36. bölüm / 38
Akışına Bırak3.6 Ölü Çiçek
Bölümler 38Şu an: 3.6 Ölü Çiçek
- 1 0.1 Yalnızlık1.129 kelime
- 2 0.2 Tepetaklak1.098 kelime
- 3 0.3 Değişen Düzen1.311 kelime
- 4 0.4 Yenilikler722 kelime
- 5 0.5 Bir Adım489 kelime
- 6 0.6 Küçük Prens1.409 kelime
- 7 0.7 Bir Film Meselesi1.558 kelime
- 8 0.8 Anı1.808 kelime
- 9 0.9 Hayat Kabusken1.370 kelime
- 10 1.0 Doktor3.381 kelime
- 11 1.1 Güven1.757 kelime
- 12 1.2 Sıcak1.484 kelime
- 13 1.3 Bir Yapboz Meselesi2.103 kelime
- 14 1.4 Alışmak5.348 kelime
- 15 1.5 Yağmur2.143 kelime
- 16 1.6 Kabus1.692 kelime
- 17 1.7 Okey3.626 kelime
- 18 1.8 Gece Kuşu ve Ayısı1.847 kelime
- 19 1.9 Sarhoş4.156 kelime
- 20 2.0 Cüce2.473 kelime
- 21 2.1 Bilinmezlik2.148 kelime
- 22 2.2 Sıcak1.484 kelime
- 23 2.3 Ses1.198 kelime
- 24 2.4 Tüy Yumağı1.757 kelime
- 25 2.5 Tahin1.473 kelime
- 26 2.6 Çiftlik1.540 kelime
- 27 2.7 Kabul3.891 kelime
- 28 2.8 Yaşamak1.815 kelime
- 29 2.9 Araf1.425 kelime
- 30 3.0 Yeniden Tanımak3.142 kelime
- 31 3.1 Gerçek6.516 kelime
- 32 3.2 Pembe Kabus2.654 kelime
- 33 3.3 Ölüm Yanı Başında2.802 kelime
- 34 3.4 Cellat3.336 kelime
- 35 3.5 Ölüm1.844 kelime
- 36 3.6 Ölü Çiçek3.743 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 3.7 Asıl Şeytan2.510 kelime
- 38 3.8 Elli İki3.781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:)
Merhabalar
Yeni bölüme hoş geldiniz
Umarım seversiniz
Hatalı yerleri söylerseniz elimden geldiğince düzeltirim şimdiden teşekkürler..
🤍🩶🖤
İnsanı öldüren darbenin şiddeti değildir, o darbenin güvendiğin kişiden gelmesidir.
🤍🩶🖤
Deniz SOYLU
Gözlerimin bağı çözüldüğünde ilk başta karanlığa alışık olmayan gözlerimle görmekte zorlanmıştım ama demir kapının altından gelen ışık huzmesi az da olsa görmemi kolaylaştırıyordu.
Mine ağzıma zorla tıktığı kuru ekmekleri ben yutana kadar başımdan ayrılmamış, üzerinede su içirmişti. Ölmemem için yaptığı küçük dokunuşlardı. Şu durumdayken kan kaybından daha fazla bitap düşmeyeyim diye bir kaç eski bez parçasıyla bileklerimi sarmıştı çok sağ olsun.
Odanın zemini ve dört duvarı tamamen beyaz fayanslarla kaplıydı. Yani sanırım beyazdı çünkü o kadar eski bir yerdi ki fayansların rengini bile seçmekte zorlanıyordum.
Neyseki burası sıcak değildi hatta soğuk bile denilebilecek bir ortamdı. Üzerimde ,en son Elvan'ın öldüğünde üzerindeki kıyafetler vardı. Mine tam bir piçti ve bu durumu yaptığı son şeyle kanıtlamıştı.
Pembe duvarlı odanın ortasında başında çuvalla ve üzerinde benim kıyafetlerimle asılı bir kadın cesedi vardı. Benim ablamın cesedi, benim ablam zannettiğim kadının cesedi. Beni kandıran, öldürmeye çalışan, katillerin önüne atan kadının yani [I]ablamın cesedi.[/I]
Ölmüştü, öylece saniyeler içerisinde ruhu bedeninden ayrılmıştı. Yıllar boyunca konuştuğum tek insan ölmüştü. Cansız bedeni öylece odanın ortasına asılmış üzerine benim kıyafetlerim giydirilmişti...ve onun kıyafetleride bana.
Üzerimde ablamın kokusu vardı ve ben onca ihanetine rağmen üzerimdeki kıyafetlerde güven arıyordum. Kokusu, parfümü hala üzerimdeydi. Daha kokusu gitmemişti.
Mine üzerime zorla giydirirkende kıyafet tenime deydiği saniye hissettiğim sıcaklık ablamın ölü bedenindeki son sıcaklıktı.
Gözünü bile kırpmadan öldürmüştü Ali. Öylece, bir zamanlar aynı fotoğraf karesinde yer edindikleri kardeşini öldürmüştü.
Üzerimdeki tişörtten gelen çiçeksi koku, gözlerinin kayışı ve bir daha açmayışı. Asıldığı zaman gelen ölüm katılığı. Tekrar hareket ettirememeleri gözümün önündeydi.
Mine'nin verdiği son iğnede daha fazla sıvı olması gözümden kaçmamıştı. Gittikçe dozajı arttırıyor ,vücudumu krizlerden daha büyük krizlere sokuyordu.
En son yanıma gelerek yaptığında dediği şeyler hala aklımı kurcalıyordu.
"Ölmeyeceksin Çağla belki derin bir uyku ama asla öl-me-ye-cek-sin. Koma?..yüksek ihtimal, bitkisek hayat? o da ihtimaller dahilinde ama asla ölüm yok. Anladın mı beni Çağlacım? Ölmeyeceksin bunu unut."
Ben yavaşça kriz eşiğine girerken Aliyle intikam tarzında bir şeyler konuşmuşlardı. Neyin intikamıydı bilmiyorum ama yine masumlar zarar görüyordu.
Ne yapmıştım? Kimdimde bu kadar sinirlilerdi? Ne zararım olmuştu?
Hatırladığım anılarım bile sınırlıyken ne yapmıştım?
Babamın düşmanı olan bir ailesi mi vardı? Ya da annemin? Hiç oturup diğer aile üyeleri hakkında konuştuğumuzu hatırlamıyordum. Kriz anında gördüğüm insanlar kimdi? Birisini hatırlıyordum sanki babamla okul kaydındaki çocuk.
İsmi neydi? İsmi...ismi..p yle başlıyordu sanki. Pa..pe.. Poyraz? Poyraz mıydı? Garip bir tipti. Enerjik, yerinde durmayan hatta sarıldığını hatırlar gibiydim. Neden bu kadar zorlanmıştım ismini hatırlamakta?
Yüzü bile gözümün önüne bir gelip bir gidiyordu oysaki ben bu kadar dalgın değildim. Görsel hafızam kuvvetliydi normalde.
Düşünme Deniz düşünme....sakin ol derin bir nefes bu sadece bir krizin daha başlangıcı..derin bir nefes al ve ver, yavaş ve sakince ...huh iyiyim, iyiyim...ablam beni, belkide gelecekte katillerim olacak insanların eline verdi ama iyiyim. Ablam öldü ama iyiyim. Burdan çıkacağım. Burdan çıkacağım.
Kitaplarım, kulaklığım, resimlerim, abim, abilerim, annem, babam ve küçük adamım Gökalp. Daha Gökalple hiç bir şey yapmamıştım ki hem. Daha abla-kardeş günlerimiz olacaktı tıpkı daha önce ablamla yaptığım gibi. Ölen ablamla. Gözlerimin önünde ölen ablam. Kokusu ve kıyafetleri üzerimde olan ölü ablam.
Derin bir nefes bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi..yavaşça ver nefes sakinim ona kadar say hadi bir, iki üç... derin bir nefes daha. Neydi bir şarkı hatırla mırıldan Deniz bir şey yap ama.
"Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü"
Babam, babami özledim. balkondayız, kafam geniş omzuna yaslı, kucağında tutuyor küçük Deniz'in bedenini. Küçük elim elinin içinde kaybolmuş, hafif hafif sallanıyor. Esen rüzgarle gözlerimi kapatıyorum ve şarkı..babamın mırıldandığı şarkı devam ediyor.
"Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü"
Mırıldanıyorum onunla birlikte ,tıpkı şimdi olduğu gibi.
Daha sonra ağırlaşan gözlerim kapanıyor. Üzerime örtülen örtü sırtımda hissettiğim yumuşaklığın hemen ardından geliyor. Anlımda hissettiğim dudaklar, sıcak bir iç çekiş uyandırmaktansa gülümsetiyor.
Ne kadar zaman geçti bilinmez gördüğüm bir kabusla uyanmış gözlerimi ovuştura ovuştura bir odaya ilerliyordum.
Odaya girmemi kolaylaştıran kapının hafifçe aralık olmasıydı. Ateş abimin yüz üstü yatan bedenini seçiyor, yatağına doğru ilerleyip dışarıya sarkmış koluna dokunuyorum önce.
Kucağımda tavşan..mavi, kulakları yıldızlı tavşan. Benim tavşanım.
'Abi..abi..abiii..'
Kendince sınır koyan küçük halim en son abisine tanıdığı şans bitmiş olacakki daha ergenlik zamanlarında olan Ateş'in uyuyan suratına küçük elini indirdi.
'Ate kak artık' (Ateş kalk artık)
Yüzüne inen ufak darbeyle aralanan kızıl gözleri netti. Kesinlikle Ateşti. Benim abimdi.
"Biricik? Uyuyamadınmı sen gene?"
Dudağımı büzüşüm ve yavaşça biraz daha yanına sokuluşum küçük bedenimin iradesi altındaydı. Belki şu anda onun gözünden görüyordum ama istediğim hiç bir şeyi yapamıyordum. Küçük vücudum o zaman nasıl hareket ettiyse şimdide öyle yapıyordu. Bu benim anımdı, unuttuğum anım. Tıpkı diğerleri gibi.
"Bak bakayım bana"
Yerdeki gözlerimi ayaklarımdan kızıl gözlere çevirdim.
"Çişin var mı biricik?"
Kafamı hayır anlamında salladığımda koltuk altlarımdan tutarak yanına yatırmıştı.
"Habersiz çıkma tamammı abim? Seni göremeyince korkuyorum"
'Hıhı'
Mırıltıyla karışık onaylarken abartılı sayılabilecek bir şekilde kafamı sallamış gözlerimi yummuştum.
"Tam duyayım söz mü?"
'Taam çöz.. ma ma' (tamam söz..ama ama)
Küçük işaret parmağımı suratına uzatırken şart koşan halime gülmek istedim.
"Söyle bebeğim ne istersen"
'şıpşıp jakıç' (şıp sevdi sakız)
Başımın üzerinde ve şakaklarımda hissettiğim öpücüklerle mayışmış halim iyice abisine sokulmuştu.
"Oh akıllı biriciğim benim, feda olsun sana tüm sakızlar."
Kollarını sıkmayacak şekilde etrafımı sararken biraz daha sıcaklığına sokulmuş güven hissiyle kaplanmıştım.
Uyku ve uyanıklık arasında duyduğum ses küçük bedenimi ürpertirken diper tarafına dönüp uyuyan Ateşe göz attım.
Niye bilmiyorum ama heycanlandığımı hissediyordum. Birisini mi beklemiştim? Babamı falan mı yoksa başka biri mi?
Yataktan kaya kaya inerken ayaklarım yere değidiği anda Ateşe döndüm. Azda olsa kıpırdamıştı ama hala uyuyordu.
Kapıya doğru parmak ucumda ilerlerken aşağıdan her hangi bir ses geliyormu dinlemiştim.
Dahada heycanlandığımda korkmamış olmak benide şaşırttı.
Aralık duran kapıdan çıkmış merdivenlere ilerkerken küçük parmaklarım bir bir trabzanlardan tutunuyor, her adımım için basamaklarda bekliyorum.
Evdeki derin sessizliği aşağıdan gelen tıkırtılar bozuyordu.
En alt basamağa bastığımda fısıltılı konuşmamla seslendim.
'Dayıı..çen geldi? Dayıı..huhu?' (Dayı sen mi geldin? Dayı huhu?)
Dayım vardı? Bu saatte gelme ihtimali neden heycanlandırmıştı? Meriç abim gibi o da mı geç kalmıştı?
'Dayıı şaka cıs. Ate mana cıs.' (Dayı şaka yapma. Ateş bana kızar.)
Konuşurkenki halim bir tarafa işaret parmağımlada anlatmaya çalışıyordum sanki birisi görebilecekmiş gibi.
'Dayıı? Gemedinmi? Gokmu?' (Dayı? Gelmedin mi? Yok musun?)
Duvarın dibinden çekilerek evin daha geniş bir alanına geçtiğimde şu anki halinden farklı olan tek şey eşyalardı. Salondan bahçeye açılan sürgülü kapının açık hali dikkatimi çekmiş olmalı ki oraya ilerledim.
Bahçede gördüğüm kedi evini gördüm. İçinde uyuyan turuncu kediyle bahçe kapısına adım atmam ve dünyamın tamamen kararması bir olmuştu. Ne olduğunu anlamayan bedenim gerçeklikle rüya arasında gidip gelirken bağırış sesleri geliyordu kulağıma.
Annemin sesi geliyordu. Bir kaç el silah sesi devam ediyordu. Gerçekliğie dönen bedenim titrerken karanlık odada soğuk duvara daha çok yaslandım.
Üzerimdeki tişörtten gelen ölü ablamın kokusuna sığındım yine, tıpkı küçükken yurtta yaptığım gibi.
.....
Ateş SOYLU
Babam odaya girmiş ısrarlarımızı def ederek bizi kovmuştu. Alayın bahçesinde bir sağa bir sola dolanan abim erlerin getirdiği çayla anca oturmuştu. Onu yapmasının tek sebebide küçük görmüş gibi görünmemekti ya ,iki dakika geçmeden yine dikilmişti.
"Ben.. ben artık anlamıyorum. Ne oluyor, ne bitiyor, ne saklanıyor bizden? Ne dönüyor lan siktiğimin ortamında"
Sinirli söylenmesi devam ederken artık Demirde rahatlatma cümleleri kurmayı bırakmıştı. Konu büyümüş olacakki Annem çocukların yanından gelmişti. Zaten anlayabildiğimiz tek şeyde konunun bok yoluna gittiğiydi. Hiç bir şey söylememişlerdi. Hiç bir halt anlatmamışlardı.
"Dayım tedirgindi, onu ilk defa böyle gördüm."
Demir'in bakışları yere kilitlenmiş söylediklerine sadece göz yumabilmiştim. Neyseki Doruk üzerindeki şoku atlatmış soğukkanlı kişiliğine bürünebilmişti.
Genelde şaka yaparak ortamı ısıtan Meriç bile susmuş bir köşede öylece oturuyordu. Baran yanında dururken büyük gövdesiyle ne kadar ufalabildiyse o kadar ufalmıştı. Kollarını göğsünde bağlayabildiği kadar bağlamış omuzları içe çökmüştü.
Yanımıza gelip yardımcı olmaya çalışan bir kaç askeri personel bile şaşırmıştı şu ortama. Alayın bahçesinde, en dipteki köşede gecenin köründe; biri ayakta dönüp duran, ikisi yere çökmüş, ikisi bankta ölü gibi ve ben ne yaptığımı bile bilmiyordum. 6 adamı tek bir kız çocuğunun yokluğu yıkmıştı. Çocuktu işte kaç yaşına gelirse gelsin bizim gözümüzde küçüktü ,hemde çok küçüktü.
Normalde herkesin koğuşta olması gerekirdi ama nöbetçiler arada yanımıza geliyor halimize bakıyorlardı.
Önce geç kaldığı için korkmuştum sonra o geç kalma bir saati geçti. İki oldu sonra üç oldu sonra saymayı bıraktım. Gece yarısı hava kararmıştı ama Alaydaki ışıklar hala yanıktı. Dayımların olduğu odanın ışıkları olduğumuz yerden en net görünen şeydi.
Kafamda sürekli küçükken olan kaçırılma anı dönüyor, tekrar tekrar yaşıyordum. Bağırışlar, ateş açılması, Deniz'in öldüğünü düşünmek ve daha nicesi. Yıllarca dağ taş demeden ceset aramıştık. Bilinmeyen kaç tane çocuk cesedine teşhise gittiğimizi bile saymamıştım. En azından toprağa gömelim yanına gidelim diye ama onuda becerememiştik, sahip çıkmayı beceremediğimiz gibi.
Bir gün sonra akşam gideceğimiz maçın biletleri hala odamda baş köşede dururken artık gidemeyeceğimizin gayet farkındaydım.
Tarih tekerrürden ibaretti.
....
Kutay SOYLU
Yanımda karım karşımda kardeşim gibi gördüğüm adam ve anlattıkları. Oda buz kesmişti. Fulya şoka girmiş ne tek bir kelime ne de tek bir tepki vermişti. Bende vermemiştim ya neyse.
Yavuz'un bakışları Fulya ve benim aramda gidip gelirken yüzü kaskatıydı.
"Bak abi, dahasını anlatamam ama bundan sonrasını biz bırakın. Birliğe haber vereyim en kısa sürede tim burda olur. Sabaha karşı da operasyon başlamış olur. Bakın biliyorum ama bu herifler sizin bulabileceğiniz, bulaşabileceğiniz insanlar değil. Hiç bir bağlantın bu sefer işe yaramaz abi. Yurt dışından istediğin adama söyle hiç bir avrupalı dağ itleriyle baş etmek istemez. Edemezde."
Bakışları sertti. Ben izin versemde vermesemde yapacaktı. Yapılacaktı. Bu bambaşka bir seviyeydi.
Ben gözlerimle onaylarken dediğimi anlamış yanımdaki Fulya'nın durumuna bakmıştı. Bende başımı çevirdiğimde gördüğüm tepkisizlik içimi dahada acıttı.
Ben babaydım. Hiç bir çocuğumu dokuz ay karnımda taşımamış veya onları emzirmemiştim. İstesemde onun kadar bir bağ kuramazdım. Ben, kucağıma alınca hissederdim ama o çocuklarımızla benden daha önce tanışmıştı. Daha iyi biliyor, daha iyi hissediyor ve daha çok acı çekiyordu. Ve ben ne karımın ne de çocuklarımın acısını dindirebilecek güce sahip değildim.
İşte o daha çok acıtıyordu. Güçsüzlük. Yanındaydım ama sarıp sarmalamaktan başka yapabileceğim seçeneğim yoktu. Elime verselerdi silahı çık gel birlikte gidecez deselerdi ölecek olsamda en önden giderdim ama işler öyle ilerlemiyordu.
Eğer Yavuz bunu bize anlattıysa çoktan kafasında binlerce ihtimal ve plan kurmuştu. Onlara güvenecek bildiklerimizi söyleyecektik. Başka seçeneğimiz yoktu ve zamanımız kısıtlıydı.
Yavuz oturduğu yerden ayaklanmış yere, Fulya'nın önene diz çökmüştü. Elleri ablasının yanaklarına ulaştığında kendimi onların anlaşması için geri çektim. Şimdiye kadar çok şey atlatmışlardı, birbirlerine bağlılardı ve karım iyi olacaksa kendimi geri çekerdim.
"Ablam, bana bak. Bulacağız tamam mı? Ben hiç bırakır mıyım yiğenimi? Hemde biricik olan yiğenimi hı?"
Fulya'nın bakışlarının karardığına an an, saniye saniye şahit oldum.
'Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu Yavuz? He?! Sen ne dediğinin farkında mısın?! Daha 16 sına yeni girecek bu çocuk. Ne demek terör? Ne demek uyuşturucu? Ne demek YAVUZ!? dedin ki...dedin az önce karşıma geçtin dedin bana ,yüzüme baka baka dedin. Abla dedin bu adamlar teröre bağlı dedin. Mine mi ne haltsa bu kadın uyuşturucu üretimi yaptırıyor dedin! Ali denen piç tetikçi dedin! Sen..ne dediğinin farkında mısın? Ne istediklerini bile bilmediğimiz bir avuç piçten ben kendi kızımı kurtarmaya çalışıyorum Yavuz! Benim kızım belkide öldü ve sen bu ihtimali bana söyledin. O... o var ya ben o alyuvarlarının pigmentine soktuğumun salağına, kızımı kendi ellerimle verdim! Sabah aynı sofradaydık ,sabah! Gökalp ne halde? Çocuk uyumamış, yemek yememiş ve o çocuğun dediği tek şey 'ablam nerde? O bana söz verdi ,sözünde durur.' oldu. Telefonlarını bile açmıyorum artık! Uyuşturucu dedin! Vermiş olabilirler dedin. Benim kızıma!? Uyuşturucu? Onların beyin nöronlarını siksinler Yavuz. Yeni dedin..araştırdığımız dedin ,dosya dedin. Bağlılar dedin. Bu götsüz oğlu götsüzler Elvanın kardeşi nasıl olabiliyor lan!? Bu kadın ne demek onların kızı? Ne demek Yavuz!? Bana cevap ver!."
"Abla zaten çok fazla bilgi verdim dahası-"
"Sizin gizliliğinizi sikerim oğlum, ben 13 yıl sonra öldü bildiğim kızımı kendi eviyle tanıştırdım. Bak.. o dışarda oturan koca koca adamlar varya birbirleriyle kavga ettiler kardeşleriyle vakit geçirmek için. Gökalp [I]gerçekten[/I] mutlu bir evdeydi. Sahte gülüşlerin olmadığı bir ailedeydi. O küçücük çocuk ablasıyla oyun oynamak için Karana bile kafa tuttu. 'Ablamla oynarım belki' diye kaç tane oyuncak seçti haberin var mı? İlk defa doğum gününde ablası yanında olacağı için ne kadar heyecanlıydı gördün mü? O sana ses kaydında söylediği sürpriz Denizdi. Kendi ablasını bir [I]hediye [/I]gibi gördü o çucuk. Yanından gitmesin diye her gece yatmadan önce birlikte dua ettik. Ben o çocuğa 'ablan öldü' demeyeceğim. Ben o dışardaki adamları kardeşleri için teselli etmeyeceğim bir daha. Ben yanımdaki sevdiğim adamın, kocamın çöküşünü bir daha görmeyeceğim Yavuz. Anladın mı? Ya dirisi ya ölüsü değil dirisini bulacağız. Bana 'Deniz öldü' demiyeceksin anladın mı?"
Gözünden akan yaşlar, alamadığı nefesler benim göğsüme ağırlık olarak çöktü. Kalbim battı göğsüme, her bir atışı fazlalık gibi geldi.
İnsanın kendi kalbi ağırlık yapar mı? Yaptı. En ağırıydı.
Fulyaya sarılan Yavuz tek tek göz yaşlarını silmiş sinir krizine girmiş olan halini sakinleştirmek adına su içirmişti ablasına.
"Bulacağız. Ya dirisi ya ölüsü değil dirisini bulacağız. Halledeceğiz abla."
Sinirli hali devam eden karım farklı bir alemde olacakki kendisine sarılı olan bedeni itti.
"Anlat şimdi. Bu Elvan ne bok?"
Ağlamıştı, içini azda olsa boşaltmış dahada güçlenmiş bir şekilde dikilmişti gene. Benim karımdı, iyiki de karımdı.
"Abl-"
"Anlat"
Derince bir soluk alan Yavuz arkamızda kalan dolaplardan bir kaç dosya çıkarmış yanımıza gelerek aramızda kalan sehpanın üzerine koymuştu.
Açtığı dosyalar, çıkan resimler bir bir koyu ahşabı kaplarken devam etti.
"Bu Orhan Yaldız, biliyorsunuzdur zaten. Bu da Hande Çakı Yaldız."
Biliyorduk tabiki, bir zamanlar hayatımızı zehre çeviren insanları tanıyorduk.
Üç tane daha fotoğraf çıkardığında Elvan ve biri erkek biri kadın iki kişinin resmi vardı. Uzaktan çekilmeydi üçüde.
"Bu Ali Yaldız en büyükleri. Siz evlenmeden bir yıl kadar önce doğmuş."
Kaşlarım istemsizce çatılırken düştüğümüz durumun saçmalığını düşündüm.
'Üvey mi?'
"Hayır zaten Hande ve Orhan'nın çocuğu"
Bu sefer Fulya söze girerken onunda aklına geçmişin takıldığını biliyordum.
"Nasıl ya, Kutay bu kadınlan biz evlenmeden önce nişan attı. Kadın evliyse zaten neden nişanlansın ki?"
Karşımda oturan Yavuzunda kaşları çatıldığında o da anlamamıştı anlaşılan.
"Boşanma kaydı yok abla zaten çocuk doğmadan birkaç ay önce resmi nikah kıyılmış."
"Bu kadın evliyken evlenmeye mi çalıştı Yavuz? ne saçma şey, zaten tipini sevmemiştim garip bir sinsiliği vardıda bu kadarda değildir."
Yavuz omuz silkerken ikinci fotoğrafı gösterdi.
"Bu Elvan biliyorsunuz zaten. Kendisi diğer ikisinin aksine hayatının büyük çoğunluğunu çocuk esirgeme yurdunda geçirmiş. Bu Orhan ve Hande ölmeden öncede yurtta kaldığı zamanların kaydı ve belgeleri var. "
"Bu kadına baştan ısınamamıştım. İçimi kemiren bir şey vardı ama Deniz önem veriyordu. Doğru düzgün konuştuğu hatta temasta bulunduğu tek insandı. O yüzden kendimi iyi geçinmeye zorladım ama hataydı sanırım."
Yavuz sessizce dinlemiş aklının bir köşesine bu detayı not etmiş gibi başını sallamıştı. Gözleri bana döndüğünde bir söz bekliyordu ama doğru olup olmadığına benimde şüphem vardı
'Güvendiği tek kişi Elvandı Yavuz. Daha öncesinde yurtta kalmış Deniz. Sonradan da Elvan koruyucu olmuş zaten. Yurt müdüresiyle konuştuğumuzda kadının en net söylediği şey Deniz'in asosyel yapısıydı. Korkak, çekingen hatta sessiz bir kız olarak bahsetti. Denizden bahsediyorduk, evet kızımı tanıyorum yani tamamen tanıdığımı zannediyordum ama sakin yapılı olan kızımın huyları arasına yaşadıklarının getirisi olarak bunlarda eklenmiş. Elvan ise konuştuğu ve etkişleşim halinde olduğu tek kişiymiş. Gözü kapalı güvendiği tek kişi Elvan, yani Elvandı. Bilmiyoruz."
Karşımdaki üniformasız beden üzerinde hala bir ciddiyet vardı. Olay teröre uzandığından kendi bağlı olduğu karargah olmasa bile bir şekilde izin almış hatta dosya hazırlamıştı.
"Gözü kapalı güvendiği kişi ,gözü kapalı sattı yani."
Başımı onaylarca sallarken içimdeki sıkıntı her dakika büyüyordu. Kızımı istiyordum. Bir kaç haftada olması gerekenden fazla alışmıştım belki ama kızımdı, bir tanecik kızımdı.
"Bu kadında Mine. En küçükleri, kimya mezunu. İzmirde bir restorantı ve üzerine kayıtlı bir ev görünüyor. Elvanında üzerinde bir ev var. Sizin gittiğiniz, aileden kalma ev."
Normale göre uzamış saçlarını eliyle dağıttı.
"Ali, Elvan ve Mine bunlardan Elvan sicil ve kişilik olarak en masum görüneni. Ali küçük yaşta ailesinden ayrılmış, nerde? nasıl? bilinmiyormuş. Daha sonrasında zaman zaman ayrılan Elvan olmuş. Bazen yurtta bazende nerde olduğu belli olmayan yerlerde. Veeee Mine, eğer bir kavramla anlatacak olsaydım bu kadın için paragöz derdim. Para için yapmayacağı şey yok. Bundan sonrası bizde kalsın sadece şunu bilin; kazadan sonra Elvan dışında diğerlerinden haber alınamamış. Ne bir yakınları ne de başka bir yer. Çocukların hastane kaydı bile yokmuş. Düşünün. Hatırladığınız ufak bir detay bize büyük kapılar açabilir."
Fulya daha fazla kardeşini zorlamak istemediğinden susmuş elini avucumun içine bırakmıştı.
Bundan sonrası sende ben konuşmak istemiyorum demekti. Karımdı. Ağzıda olurdum elide.
'Biz Elvan'ın evine baktık ama Mine? Ona bakıldı mı? Biz baksak ne olur?'
"Abi..bir dakika."
Klasörlerin içini karıştırmış bir tane daha dosya çıkarmıştı. Üzerinde olan Mine'nin resmi dosyanın sahibini anlatmaya yeterdi.
"Şu adrese bakar mısınız? Tanıdık mı?"
Elime aldığım kağır üzerinde yazan adresle kaşlarım çatıldı.
'Bu Elvan'nın evinin bir arka sokağı ama aynı bina.'
"Evet, iki katlı farklı sokaklara bakan iki ev. Arkaya açılan veya giden bir yol var mıydı?"
Kafamı olumsuzca sallarken mırıltımla tasdikledim.
'Eminim, arka tarafı yoktu duvar vardı sadece bir. Bir...kapı vardı ama kilit vardı üzerinde.'
Yavuz başıyla onaylarken bizim dışarı çıkabileceğimize dair bir şeyler söylemiş kendisi odadan çıkmıştı. Ne yapacağına dair bir tahminim bile yoktu ama güveniyordum.
Omzuma yaslanan bedenden derin bir soluk geldiğinde başının üzerini öpmeden edemedim.
"Bulacağız, dirisini bulacağız. Bu sefer olmaz."
Bir öpücükle daha onu onaylarken avucumdaki elini okşayıp destek vermekten başka bir şey yapamadım.
.....
Deniz SOYLU
Aç karnım artık beni bayılma eşiğine sürüklerken burnuma gelen yemek kokularının tamamen hayalden ibaret olduğunu biliyordum.
Ahududulu ve çikolata parçacıklı annemin kurabiyesi. İçi dolgulu o efsane şey canımın en çok çektiği şeydi. Burdan çıktığımda kalori hesabı yapmadan yiyecektim. Ne zamandır burda olduğumu bilmiyordum ama ablamın öldüğü o pembe odada kaldığımdan daha uzun zamandır kaldığımın farkındaydım.
Olduğum yerden hareket edemiyor hatta gözlerimi açacak gücü bile bulamıyordum. Fayans kaplı pis zeminde olabildiğince kendime sarılmıştım. Soğuk tüm iliklerimi işlemiş daha öncesinde sıcaktan eriyen bedenim soğukla birlikte neye uğradığını şaşırmıştı.
Kanımda dolaşan kimyasal sıvı bedenimi dahada güçsüz hale getirirken zaman ve yer algımı yitirmeye başlamıştım bile. Gördüğüm rüyalar yada anılar artık neyse gerçeklikle birbirine karışmıştı.
Bazen yerin titrediğini hissediyor ,odada yankılanan adım sesleriyle gözlerimi açmaya çalışıyordum ama çabam gereksizdi.
Soğuk, açlık ve ilaçlar tamamen bitişimin yanındaki yegane destekçilerdi.
....
Tim en hızlı şekilde toplanmıştı. Operasyonun ne olduğu bilinmesede acil kod netti. Sivil yada sivillerin tehlikede olması. Binbaşı Arden planı aktarmış en hızlı şekilde harekete geçmişlerdi.
Çıkışa, araca doğru ilerleyen sert adımların sahibi karşısında gördüğü, abi bildiği adamla omuzlarını düşürdü. Ne geleceğini biliyordu.
"Yemin ederim geride kalacağım. Sen izin vermeden gelmem ama bende geleyim sizinle. Arkanızdan gelirim Yavuz lütfen. Srnden izinsiz harrket bile etmem geride kalırım lütfen."
Karşısında babasından daha çok baba olan bu adama bir şey diyemedi. Sessizlikten güç alan Kutay bunada şükür etti.
.....
Evden bir sokak kadar geride kalan Kutay Yavuz'un iznini bekliyordu. İçeriye girecek olan tim tek bir emirle kapıyı kıracak en hızlı şekilde dağılacaktı.
Kontroller yapılmış gelen emirle içeriye girilmişti. Yavuz önde arkasından gelen askerlere tek tek odaları gösteriyor net bir dağılım yapıyordu.
Geriye kalan son oda, karşısında kalan odaydı. Kontrollü adımları aralık olan kapının önünde durmuştu. İçerden gelen sıcaklığı üzerindeki teçhizata rağmen hissederken kaşlarının çatılmaması imkansızdı.
Deniz'in dosyasını çoktan okumuş, 13 yıl sonra yiğenini tekrardan tanımıştı. Fulya ve Kutay en son üzerinde ne olduğunu, boyu, kilosu, yüz tip dahil hey şey kafasındaydı. Öldü diye kendisine direttiği yiğeninin dosyası satır satır ezberindeydi.
Aralık kapıyı kontrolle açtığında kulağındaki sesler evin temiz olduğuna dair aktarım yapmıştı bile.
Karşısında çıkan görüntü, pembe küflü duvarlardan yayılan iğrenç kokuya dahada destek oluyordu. Odanın ortasında tavana asılı bedenin karartısı ve kokusu netti. Karanlık odada duvara tuttuğu feneri karşısındaki karartıya çevirdiğinde sıkı sıkı tuttuğu silahı sarsıldı.
Kazak, kot pantolon hatta ayakkabı bile aynıydı. Vücut tipi benzerliği ,bileğinden sarkan mavi ip bileklik, beyaz ten tabirlere tam uyuyordu. Karşısındaki görüntü karşısında tüm vücudunun titrediğini hissetti. En son ne zaman böyle hissettiğide hafızasında netti.
[I]"Deniz ölmüş! Benim kızıma öldü diyorlar Yavuz."[/I]
Ablasının dizlerinin üzerine yığıldığına, bağıra bağıra hıçkırıklarla ağladığına ilk defa o zaman şahit olmuştu. Bir daha aynı görüntüyü görmek dayanabileceği bir şey değildi.
"Komutanım"
Kolunu sarsan bedenle kendisine gelmiş karşısındaki manzaraya bir daha bakmıştı.
Odanın ortasında tavana asılı tamamen ölü olduğu belli olan bedene doğru koşmadan edemedi.
"Yardım edin! YARDIM EDİN!"
Timin hepsi aynı odaya girdiğinde Yavuz tek başına çoktan indirmişti. Ölü bedenin kafasına geçirilmiş olan çuvalı açmaya çalışırken titreyen elleri en büyük düşmanı oldu.
Tüm fenerler ölü bedene tutulmuş en ufak bir değişim yada farklılık için bakılıyordu. En sonunda zorla açtığı çuvalla gördüğü yüz Yavuzu şoka uğrattı. Bu Deniz değildi, tasfiri yapılan Deniz bu olamazdı. Yere attığı silahın yanındaki fenere zorlukla uzanırken beyaz ışığı cansız bedenin yüzüne tuttu.
"Gözleri.." fısıltı gibi çıkan sesi titreyen ellerindeki eldiveni çıkarışı fazlaca aceleciydi. Tim komutanlarını ilk defa böyle gören timden tek bir ses bile çıkmazken hepsi konuşmamaya yemin etmiş gibi duruyordu.
Yavuz kendini inandırnak ve bunun yersiz bir umut olmadığını kanıtlamak için göz kapaklarını araladığında gördüğü gözler kesinlikle [I]Deniz mavisi [/I]değildi. Hatta mavi bile değildi. Derin, titrek soluğu yüzünü kapatan bufftan bile duyulmuştu. Dizlerinin üzerine bu gün ikinci defa çökmüştü.
Sıcak odadaki nem odadaki kişi sayısıyla çekilmez bir hal aldığında gerisini time bırakarak kendisini evdrn dışarıya attı.
Deniz yoktu ama ölü bedenide yoktu. Bu da yaşıyor olduğu ihtimalini açığa çıkarıyordu.
Yavuzu gören Kutay yanına giderken tek bir söz bekliyordu. Olay yerine gelen ambulans aslında cesedi almak için değil hayati bir tehlikede Deniz için hazırda beklemedeydi ama ablasını morga götürüyordu. Oysa kimse bilmiyordu ama Deniz, Elvan'ın bedeninin morga gireceğini bilseydi kendisi gitmeyi tercih ederdi.
Herkes yaşama ihtimaline seviniyordu ama bu ihtimal Denizi daha çok boğuyordu.
Yavuzun yanına varan Kutay, yüzündeki kumaş parçasını hırsla açıp nefes almaya çalışan Yavuzu gördüğünde bir kere daha sarsıldı. Sahi bu günkü kaçıncı sarsılışıydı?
Yavuz askeri araca zar zor tutunmuş kendisini sıkan kaskı hala titreyen elleriyle açmaya çalışmıştı. Göğsü sıkışmış ,tek bir ihtimal yerle bir etmişti koca bedenini.
"Yavuz..bir şey de..bir şey de"
Evden çıkan siyah torba ,sedyede fermuarı açık bir şekilde ambulansa giderken gördüğü kazakla donmuştu. Sedyenin arkasında elinde delil torbasıyla çıkan asker elinde ne taşıdığının farkında değildi Kutaya göre.
Karanlık sokakta yanıp sönen mavi kırmızı ışıklardan zar zor seçtiği eşyalar kızından başkasına ait değildi.
Donukluğu gitmiş ağzından çıkan kızının ismiyken askere ve ambulansa ilerlemeye çalışan adımları göğsüne konulan elle durmuştu.
"Dur..Abi dur o değil, o değil baktım o değil..sende bakma. Deniz değil..yok..Deniz değil. Başkası..çok şükür başkası."
Başkası değildi, Elvandı. Deniz'in güvendiği, canından çok sevdiğiydi. Önce; düşünmeden , kendi elleriyle Denizi ölüme gönderen sonrasında neyin ne olduğunu geç anlayan kişiydi. Denizi'in yıllarca konuştuğu tek insandı. Dokunduğu, gözlerine baktığı, temasından rahatsız olmadığı tek insan. Korktuğu zaman yanına gidebildiği, onu cehennemden çıkaran aynı zamanda kendi elleriyle ateşe atan ablasıydı.
En büyük şükrü en büyük pişmanlığı olmuştu. Geç fark etmişti ama bunu isteyende Denizden başkası değildi.
Güvenmeyi seçmişti, bir kişiye [I]tam[/I] güvenmeyi seçmişti ama yanlış kişiyi seçmişti.
Elvan çiçekti. Deniz'in, odasının baş köşesine iliştirdiği değerli çiçeğiydi. Her şeye rağmen sevdiği çiçeği. Artık [I]ölü çiçeği[/I].
.....
Bölüm sonuuu
Bir sonraki bölümde Deniz bulunabilir ama hemen iyileştik, güldük, eğlendik yok haberiniz olsun.
Hızlı yazdığımdan hatalar olabilir. Belirtirseniz düzeltirim :)
Diğer bölümde görüşürük.
Umarım sevmişsinizdir.
Bölüm hakkında yorumlarınızı alayım ➡️
🤍🩶🖤
Bölüm etkileşimi
