14. bölüm · Akışına Bırak
1.4 Alışmak
Uzun bir bölüm. Keyifli okumalar.
🤍🩶🖤
Maybe in another life...
🤍🩶🖤
:)
Çağla Deniz SOYLU
Garipti ama bu sabah gözümü bir kâbusla açmamıştım. Ne saçlarım ıslaktı nede yüzüm kızarmış.
Garipti çünkü uzun zaman sonra kabus olmadan çektiğim ilk uykuydu.
Yataktan kalkmış ,lavaboda işlerimi halledip soğuk bir duş almış, üstümü değiştirmiştim. Şimdi ise eskiz defterime şimşek McQueen çiziyordum.
Çizimin son ayrıntılarına odaklanmışken kapının aniden tıklatılmasıyla yerimde sıçradım. Anlaşılan fazla dalmıştım.
'Gelebilirsiniz'
Kapının hafifçe aralanmasıyla Ateş'in yüzünü gördüm. Garipti ama Karan'ın ve onun yüzü çok tanıdık geliyordu.
"Günaydın, duymadın galiba o yüzden biraz sert çaldım."
Bana gene yaşlılık belirtileri gelmişti anlaşılan.
'Günaydın, önemli değil. Dalmışım.'
Bir taraftanda çizimleri görmemesi için defteri kapatmıştım.
Defteri kapatmamla bakışlarını masaya dikerek bir şeyler mırıldandı ama ne söylediğini anlamadım.
Aramızda geçen ufak bakışmada ne o konuştu nede ben. Bir şey soracağı belliydi ama toparlamaya çalışıyor gibi duruyordu.
"Ben, biraz hava alıp yürümek için sahile gideceğim. Birlikte gidelim mi ?"
Uzun zaman olmuştu sahile gitmeyeli güzel olurdu aslında, özlemiştim.
'Olur' demem tamamen bu yüzdendi. Ateşle iletişimimiz çok garipti. Pek konuşmuyorduk ama bakışları yumuşaktı. Bazen Meriç laf attığında bakışlarını görmüştüm. Tamamen sinirli haline şahit olmasamda hayatının çoğunda sinirli olduğuna yemin edebilirdim.
Gözleride ismi gibi ateşti. Garip ama hoş bir kızıllığı vardı. Ateş'in gözlerine baktığımda o anki yaşadığı duyguyu görebiliyordum. Ve şu an fazlasıyla mutluydu.
"Sen hazırlan ben aşağıda bekliyorum."
'Tamam'
....
Ateş SOYLU
Ne, nasıl yaklaşacağımı biliyordum, ne de nasıl konuşacağımı. Ama gariptirki tek bir bakışımdan beni anlıyor gelecek olanı bekliyordu.
Çok masum, küçücük bir şeydş zaten. O burnundan nasıl nefes aldığını hala anlamasamda mavi irisleri çok belirgindi. Özellikle şaşırdığı yada korktuğu zaman göz bebekleri büyüyor, kendini dahada belli ediyordu.
Utanınca yanaklarının kızardığını ise izlediğim kadarıyla biliyordum. Konuşmaya çekinmezdim aslında ama yıllar öncesinde zarar veren benken şimdi dokunmak şöyle dursun konuşmaya korkuyordum.
Tekrar gider korkusu ise sadece bende değil herkes de vardı. Deniz'in geldiği günden itibaren babam koruma sayısını arttırmış annemse evde sadece iki çalışana izin vermişti. Bizimse elimizden gelen tek şey, benim zamanında yaptığımın aksine Denize sahip çıkmaktı. Koruyup, kollamaktı.
İlk başta gözlerine bakmaya çekinen ben,
Demirin yoğun ısrarı ve açıklaması sonucunda verdiği görevleri yapıyordum daha doğrusu yapmaya çalışıyordum.
Kendisi asla benim psikoloğum olmadığını savunarak duruma o gözle bakmayı reddetse de içindeki meslek aşkı kendini belli ediyordu.
O yüzdendir ki 'sadece öneri' adı altında görev veriyordu. Güyya kardeşim olarak söylemesi gerekeni söylüyormuş -yersek-.
Bünyemde hakimiyeti bende olmayan öfkem gitgide büyürken Deniz 'in gelmesiyle varlığını hissetmiyordum. Göğsümün altında yana bir öfke ateşi varken şimdi yerini ferahlığa bırakmıştı.
Öfke problemi olanlar anlar ki; vücudunda yanan bir ateş olur. O ateş bazen kendini, bazen sevdiklerini ve bazen de en masumları yakar. Ve sen bunu ne kadar engellemeye çalışırsan çalış ya benliğinden olursun yada sevdiklerinden.
Tırnak ucundan beyninin ortasına kadar hissedersin o ateşi. Ama kaynağı hep göğsün olur. Kalp, sadece kan pompalayan insanların 'duygu kaynağı' dedikleri yer.
Belkide o ateş, kalbinin bir feryadı olur ama sen buna öfke dersin.
Bu yüzdendirki kardeşimle biraz daha vakit geçirmek istiyor, ona kendimizi hatırlatmaya çalışıyorduk.
Aşağı, antreye inmiş kapının önünde bir taraftan Denizi bekliyor bir taraftan sırt çantasını kontrol ediyordum.
Kahve termosu, bardaklar, sandiviçler, su, biraz kuru meyve, telefon ,cüzdan, anahtar ve Deniz'in bir zamanlar favorisi olan şıpsevdi sakızları. Hala seviyormu bilmiyorum ama bir ara 'abi jakıc' diye dolaşıyordu.
Arkamda hissettiğim hareketlilikele döndüm. Gördüğüm görüntüyle önce kaşlarımı çattım sonra kendimi bastırıp yüz ifadeni düz tutmaya çalıştım.
[Görsel: https://cdn.kitappad.com/image/user-file/304151/img/foto-1768415240.jpg]
(İlk baştaki kıyafetleri aslında farklıydı ama aldığım görsel yok olmuş bununla idare edelim. Benzeriydi zaten.)
Kıyafetleri gayet düzgündü aslında ama üstündeki gömlek çok inceydi. Üşüme ihtimalide yüksekti.
Ayrıca beli de açıktı soğuk vurmaz mıydı?
Her ne kadar havalar ısınmaya başlasada hala soğuk vardı. Şu an onu bozmak istemediğimden kendime ceket alacaktım. Üşürse verirdim zaten.
'Çıkalım mı?'
Sorduğum soruyla başını olumlu anlamda sallamış kapıya yönelmişti.
Benimde ceket ve çantayı alıp takip etmemle sessiz ama güzel bir yürüyüş yapmaya başladık.
Zaten sahil yakındı hızlı giderdik.
Çağla Deniz SOYLU
Evden çıkıp sahile doğru adımlarken Ateş küçük sorular soruyordu ,sessiz geçmemesi için. Bende aynı sorular gibi kısa cevaplar veriyor bir nevi 5N1K oyunu oynuyorduk.
Sahile gelmemiz pekte uzun sürmemişti zaten
"Kayalıklara oturalımmı biraz ?,yanımda kahve ve sandiviç var."
Ateş'in dedikleriyle gözlerimin parladığına yemin edebilirdim.
Normalde sabahları kahve içen bünyem uzun zamandır -birkaç gün- kahvesiz kalmıştı.
Başımı onaylayarak sallamış, kayalıklara doğru ilerlemiştik. Sabahın erken saatleri olduğundan sahil hem bomboş hem de sessizdi.
Bir süre dalgaların sesini dinledim. Ateş'in çanta karıştırma sesleri geliyor, bir taraftanda söyleniyordu. Bir ara kısıkça küfür ettiğini duydum, dönüp baktığımda ise çantayı parçalamak üzere olan bir Ateş beklemediğim barizdi.
'Ne yapıyorsun?'
Sorduğum soruyla önce kafasını kaldırmış sonra çatık kaşlarını düzeltmişti.
"Bulamıyorum."
Bezgin çıkan sesiyle sormadan edemedim.
'Neyi?'
"Sandiviçlerin birini buldum diğeri yok."
Çocuk gibi mızırdanarak söyledikleriyle gülmek istedim ama kendimi tutmayı başardım.
'İstersen birde ben bakayım.'
Önerimle anında çantayı bana verdi. Çantayı alıp önce büyük olan eşyaları çıkararak ortamıza koydum. Termos ve bardakları çıkardığımda gördüğüm sakızlarla bir kaç saniye durdum.
Şıpsevdi? Gerçekten mi?
Bana kimse yanımda duran bu kaca adamın şıpsevdi sakızı çiğnediğine inandıramazdı. Ateş ve şıpsevdi ,telaffuz ederken bile saçmaydı zaten.
Şıpsevdiyi Ateş seviyormuydu bilmem ama -ki bence hayır- ben severdim. Garip bir huydu ama sakızsız ders çalışamazdım.
Bu küçük güzelliklerse favorimdi. İçinden çıkan o kağıtlardan oluşan bir koleksiyonum bile vardı.
Kenara doğru iteklediğim sakızlarla bu sefer bir kutu ile karşılaştım. Kaju ve badem görmeyi beklemiyordum çünkü pembe bir kutuydu.
Ateş? Pembe?
Bende pembe sevmezdim, yani pek haz aldığım söylenemezdi ama Ateşi pembe seçtiği bir kaba kaju ve badem katarken hayal edemiyordum.
Şu birkaç günde Ateşle pek yakınlığımız olmasada onun hakkında anladığım birkaç şey vardı.
Bir, sabah uyandırılmaktan nefret etmesi. İki, her fırsatta Meriçe vurması.
Üç, üşengeçlikte son seviye olması.
Birde küfür konusunda bol kepçe davranması.
Sabah erken kalkarak yanıma gelmiş sahile gitmeyi teklif etmişti. Ne kadar üşengeç olsada bu kadar şey hazırlamış, badem ve kajuya kadar düşünmüştü. İkincisini bu gün içerisinde görmemiştim ama ilerleyen saatlerde göreceğime ise emindim.
Daha yeni farkına varıyorum ama Ateş benim için kendi sınırlarını değiştirmişti. Ve şu an uslu uslu benim diğer sandiviçi bulmamı bekliyordu.
Yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamazken şu an içime dolan sarılma isteği hat safadaydı.
Ben temas sevmezdimki ne oluyordu böyle?
Geçen gün Karana sarılmıştım zaten yine nerden geliyordu bu istek?
Pembe saklama kabınıda ortamıza koyup bakınmaya devam ettim ve aradığımı buldum. Cidden sandiviçi yarım ekmeğe mi yapmıştı? Birde streçlemiş ekmeği.
Ekmeği çıkarıp havada sallamamla gülümsemişti. Bunu bitirmemi beklemiyordu dimi? Ekmek neredeyse kafam kadardı.
Sandiviçi görmesiyle yüzündek bir gülümseme peydahlandı. Daha sonrasında çantayı almış kapatarak yanına koymuştu. Kahveleri katarken o güzel kokunun yayılmasıyla istemeden gözlerimi kapattım.
"E hadi açta ye."
'Hepsini mi?'
Sorduğum soruyla bakışlarını bardaklardan çekip bana baktı.
"İki lokma bir şey zaten, evdede birşeyler yeriz diye az yaptım."
Şaşkınlıkla kaşlarım havaya kalktı. Aman ne kadar küçük ne kadar.
'Şey..'
ne siyeceğimide bilmiyordum çünkü aniden parlama olasılığı yüksek birisiydi. O yüzden içime kaçan sesimle devam ettim.
'Bu biraz büyük benim için. Bitirememki.'
Bazı şeylerin yeni farkına varıyormuş gibi yüzünü buruşturdu.
"Sen yiyebildiğin kadarını ye. Düşünemedim ben, ayı sürüsü gibi yaşadığımızdan."
Son dediği ile kısıkça gülmüş sandiviçin paketini açmıştım. Uzattığı kahveyide alarak diğer yanıma koydum.
Kahve, sütsüz şekersiz ama yumuşaktı. Yani mükemmel.
Bir süre sessizce geçen yemek faslından sonra ilk laf atan o oldu.
"Nasıl gidiyor? Alışabildin mi?"
Hafifçe omuz silktim önce sonrasında bilemem dercesine dudaklarımı büzdüm.
Elindeki sandiviçten arta kalan streçi top haline getirip çantaya atarken derin bir nefes aldı. Ben daha üç defa ısırmıştım.
"Bak biliyorum..bilmiyorum ama zor olduğunu anlıyorum. Kardeşimizin halini anlayacak kadarda varız herhalde o kadarda değiliz ama biz yaklaştıkça geri kaçma bari, olmaz mı?''
Söylediklerini ilk başta ne kadar itsemde anlamadığım bazı şeyler vardı ama sormaya çekindim. Ne söylerlerse yapıyordum daha ne yapabilirdim? Söylesinlerdi ,yapardım.
Bakışlarımdan birşeyler anlamış olacak ki yönünün tamamen bana çevirdi. Bağdaş kurmuş, gözümün içine bakıyordu.
"Kendini önemsemiyorsun. Biz ne dersek robot gibi kodlanmış şekilde onu yapmaya gidiyorsun. Anlat bize. Ne seviyorsun, ne sevmiyorsun, en sevdiğin; renk, yemek, oyun ,
hobilerin ne, ne biliyim söyle işte. Konuş ama fikirlerini söyle kızmayız, kızan olursada ki olmaz ,hallederiz. Ben demiyorum ki hemen bize abi de, annemize anne, babamıza baba de. Kimse seni bu konuda zorlayamaz zaten..."
Kaşları çatıldı birden, isteği dışında sert çıkan sesiyle kurdu cümlelerini bu sefer.
"..biri zorlarsa söyle, hallederiz."
Aklına birşey gelmiş gibi sesi ve yüzü anbe an yumuşadı, garip bir surat ifadesiyle devam etti.
"Bizde isteriz; bize sarıl, öp, birlikte birşeyler yapalım, yeri gelince bizi birbirimize, babamıza şikayet et ama bunu biz söyledik diye değil sen istedin diye yap."
Derince bir nefes aldı.
"Ne çok konuştum amk."
Kısk sesle kurduğu son cümleyle kendini dahada toparlamış beklentiyle gözlerime bakıyordu.
Önce elimdeki ekmeğe indirdim bakışlarımı sonrasında doyduğumu karar vererek geri kapattım bu esnada ne o konuştu ne ben.
Sandiviçi bir kenara bırakıp bende bağdaş kurdum. Kahvelerimiz biteli çok oluyordu zaten.
'Bazen zor oluyor.'
dedim içime kaçan sesim ve eğik başımla. Göz teması kuramayacak kadar çekiniyordum çünkü daha önce ablam dahil kimseyle bu kadar yakın olmamıştım. Ama onlar yakın hissettiriyordu. Sanki... aile gibi.
Sahi aile böylemi hissettiriyordu?
'Korkağın tekiyim, karşı gelemiyorum korkuya ama deneyeceğim.'
Son kelimem daha özgüvenli çıkmış ,Ateş'in gözlerine bakmayı başarmıştım. O da hafifçe gülümsemiş iç ısıtır cinsten bir bakış atmıştı.
'Sen dedin diye değil istediğim için deneyeceğim.'
Kurduğum cümleyle, her bir kelimeyle gülüşü artmış, baş parmağı ile hafifçe yanağımı okşamaya başlamıştı.
Kızaran yanaklarıma engel olamazken bakışlarımı kaçırdım.
"Kız kardeş hala bambaşka bir his be biricik."
'Biricik' kurduğu hitap şekli hoşuma giderken sarılma isteği dahada arttı.
'Bir şey sorabilir miyim?'
"Sor biricik"
Anında cevap vermesi içimi kıpır kıpır yapmıştı.
'Sarılabilir miyim? Ama sen söyledin diye değil ben istedim diye.'
Hafif kahkahası kulağıma gelmişti son söylediğimle, şaşırdığı ise gözlerinden belliydi. Anlaşılan bu kadar hızlı beklemiyordu. Cevabı ise kollarını açarak göstermişti.
Yüzümü boyun girintisine yerleştirmiş sırtında birleşemeyen ellerimle sarılmaya çalışmıştım. Kollarını sardığındaysa güven duygusu tüm vücudumu esir aldı. Mayışmam ise ayrıca tuhaftı.
Ne kadar öyle kaldık bilinmez, bir ara saçlarımı kokladığını hissetmiştim. Mırıltısı ise erimeme sebep olacaktı.
"Hala aynı kokman ya benim yanılsamam yada senin eşsizliğin."
....
Ateş SOYLU
Hala sarılıyor olmamız garipti ama yerinde rahat duruyordu. Hoş, bende rahattım zaten ama biraz daha eve girmazsek Meriç kudura kudura komalık olacaktı. Kaç cevapsız çağrı olduğu ise bilinmiyordu. Buna ek abiminde araması ve üzerine Doruk ile Demir eklenince evin savaş alanına döndüğüne emindim.
Baran her ne kadar çekingen dursada onun da bir yerleri bana kızgındı. Garipti ama hem en irimiz hemde en yumuşak huylumuzdu, kas kütlesi bey.
Neyseki çıkmadan önce babama söylemiş hoşnutsuz bakışlarıyla istemeyerek kurduğu 'tamam' lafını duymuştum.
Ama artık eve gitmeli ve yolculuk için hazırlık yapmalıydık. Her ne kadar öğleden sonra çıkacak olsakta hepimizin halletmesi gereken iğrenç şirket dosyaları vardı.
'Deniz'
Seslenmemle birlikte önce hafifçe irkilmiş sonrasında rahatlayan vücudunu hissetmiştim.
"Hıı"
Alık alık mırıldanması fazlasıyla hoşuma gitmişti kabul.
Sırtını ve saçlarını severken kurdum cümlelerimi.
'Hadi güzelim, bende istemiyorum ama eve gitmemiz lazım artık.'
Kafasını kaldırmış mayışık bir şekilde bana bakmıştı. Bir süre önce çıkarıp ,giydirdiğim ceketin içinde küçücük kalmış, ceketin şapkası ise bütün yüzünü kaplamıştı.
Onaylayan bir mırıltı çıkarmış etrafa bakmaya başlamıştı. Mavi gözleri en iri halindeydi şu an ve yanakları hafif pembeleşmişti. Yanağını ısırsam bir şey olmazdı bence.
Çenesinden tutup hafifçe dişlerimi yanağına geçirdim. Daha sonrasında ısırdığım yeri öpmüş geri çekildiğimde eğik başı ve artık tamamen kırmızı yanaklarıyla karşılaştım.
Off, işimiz gerçekten çok zordu.
'Hadi'
Sırtına destek vererek söylediğim kelimeyle dahada kendine gelmiş hızla geri çekilmişti.
Ayağa kalkmış, çantayıda alarak eve doğru gidiyorduk. Bir taraftanda çıkardığım kuruyemişlerden veriyor ,o farkına bile varmadan yemesini sağlıyordum.
Fazla zayıftı, kilo alması gerekiyordu ve bunun farkında olan tek ben değildim. Doruk, Deniz ilk geldiği zaman bunu belirtmiş yeme konusunda destek alınması gerektiğini söylemiş, kendiside yapabileceğini ama Deniz'in kendisinden ekstra çekindiğini belirtmişti.
Bir şekilde, bu küçücük ve biricik olan kardeşimiz Doruk ve Demir den fazlaca çekiniyor hatta yemek masasında bile yanlarına oturmamak için ekstra bir çaba gösteriyordu.
Bizim mavişimizin ya direkt ikizlerle yada başka bir şeyleriyle bir alıp veremediği vardı anlaşılan.
Abim durumu fark ederek bir sıkıntı olup olmadığını sormuş onlarsa hiç sıkıntı yaşamadıklarını başından beri bu şekilde olduğunu uzun uzun yakınmışlardı. Yaklaşık iki saatin sonunda bir yere varamayarak araştırma gereği duymuştuk.
Deniz herhangi bir şey anlatmadığı için durumun ciddiyeti hakkında konuşmuştuk sonuç ise dahada can sıkıcıydı.
Denizi kaçıran saksafon soktuklarımdan birisi doktordu. Adama doktor diye sesleniyorlarmış ve işin sıkıntılı yanı Deniz belli bir yaşa kadar tüm doktorları aynı zannederek büyümüş.
Ne yaşattıklarını tam olarak bilmesekte hastane kayıtlarında görülen 'yüksek ateş sonucu yatış' cümlesi başta babam ve annem olmak üzere hepimizin canını sıkmıştı.
Küçücük çocuk havale geçirirken nerede oldukları ise ayrı bir sikimsonik konuydu.
Bu am biti orospularının ceza çekmeden ölmeleri göt üstü düşme etkisi veriyordu.
Hepimiz şu an Denize odaklanmayı seçmiş okullar açılana kadar iki hafta home ofis takılacaktık.
Tekrardan ağzına doğru uzattığım kajuyu uslu uslu alıp yedi. Bazen küçük Deniz karşımdaymış gibi hissetsemde büyüdüğü -sadece yaşı- yüzüme tokat misali çarpıyordu.
Sonrasında kafasını kaldırmış ne yaptığımın farkına varmış şekilde bana bakıyordu. Dik dik baktığını farketmiş ki birden önüne dönüp adımlarını hızlandırdı. Anlaşılan bu gün böyle takılacak.
Sarıldıktan sonra bu küçük varlığa, ekstra bir utanç yüklenmiş yüzüme bakamaz olmuştu.
Tabi bunda benimde 'yerini sevdin mi?' dememdende kaynaklanmış olabilirdi ama bu hali çok güzeldi.
Çağla Deniz SOYLU
Eve yürüyorduk ama ne yürüme. Kafamı kaldırıp suratına bakamıyorum resmen.
Tamam normalde de bakamıyorum ama şimdi hiç bakamıyorum.
"Yerini sevdin mi?"
diye sormuştu. Kaç dakika öyle kaldık onuda hesaplamamıştım. Normalde çoğu şeyi istemeden sayardım ama gerizekalı kafam saymamıştı. Üzerimdeki mayışıklıksa resmen uyuduğumun işaretiydi.
Yanaklarım yanıyordu, kim bilir nasıl görünüyorum ya.
Önüme doğru uzanan büyük eliyle duraksadım. Avucunu açmış, çantada gördüğüm şıpsevdilerden birini uzatıyordu.
Tereddüt etsemde aldım ama ne teşekkür ettim ne de bir şey dedim ya da diyemedim.
Paketi açarak sakızı ağzıma attığımda kağıdını hiç incelemeden direk ceketin cebine koydum.
Bir de bu vardı. Üşüdüğümü farkedip ceket vermiş, dikkatle giydirdikten ve fermuarı çektikten sonra kapişonuda başıma geçirmişti. Önümü görememem dışında bir sıkıntı yoktu. Zaten yere bakarak yürüyordum şu an.
Ceket çok büyük gelmiş içinde yok olmuştum resmen. Ateş ise bu duruma önce gülmüş sonrasında kolunun altına alarak sıkıştırmıştı.
Evin bahçesine girdiğimizi kapı sesinden anlarken bu sefer kafamı kaldırdım.
Dış kapı biz çalmadan açılmış ,Gökalp çıkmıştı.
Yanımıza koşarak gelmiş hızla elimi tutarak içeri çekmeye başlamıştı.
"Abla! Hadii! neyde kaldınız? Sizi bekliyoyuz biz! Annemle kuyabiye yaptık, yanımıza alalım diye! Sen yoktun ama.."
Hızlı hızlı konuşmasından dolayı pek bir şey alamazken Gökalpe ayak uydurmuş ,içeri çekmesine izin vermiştim.
Mutfağa girmemizle kurabiyeleri tepsiye dizen Fulya Hanımı gördüm. Bizi farkedince arkasını dönmüş gülümseyerek "Hoşgeldin güzelim." demişti.
Hafifçe tebessüm edip 'hoşbulduk' diye mırıldandım. Ne yaptığına daha dikkatli baktığımda çikolata parçacıklı ,ahududulu kurabiyeler görmeyi beklemiyordum.
Bu kurabiyeler kesinlikle müthişti. Ablamda yapardı arada ama 'tutturamıyorum ben bu tarifi bir türlü ya' diye de yakınırdı.
Kurabiyelere baktığımı görmüş olmalı ki heycanlı sesi mutfağı doldurdu.
"Seversin diye düşündüm. Özel tarifim. Öğlen yeriz, olur mu?"
Başımı olumlu anlamda sallayıp tebessüm etmemle yüzündeki gülüş dahada büyüdü.
İçeriye birisinin girdiğini hissetmemle hafifçe kapıya doğru döndüm.
Karan'ın yüzündeki gülümsemeyle içeri girmesi istemsizce yüzümdeki gülümsemeyi büyültmeme sebep oldu.
"Naber küçük kaçak?"
Küçük? Bunların benim boyumla ve kiloyla ilgili bir sıkıntıları vardı. İsmimi kullandıkları anlar çok kısıtlı anlardı ve ilk günde olan zamanlardı. Hoş pekte bir zaman geçmemişti ya zaten, neyse.
Zaman bir tarafa ,ben insan ilişkilerinde ilk defa bu kadar iyiydim. Tamam o kadar iyi görünmüyor olabilir ama benim için baya üst bir düzey.
'İyi'
Sorusuna cevap vermem bile benim için büyük başarıyken daha fazla alışmam gerektiğinin bende farkındayım elbette ama Ateş'in de dediği gibi onlara karşı engel koymamlıydım. En azından ben onlara gidemesem bile onlar bana gelirdi. Yani umarım öyle olurdu çünkü bana ablamdan başka pek birisi gelmezdi.
Verdiğim cevap hoşuna gitmiş olmalı ki dahada yakınıma gelip kolunun altına aldı.
"Hımm.."
Mutfaktan çıkmış salona doğru ilerlerken kulağıma doğru yaklaştığını hissettim.
"Olmadı ki böyle bi ara benimlede kaç. Kaç gündür hep diğerleriyle ,cık olmaz. Abiyiz bizde ,yapılmaz yani canım."
Fısıldayarak söyledikleri gülmeme neden olurken onunda yanağımı sıkması kızarmama sebep oldu.
O abide diğerleri eşşek başı mı canım?
"Neyse.." dedi dikleşirken
"Dağ evine birlikte gideriz diğerlerinide almayız. Eğleniriz yolda. Hem çok iyi bir Duman listesi buldum onu açarız. İkide kahve mis."
Söyledikleri erime sebebiydi ama tuttum kendimi. Kesinlikle Meriç te arabaya binmeye çalışacaktı. Diğerleri Karanın bakmasıyla susuyordu ama Meriç ağzını açıp gözünü yumuyor ,bir şekilde ikna etmeye çalışıyordu.
Anladığım kadarıyla Meriç sürekli yanıma gelmeye çalışıyordu ve bir başkası tarafından engelleniyordu. Abi çokluğunun eksilerini dibine kadar yaşayanlardandı. Kendiside abiyidi gerçi ama Baran'ın onu yere savurduğunu gördükten -duyduktan- sonra pek inanmıyordum.
Abiden çok küçük bir çocuk gibiydi veya eğlenceli, şakacı bir arkadaş?
Kesinlikle abi ciddiyeti yoktu, bundan eminim de arkadaş nasıl olur onuda bilmediğimden çevremde gördüğüm kadarını benzetiyorum.
Olumlu anlamda kafamı sallamam Karanı anlaşılan fazlasıyla mutlu etmişti çünkü şu an beni göğsüne bastırmasının ve saçımı koklayarak öpmesinin başka açıklaması olamazdı.
Tamamen kızardığımı hissederken salona girmiştik. Anlaşılan sahilde Ateşle biraz fazla kalmıştık çünkü kahvaltı yapılmış ve herkes salonda oturuyordu.
Benim içinde iyi olmuştu zaten koca ekmeği zorla bitirtmeye çalışmıştı Ateş. Karanın ikili koltuğa benide peşinden götürmesiyle el mecbur yanına oturdum.
Salonda oluşan sessizlik ve bakışmalar gerilmeme sebep olmuştu. Herkes bana bakıyordu ve zaten tüm yüzüm kızarıkken artık morarmaya doğru gidiyordum. Odada yankılanan tek ses ise Gökalp'in izlediği çizgi filmden geliyordu.
Birazdaha yerime sinerek Karana yaklaştım. Halının desenleri ne de güzeldi.
Düz, tek renk halı ve desen? İlginçmiş.
Çizgi filme odaklanmayı seçmişken ekranda gördüğüm takım elbiseli sarışın bebekle bakışım sağ alta, çizgi filmin isminin bulunduğu yere kaydı. 'Patron Bebek' bu film değilmiydi en son?
Fulya hanımın içeri girmesiyle bu sefer bakışlarım kapıya kaydı. Herkese şok ve birazcıkta sitemle bakıyordu. Kızmış mıydı? Şaşırmış mıydı?
8 kişi oturmuş bir çocukla birlikte çizgi film izliyorduk. Ve bu 8 kişinin hepsi -ben hariç-
koca koca şirketler işletip başka ülkelerdeki şirketlerle ortaklık yapıyorlardı.
Gerçi Baran'ın spor salonu olduğunu duymuştum ki diğerlerine göre daha iri ve kaslı bedeni bu durumu kanıtlıyordu, Doruk ve Demir'in de hastane yönettiğini söylersek geri kalan kısım globale çalışıyordu.
(Meriç şirketin avukatı olduğu için o da dahil)
7 tane ,fazlasıyla iri dev adamlar, ben ve bir çocuk oturmuş Patron Bebek izliyorduk. Olayın garipliğimi yoksa Kutay beyin dahil çizgi filmi dikkatle takip etmesi mi bilinmez Fulya hanımın bakışlarından bezginlik akmaya başlamıştı.
Benim baktığımı gördüğünde bıkmış ifadesi tamamen dağılmış hatta üzerine öpücük atmıştı.
Boğazını temizleyerek dikkatleri çekmeye çalışmasına rağmen daha kimsenin fark etmemesi komikti.
"Siz böyle oturursanız yola ikindi vakti anca çıkarız."
Azıcık bağırarak söylediği şeyle anında tüm bakışlar o tarafa döndü ama anlaşılan kimse anlamamıştı.
Kutay beyin "Efendim canım." demesi ise kanıtıydı.
Fulya hanım elini alnına vurmuş derin bir nefes almıştı.
"Diyorum ki; siz ,koca adamlar oturmuş burda çizgi film izliyorsunuz iyi hoş da, o kadar eşyayı kim hazırlayacak?. 'Kurabiyeler pişince çıkarız, hazırlanın' demedimmi ben size?"
Ellerini beline koymuş çatık kaşlarıyla herkesi gözden geçirmiş daha sonrasında tiripli bir şekilde salondan çıktı.
Merdivenden gelen adım sesleriyle Kutay beyde kalkmış televizyonu kapatarak Gökalpi almıştı.
"Hadi küçük boy, annenin gönlü alınacak ve eşyalar hazırlanacak.."
Gökalpi kucağına almış çıkışa giderken Karana ve Ateşe bir bakış atmıştı. Sanırım bu 'gerisi sizde' bakışıydı.
Ateş'in sert sesi Karanın sesinden önce odaya dolmuş herkesi anında ayağa dikmişti.
Doruk ve Meriç oflaya puflaya kalktıklarında Karan gerekli cevabı sadece bakarak vermişti.
Anlaşma tarzları buydu sanırım. Alışacaktık artık.
.....
Odama çıkmış değişen plan üzeri hafta sonu yetecek kadar kıyafet alıyordum. Normalde tek gece kalacaktık ama değişiklik yapılmış iki gece üç gün olacak şekilde dağ evine gidecektik.
Seçtiğim kıyafetleri yatağın üzerine koyarken kapı çaldı.
'Gelebilirsiniz'
İçeriye giren Fulya hanımın elindeki küçük siyah valizi benim için getirdiğini anlmam çokta uzun sürmedi.
"Valiz getirdim, kıyafetlerin kırışmasın diye. Ne yaptın? Hazırlandın mı?"
Onaylamak için çıkardığım mırıltıya eş kafamı olumlu anlamda salladım. Valize uzanacağım esnada Fulya hanımın tamamen içeri girp yanıma gelmesiyle durdum.
"Biraz konuşalım mı bir tanem?"
En son bu soruya benzer bir soruyu Ateş sormuştu ve ona sarılarak uyuya kalmıştım neredeyse. O yüzden bir tık gerilirken sesim gene fısıltı gibi çıktı.
'Olur, konuşalım.'
Yatağa doğru ilerleyip oturmuş elinide yanına vurarak yanına oturmamı belirtmişti.
Gösterdiği yere oturmamla tamamen bana dönüş ellerimi tutarak önce hafifçe sıkmış daha sonra tüy gibi bir dokunuşla öpmüştü.
"Güzelim.."
İçli içli söylediği kelime diğerlerinden çok daha farklı geldi o an. Herkes güzelim diyordu ama Fulya hanımınki ve Kutay beyinki garip hissettiriyordu.
"Şimdi biz dağ evine gideceğiz ya.."
devam etmesi için hafifçe başımı salladım.
"Dağ evi biraz küçük. Odalarda birlikte yatmak zorunda kalabiliyoruz."
Konu tam olarak nereye gidiyordu acaba? Ben yurttada fazlaca kalabalık bir odada kalıyordum zaten. Alışıktım. Her ne kadar düzenim sonradan değişsede arada ablamla uyuduğumda vardı hala.
Ufak bir gülüşle devam eden Fulya hanımın ağzından çıkanlara odaklandım.
"Karan'ın seni bırakacağını pek zannetmiyorum. Yüksek ihtimal onunla kalırsın ama odalarda yataklar biraz sıkıntılı. Çift kişilik yataklar. Malum kalıpları biraz büyük bizimkilerin. Tek kişiliklere sığmayınca böyle oluyor."
'Sıkıntı yok.'
Söylediğim iki kelime ile derin bir nefes aldığını hissettim.
"Tamam güzel, ama en ufak bir şeyden rahatsız olursan bana söyle tamam mı? Bazen öküz ve odun şekline evrilebiliyorlar. Söyle bana , hallederim ben tamam mı annem?"
'Tamam'
Yüzünde oluşan gülümseme gözlerine baktığımdanmıdır ne, içime akmıştı resmen.
"Eee.." dedi etrafına bakarken.
"Yardım edeyim mi?"
Pek ihtiyacım olmasada yardım isteğini kabul ettim. Yanımda hangi kitabı götüreceğimi seçmemiştim. Bence kitap seçebilirdi benim için.
'Şey.. kitap seçecektim, karar veremedim siz seçermisiniz?'
"Olur tabi ama ben baban gibi kitaplardan anlayan birisi değilim malesef. Beğenmezsen ?"
'Önemli değil, kitap olsun yeter.'
Söylediklerimle ayağa kalkmış bana göre dev olan kitaplığımın yanına gitmişti. Agatha Christie serisine doğru gittiğini gördüğümde içimde oluşa ufak sevince engel olamadım.
Pek bakmamaya çalışarak eşyalarımı getirdiği küçük bavula yerleştirdim. Banyodanda tarak ve güneş kremi alınca tamamdı.
Herşeyi hazırlamış hatta üstümü bile değiştirmiştim. Gariptirki Fulya Hanım ise hala kitap seçememişti. Kaç kitabı alıp bakmış, incelemiş ve geri koymuştu. Neredeyse tüm rafları tek tek incelerken bu durum istemsiz hoşuma gitti.
Rastgele eline bir kitap alıp bana uzatmamıştı. Arkalarında bulunan özeti dahil okuyor, arada da kitap kapağını kendi kendine yorumluyordu.
Tekrardan ilk baştaki rafa gittiğinde soldan 16. Kitaba uzandığını gördüm. 'Doğu Ekspresinde Cinayet' olmalıydı, aldığı kitap.
Daha önce okumuştum ama filmini de izlemek istiyordum. Tekrar okurdum ama sıkılmıyorumdum polisiye okurken ve her okuduğumda farklı bir detay fark ediyordum.
Öncekilerde yaptığı gibi kitap kapağını inceledi hoşuna gitmiş olacak ki bu seferde özetini okumaya başladı.
Birden arkasını dönmesiyle yakalanmışlık hissi tüm vücudumu sardı. Sahi ne zamandır izliyordum? Tekrardan kızarıklık hisside yüklendiğinde gözlerimi kaçırdım.
Kulağıma gelen gülme sesiyse fazla tanıdıktı. Bakışlarımı kaldırdığımda yanıma doğru geldiğini görünce oturduğum yatakta biraz kaydım.
Yanımda oluşan ağırlıkla oturduğunu anlamıştım ama genede kafamı kaldıramadım. Buydu işte, ben bu kadardım. Görür ve dakikalarca izler, inceler ama birisi bena bakınca utanır, kabuğuma yani güvenli alanıma çekilirdim. Engel olamadığım duygular ise haddinden fazlaydı. Ağırdı ,hemde fazlasıyla.
Çenemi tutmuş hafifçe kendi yüzüne çevirmiş ,ardından elini ,rahatsız etmemek için geri çekmişti.
Sağ elindeki kitabı havaya kaldırıp hafifçe salladığında odaya neşeli sesi yayıldı.
"Buldum."
Gülümseyen yüzü içten ve sıcaktı. Farklıydı. Kimsenin bakmadığı gibi bakıyor sanki içimden geçenleri okuyordu.
Tepkisizliğimi yanlış anlamış ,dağılan gülümsemesiyle elini indirmişti.
"Beğenmedin mi? Güzel duruyordu aslında. Konusuda ilginçmiş. Bende merak ettim ama sevmediysen değiştireyim."
Duvar gibi duran yüzüme ufak bir gülümseme kondurup olumsuz anlamda başımı salladım.
'Hayır, beğendim. Teşekkür ederim, değiştirmeye gerek yok. Ayrıca isterseniz sizde okuyabilirsiniz.'
Kitap okuduğunu görmemiştim ama moda dergilerine baktığını görmüştüm. Kitapta okuyabilirdi yani ince bir kitaptı ama sürükleyiciydi.
Yüzüne tekrardan yerleşen gülümsemeyle devam etti.
"Pek kitap okuma alışkanlığım yok yani pek sevmiyorum. Lise dönemimde bir edebiyat hocam zorla klasiklerden okutmuştu o zaman soğudum. Tabi kaç tanesini okudun diye sorarsan 'Alice Harikalar diyarında' kitabında bıraktım. İlk kitaptı gerçi ama neyse. Ama seninle okumak isterim tabii.'
Söyledikleri gülmeme sebep olurken bu sefer kızaran taraf Fulya hanımdı. Kızarabilen birisi vardı yani, tek değildim.
Bir süre sonra eğdiği kafasını kaldırmış hiç beklemediğim bir soru sormuştu.
"Azıcık sarılsam olur mu?''
Soru acı ama gerçekti. Önce hafif bir inme indi. O mu sarılacaktı? Yoksa benimmi şu an sarılmam lazımdı? Ben pek temas seven birisi değildim. Yani garipti ama bu aileye gelince biraz sarılma isteği gelmişti. İlk Karana sarıldığımda başta gerilsemde kollarını dolandığına hissettiğim duyguyu severken bulmuştum kendimi.
Hala cevap vermememi yanlış anlamış olamalı ki omuzları düştü, gülüşü buruklaştı.
"Şey..tamam. Hadi kitapıda koy valizede kapatalım."
'Olur'
Neye olur dediğimi anlamamış olacak ki kitabı uzattı.
'Buna olur demedim sorunuza olur dedim.'
Ne bekliyordum bilmem ama kesinlikle alık alık 'hı?' demesini beklemiyordum.
'Sarılmak için sordunuz ya ,onu dedim.'
Yaptığım açıklamayla bir kaç saniye durmuş daha sonrasında birden sarılmıştı. Saçlarımı koklamasını artık garipsemiyordum çünkü hepsi aynını yapıyordu.
Azıcık demişti ama bu pekte az değildi. Nefes almadığımı farkettiğimde aldığım derin nefes ve duyumsadığım koku çok farklıydı. Eğer anne kokusu denilen buysa kesinlikle eşsizdi.
Koku konusunda hassas birisiydim ama bu çok güzeldi. Yasemin gibiydi ama değildide. Farklıydı.
Diğerlerine sarıldığımda oluşan duygunun yanında bu sefer hiç beklemediğim bir şey belirdi. Ağlama isteği. En son ne zaman ağladığımı bile hatırlamazken şu an burnumun tam anlamıyla direği sızlıyordu.
Fulya hanımın hıçkırık sesi kulağıma geldiğindeyse bazı iplerin koptuğunu hissettim. İşin garibi ise Fulya hanımın neye ağladığını bilmiyordum. İçimde kopup giden şey garip bir duygu katmıştı. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordumda. Bir gün patlayacaktım bunun farkındaydım ama o güne kadar dayanabildiğim kadar dayanacaktım.
Şu anda ağladığı şey ya boşa giden yıllardı yada yaşayamadıklarımız. Normal değildik, ki kimse normal değildi. Herkes bir şeyler yaşıyor bazıları bunu dışarı yansıtıyor bazılarıysa içinde fırtınalar kopsada gösteremiyordu.
Herkesin derdi ise en büyüktü, en kötüydü ama kimse farkında değildi ki herkesin derdi kendi en büyüğü, en kötüsüydü.
Herkes dayanabileceği acıları yaşıyordu, ne daha az ne daha fazla.
Bu yüzdendir ki inandığım bir şey vardı; ne kadar çok acı çekersem o kadar güçlüyüm.
Acılarım benim gücümün bir kanıtı.
O yüzden en güçlüler hep en çok acı çekenlerdir. Birisi güçlüyse, geçmişte yada şimdi bir yaşanmışlığı onu bu hale getirmiştir.
Kimsenin hayatı mükemmel değil. Bazıları ölümle, bazıları yaşamla, bazıları varlık ve bazılarıysa yoklukla mücadele eder.
Ben yaşadığım her an mücadele etmişken benim bilmediğim ailem benim ölümümle mücadele etmişti. Ben yokluktan ölecekken onlar varlığın içinde boğularak ölecekti.
Evet, zenginlerdi. Mal, mülk, para, şan ve şöhret istenilmeyecek kadar vardı ama kızları ellerinden alınmış ,hiçbiri birşey yapamamışlardı.
Ne deniyordu; olmuş ve ölmüşe çare yoktu.
Fulya hanımın burnunu çekerek geri çekilmesiyle istemsiz elim yanağındaki yaşları sildi. Dudaklarında beliren gülümseme ise içimi eritti.
"Reglim yaklaştı o yüzden oldu. Kusura bakma."
'Önemli değil, ağlayabilirsiniz. Bu normal bir şey.'
Söylediklerimle dudakları büzülmüş şiddetle ağlamaya başlamıştı. Ağlayabilirsin derken bu kadarını beklemiyordum ama içimi saran paniğe de engel olamadım.
Hüngür hüngür ağlıyordu kadın. Ne yapabilirdim? Kutay beye söylemeli miydim? Sarılırsam sakinleşmeyi bırak dahada ağlayacak gibi duruyordu.
Kapımın önce tuklatılıp sonra cevap vermeme kalmadan açılmasıyla Kutay beyi gördüm. İçim rahatlarken panik dolu bakışlarım onu buldu.
Endişe dolu sesi odayı doldururken yanımıza gelmiş önümüzde dizlerinin üzerine çökmüştü.
"Canım..noldu?"
Fulya hanımın ellerini tutarken bir taraftan göz yaşlarını siliyordu. Soru dolu bakışları bana döndüğünde tutamadım kendimi.
Burnum sızlıyor, gözlerim yanıyordu. Önce gözlerim doldu sonra dudaklarım isteğim dışında büzüldü titrek sesim odayı doldurduğunda şikayet eder gibi konuşmuştum.
Titreyen elimle Fulya hanımı gösterip
'Ağlıyor..' dediğimden benimde gözümden bir damla yaş süzüldü ama daha fazlasına izin vermedim.
"Oy..kıyamam ben size."
derken ayağa kalkmış tam ortamıza oturarak ikimizide kollarının altına almıştı.
Ama benimde reglim yaklaşmıştı ,benimde lanet hormonlarım kaymıştı.
Göğsüne anlımı yaslarken burnumu çektim. Kollarımı beline dolayıp biraz daha sokuldum. Fulya hanımda benden farksızdı ama o, benden farklı olarak tek damla ile kalmamış çeşmeleri tamamen açmıştı.
Ağlayışı dahada şiddetlenmiş biraz sakinledikten sonra minik iç çekişlere dönmüştü.
Daha fazla duygusallığı kaldıramıyacağımdan yerimden doğruldum.
'Aşağı gidicem ben. Sevmedim bunu.'
Gözlerimi ovalayarak söylediğim şeyle Kutay bey hafifçe gülümsemiş, yanağımı okşamıştı.
"Tamam güzelim. Sen aşağı git bende anneni sakinleştireyim. Valizi de alıp geliriz."
Huysuzca kafamı sallayıp kapıya yöneldim.
Kapıyı açıp bir adım attığımda karşı kapıda açılmış elindeki küçük çanta ile Karan çıkmıştı.
Endişeli bakışları üzerimde dolaşırken elindeki çantayı bırakıp yanıma adımladı.
"Deniz, noldu?"
Ciddi ve sert sesi biraz çekinmeme sebep olmuş bir adım geri gitmiştim. Ağlamamıştım aslında sadece gözlerim dolmuş, tek bir yaş düşmüştü. Ancak açık tenin ve kuru gözlerimin verdiği kızarıklık saatlerdir ağlıyormuşum gibi gösteriyordu.
Bakışları önce attığım adıma kaydı sonrasında bir adım attı bana doğru.
Gelme üzerime, katil!
Bakışlarımı tamamen yere sabitlemişken kızacağını düşünmem belki aptallıktı ama engel olamadım bu düşünceye.
Daha nazik çıkan sesiyle tekrar seslendiğini duydum ama suçlu çocuk gibi başımı yerden kaldıramıyordum.
Yanıma yaklaştığını hissettiğimde geriye atıcak adımım olmadığından put gibi kalmış, ne hareket ediyor ne de konuşuyordum.
Çenemden hafifçe tutup kendine çevirdiğinde kızarık gözlerim yüzünü buldu. Yüzündeki ifade tamamen dağılırken o da şaşkındı.
Hayır yani saçma olan konu neye ağladığımı da tam çözemememdi. Gerçi ağlamamıştım. Üzülmüş ve gözlerim dolmuştu. Fulya Hanım ağlamasa bir şeyim yoktu ki, neden ağlamıştı?
"İyi misin?"
Fısıltı gibi çıkan sesi endişesini sonuna kadar hissettirdi.
Konuşmak için güç toplamış boğazımı temizlemiştim.
'İyiyim. Bir şey yok.'
"Ağlamışsın ama bir şey yok öyle mi? Delirtme beni abicim. Hadi söyle, ben kendim öğrenmeyeyim."
Hiç inanmayacak ve geçiştirmeme izin vermeyecek şekildeki duruşu hem hoşuma gitmiş hemde sinir etmişti.
'Ya yok bir şey, ağlamadım ayrıca.'
"Öyle mi?" dedi hiç inanmamış gibi.
'Öyle'
Verdiğim cevap karşısında derin bir nefes almış hafifçe çıkan sakallarını kaşımıştı.
Tamam onun annesi ağlıyordu ama yanında Kutay bey de vardı. Hem Fulya hanımı sakinleştireceğini ve kendisi halledeceğini ayrıca aşağı inmemi söylemişti. Sonuç olarak evliydiler ve hani, anladınız bence ya.
Ayrıca Karanın annesini o şekilde görmek isteyeceğini pek zannetmiyordum ki aynısı Fulya hanım içinde geçerliydi. Oğlunun karşısına öyle çıkmak istemezdi. O an yapmamam gereken bir şey yapmış odanın kapısına bakmıştım.
Kapıya baktığımı fark etmiş, işaret parmağıyla ve ters bakışlarıyla içeriyi göstermişti. Neyseki kapı kapalıydı. Bir öncekine nazaran kontrol edemediği, daha sert çıkan sesiyle sordu bu sefer.
"İçeridemi bir şey oldu? Birisi mi var?"
Tek kaşını kaldırmış cevap bekliyordu. Ne diyebilirdim şimdi?
Bir kaç saniye suratıma bakmış cevap alamayınca beni tek eliyle arkasına alarak kapıyı açmaya yeltenmişti.
Kapı koluna uzanan elini son anda tutmuş ve engel olmuştum. Kapının önünden çekiştirerek uzaklaştırdığımda neyseki bana uymuştu yoksa değil bir iki adım milim dahil kıpırdatamazdım.
Cevap bekleyen ve sorgulayıcı bakışları altında konuşmak zor olacaktı. Bakışlarımı kaçırdığımda derin bir nefes almış hafifçe önümde eğilmişti.
"Anlat hadi güzelim."
'Şey..'
"Ney?"
'Fulya hanımlaydık..'
Durakladığımda önce beklemiş sonra sabırsızca konuşmuştu.
"Evet annemizle birlikteydin. Ee.."
'Sonra sarılmak istedi ve..'
"Ve?"
'Bende kabul ettim.'
Devam etmem için hafifçe başını salladı bu sefer.
'Sonra..ağladı, ama ağlaması durdu hemen.'
Derin bir nefes aldım. Fulya Hanımın ağlamasını hiç sevmemiştim.
'Sonra özür diledi ağladığı için ama bende sorun yok diyince daha çok ağladı ,bende üzüldüm. Sonra..Kutay bey geldi..'
Zordu bu benim için. Ağlayan insan görmeye dayanamıyordum zaten ama Fulya hanımın ağlaması daha kötü yapmıştı içimi.
"Evet..babamız geldi. Sonra?"
'Sonra gözlerim doldu benimde ama ağlamadım, Fulya hanım ağlıyordu. Onu sakinleştirmek için odada kaldı ben de aşağı ineceğimi söyleyince onayladı.'
"Ee?"
'Bu kadar.'
"Bu mu?"
Şaşkın sesine karşılık başımla onayladım.
''Odadalar mı hala?"
'Evet, rahatsız olmasınlar diye girmeni istemedim.'
Yaptığım açıklamayla küçük bir tebessüm yayıldı yüzüne.
"Cidden bunun için mi böylesin?"
Sorusunu yargılamak için sormamış daha çok şaşkınlıkla sormuştu. Sesi artık eskisi gibi rahat ve yumuşak çıkıyordu.
Başımı olumlu anlamda salladığımda başımın üstünden öpmüştü. Anlaşılan hepsi temas bağımlısıydı çünkü başka açıklaması olamazdı.
"Annemiz biraz duygusal bir kadın. Ee özellikle bazı zamanlar bu duygusallık iki katına çıkabiliyor ki özel zamanlarında bu dört kata kadar çıkabiliyor."
Kendi annemi yeni tanımaya başlamak acı gerçeklerden sadece birisi aslında ama bu çoğu zaman böyleyse yani sık sık ağlıyorsa can sıkıcıydı.
'Tamam, teşekkür ederim.'
"Ben teşekkür ederim, anlattığın için."
"Gelde bir yüzünü yıka. Kıpkırmızı olmuşsun."
Başımla onaylamış karşımızda kalan odasına girmiştim.
İşimi halledip çıktığımda hala kapının önünde beni beklediğini gördüm. Yanına gidince gülümsemiş her zaman yaptığı gibi kolunu omzuma atmıştı.
Aşağı indiğimizde evde kimse yoktu. Dış kapı açık ,bahçeden Ateş'in Meriçe kızdığına dair sesler geliyordu.
Hepimiz bahçedeyken sadece iki kişi eksiğimiz vardı. Arabaların kapılarını açmış, öğlen saatinde artan sıcaklıktan dolayı arabaları havalandırıyorlardı.
Karan'ın arabasına doğru gittiğimizi gördükleri anda sesler kesilmiş hepsinin bakışları bu tarafa dönmüştü.
Baran bile ters bakıyordu yani o derece.
Meriç önce dırmuş bir kaç saniye beklemişti diğerlerinin ise jetonu daha erken düşmüş olmalı ki hepsi yüzlerini sıvazlıyor, oflayıp pufluyordu.
Kimse de bir şey diyemiyordu. Az çok Karan'ın bakışlarını tahmin ediyordum zaten. Ne zaman 'hayır' diyecek olsa asla ağzını açmıyor tek bir bakışıyla anlatıyordu.
"Lütfen abi, bunu düşünmemiş ol lütfen."
Meriçin yalvarır gibi çıkan sesi ve ardından gelen büyük bir of o an çok şey anlattı.
Evden çıkan ve yanımıza doğru gelen Fulya hanım ve Kutay bey iyi görünüyorlardı. Umuyordumki birdaha böyle bir şey yaşamazdık.
Duygusallık pekte sevdiğim şeyler arasımda değildi. Hele ağlayan insanlara hiç dayanamazdım.
Yanımıza gelmiş 'Hadi, hadi geç kaldık zaten' diyerek herkesi arabalara yollamışlardı.
Araçlar ise şöyle ki; Meriç'in uzun savaşı sonrası yenilgiyle bitmiş ve sadece Karan ile binmiştik arabaya. Doruk ve Demir ise şaşırtmamış gene birlikte binmişlerdi. Diğerleriylede yakınlardı, hepsi birbiriyle yakındı ama onlarınki çok farklıydı. Gerçekten ikiz oldukları ne kadar benzemeselerde anlaşılıyordu.
Kutay Bey ve Fulya hanımda farklı bir araca binerken Meriç ve Baran, Gökalpi almış bir diğer araca binmişlerdi.
Biraz uzun sürecekti yolculuk ama güzel olacağına emindim. Yaşayıp görecektik artık.
.....
Bölüm sonuuu
Nasıldı?
Sevmişsinizdir umarım.
5400 kelime
Destek verenler için teşekkür ederim
🤍🩶🖤
