39. bölüm · Aynı Gök Yüzü Altında
Bölüm 39
AİLENİN TÜRKİYE ZİYARETİ
Yaz gelmiş, Toronto havası sıcaktı ama aile biraz tatil ve kökenlerine dönüş istiyordu.
Nazlı, Emir ve Ali uçağa bindiler.
Ali uykuda, kucağı Nazlı’nın omzundaydı.
Emir sessizce yanındaydı, çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği toprakları düşündü.
İstanbul’a iniş yaptılar.
Gökdelenlerin arasında Boğaz köprüsü görünüyordu.
Ali uyanınca camdan dışarı bakıp şaşkınlıkla parmağını işaret etti:
“Baba, baksana!”
“Evet oğlum,” dedi Emir gülümseyerek.
“Burası senin de köklerin.”
İstanbul’dan Trabzon’a uçağı ve oradan Kelkit’e kara yolunu izlediler.
Yeşilin tonları değişiyor, dağlar yükseliyor, köyler küçülüyordu.
Ali her şeyden büyülenmişti; pencereden sürekli bağırıyordu:
“Anne! Baba! Orası ne kadar büyük!”
Nazlı gülümsedi.
“Burası bizim memleketimiz Ali. Burası senin de toprağın.”
GÜMÜŞHANE-KELKİT
Aileleri köyde karşıladı.
Nazlı’nın annesi ve babası, Emir’in annesi ve babası…
İki kuşak bir araya geldi.
Göz göze bakışmalar, küçük tebessümler…
Bütün yaşananlar, Kanada’daki sessiz ve düzenli yaşamdan farklıydı; daha canlı, sıcak ve yoğun.
Nazlı’nın babası Ali’yi kucağına aldı:
“Bak bakalım,” dedi,
“bu senin torunun.
Hem Kanada’dan hem de burada büyüyecek.”
Emir dayısıyla kısa bir sessiz selamlaşma yaşadı.
Dayısının gözlerindeki onay ve hafif gülümseme
bütün anıları ve şehit oğlunun Ali’ye bıraktığı mirası hatırlattı.
Ali her iki tarafın da kucağına girdi.
Gülerek koşuyor, bahçede oynuyor, minik elleriyle ağaç dallarına dokunuyordu.
Nazlı Emir’e baktı:
“Gördün mü,” dedi,
“hayat sadece Kanada’da değil, köklerimizde de büyüyor.”
Emir elini tuttu:
“Evet,” dedi.
“Ve bu kez korkmuyorum. Çünkü hep yanımızda.”
O akşam Gümüşhane akşamüstü güneşiyle parlıyordu.
Ev sıcak, bahçe canlı, Ali mutlu…
Aileler Türkiye’de, torunla bir aradaydı.
Ve hikâye, kanadadan köklere uzanan bir mutlulukla devam ediyordu.
