Akışına Bırak kitap kapağı

8. bölüm / 38

Akışına Bırak

0.8 Anı

Yazar: Leylim ☆

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 38Şu an: 0.8 Anı

Merhabalar
Umarım seversiniz
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum
......
🤍🩶🖤

Bazı yaralardan kaçmak için uykuya boyun bükeriz.

🤍🩶🖤

Film izlemeye devam ediyorduk. Salondan çıt çıkmazken yaş ortalamamız baya garipti ama kimse sesini çıkarmıyordu.

Üzerime bastıran uykuyla filmin hangi sahnede olduğuna baktım az kalmıştı birazdan Hıçkıdık ayağını kaybedecekti. İlk izlediğimde 'Hayır ya' dediğimi hatırlıyordum.

Ezbere olduğum ve görmek istemediğim bu sahne yüzünden uykuyu kabul ettim. Önce hafif başımı geri atmıştım ama dizlerimden kaselerin ağırlığının gitmesiyle hafif kıpırdandım.

Sağ tarafa doğru başımın konmasıyla bir omuza yattığımı anladım ama kim olduğunu çözemedim.

....

Gözlerimi açıp dirseklerimden destek alarak doğruldum. Odamdaydım. Komidinin üzerindeki saate baktığımda saatin 5 olduğunu gördüm.

Eee şimdi ne yapacaktım. Ablamın dediğine göre benden başka hiçbir manyak saat 5 te ayağa dikilmezmiş.

Alışkanlıktı. Yurttaykende bu saatte uyanıyordum. Ama oraya alışmış olduğum için mutfağa çıkıp aşçılara yardım ediyordum. Yani masaları silmek ne kadar yardımsa artık.

Ne yapacaktım? Aşağı insem olmazdı, daha birisinin uyandığını zannetmiyordum. Ses falan olursa uyanırlardı. Off

O yüzden en iyisi resim çizmekti. Hem sabah olduğu için daha rahat oluyordu. Dünkü aldığımız eskiz defterini Karana seçtirtmemin bi sebebi vardı nede olsa dimi.

Onlarla geçirdiğim anıları daha öncesinde olduğu gibi unutmak istemiyorum. O yüzden birlikte olan anılarımızı hatırlatan birşeyler çizecektim. Yani sadece o deftere yapacaktım. Bir nevi anı eskiz defteri.

Önce banyoya gidip işlerimi hallettim. Ufak bir duş alsam iyi olacaktı ama daha o kadar hazır hissettiğimi zannetmiyorum.

Üstümü değiştirip rahat bir şeyler giydim. Eşofman takımın ceketini geri yerine astım. Hava sıcaktı şu an. Beyaz kısa kollu ve eşofmanımla klasik bir ev kombinimdi.

Dün Karanın seçtiği defteri aldım. Dünü hatırlatan bir çok şey vardı Karan gibi ama zaten bu deftere baktıkça onu hatırlayacaktım. Birde hatrı sayılır büyüklükteki kitaplığım vardı. O yüzden film izlediğimiz ana odaklandım.

Filmin birincisini izlemiştik o yüzden en net aklımda kalan Hıçkıdıktı.

Hıçkıdığı çizeceğim.

.....

Bir karakteri çizerken farklı hallerini tek sayfada toplamayı seviyordum. Bu da öyle bir resim olmuştu. Gölgelendirmeleri kalmıştı sadece. Saate baktığımda 8 e geldiğini gördüm.

Odanın kapısının tıklatılmasıyla 'gelebilirsiniz' dedim. Kapının açılmasıylasa Fulya hanımın gülümseyen yüzünü gördüm.

"Doğru ya sende erken uyanırdın. Tahmin edeyim 5 te kalktın dimi."

Bu kadarda olmazdı ama. Anne içgüdüsü denen şey bu kadar kuvvetli bir şeymiydi ?

'Evet, 5 te kalktım.'

"Odaya tıkanıp kalmasaydın ya babanda uyanır o saatte, Karan 6 olunca kalkar, ben ve diğerleri uykumuza düşkünüz ama.
Aşağı inebilirsin, bahçeye çıkabilirsin, tabii babanlada takılabilirsin"

Son dediğiyle yüzündeki gülümseme artmıştı. Olabilirdi ama en çok çekindiğim kişilerden birisiydi Kutay Bey. 'Baba' kavramına alışık değildim.

Ablam velayetimi almadan önce sıkıntılı bir evlatlık verilme süreci yaşamıştım. Sonrasında evlatlık alan aile bir şeyleri bahane edip geri teslim alınmam için ellerinden geleni yapmışlardı.

Olumlu anlamda başımı salladım.

"E gel kahvaltıya bakalım o zaman.Hem diğerleri de uyanır o zamana kadar. "

Dedikleriyle defteri kapatıp ayağa kalktım. Kara kalem çalıştığımdan dolayı elimin bazı yerleri kirlenmişti. Ellerimi temizleyip Fulya Hanımın yanına adımladım.

Belimden destekleyerek merdivenlere yönlendirdi. Evi daha dolaşmadığımı fark ettim. Üst katlarda ne var onu bile bilmiyordum. Bu kattada iki oda daha vardı. Aşağıdaki oda sayısı daha fazlaydı ama onlarında ne olduğunu bilmiyordum.

Önce mutfağa bakmış adını hâla bilmediğim ama tatlı bir ablayla tanışmıştım. Şimdi ise Fulya hanımın yönlendirmesiyle bahçeye çıkmış onun anlattığı şeyleri dinliyordum.

Onlarca marka saymıştı ama tek sıkıntı hiçbirini bilmiyor olmamdı. Kozmetikten girip ayakkabılara ondan kıyafet markaları derken bahsettiği bütün markaları aklımda tutmaya çalışıyordum.

Yanımıza doğru gelen Kutay Beyle biraz gerilsemde belli etmedim.

"Günaydın" dedi ikimiz içinde.

Onu cevaplamamızdan sonra ise Fulya hanıma dönmüştü

"Erkencisin bu gün, bunu neye borçluyuz."

"Kızıma"

Daha sonrasında Fulya hanım bana dönmüştü.

Aramızda garip bir bakışma geçiyordu. Neden sürekli böyle oluyordu.

Yüzündeki gülümseme büyümüş derin bir nefes almıştı.

Kutay Beyin "Hadi geçelim içer, kahvaltı hazırmış onu söylemeye geldim."

Kutay Beyin söyledikleriyle içeri geçmiş diğerlerinin gelmesini bekliyorduk. Salonda olan sadece iki kişi vardı biri Karandı ki oda elindeki tabletle ve çatık kaşlarıyla birşeyler inceliyordu diğeri ise Barandı o da telefonuyla ilgileniyordu.

Bizi ilk farkeden Baran olmuş elindeki telefonu bırakıp bize bakmıştı.

Kutay Beyin birden bana dönmesiyle bende ona bakmıştım ama hiçbirşey anlamamıştım.
Birşey diyecekti sabırla bekledim bu sefer. Yüzüne fazla uzun bakamadım gene.

"Abinler gelene kadar evi dolaşmak ister misin? Hem uyanmayan varsa uyandırırız."

'Olur'

Verdiğim cevapla mutlu olmuş eliyle önünü göstermişti. Merdivenlere yönelmiştik.

"En üst kattan başlayalım olur mu?"

Üç kat merdiven çıkmamızla bu evin ne kadar büyük olduğunu hatırladım.

En üst kata geldiğimizde üç kapı vardı.

Kutay Bey sondaki kapıyı gösterdi

"Ateş abinin odası. Kesin uyanmamıştır bile. Gel uyandıralım."

Koğuş baskını yapacak gibi hissetmem normalmiydi?

Biz Ateş'in odasına girmeden karşısındaki odanın kapısı açıldı. İçerden Meriç'in çıkmasıyla o odada kaldığını anladım.

"Ooo uyandırma servisimi yoksa?"

Alayvari tavrından asla ödün vermiyordu.

"Bende..bende" diyerek yanımıza geldi.

Kutay Beyin göz devirmesiyle onu ne kadar istediğini anlamış oldum.

"İki dakika rahat verseniz şaşarım zaten."

Sessiz söylediği şeylerin sessiz olmasının bir etkisi yoktu.

Kapıyı önce taktıkladı içeriden ses gelmeyince açtı. İçeride ise yüz üstü yatan ve hâla uyuyan bir adet Ateş vardı.

Meriç'in yüzündeki sinsi gülümsemeyle komidinin üzerindeki sürahiye baktığını gördüm. Düşündüğüm şeyi yapacaksa ben yoktum çünkü Ateş sağı solu pekte belli olmayan birisine benziyordu.

Kutay beyde fark etmiş Meriçe sen iflah olmazsın bakışları atmıştı.

"Ne yapıyorsan yap ama uyandır ve sakın benden seni kurtarmam için yardım isteme"

Anlaşılan onlar için normal bir durumdu bu.

Kutay Beyin elimi tutmasıyla önce irkilmiş sonra ise güzel hissetmiştim.

Koridora çıktığımızda diğer kapıyı gösterdi

"Bu da Baran'ın odası, o uyanıktı zaten. Gel aşağı bakalım."

Bir kat aşağı indik. Burada da üç oda vardı.
Merdivenlere en yakın olan odayı gösterdi.

"Bu oda Doruğun, beyefendi mesleki deformasyon olarak heryere ulaşmak istediği için orayı kaptı."

Mesleki deformasyon derken. Mesleği neydi ki?

'Mesleği ne?'

Kutay Bey soru sormamla gülümsemiş bana bakmıştı

"Doktor"

Cevabıyla kasıldığımı hissettim. Ben ne doktor seviyordum ne de hastane. Kutay bey kasıldığımı hissetmiş olacak ki endişeyle bana bakmıştı.

"İyi misin güzelim?"

'İyiyim..İyiyim.'

Dediğime pek inanmıyor gibi görünsede fazla sorgulamadı. O sırada yukarıdan bir ses yükseldi

"MERİİİİÇ, SENİN FİKRİ ZİKRİYATINI SİKSİNLER!"

Kutay Bey duyduğu küfürle bunlar olmamış der gibi kafasını iki yana sallamış

"Gel kızım" diyerek kolunu omzuma atmıştı.

Beni Doruk Beyin odasından uzaklaştırmış hemen yanındaki odaya sürüklemişti.

"Burası Gökalp'in büyük ihtimalle o aşağıdadır. Fulya onu almadan inmez."

Onu onaylamamla karşı odaya yönlenmiştik.

"Burasıda Demir'in''

Tam kapıyı çalmasıyla merdivenlerden koşarak inen Meriçle dikkatim oraya kaymıştı. Bir taraftanda çığlık atıyordu.
Arkasından bağıran Ateş' in sesi sinirli geliyordu

"KAÇMA LAN! NASI OLSA AYNI SOFRAYA OTURACAĞIZ! NE BOKUMA KAÇIYON!"

Kutay Bey bana dönüp

"İki dakika bekle güzelim, geleceğim hemen."

demiş yukarı yönelmişti.

Bu sırada açılan kapıyla oraya döndüm.
Demirle bakışmamız ile ne yapacağımı bilememiştim. Ne diyecektim ki ? 'Kutay beyle evi keşfe çıktım tam senin odana geldiğimizde Ateş'in küfürlerini uyarmak için gitti bende burda korkuluk gibi dikiliyorum' mu?

"Güzelim bir sıkıntı mı var?"

Neden ismimi kullanmıyorlardı? Ya Güzelim diyorlardı ya kızım tamam hoşuma gidiyordu ama garip hissediyordum.

Beklettiğimi farkederk cevap verdim. 'Yok... yani bir sıkıntı yok. Kutay bey odaları gösteriyordu. O tıklattı ama Ateş'in yanına gitti şimdi geleceğini, beklemem gerektiğini söyledi.'

"Uyarmak için gitmiştir o. Gel sen bak odaya. Hem seversin belki arada gelirsin fena mı olur."

Son kurduğu cümleyle göz kırpmış içeri girmem için kenara çekilmişti.

İçeri girmemle bu kadar temiz bir oda beklemiyordum karşı duvarda büyük pencereler vardı. Sağ duvarda yatakbaşlığı duvara yaslanmış şekilde bir yatak

Sol tarafta eni duvara yaslanmış bir masa tam yatağın karşısında iki kişilik bir kanepe vardı.
Kanepenin hemen sağında ise bir kapı daha vardı. Giyinme odasıydı yüksek ihtimalle.

"Anladığım kadarıyla beğendin."

Dediği şeyle yüzüm kızarmıştı. Başımı olumlu anlamda salladığımda,

"Bu arada geleceğin anlamına mı geliyor?"

Sorduğu soruya ne cevap verebilirdim ki?

Kaçamak bir cevap vermeyi seçtim

'Bakarız'

"Öyle olsun bakalım"

Kutay Beyin içeri girmesiyle ona döndüm

"Gelin hadi anneniz kahvaltı için çağırıyor. Herkes aşağı inmiş."

.....

Kahvaltı yapmış odaya çıkmıştım. Dün kitapları yerleştirmiştik ama kıyafetler olduğu gibi duruyordu.

Telefonumun çalmasıyla elime aldım. Ablamdı.

"Güzellik nasıl gidiyor? İyisin dimi herhangi bir problem yok."

'İyiyim sıkıntı yok. Sen?'

"Bende iyiyim güzelim. Bir şey söylemek için aradım."

'Evet'

"İzmir' e taşınan bir arkadaşım vardı, Üniversiteden. Hatırlıyor musun? Adı Mine."

'Evet' dedim daha sevecen bir şekilde. Hayatımda gördüğüm en tatlı kadın olabilirdi. Pozitifin vücut bulmuş haliydi resmen kadın.

"Mine İzmir'e bir restorant açmayı düşünüyormuş. Benide bu süreçte yardım etmem için yanına çağırdı."

Gelecek şeyi tahmin edebiliyordum.
Onaylayan bir mırıltı çıkardım, devam etmesi için.

"Yaklaşık iki ay gibi bir süre İzmire gitmem lazım canım. Ama temelli oraya gitmiyorum. Sadece yardım için. Biliyorsun zamanında Mine' nin hem maddi hem manevi yardımı çok oldu."

Biliyordum. Ablam beni evlatlık olarak aldığı zamanlar çok yardım etmişti. Ailesi zengindi. Maddi desteğini unutmak mümkün değildi. Ancak para vermeseydi bile en üzgün hissettiğimiz anlarda gelip mutlu etmeyi başarıyordu.

'Biliyorum abla. Benden selam söyle. Gitmeden öncede buluşalım olur mu? Ya ben geleyim eve ya sen yanıma gel. Aaaa' dedim anlık aydınlanmaya

'Benim test kitaplarımıda almam lazım.'

Kulağıma gelen gülme sesiyle bende gülümsemiştim.

"Tamam...tamam. Gelirken getireyim. Sizde buluşuruz. Hem Fulya hanımlarıda gitmeden görmüş olurum."

Bir şekilde Fulya hanım ve ablam çok güzel anlaşmıştı.

'Tamam. Şey.... sen söylersin dimi geleceğini.'

"Tamam güzellik ben söylerim. Hadi görüşürüz."

'Görüşürüz.'

Telefonu kapatmamla kapımın çalması bir oldu. 'Gelebilirsiniz.' dememle kapı açılmış Doruk bey kafasını içeri uzatmıştı.

Biraz gerilirken ne diyeceğimi bilemedim. Diğerlerindende çekiniyordum ama bu Doruk Bey için hat safadaydı. Doktordu. Onu her gördüğümde aklıma mesleği geliyor, gerilmeme sebep oluyordu.

"Nasıl gidiyor? Yardım lazım mı?"

Yardıma gerek yoktu ama olsaydıda ona söyleyemezdim.

'Yok..teşekkür ederim.'

"Tamam..ıııı..şey soracaktım. Akşam müsait misin?"

Hayır desem kırılır mıydı? Ne işin soruyordu.

'Ne için?'

dememle vereceği cevaba göre müsait olup olmayacağımı anlamış oldu.

"Demirle ben bir kaç parça kıyafet bakmak için Avm ye gideceğiz gelmek ister misin?
Yemekten sonra."

Demir de gelecekti. Üçümüz gidecektik. Eğer hayır dersem üzülecekti. Her ne kadar çekinsemde 'olur' derken buldum kendimi.

Yüzünde oluşan gülümsemeyle ve kapının aniden kapanmasıyla diğer taraftan şükür nidaları duyuldu.

Alışacaktım... yani umarım.

.....

Ön bahçedeydim. Ablam gelmiş birlikte ayak üstü sohbet ediyorduk. Hanımefendi uyuya kaldığı için zamanı kısıtlıydı.

'Tamaam'

dedim oflaya puflaya. Yeterdi artık. Anladık arkadaş sıkıntı olursa seni arayacağım .Bu o kadar zor bir şey değilki.

"Ablaya öflenmez." Kaşlarını çatarak dediği şeyle güldüm.

"Görevini yerine getir ve biricik ablana sarıl."

dedikleriyle kollarımı beline dolamış sıkıca sarılmıştım.

.....

Meriç SOYKAN

Hayır yani o kadar konuşacak ne vardı ki.

Geldiğinden beri benimle konuşma seviyesi dipteydi. Karan abim bir numaraydı zaten. Demir abimlede sabah konuşmuştu az çok.
Doruk abimse hainliğini konuşturmuş akşam AVM ye gitmeyi teklif etmişti. Olumlu dönüş aldığınıysa sağır sultan duymuştu.

Pek tabi tek başına olacağı zaman Çağla'nın kabul etmeyeceğini düşünmüş işi bir psikologtan öğrenmek ve görmek için Demir abimide almıştı.

Peki bu garip, zavallı ama yakışıklı adam ne olacaktı?

Veee ne olmuştu? Onlarla gelmek için yalvarsamda Çağlaya sadece üçü olacağını söylendiği için kabul etmemişti Demir Bey.
Beni beni Bihterini. Beni nasıl kabul etmezdi ya.

Önümdeki manzaraysa beni biraz daha kudurtmaya yetiyordu.

Bizimle konuşamayan benim güzelim ablasına sarılıyordu. Bana da sarılsa olmaz mıydı?

Bu en yakışıklı Soykan çok mu şey istiyordu?

Anlıyordum. Yani anlayamazdım ama ablasıydı kan bağları yoktu ama ruhları bağlıydı bu çok belliydi.

Ama sabredecektim. Her konuda sabırsız ben bunu nasıl yapacaktım bilmiyordum ama yapacaktım.

🤍🩶🖤

Bölüm sonuuuu

1800 kelime

Nasıldı?

Umarım sevmişsinizdir. Yeni bölümde görüşürüüüük.

🤍🩶🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

219okunma 12beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…