“Bugünlük yeter,” dedi. “İkiniz de gidebilirsiniz.”

Defne çantasını aldı. “Yarın görüşürüz, Nihat Bey.”

“Yarın görüşürüz, kızım.”

Aras tezgâhın arkasından seslendi. “Yarın kayıtları bitirmiş ol.”

Defne kapıda durup ona döndü.

“Yarın seninle uğraşmamak için hepsini bu gece bitireceğim.”

“Bunu duymak beni çok mutlu etti.”

“Mutlu olma. Sana iş çıkarmak için başka bir şey bulurum.”

Aras gülümsedi. “İşte şimdi seni tanımaya başladım.”

Defne bir an duraksadı. Ardından başını iki yana sallayıp dışarı çıktı.

Aras kapının kapanmasını izledi. Dükkânın içinde yeniden sessizlik vardı. Ancak bu kez sessizlik, sabahkinden farklı geliyordu. Defne'nin sesi hâlâ odanın içinde dolaşıyor, masanın üzerinde bıraktığı kalem gözüne çarpıyordu.

Kalemi alıp arka odaya götürmek için ayağa kalktı.

Birden başı döndü.

Dükkânın duvarları birkaç saniyeliğine yer değiştirmiş gibi oldu. Aras tezgâhın kenarına tutundu, gözlerini kapatıp nefesini düzene sokmaya çalıştı. Göğsündeki baskı yeniden artmıştı. Alnında ince bir ter tabakası oluştu.

Bir süre öylece kaldı.

Sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekranda doktorunun birkaç gün önce gönderdiği mesaj hâlâ duruyordu. Kontrol randevusunu hatırlatıyordu.

Aras mesajı açmadı.

Telefonu cebine geri koydu ve doğruldu. Kendini iyi hissedene kadar bekledi, ardından ışıkları kapatmaya başladı.

Dükkândan çıkmadan önce arka odadaki masaya baktı. Defne'nin gün boyunca düzenlediği kayıtlar üst üste dizilmişti. En üstte, kapağında küçük bir çizik bulunan eski defter duruyordu.

Aras parmağını kapağın üzerinde gezdirdi.

Bir zamanlar bazı şeylerin sonsuza kadar süreceğine inanmıştı. İnsanların, evlerin, alışkanlıkların… Bir gün her şeyin yerli yerinde kalacağını sanmıştı. Sonra hayat, kimseye danışmadan bazı şeyleri elinden almıştı.

Artık gelecekle ilgili büyük planlar yapmıyordu.

Yalnızca ertesi güne ulaşmaya çalışıyordu.

Ve bugün, ertesi günün içinde Defne de vardı.

Bu düşünce onu rahatsız etti. Çünkü bir insanın hayatına alışmak, o insanın yokluğuna da bir yer açmak demekti. Aras ise birilerinin kendisine alışmasını istemiyordu.

Yine de ertesi sabah dükkâna geldiğinde Defne'yi görmek istediğini biliyordu.

Bunu kendine itiraf etmek, günün en zor işi olmuştu.

***

Defne eve vardığında ayakkabılarını kapının önünde çıkardı. Küçük mutfağın ışığını açtı, çantasını sandalyeye bıraktı ve buzdolabını kontrol etti. Akşam yemeği için hazırladığı sebzeler hâlâ raftaydı.

Yemek yapmak yerine kendisine çay hazırladı.

Gün boyunca Aras'ın söyledikleri aklından çıkmıyordu. Onunla yalnızca birkaç gündür aynı yerde çalışıyordu ama adamın neşesiyle sessizliği arasında belirgin bir fark vardı. Bazen öyle rahat konuşuyordu ki hiçbir şeyin onu incitemeyeceğini düşünüyordun. Sonra bir cümle söylüyor ve bütün o rahatlığın yalnızca bir perde olduğunu hissettiriyordu.

Defne masasına oturup telefonunu çıkardı. Yakın arkadaşı Selin'den bir mesaj vardı.

Selin: İş nasıl gidiyor?

Defne: İyi.

Selin: Bu kadar kısa cevap verdiğine göre ya çok kötü ya da anlatacak bir şeyin var.

Defne gülümsedi.

Defne:İş yerinde sinir bozucu biri var.

Selin:Yakışıklı mı?

Defne gözlerini devirdi.

Defne:Konumuz bu değil.

Selin: Demek yakışıklı.

Defne:Selin, seni engelleyeceğim.

Selin:Engellemeden önce adını söyle.

Defne birkaç saniye ekrana baktı. Sonra telefonu masaya bıraktı.

Aras'ın adını yazmak istememişti. Sanki adını yazarsa, onu düşünmek için kendine yeni bir sebep verecekti.

Çayından bir yudum aldı ve pencerenin yanına geçti. Sokak lambalarının altında ıslak kaldırımlar parlıyordu. İnsanlar evlerine dönüyor, arabalar caddeden geçiyor, şehir kendi telaşını sürdürüyordu.

Defne, ertesi gün işe gideceğini düşündü.

Kayıtları bitirecek, Nihat Bey'e yardım edecek ve Aras'la muhtemelen yine tartışacaktı.

Bunun dışında hiçbir şey beklemiyordu.

Henüz Aras'ın hayatında ne kadar büyük bir yer kaplayabileceğini bilmiyordu. Aras'ın da kendisini bekleyen günlerin içinde Defne'nin sesini aramaya başlayacağından haberi yoktu.

Bazı insanlar hayatına sessizce girerdi.

Bazılarıysa önce bütün sabrını tüketir, sonra fark ettirmeden alışkanlığına dönüşürdü.

Aras, Defne için henüz yalnızca sinir bozucu bir iş arkadaşıydı.

Ama ertesi sabah dükkânın kapısını açtığında, içeride onu görmeyi umduğunu kendine itiraf edemeyecekti.

Çünkü bazı başlangıçlar, insanın farkına varmadan verdiği küçük kararlarla yapılırdı.

Ve bazen bir yıl, bir ömre sığmayan her şeyi anlatmaya yetmezdi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

86okunma 7beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.