21. bölüm / 38
Akışına Bırak2.1 Bilinmezlik
Bölümler 38Şu an: 2.1 Bilinmezlik
- 1 0.1 Yalnızlık1.129 kelime
- 2 0.2 Tepetaklak1.098 kelime
- 3 0.3 Değişen Düzen1.311 kelime
- 4 0.4 Yenilikler722 kelime
- 5 0.5 Bir Adım489 kelime
- 6 0.6 Küçük Prens1.409 kelime
- 7 0.7 Bir Film Meselesi1.558 kelime
- 8 0.8 Anı1.808 kelime
- 9 0.9 Hayat Kabusken1.370 kelime
- 10 1.0 Doktor3.381 kelime
- 11 1.1 Güven1.757 kelime
- 12 1.2 Sıcak1.484 kelime
- 13 1.3 Bir Yapboz Meselesi2.103 kelime
- 14 1.4 Alışmak5.348 kelime
- 15 1.5 Yağmur2.143 kelime
- 16 1.6 Kabus1.692 kelime
- 17 1.7 Okey3.626 kelime
- 18 1.8 Gece Kuşu ve Ayısı1.847 kelime
- 19 1.9 Sarhoş4.156 kelime
- 20 2.0 Cüce2.473 kelime
- 21 2.1 Bilinmezlik2.148 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 2.2 Sıcak1.484 kelime
- 23 2.3 Ses1.198 kelime
- 24 2.4 Tüy Yumağı1.757 kelime
- 25 2.5 Tahin1.473 kelime
- 26 2.6 Çiftlik1.540 kelime
- 27 2.7 Kabul3.891 kelime
- 28 2.8 Yaşamak1.815 kelime
- 29 2.9 Araf1.425 kelime
- 30 3.0 Yeniden Tanımak3.142 kelime
- 31 3.1 Gerçek6.516 kelime
- 32 3.2 Pembe Kabus2.654 kelime
- 33 3.3 Ölüm Yanı Başında2.802 kelime
- 34 3.4 Cellat3.336 kelime
- 35 3.5 Ölüm1.844 kelime
- 36 3.6 Ölü Çiçek3.743 kelime
- 37 3.7 Asıl Şeytan2.510 kelime
- 38 3.8 Elli İki3.781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:)
Merhabaa
Umarım seversiniz
Keyifli okumalar
🤍🩶🖤
Ufak bir soru ya vayveyla tayfa siz niye böyle hayalet gibisiniz kız? İyi mi gidiyor kötü mü gidiyor anlamıyorum vallah. Sevmediğiniz bir kısım olursa ya da hatalı bunu uygun bir dille belirttiğiniz sürece ben zaten size cevap verir fikirlerinizi dikkate alırım. Az etkileşim be canolar.
Gülerken kaybettiklerini ağlayarak kazanamazsın.
(Medya:Kutay ve Küçük Deniz)
Çağla Deniz SOYLU
Akşam olmuş ,güneş batmıştı. Önümde duran test kitabına odaklanmaya çalışıyor, kendimi zorluyordum. Açıkçası ne çalışma isteğim vardı nede gücüm. Sayfadaki son soruyuda cevapladıktan sonra yeni sayfaya geçtim.
Saati kontrol ettiğimde gelen 10 dakikalık molamla, -o molanın 10 dakika olmayacağını bilsemde- yerimden kalktım.
Meriç hala eve gelmemiş, abimlerde Kutay beyin çalışma odasından çıkmamışlardı. Bir şeyler konuşuyorlardı ama dün akşam olanları konuşmaları için fazla uzun bir süre geçmişti.
Acıktığımı hissettim ama ne aşağı inesim vardı nede yemek yiyesim. Şu an hiçbir şey yapasım yoktu. Elimde olsa gözümü bile kırpmazdım yani. Tüm kemiklerim ve kaslarım uyuşmuştu resmen. Düşüncelerim, yaşadıklarım, fikirlerim beynimde cirit atıyordu.
Uçsuz bucaksız beynimde derine indikçe yol bitmiyor, kara delik misali içine çekiliyordum.
Yatağıma gidip öylece kendimi attığımda tavanla bakıştım bir süre. Odanın içini telefonumun titreşim sesi doldurduğunda zorlada olsa ayağa kalktım. Zaten ya Fulya hanım ya Kutay bey yada ablam arıyordu.
Onun dışında arayanımın olduğu söylenemezdi.
Telefonu alıp geri yatağa uzandım. Bir taraftanda açmaya çalışıyordum. Telefonu açar açmaz gelen seslerle ekrana bakma ihtiyacı hissettim. Ablamdı evet ama onun sesi gelmiyordu.
`Abla?`
Sorarcasına söylediğim kelimeyle eş zamanlı bir cırlama geldi.
"Ayy ver telefonumu be ,deli karı! Cık cık cık yaş kaç teyzecim?! O benim telefonum! Hayır yani benim muhteşem, son model telefonumu nasıl kendi tuşlun sanabilirsin ki? Yaşlılık bitmiş bitmiş! Ah ah bizim zamanımızda yaşlılar bizlere harçlık verirdi, şimdi nerdee."
Duyduklarımla istemeden kaşlarım çatıldı. Gene kiminle tartışıyordu kim bilir. Telefondan gelen hışırtılar ve birden kapanmasıyla boş boş ekrana baktım.
Farkına bile değildi yüksek ihtimal. Klasik bir Elvan Yaldız. Ne denirdi ki?
Yattığım yerden toparlanarak sırtımı yatak başlığına yasladım. Ekranda gördüğüm Fulya hanımın numarasıyla dahada toparlandım.
Yani numaraları daha kaydetmemiş olmam benim sorunum değildi. Ne diye kaydedeceğimi bilmiyordum sadece. Ayrıca numaralarını ezberlemiş olduğumdan sıkıntı yaşamadan, kimin aradığını bilerek açıyordum.
Telefonu kulağıma yasladığımda neşeli sesi doldurdu odayı.
"Güzelim, iyi misin? Nası gidiyor?"
Sesini duymamla gülümsedim. İçim ısınmıştı. Karnım yaşadığım garip duyguyla kasılırken kendimi tam şu an çok iyi hissediyordum. Annem olan kadın sormuştu ya artık iyiydim.
Bunca yıl yokluğunu gördüğüm, hissettiğim kadın.. Ablam hem annem olmuştu hem babam hem kardeşim hemde ablam. Her şeyim olmuştu ama yük gibi hissediyordum genede. Şimdi çok daha farklı çok daha güzeldi.
`İyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?`
"Bende iyiyim canım. Öyle işte, dedim benim biricik kızım var bi arayayım. Ateş abin duymasın sana biricik dediğimi ,sakın he."
Söyledikleriyle gülüşüm büyüdü. Ateş abim kimseye `biricik` dedirtmiyordu anlaşılan.
"Hee"
dedi birden, aydınlanmış gibi.
"Kitabı okuyorum bu arada. Güzelmiş bu kitap ama sen söylediğin içinde güzel olabilir ,sevdim yani."
Sırf ben söylediğim için kitap mı okuyordu? Kitap okumayı sevmiyor diye biliyordum. Yani Kutay bey seviyordu ama o sevmiyordu. Okuduğu şeyler genelde moda dergileriydi.
Yanaklarımın ısındığını hissettim. Benim için kitap okuyordu. Annem olan kişi, benim için kitap okuyordu. Hemde sevmemesine rağmen.
Konuşamadım, tek bir kelime çıkmadı ağzımdan. Sessizlik hoşuna gitmemiş olacak ki soru dolu sesi geldi bu defa.
"Kızım? Orda mısın? Sesim geliyor mu?"
`Ge-geliyor, geliyor. Burdayım. Sevmenize sevindim. Yani iyi olmuş...yani hoşunuza gitmişse eğer mutlu oldum yani, yani...anladınız dimi? Ne demek istediğimi.`
Gülüş sesi geldi bu sefer. Daha çok kadınsı bir kıkırdamaydı.
"Evet, anladım ne demek istediğini. Sıkıntı yok."
Gene bir sessizlik oluştu. Söylediklerime engel olamadım.
`Teşekkür ederim`
Ne için teşekkür ettiğimi anlamayacaktı belki ama etmiştim işte. Annem olduğu için, önemsediği için, varlığı için, beni anladığı için ve daha bir çok şey için etmiştim bu teşekkürü.
Usulca bir şeyler mırıldandı ama anlamadım.
"Ee canın sıkılmıyor dimi? Benim koca bebeler ,Kutayla konuşuyorlar sabahtan beri. Sen ne yaptın?"
`Yok sıkılmadım. Ders çalıştım, kitap okudum derken ,zaman hızlı geçti.'
"Yemek yedin mi? Acıkmışsındır sen, saat kaç oldu."
O an yemek yediğime dair ablama söylediğim yalanlardan birini söylemek istedim ama olmazdı, annem olana karşı yapamazdım.
`Yok, yemedim ama acıkmadım.`
Bu yalana girer mi? Bunu da anladı.
"Acıkmışsındır sen, farkında değilsindir. Söyle o koca bebelere yemek yapsınlar. Buzlukta soslu tavuk vardı. Yanına bir makarna yapar Demir abin, olur. Onun makarnası lezzetli oluyor. Hala nasıl yaptığını anlamadım ama sade koysa bile insanın bitiresi geliyor."
Söyledikleriyle güldüm
"Ay Ateşte çok iyi salata yapıyor. O da salata yapsın. Geçen hafta Gökalple yaptığımız limonata da vardı buzlukta onuda çıkarın. Ilık suya koysunlar ,hızlı çözünür. Arada suyu değiştirin ama, yoksa çözünmez. Değiştirdiğiniz suyuda bahçedeki ağaçlara dökün, boşa gitmesin."
Söylediklerini onaylamaktan başka bir şey diyemedim. Aşağıdan kapı kapanma sesi geldiğinde bakışlarım odamın kapısına döndü. Bir süre daha bekledim ses gelmesini. Merdivenden çıkan adım seslerinin kime ait olduğunu anladım ama genede kıpırdamadım olduğum yerden.
Aklıma dün gecenin dolmasıyla kırılan vazonun sesi kulaklarımda çınladı. Kırılmıştı, ben kırmıştım ve Fulya hanım o vazoyu çok seviyordu. Ne diyebilirdim? Ne yapabilirdim?
`Şey, bir şey sorabilir miyim?`
Tedirgin ve kısık çıkan sesim ulaşmış olacak ki daha heyecanlı bir sesle cevap verdi.
"Sor bebeğim tabiki. Bu kadın sana herzaman açık."
Cevabına karşılık yüzümde küçük bi gülümseme oluştu ama o kadar küçüktü ki bir kas seğirmesi gibiydi daha çok.
Gözümün önüne farklı görüntüler gelirken ortamdan soyutlanmamak için elimden geleni yaptım ve başardım.
`Şey ,oldu da dün..Hani şeydeki şey vardı ya şeyin üstünde duran. Şey olunca şeye indim ama şeye çarptım. Sonra şey ,şey oldu.`
Saçma cümleme karşı beni anlayıp daha garip bir cevap verdi.
"Ne olmuş şeye?"
`Şey oldu işte`
"Ne oldu canım? Söyle hadi. Bir sıkıntı mı var? Sana mı bir şey oldu? Hadi söyle annene bebeğim, hadi."
Anlayışlı çıkan sesine gözlerim doldu. Görüşüm bulanıklaşırken bir kere daha varlığına şükrettim.
`Girişte vazo vardı ya?`
"Evet, vardı. Beğenmedin mi? değiştirebiliriz. Zaten yeni tasarımlar oluşturduk."
Bi dur be kadın. Zaten zar zor konuşuyoruz. Ayrıca anne hanım, tasarımlarınız çok güzel. Büyük destekçisiyiz, bilin lütfen. Bakmayın siz bu pancar surata.
`Yok beğendim ama şey oldu.`
"Noldu güzelim?"
Artık yok.
`Kırıldı`
Sonunda ağzımdan çıkan kelimeyle eş zamanlı olarak gözlerimi sıkıca kapattım. Gelecek olanı beklerken derin bir 'oh' sesi geldi.
"Sana bir şey olmadı?"
Önce sargılı elime baktım. Küçüktü ama derin kesmişti parça. Avucumu sıkınca bir de dahada derine inmişti.
'Yok ben iyiyim ama vazo kırıldı. Valla bilerek olmadı. Özür dilerim, gerçekten.'
"Önemli değil canım. Sen iyisin ya, varsın kırılsın. Ne olacak? Yenisini alırız. O da kırılır yine alırız. Hem ben çok sık bir şeyler kırarım, alış yani. Tamam mı?''
Onaylayan mırıltımla birlikte telefondan boğuk bir bağırış sesi geldi ama daha çok çağırma gibiydi.
"Güzelim, yemek için çağırıyorlar. Sizde yemeğinizi yiyin daha sonra tekrar konuşuruz olur mu?"
'Tamam, söylerim.'
"Öptüm bebişim."
Telefonu kapatmamla kapının tıklatılması aynı anda oldu. Gel komutu verdiğimde başını yavaşça içeri uzatan Meriçi bekliyordum ve öylede oldu.
Adım seslerinden tanımıştım aslında ama gelmesine pekte olanak vermemiştim.
"Geliyim mi?"
Umutla sorduğu soruya cevabım netti. Onaylayan mırıltımla kafa salladım.
'Gel'
Karşıma oturması için uzattığım ayaklarımı toplarken onada yer açtım. Elimle karşımı gösterdiğimde yavaşça içeri girdi.
Aynı yavaşlıkta karşıma oturması hiçte onluk olmayan davranışlardı. Hiperaktif kişiliğine bir dur gelmiş gibiydi. Yada beni korkutmamaya çalışıyordu ki ikinci seçenek olması daha yüksekti.
Tam karşıma oturduğunda aramıza çöken sessizlikle bir süre birbirimizi izledik. Konuşmasını bekliyordum ama konuşası yoktu anlaşılan.
Bakışları elime kaydığında an be an göz bebekleri büyüdü. Sargıya dokunmak için elini uzattığında ise durakladı, önce suratıma baktı. İfademi izledi ya da rahatsız olup olmadığımı kontrol etti.
Akşam ne dediğimi bile hatırlamıyordum ama kimsenin bana dokunmamasını istediğimi hatırlıyordum.
"Bakabilir miyim?"
Elimi ona doğru uzattım hafifçe. Anlardı bence ki öylede oldu.
Elim avuçlarındayken derince bi of çekti. Kaşları çatık, huzursuzça elime bakıyordu.
Önce hafifçe okşadı sargıyı daha sonrasında yavaşça öpmesini cidden beklemiyordum.
"Özür dilerim."
Fısıltıları gelirken ne yapacağımı bilemedim. Onun hiç bir suçu yokken hemde. Ayrıca o benden daha beterdi. Sol kaşındaki dikiş bunu belli ediyordu.
Olaya dair hatırladığım tek şey alkol kokusu aldığımdı ondan sonrasında Ateş abimin sesi ve Doruk abimin beni odasına götürmesiyle devam ediyordu. Aradaki zaman yoktu.
'Senin bir suçun yokki.'
"Varki."
İnatla söylediği şeye içimde anlamlandıramadığım bir öfke çıktı. Suçu yoktu.
'Yok'
"Var"
Burnumdan verdiğim sert nefesle elimi kurtardım. Yoktu suçu falan, hatırlamıyordum bile.
'Yok dedim işte.'
"Var dedim işte. Üstümü değiştirmeliydim. Eve alkollü gömleğimle girdim. Hemde sen olduğunu bile bile."
Duyduklarımla durdum. Sarhoş değildi miydi? Nası ya?
'Sen sarhoş..'
"Ne! Değildim tabiki. Sen beni sarhoş mu sandın? Nası? Ben alkol kullanmıyorum ki. Yani, reşit olduğum gün bir kere denedim bir dahada almadım ağzıma. İğrenç bir tadı var, kaç gün boğazım yandı. Bir daha asla almam dedim ben de. Yemin ettim o kadar."
'Ben, tam hatırlamıyorum ama öyle koku geldi. Sarhoş zannetim seni.'
"Hayır mavişim ne sarhoşu. Alkol döküldü üzerime, bende o anki sinirle direkt eve geldim zaten."
'Ben, tam hatırlamıyorum.'
"Çok korktun, özür dilerim. Ama valla korkutmak istemedim. Sen korkunca bende korktum, ne yapacağımı bilemedim. Elim ayağıma dolaştı. Çok kötü bir akşamdı. Gerçekten silmek isterdim o akşamı ama olmadı."
Başı eğik söyledikleriyle ne diyeceğimi bende bilemedim.
'Bende kendimde değildim sanırım, o yüzden ne söylediğimi hatırlamıyorum.
"Hatırlamıyorsun?"
Şaşkınca söylediklerini onayladım.
'Ne oldu?'
"Korktun. Benden korktun. Bende sen korkunca korktum. Daha sonra sen daha çok korktun...e bende daha çok korktum. Sonra çaktı bir tane Ateş abim ,öyle işte.. kendime geldim."
Dalga geçercesine söylediği son cümleyle istemeden de olsa güldüm. Anlaşılan özür dileme sırası bendeydi.
'Bende özür dilerim.'
"Sen niye özür diliyorsun kızım? Senin ne suçun var?"
'Kendimi kaybettim. Ne yaptığımın farkında değildim. Biraz daha baksam sarhoş olmadığını anlardım ama bakmadım.'
"Saçmalama"
dedi beni kendine çekerken. Sıkı sıkı sarıldığında saçlarımı arasına öpücük koydu.
"Benim abi olan. Dışarıdan görende ablam sanar. Ne bu büyük büyük tavırlar? Senin bana trip atman lazımdı. Nerde ergen kız kardeş? Ben ergen kardeş istiyorum."
Söylediklerine gülmeden edemedim. Şahsen öyle nazlanıp tirip atacağım kimse olmamıştı hayatımda. Anlık büyümüştüm, yaşadıklarımla.
Yaşananlar büyütmüştü beni aslında. Gördüklerim, duyduklarım beni ben yapmıştı.
Bilinmezlik içinde savrulup dururken her ayağa kalktığımda bir darbe yemiş dahada dik durmuştum. Dik durmak zorunda kalmıştım. Hayat bana bunu diretmişti.
Fırtınaya alışıktım. Ailesizlik, kimsesizlik basit kavramlar haline gelmişti, hatta umursamadığım kavramlara dönüşmüştü.
Herkesin dediği 'içindeki çocuk' kavramı bende var mıydı? İçimde bir çocuk olma ihtimali var mıydı? Bilinmezlik benim yaşam sebebim haline gelmişken ben o çocuğu yetim bırakmış, ilgilenmemiştim. Şimdi o çocuğun kahkaha atmasını beklemiyordum. Tabi öyle bir çocuk varsa.
.......
Meriçle uzun uzun konuşmuştuk. Açıkçası o konuşmuştu ama konuşmaya ihtiyacı vardı. Dinlerdim.
Önce en baştan almıştı tüm olayı daha sonra sevdiğini sandığı kadından bahsetmişti. Evlilik teklifi edeceği kadından. Aldatan kadından. Dostum dediği insanla aldatan kadından.
Hem dostundan hemde sevdiği kadından yemişti en ağır darbeyi. Üzerine dökülen biranın, kendi bile farkında değildi.
'Beynimin yandığını hissettim.' demişti. 'O an öyle bir şey çöktü ki üzerime, donup kaldım.' diyede eklemiş aldığı derin nefes darlığı gelmişti o an.
'Aynı üniversitede okuduk. Yakın arkadaştık zaten. Ama onlarda arkadaştı yada ben öyle inanmak istedim. Gözümün önündekine körmüşüm maviş.'
Bir süre sansürleyerek arkadaşına sövmüştü. Tam sövdüğü de söylenemezdi aslında.
'Mumu kurusun.' demişti bir ara. Anlamış gibi oldum ama anlamamayı tercih ettim.
Şimdide sol tarafımdaki boşluğa uzanmış boş boş tavanı izliyordu. Canım sıkıldığında ayağa kalktım. En azından kitap okurdum.
Boşuna mı aldık o kadar kitabı?
Benim ayaklandığımı görür görmez yattığı yerden dirseklerinin üzerine doğruldu.
"Nereye ya?! Biraz daha dur. Nereye gidiyorsun ya?!"
Söylediklerine karşı boş boş baktım.
'Kitap alacağım. Burdayım yani. Bir yere gittiğim yok.'
"Aferin köle. Abinin sana ihtiyacı var. Hiç bir yere gidemezsin. Katiyen olmaz."
dediklerine güldüm. Köle? Cüceden sonraki yeni lakap mı? Bunuda sevmedim ama cüceden iyidir. Biraz sinir etmekten zarar gelmezdi. Öyle değil mi?
'Gidemez miyim? Tamda şu an Karan'ın yanına gitmek istedim oysaki. Onada söylesene bunları.'
Gözleri irileşirken şaşkınca bana baktı.
"Sen sinsii, sen yılann. Hiih, vah başımıza gelenler. Bu günleridemi görecektik? Sen büyüdün de abimle tehtid mi ediyorsun bide? Kız cüce, çen büyüdün mü çen?"
Sinir etmek isterken daha çok sinir olmama ne denirdi?
Abi etkisi deniyor bebito. Genelinde var böyle gıcıklıklar. Koca kafa hepsi.
'Yaa, cüce değilim ben. Baran da söyleyip duruyor zaten. Siz kocamansınız, ben cüce de-ği-lim.'
Ayağa kalkıp yanıma gelirken hafifçe omzuma vurdu.
"Cücesin cüce. Cüüüceee. Cüce. Cüce. Cüceee"
Delihanın 'keltoş' dediği adam gibi hissettim anlık. Kaşlarım çatılırken karşılık verme isteği doğdu içime.
'Cüce değilim ben. Siz çok uzunsunuz. Ben size zürafa diyor muyum? demiyorum. Sizde bana cüce diyemezsiniz. Çünkü ben cüce değilim.'
Yüz ifadesi yumuşarken yanaklarımı sıktı.
"Tamam tamam, cüce değilsin. Eşeklik eden benim. Özür dilerim. Şaka yaptım."
İnanmazcasına yüzüne baktığımda gülmemek için kendini sıkıyordu. Neyseki hala gülebiliyordu.
"Valla özür dilerim ya. Şaka yaptım, kızdırmak için dedim."
İstemedende olsa gözümü devirdiğimde güldü. Burnuma fiske attı.
"Nası da kızdın ama, kıpkırmızı oldun."
'Ha ha ve ha. Lütfen paket yap bu şakayı, boş durdukça güleyim.'
Gülümsemesi artarken saçlarımı karıştırdı. Kapı tıklatıldığında ikimizinde bakışları oraya döndü. Kapı yavaşça açıldığında Baran abimi gördük.
Şaşkınlıkla ikimiz arasında bakışları gidip gelirken donmuş gibi görünüyordu. İfadesini toparlayıp gülümsedi.
"Acıktım ben. Siz acıkmadınız mı?"
Meriç'in ise cevabı netti.
"Git pişir, bizde yiyelim. Nasıl fikir?"
....
Bölüm sonuuu
Normalde daha uzun yazacaktım ama sizi daha fazla bölümsüz bırakmaya gönlüm razı gelmedi.
Umarım sevmişsinizdir.
Kutay
Fulya
Karan
Ateş
Demir
Doruk
Meriç
Baran
Çağla Deniz
Gökalp(bu bebişi de uzun zamandır görmüyoruz hee)
Elvan
Yiğit(kim olduğuna dair tahminler)
🤍🩶🖤
Bölüm etkileşimi
