26. bölüm / 38
Akışına Bırak2.6 Çiftlik
Bölümler 38Şu an: 2.6 Çiftlik
- 1 0.1 Yalnızlık1.129 kelime
- 2 0.2 Tepetaklak1.098 kelime
- 3 0.3 Değişen Düzen1.311 kelime
- 4 0.4 Yenilikler722 kelime
- 5 0.5 Bir Adım489 kelime
- 6 0.6 Küçük Prens1.409 kelime
- 7 0.7 Bir Film Meselesi1.558 kelime
- 8 0.8 Anı1.808 kelime
- 9 0.9 Hayat Kabusken1.370 kelime
- 10 1.0 Doktor3.381 kelime
- 11 1.1 Güven1.757 kelime
- 12 1.2 Sıcak1.484 kelime
- 13 1.3 Bir Yapboz Meselesi2.103 kelime
- 14 1.4 Alışmak5.348 kelime
- 15 1.5 Yağmur2.143 kelime
- 16 1.6 Kabus1.692 kelime
- 17 1.7 Okey3.626 kelime
- 18 1.8 Gece Kuşu ve Ayısı1.847 kelime
- 19 1.9 Sarhoş4.156 kelime
- 20 2.0 Cüce2.473 kelime
- 21 2.1 Bilinmezlik2.148 kelime
- 22 2.2 Sıcak1.484 kelime
- 23 2.3 Ses1.198 kelime
- 24 2.4 Tüy Yumağı1.757 kelime
- 25 2.5 Tahin1.473 kelime
- 26 2.6 Çiftlik1.540 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 2.7 Kabul3.891 kelime
- 28 2.8 Yaşamak1.815 kelime
- 29 2.9 Araf1.425 kelime
- 30 3.0 Yeniden Tanımak3.142 kelime
- 31 3.1 Gerçek6.516 kelime
- 32 3.2 Pembe Kabus2.654 kelime
- 33 3.3 Ölüm Yanı Başında2.802 kelime
- 34 3.4 Cellat3.336 kelime
- 35 3.5 Ölüm1.844 kelime
- 36 3.6 Ölü Çiçek3.743 kelime
- 37 3.7 Asıl Şeytan2.510 kelime
- 38 3.8 Elli İki3.781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:)
Merhabaa
Yeni bölüme hoşgeldiniz
Umarım seversiniz
Biraz eskileri anacağız çünkü
:)
"Eğer ona cezasını vermek için, onun seviyesine düşmem gerekiyorsa düşerim. Çünkü kalkmasını iyi bilirim."
🩵💛🐴
Medya: Alaca ve Fulya Arden
Fulya ARDEN
Biten duayla birlikte odada yankılanan `amin` sesi yine içimi acıtmaya yetti. Cenazeler gömüleli bir hafta olsada sanki iki kişiyi toprağa gömemmemiş gibi yine kendi derdimize düşmüştük.
Mahallenin yaşlı teyzeleri yardımcı olmuş bu gün hem dua okunmuş hemde yemek verilmişti. Evin arkasından gelen sesler ,bir türlü susmak bilmezken Alaca kızı sakinleştirmem gerekiyordu. Her ne kadar çalışanlar baksada sahiplerini istiyorlardı.
Onlarda anlamışlardı seyislerinin öldüğünü. Kardeşimin doğumunda vefat eden annemin ardından dayanamayan babamın ölü bedenini gene annemin mezarında bulan benken kalbim dayanmıyordu.
Dua edenleri uğurlarken bir taraftan taziye için gelenler çıkıyordu. Herkes dağıldığında ise gene biz bize kalmıştık. Biri yeni doğmuş, diğeri iki yaşında, bir diğeri 8 yaşında olan kardeşlerim ve ben.
Başımdaki yazma omuzlarıma düştüğünde pekte umursamadım. Ahıra doğru ilerlerken ayak seslerimi duyan atlar sessizleşirken Alaca var gücüyle kişnemişti.
Kızımın yanına doğru ilerlediğimde kardeşlerimin bir süre daha uyuyacağını tahmin ediyordum. Füsun, zor bela bulduğum süt anne sayesinde sakinleşmişti neyseki.
Yavuz`un Yiğite bakacağından ise bir şekilde emindim. Yaşıtlarına göre hem iri hemde olgundu. Tabi bu olgunluğun getirisi anne babasını kaybettiği içinde olabilirdi.
Alaca başını uzatmış gelişimi izlerken bir kere daha kişnedi. Anlını sevip anlımla birleştirdiğimde ise artık sakindi.
Acımı anlıyor, hissediyordu. Tek dostum, yanımdaki tek dayanağımın bir at olması her ne kadar trajikomik olsada insanlardansa Alacayı tercih ederdim.
Arkamda hissettiğim bedenle irkilmeden edemezken Alaca artık sakin değil öfkeli ve gergindi. Diğer atların bölümlerindende huysuz sesler gelirken karşımda duran adama ne diyeceğimi bilemedim.
Yüz ifadesi donuk ve hissizdi ama altındaki kişiliği saklayamıyordu.
`Orhan abi?`
Sen ne alaka lan dercesine sorduğum soruya hafifçe tebessüm etti. Daha öncesinde elimi tutmaya çalıştığı hala zihnimde netti ama abi dediğim adamın böyle olması saçmaladığımı düşündürtüyordu.
"İyi misin Fulya?"
Sorduğu soruyu geçiştirmek için onaylarken amacım yanımdan gitmesini sağlamaktı. Atlar iyice huzursuzlanmış kişneyiş sesleri ahırda yankı yapıyordu.
Alaca`nın toynağını aramızdaki kapıya vurmasıyla Orhan bir adım geri gitti. Yakınlığı rahatsız edici olduğundan bir adımda ben koyduğumda Alaca kafasını, kapıyı hiçe sayarak önüme getirmiş Orhanı ısırmaya çalışıyordu.
Her ne kadar huysuz bir at olsada şimdiye kadar birisini ısırdığına şahit olmamıştım. Genelde çifte sallardı.
Orhan bir kaç adım daha geri kaçtığında bu sefer arkasında kalan bölümdeki Karaca ısırdı. Soylulara ait olan Karaca fazlasıyla uysaldı normalde. Alaca`nın eşiydi kendileri. Aralarında garip bir uyum vardı. Bölmelerinin karşılıklı olmasının tek sebebiyse sadece bu şekildeyken sakin olmalarıydı.
Yapılan hamleyi Orhanda benim gibi beklemiyor olacak ki elinin tersiyle ittirip söylenmeye başladı. Kısık küfürleri gelirken ben yerimi koruyordum. Şahsen karşımda ölse kılımı kıpırdatmayacağım bir şahıstı.
"Biraz dışarı çıkalımmı?"
`Neden?` Hiç seninle konuşmak istemiyorum Orhan.
"Konuşmamız gerek"
Mecburen onayladığımda Alaca dahada huzursuzlanmış beni bırakmak istemiyordu. Başını iyice omzumun üzerine koyup kendine çektiğinde yelesini okşadım.
Bakışlarım iğrentiyle karışık bir şekilde Orhanı bulduğunda konuştum.
`Sen çık, huzursuzlandılar iyice Karaca`nın yanına koyayım geliyorum abi.`
Söylediklerimle ahırdan çıktığında omzuma kafasını yaslayan kızımdan bir homurtu daha yükseldi. Şaşkınlıkla ona dönerken birazda iyi olduğumu anlasın diye takılmayı seçtim.
`Eşinin yanına koymayalım mı seni he? Seversin sen Karacayı.`
Trip atmak için kafasını geriye çektiğinde suratıma doğru sert bir nefes verdi.
`Karacayı istemiyor musun?`
Tamamen yönünü çevirip götünü döndüğünde Karaca`nın yanına adımladım.
`Oğlum, istemiyor Alaca seni.`
Yanıma doğru gelip başını eğdiğinde toynaklarını sertçe yere vurdu.
`O senin yanına gelmiyor seni götürelim bizde olur mu?`
Başını kaldırıp aramızdaki kapının dibine kadar geldiğinde istekli olduğunu anladım. Karacayı Alacanın yanına götürdüğümde hala götü dönük duran Alaca tripliydi.
Karacayı umursamadan en köşeye gitmiş bahçeye bakan pencereden kafasını çıkarmıştı. `Ben seninle ilgilenmiyorum yalnız` modunu açmıştı.Birazdan düzeltirdi onu Karaca.
Onları yalnız bırakıp dışarı çıktığımda kapının yanında beni bekleyen Orhanla geri dönmek istedim. Derin bir nefes alıp ne diyeceğini dinlemek için tam önünde durdum.
Ters bir şey dediğinde suratına geçirme olasılığım olduğundan diğer yardımcı seyislerden etrafta varmı diye bir bakındım. Kavgaya girince kendi isteğimle ayrılamıyordum malesef.
Suratına yayılan iğrenç sırıtmayla birlikte bir adım yaklaştığında kaçmadım. O gitsindi, ben duracağım yeri bilirdim. O bilmezsede öğretirdim.
"Başın sağolsun"
Kafamı sallayıp `sağol` diye mırıldandığımda davmının geleceğini biliyordum. Aldığı derin nefesle iğren nefesini suratımda hissettim.
"Bak seninle açık konuşacağım. Akıllı bir kadınsın beni anşayacağına inanıyorum."
`Eeee` der gibi bir bakış attığımda onlarca kişinin dediği şeyi ondanda dinlemek istemiyordum.
"Gençsin, güzelsin ama bu çiftlikle tek başına başa çıkamazsın. Kardeşlerin var daha çok küçük üçü de, ki biri yeni doğdu. Başka bir hal çaresine bak bir yol bul bir sürü seçenek var elinde. Kadın başına nasıl başa çıkacaksın."
Soru sorar gibi değilde hayatta yapamazsın söylentilerine göz devirdim. Çoktan yolumu çizmiştim. Bu çiftliğide mis gibi yönetirdim ki babam ölmeden öncede büyük çoğunluğunu ben yönetiyordum zaten. Babam sadece evrak kısımlarına bakıyordu. Kağıt üzerindeydi babamın yöneticiliği.
`Ne yani evleneyim mi? Kiminle peki? Seninle olmayacağı kesin çünkü. Abimsin sonuçta.`
Bozulan surat ifadesine bakarken uzun zaman sonra ilk defa keyiflendim. Göğsümün altına bağladığım ellerime uzanmaya çalıştığında çiftliğin girişinden gelen sesle durdu.
Bende döndüğümde buraya doğru gelen kişiyle kaşlarımı çattım. Ne tanıyordum ne de daha önce buralarda görmüştüm.
Yanımıza gelen adama bakarken adamın dik bakışları Orhandaydı.
"Yöneticisi kim buranın?"
Sert sesine karşı kaşlarım çatılırken Orhandan pek hoşlanmadığı belliydi. Orhanın bakışları bana dönerken adamda bana baktı bakışları anında yumuşarken yutkundu.
`Benim`
dediğimdeyse suratındaki şaşkınlık diğer insanlarınki gibi küçümseme değildi tamtersi gururlu bir şaşırmaydı. Mutlu olmuşa benziyordu hatta. Boğazını temizlerken ekledi.
"Merhaba, müsaitseniz eğer konuşabilir miyiz?"
Babamın çalışma odasını gösterirken konuştum.
"Tabiki, buyrun"
Medeniyet gör Orhan.
Yönetici odasına girdiğimizde artık bu odanın sahibi olduğumu yeni fark ettim. Masanın karşısındaki misafir koltuklarını gösterirken yerime oturdum, babamın yerine.
`Sorun nedir? Sizi dinliyorum.`
"Atımı görmek için gelmiştim ama girişteki çalışan önce sizinle görüşmem gerektiğini söyledi."
Karşımdaki adamın söyledikleriyle şaşırma sırası bendeydi. Genelde at sahipleri atlarını görmek için sadece seyislerine bilgi verirdi. En azından bizde düzen böyleydi. Sahiplerin hepsini tanırdık ama bizim yanımıza gelmezlerdi zira çok fazla at vardı.
Ömer`in neden bu adamı benim yanıma gönderdiğini ise kısa sürede anladım. Bu adamı daha önce buralarda görmemiştik. Tanımıyorduk, kimdir, necidir bilmiyorduk.
`Çiftlikleri karıştırmış olmalısınız. Sizi daha önce burda görmedim.`
"Karıştırmadım, eminim. Kendimi tanıtmayı unuttum suç bende kusura bakmayın."
Söylemleriyle oturduğu yerden kalkıp masanın karşısına dikildi elini uzattığında ismini bahşetti.
"Kutay Soylu"
Elini sıktığımda bir süre aramızda garip bir bakışma geçti. Elimi çekmeye çalıştım ama biraz daha tuttuğunda kaşlarımı çattım.
"Siz?"
`Ben?`
"İsminiz güzel bayan, isminizi öğrenebilir miyim?"
`Fulya Arden`
Yüzündeki yumuşak gülümseme banada bulaştığında bu adamla daha sık karşılaşacağımı anlamıştım.
.......
[B]Günümüz..[/B]
[B]🤍🩶🖤[/B]
Çağla Deniz SOYLU
Yeni temizleyip kuruttuğumuz Tahin keyifle mırıldanırken Demir abimle bir taraftan sevmeye devam ediyorduk. Ateş abimin tip bakışları hala üzerimizdeyken büyük bir mutlulukla baktım.
Ne ara sabah olduğunu dahi çözemezken yolların büyük çoğunluğu açılmış Kutay bey ve Fulya hanım yola çıkmıştı. Bizde bu esnada önce Tahini temizlemiş daha sonra kahvaltı yapmıştık. Her ne kadar Tahinle ilgilenmekten yapamasamda Doruk abimin zoruyla bir kaç parça yemiştim.
Ateş abimin ağzıma uzattığı kajuyu kabul edip yerken gayet keyifliydim, çoğunluğun aksine.
Daha sıcak olacağını bildiğimizden bahçedeki kış bahçesine geçmiştik. Odanın bir ucunda şömine yanarken ortadaki sobada aynı durumdaydı. Tahin keyifle sobanın yanına uzandığında içim yerde yatmasını kabul etmediğinden etrafıma bakındım.
Ateş abimin sıcaktan yanıp çıkardığı ve bir kenara fırlattığı ceketi gördüğümde yüzümdeki sırıtışla abime döndüm.
Önce `ne var` anlamında kafamı sallamış sonra ceketine baktığımı görünce ne yapmak istediğimi anladı.
"Hayır, hayatta olmaz."
Tam karşı çıkacağımda ise Tahin uyandı. Küçük patileriyle ilerlediğinde bir süre etrafta dolaşıp kokladı. Biz ne yapacağını izlerken hiç istifini bozmadan Ateş abimin ceketine ilerledi.
Ateş tehdit edercesine işaret parmağını kaldırıp kediye doğrulttuğunda sert sesiyle konuştu.
"Bana bak tüylü, sakın ceketime dokunma."
Odanın diğer köşesinde kalan ceketini ayağa kalkıp almaya üşendiğinden yerinden kalkmazken ortaya çıkan komik görüntü hoşuma gitti.
Yanımda, yerdeki kilimde oturan Demir abim keyifle sırıtırken hiç beklemediğimiz bir şey oldu.
İşedi.
İŞEDİ!
Hemde Ateş abimin ceketine İŞEDİ!
HEMDE ATEŞ`İN GÖZÜNE BAKA BAKA İŞEDİ.
Ben bu kediyi evde tutmaya çalıştıkça o kendini attırma derdindeydi anlaşılan.
Ateş abim sinirle ayağa kalktığında Tahin`in küçük suratındaki aptal ifadeye gülmek istedim. Aynı saniyelerde bende ayağa kalkıp `dur yapmayasan o bizim yavrımızdır.` diyen töre dizilerindeki anne gibi koluna yapıştım.
`Küçücük Ateş o daha, bilmiyor ki.`
Tahini savunma çabama alayla bakıp eliyle tüy yumağını gösterdi.
"Gözümün içine baka baka ceketime işedi yavrum. Nasıl bilmemek bu?"
`Olsun, olsun` derken sakinleştirmeye çalışıyordum.
`Büyüyecek öğrenecek bişi yok ki, yıkanır hem. Bir candan değerli mi?`
"O can lütfen benden uzak dursun. Tipe bak gözümün içine bakıyor hala nispet yapar gibi. Yavrum, gel bak beni dinle hadi sahiplendirelim biz bu deliyi he?``
Önce tahin kutusuna girip çıkamayışı sonra cekete işeyişi deli olduğunu mu gösteriyordu bilmiyorum ama Ateş abime göre öyleydi sanırım.
"Sizde bir susun lan!"
Şöminenin yanında gülmekten yere düşen ikiliye, Baran ve Meriçe hitaben bağırdığında gülüşleri kesilmemişti.
Karan abim kendini zor tutarken Doruk ve Demir `sıçtık biz` modundaydı.
Sanırım bazı şeyler zor olacaktı ama olacaktı.
.....
Bölüm sonuuu
Umarım sevmişsinizdir.
Yeni karakterler mod on diyorum. Umarım seversiniz.
Yavuz ARDEN(yaş:38)
Yiğit ARDEN(yaş:32)
Füsun ARDEN(yaş:30)
Yeni karakterler hanemize hayırlı olsun. Yiğitin ismi önceki bölümlerde geçiyor zaten hatırlarsanız eğer.
Bu bölümde olduğu gibi bazı bölümlerde geçmişi anacağız çünkü olayları anlamanız için bu gerekli.
Yeni karakterlerin yaşlarını verdim. Günümüz yaşları bunlar bilginiz olsun, kafanız karışmasın.
Artık kitapta yavaş yavaş gelişeceğiz. İlk başta başladığınızda basit görünebilir ama ben bu kurguyu arkadaşlarıma anlatırken saatlerimi harcıyorum.
Veee unutmayın, her karakterin bir işlevi var ben boşuna karakter ekleyip ,yazmam.
Böyle geçmişe dönmek güzel mi? nasıl sizce?
Yorum sayısı az olduğu için kötü hissediyorum. Fikrinizi belirtirseniz sevinirim. Yorumlarınız ve oylarınız benim için değerli.
Sonraki bölümde görüşürüüüük.
🤍🩶🖤
Bölüm etkileşimi
