9. bölüm · Akışına Bırak

0.9 Hayat Kabusken

Leylim ☆

:)

...........
🤍🩶🖤

Hayat Kabusken;

Karanlıktı. Fazla karanlık. Oysa ailesi onu hiç karanlıkta bırakmamıştı. Alışık değildi ki küçücük kalbi. Ruhu, benliği sevgisizliğe alışık değildi.

Babası hep kucağında taşırdı mesela şimdi yavaş yürüyor diye ceza alıyordu.

Özlemişti ailesini; Babasını,annesini, abilerini.

Kapatıldığı pembe duvarlı odayı istemiyodu. Önce sevmişti ama artık sadece ailesini istiyordu.

Annesiyle pundik yapmak istiyordu. Onlar ne yedikleri güzel kokan sıcak yemeklerden veriyorlardı ne de ağız sulandıran tatlılardan.

Bedeni güçsüz düşmüştü. Yorgun hissediyordu. Söylerse eğer gene dışarı atarlardı. İstemiyordu dışarıyı. Köpekler havlıyor, yoldan geçen garip adamlar ona bakıyordu. Korkuyordu hemde fazlaca.

Ağlamanın yorgunluğuyla uyuya kaldı.

...

Daha iyi hissediyordu.

Aniden kapının açılmasıyla irkildi. İçeri atılan bir paket pötibör bisküviyle gözleri parlamıştı. Yerini tutmazdı ama tatlıydı o da di mi? Hem açtı. Karnını doyuracaktı.

Adını bile bilmediği kadın içeri girdi. Camlara ilerleyip sıkıca kapattı. Daha sonra kıza döndü

"Bana bak sesin çıkmayacak. Duydun mu?!
Tek bir komşu dahi gelse gebertirim seni."

İlerlemiş küçücük çocuğun çenesini eliyle sıkmaya başlamıştı.

Korkuyla daha da geriledi ama faydası olmadı.

'Tam..'

Gerisi gelemedi cümlesinin. Oysa abileri, o konuşurken gözünün içine bakarlardı.

"Kes! Çıkmayacak o sesin."

Hızla kafasını salladı. Konuşmaması gerektiğini unutmuştu. Konuşursa acı artardı.

Kadın hızla çıktı kapıdan. Üst üste kilitledi.
Yazdı, çok sıcaktı. Pencereler kapalı, kapı kilitliydi, oda güneş alıyordu. Dış kapının sert sesi evde yankılanınca gittiklerini anladı. Akşama kadar gelmeyeceklerdi.

Çok fazla sıcaktı. Yavaşça ayağa kalktı. Kapının önüne düşen bisküvi paketini alıp küçük elleriyle açmaya çalıştı.

Açılan paketle hızla içinden iki tane almış aynanda yemeye çalışmıştı. Küçük ağzına sığmadığı için dökülmüştü ama önemli değildi açtı çok açtı.

...

Bisküvi bitmiş, tekrar acıltığını hissediyordu. Öğlen olmuştu. Güneş eve daha sert vuruyordu. Çok sıcaktı.

Üzerine dahada çöken yorgunlukla olduğu yere uzandı. Gözleri kayıyor du yavaş yavaş.

...

Herşey gerçeklik ve rüya arasındaydı. Annesinin söylediği ninniler geliyordu kulağına. Hayran hayran dinliyordu gene.
Karan abisi baş ucunda kitap okuyordu. Gözünü her açıp kapattığındaysa görüntü değişiyordu Karan abisi yerini Ateş abisine bırakıyordu.

Sonra Demir ve Doruk abileri yanına geliyordu. Onu kaldırmaya çalışıp parka gideceklerini söylüyorlardı. Gözlerini yavaşça kapattı ve açtı. Meriç abisi vardı bu sefer karşısında. Heyecanla okulda ne yaptığını anlatıyordu. Daha formasını çıkarmamıştı bile oysa.

Tekrar kapattı gözünü Baran vardı bu sefer. En sevdiği oyun arkadaşıydı. Arabalarını bir küçük kardeşiyle paylaşırdı Baran. Odasının kapısını hiç kapatmazdı, tek kardeşi rahat girsin diye.

"Abim, gel hadi oyun oynayalım. Hem bak babam yeni arabalar getirmiş."

Tutamadı gene kapattı gözlerini. Bu sefer karşısında küçücük hayatında en sevdiği adam vardı. Kucağına alırdı hep izin vermezdi yürümesine.

Hastalandığı zamanlar o doktor gibi dışarı atmazdı onu. Babasıydı, biricik babası. Çok abi vardı ama anneyle baba biricikti.

Gözlerini açtığı zaman babasının kucağındaydı gene. Kafası babasının omzuna yaslıydı, minicik eli sıcak avucuyla sarıyordu Kutay Bey. 'Fikrimin ince gülü' geliyordu kulağına. Hafif hafif sallanıyor kızıyla dans ediyordu.

Hiç bitmesin istedi. Zaman bu ana kilit vursundu. Çünkü ne küçük kız biliyordu ne de babası, bu dans edilen gecenin sabahı kızları hayatlarından koparılacaktı. Bu dans, onların son dansıydı.

O gece Ateş abisiyle uyumuştu mesela. Nerden bilebilirdi Ateş, kardeşinin kedi için bahçeye çıkıp kaçırılacağını. Ondan sonra her kedi gördüğünde kardeşini hatırlayacağını.

Tekrar ve tekrar döndü bu anılar. Bir ara Karan abisinin elinde gitar vardı. Adı gibi deniz gözlü kardeşinin elinede ukulele tutuşturmuştu ama küçük Deniz abisini izlemekle meşguldü. Sanki beyninin bir köşesine kazır gibi.

.....

Kilitlediği kapıyı tekrar açtı Hande. Su vermek için gelmişti. Ölüp başına kalsın istemiyordu.

Önce uyuyor sandı kızı. Yanına gidip ayağıyla dürttü sırtını. Titrediğini fark etti önce küçücük bedenin. Umursamadı uykusunda titrediğine ço kez şahit olmuştu.

Tekrar dürttü. Ama gene tepki alamadı.

"Kalk! Ölüpte başımıza kalmayı düşünüyorsan, ölmene izin vermeyiz."

Bilmiyorlardı, onlar ölecekti. Hemde en acı şekilde. Ve bu küçük kızın aklından hiç çıkmayacaklardı.

"Lan! Kime diyorum?! KALK!"

Deniz denilen bu kız ona, onlara karşı gelmezdi. Çok korkaktı bir kere. Şimdiye kadar kalkmaması garipti.

Eğildi yavaşça. Ne olmuş olabilirdi ki en fazla.

Eli önce omzuna gitti. Yüzünü kendine çevirdi. Bembeyaz dı , kireç gibi olmuştu karşısındaki küçücük yüz.

Elinin tersiyle, kız geldiğinden beri vurmak dışında bir şey yaptı. Yanıyordu. Hemde cayır cayır yanıyordu. Küçük çocuklarda ateşin tehlikeli bir şey olduğunu duymuştu. Ya ölürse? Evet, şu an onların çocuğu gibi görünüyordu kayıtlarda. Ama eğer bu kız ölürse ve yüksek ateşten ölürse, sorarlardı siz neredeydiniz diye. Gene hapse giderdi ikiside.

"LAN!"
"ORHAN!, ölüyor bu çocuk."
"GELSENE BURAYA İT! TEK BAŞIMAMI KAÇIRDIM BEN BU VELEDİ?!"

"Ne var be! Ne cırlayıp duruyon gene?!"

"Yanıyor bu çocuk, doktor değil misin sen.
Baksana şuna."

Abarttığını düşündü. En fazla ne kadar olabilirdi ki?

İstemeye isteye yanına gidip eğildi. Elini alnına koymasıyla, onunda siyah gözlerini şaşkınlık ve korku kaplamıştı.

"Lan bu ne!"

"Ne biliyim ne?! Doktor olan sensin bak şuna."

"Hastaneye gitmemiz lazım ölürse burda. Daha çok küçük."

"Hadi ya! Küçükmüş! Kaçırırken 'fazla büyümesin, ailesini hatırlamasın.' derken iyiydi ama dimi! Siz erkekler ile iş yapılmaz! Her boku sikinizle düşünüyorsunuz."

"Şu an, bu mu önemli? Çocuk ölüyor!"

En yakın Hastaneye en hızlı şekilde götürdüler.

....

Acil müdahale yerine alınmıştı. Doktor ilgileniyordu ama küçücük bedende farkettiği morluklar ve yara izleriyle anlık durakladı.

Zaten gözü tutmamıştı kapının önündeki çifti ama bu kadarını düşünmemişti.

Hemşirede şaşkındı

"Hocam bu çocuk küçücük daha."

"Biliyorum..biliyorum. Önce ateşini düşürelim söyle sekretere de polise haber versin."

"Tamam hocam"

...

Ateşi düşmüştü, polise haber verilmiş Orhan başta olmak üzere ifadeleri alınıyordu. Ama inatla reddediyorlardı, bakıcı tuttuklarını onun yapabileceğini söylüyorlardı.

Polis kız uyandığı zaman ondanda ifade alacaklarını çocuk biriminin birazdan geleceğini söylemişti.

Hande korkuyordu. Eğer kız konuşursa ne yapacakları hakkında hiç bir fikri yoktu. Hayatının sonu gelirdi. Ne istediği adama, ne mücevherlerine nede şöhrete kavuşamazdı.

Orhan ise aksine daha rahattı kız eğer konuşursa başına neler geleceğini ona öğretmişti. Yapardı da, acımazdı. Çocuk demez, Deniz şu an ölmese de ölmekten beter ederdi. Öğrettiklerini uygulamak zorundaydı o küçük kız. Yoksa sonu iyi olmazdı.

....

Gelen ekipler Deniz'i ifadesini aldılar. Ancak kız ant içmiş gibi reddedip duruyor 'Hayı, onla yapmadı.' diyordu.

Polis en son pes etti yeterli kanıt yoktu. Evet darp izleri vardı ancak bunu başkası da yapıyor olabilirdi.

....

Polisler doktorlada konuşmuştu. Doktorsa emindi onlar yapmıştı. Kendisinin de kızı vardı. Olmasa bile küçücük çocuğun gözündeki korkuyu görebiliyordu.

Herşey bitmiş Deniz hala hastanedeydi. İzin verilmemişti. Ateşi daha tam düşmemiş, hala serumlarla takviye destek yapılıyordu.

Doktor içeri girdi. İnat etmişti. Bu işin aslını öğrenecek, gerekli mercilere bildirecekti.

....

Kızla uzun uzun konuşmuş güvenini kazanmıştı artık asıl konuya girbilirdi.

"Çağla, bu yaralar çok acıttı mı?"

Kabul etmedi kız. Başını hızla iki yana sallamış 'Hayı' demişti yine kendi diliyle.

"Hımm, peki nasıl düştün?"

Şaşırtmak istiyordu karşısındaki kızı. Şaşırsın ki doğru olanı söylesindi.

'Düşmedim ki.'

dedi alık bir ifadeyle ama anında eli ağzını bulmuş sıkı sıkı dudaklarının üstüne bastırıyordu. 'Hiii' gibi bir ses çıktı ağzından.

Gözlerinede gene korku yer edinmişti. Ne yapacaktı? Ceza verirlerdi. O pembe odayı istemiyordu.

Doktor karşısındaki kızın rahatlaması için gülümsedi.

"Anlatmak ister misin?"

'Hayı'

"Tamam..onlar mı yapıyor?"

'Hayı'

"Canını mı yakıyorlar?"

'Hayı'

Şimdiki soru önemliydi çünkü çok zayıftı bedeni.

"Sana yemek veriyorlar mı?"

"Hayı"

Denizi yemek konusunda tembihlememişlerdi, bu konuda şunu yap dememişlerdi. O zaman doktora bunu söyleyebilirdi.

Hem belki yemek verirdi. Yada tatlı getirirdi. Olmazmıydı? Getirmezmiydi?

"Onlar yaptı dimi?"

'Hayı' diyordu ama gözleri dolmuş, söylediğinin aksine başını olumlu anlamda sallamıştı.

....

Sonrasında doktorun birebir şikayeti üzerine polisler hem Orhan'ı hemde Handeyi almış nezarethanede götürmüşlerdi.

Deniz ise hala hastanede kalıyor antibiyotik desteği alıyordu. Uzun zaman sonra midesine giren sıcak yemekler bile mutluluk sebebiydi onun için.

Doktor tatlı almıştı. Bir şeyler hatırlamaya çalışıyor ama önündeki tatlıyla hatırlayamıyordu.

....

~iki gün sonra~

Hatırladığı hayatındaki en güzel iki gününü geçirmişti.

Ancak kaçılamayan gerçekler yüzüne tokat misali gene çarpmıştı tek fark bu sefer daha acımasızdı.

Eve gidiyorlardı. Daha doğrusu dünyadaki cehenneme. Başına ne gelecekti bilmiyordu ama arabadaki bu sessizlik fırtına öncesi sessizlik falan değildi. Bu sessizlik ölüm sessizliğiydi.

Eve gelmeleri, odaya sürüklenme, saatlerce dayak ve küçük yüzüne inen onlarca tokattan sonra kilitlendiği pembe oda sadece başlangıçtı.

Önündeki günler aç bırakılacağını, bir bardak su için yalvaracağını ve kapatıldığı pembe odadaki ışıkların söküleceğini daha bilmiyordu.

Ve bundan öğrendiği iki şey vardı;
1-Asla doktorlara güvenme onlar sana zarar verir.
2-Bir daha sakın hastalanma ve hastaneye gitme. Yoksa dinlendiğin her dakika için misliyle ceza alırsın.

Zihni hatırlamıyordu ama o akşam doğum günüydü, ve Deniz yeni yaşına karanlık bir odada yaralarına sessizce ağlayarak girmişti.

Bilemezdi birkaç ay sonra bir trafik kazasının asıl kabuslarını oluşturacağını. Sonrasında yetimhanede yeni kabuslar edineceğini.

...

Bölüm sonuu.

Umarım sevmişsinizdir.

Ah Deniz, üzümlü kekim.

Görüşürüüüük...
........
🤍🩶🖤

Yıldıza basmayı ve yorum yapmayı unutmayın lütfeeen.