19. bölüm · Akışına Bırak

1.9 Sarhoş

Leylim ☆

:)
Merhabaaaa
Nabıyonuz gençler?
Yeni bölüm sizlerle
İyi okumalaaaaaar...
Umarım seversiniz...

Bu arada şu an kitabın başı. Daha, basit bir kurgu gibi gelebilir size. Belki klasik 'gerçek ailem' diyorsunuzdur ama konu çok daha derin ,emin olun.

:)

İnsanın canını en çok ailesi acıtırmış...

🤍🩶🖤

(Medya: Küçük Deniz ve Fulya)

Çağla Deniz SOYLU

Evin bahçesine arabalar park edilmiş eşyalar taşınıyordu ki Fulya hanımın heyecanla kapıya doğru gitmesi dikkatimi çekti.

Endişesi kırılmış daha rahat görünüyordu.

Kapının önündeki kutuyu eline aldığında hala heyecanını koruyordu. Çıkardığı garip sesler sanırım bu kutuyu sevdiğinin habercisiydi.

Yanında, kapıyı açmak için bekleyen Kutay Beye heyecanla döndü.

"Ay Kutay, çok güzel değil mi?"

"Sen öyle diyorsan, öyledir."

Fulya hanımın neşe dolu sesi devam etti.

"Hani bir arkadaşım vardı ya, üniversiteden. Daha sonrasında Kütahya ya taşınmıştı, seramik dükkanı vardı hatırlıyor musun?"

"Çok fazla arkadaşın var be güzelim."

"Eşi İtalyandı hatta iş ortaklığı yapmıştınız bir dönem."

"Hee, tamam şimdi geldi. Ee"

"Onun dükkanından vazo ve biblolar geldi, biraz birlikte tasarladık ama fikir kaynağı o. Birebir kendisi yaptı, çok güzel değiller mi ya? Canım arkadaşım nasılda güzel yapmış ama, biricik ya biricik. Daha iyi yapan var mıdır? Yoktur tabi."

Anlaşılan arkadaşına fazlaca değer veriyordu. Vazoyu daha görmemiştim ama Fulya hanımın zevkine güveniyorum açıkçası.

Gökalp ve benim yaptığımız çiçekleri koyacaktı o vazoya. Yani öyle demişti. Şu anda mutlu oldum açıkçası.

Sevdiği şeylere benden birşeyler eklemesi hoşuma gidiyor nedense.

Kutay bey bu esnada kapıyı açmış girişe eşyaları bırakmıştı.

Fulya hanım heyecanla vazoyu ait olduğu yere koyarken benim elimde tuttuğum, içinde çiçekler olan kutuya baktı.

"Güzelim, koyalım mı çiçekleri?"

'Olur'

Sıkı sıkı koruduğum çiçekleri dikkatlice Fulya hanıma verdim. O da güzelce yerleştirdiğinde cidden, hem güzel durmuş hemde girişe renk gelmişti.

Diğer biblolarda yanına yerleştirildiğinde çok daha güzel durdu.

Ayy çok güzel yaa

Fulya hanım yanıma gelip yanaklarımdan öptüğünde biraz kendime geldim ama gelmez olaydım keşke. Anında kızarmama engel olamazken karşımdaki kadının hafif tebessümü çok güzeldi.

"Güzelim, önemli olmasa şimdi hiç bir yere gitmezdim, gitmezdik ama bakmazsam için rahat etmeyecek e onlarında ihtiyaçları var. O yüzden, tamam mı bebeğim? İki gece kalacağız sonra hemen burdayız.

Karan abinde bizimle çünkü, ben bu halde araba kullanamam dikkatim çok dağınık babanda bir süre sonra yorulacak ne kadar dinlense de. Ama Ateş abin burda Demir, Doruk, Meriç, Baran abinlerde burda. Gökalpi de yakın bir arkadaşıma bırakacağım o yüzden o yok. Eğer evde kalırsa hem size zor olur hem birde ekstradan 4 yaşında bir çocukla uğraşmayın. Hem o da kankasını özlemişti, hasret giderir."

Fulya hanımın uzun uzun konuşması içimi rahatlatmıştı. Sesi huzur vericiydi. Her ne kadar bu 3 günde ne yapacağımı pek bilmesemde hallederdik bir şekilde. Umarım hallederdik yani.

Gülümsemem genişledi

'Önemli değil, sıkıntı olmaz, dikkat edin.'

Arabalardan oldum olası korkuyordum. Hepsi o kaza yüzündendi. Düşündüğümde bile kan kokusu burnuma geliyor, kusma isteği oluşturuyordu.

"Ederiz güzel kızım, hadi Allaha emanet."

Bir iki adım attı ama tekrar arkasını döndü.

"Azıcık sarılsam?"

Kollarını etrafıma doladığında gene o tanıdık koku geldi burnuma ama kısa sürdü.

Kutay beyde sarıldığında merdivenlerden inen Karan yanıma geldi. Fulya Hanım ve Kutay bey diğerleriyle konuşurken ortamdan biraz soyutlandık.

"Güzelim?"

Tek kaşını kaldırıp sorarcasına baktığında anlamadım. Kollarını açtı ve

"Abiye de sarılmak yok mu?"

dediğinde yavaşça kollarımı beline sardım.

"Geldiğim zaman birbirimizi görmediğimiz 2 gece 3 günün acısını doya doya çıkarırız ona göre."

Kulağıma fısıldayarak söyledikleriyle güldüm.

'Bekliyor olacağım.'

"Bekletmem ben, merak etme."

Son kez saçlarımdan öpmüş ve arabaya geçmişlerdi.

....

Akşam olmak üzereydi ve ben pekte odamdan çıkmamıştım, hem yanımda götürdüğüm eşyaları toparladım hemde biraz ders tekrarı yapıp kitap okudum.

Odanın kapısının tıklanmasıyla girilmesi için seslendim. Kapı aralığından görünen Doruk ve yüzündeki gülümseme benide gülümsetti.

"Maviş? Geleyim mi? İzin var mı?"

'Tabi, gelebilirsin.'

İçeri elindeki tepsiyle girdiğinde içimden söylediğim tek şey hayır nidalarıydı.

Yemek yemeyi düşünmüyordum çünkü şu iki günde fazlasıyla yemiştim.

"Hiç öyle bakma, yenilecek bu yemek. Yoksa büyüyemezsin, bak böyle küçücük kalırsın."

'Ama tokum ki'

"Ama tok değilsin ki. Açsın biliyorum, ciğerini bilirim ben senin yavrum. Hadi, normalde aşağıda birlikte yerdik ama hainler ,yemek saatinden önce birşeyler yemişler buzluktan. Onlar hazır olunca gönlüm el vermedi bak sana fırında patates ve köfte yaptım. Ayranda var yanında."

'Sen mi yaptın?'

Şaşkın sesimle birlikte gururla gülümsedi.

"Eh elim beceriklidir. Birliktede yaparız bir ara olur mu?"

Mutfakta iyi olduğunu için düşünmemiştim açıkçası.

'Bakarız'

"Bakarız, her şeye bakıyoruz tabi ama arada harekete de geçmek gerekli."

Masama bıraktığı yemekler cidden güzel görünüyordu. Üzerini bile süslemişti.

'Teşekkür ederim'

Başımın üzerine öpücük koyarken gözlerim kapandı.

"Her zaman bebito, afiyet bal suger olsun benim kardeşime. Sana eşlik ederdim ama yetiştirmem gereken bir araştırmam var o yüzden kaçıyorum, amaaaa bu tabak bitsin lütfen. Senin ihtiyacın olan değerlere göre hesapladım."

'Denerim'

"Yaparsın"

.....

Ağzıma bir parça daha patates attığımda artık daha fazla yiyebileceğimi pek zannetmiyordum.

Ne hikmetse Doruk tabağa bol bol katmış üzerine bitirmemi söylemişti. Nasıl bitirebilirim ben bunu ya?

Telefonumun çalmasıyla ekrana baktım.
Karan abim arıyordu. Anında açtığımda sesi kulaklarımı doldurdu.

"Güzelim, telefonun başında mı bekliyordun sen?"

Şaşkın sesiyle sorduğu sorunun cevabı evetti ama soruyu es geçtim.

'İyi misiniz? Gittiniz mi?'

"Geldik sıkıntı yok. Herkeste gayet iyiymiş ama gene iki gece burda kalırız ,daha sonraki gün akşamına yanındayım."

Arkadan Kutay beyin sesi geliyordu ama ne dediğini anlamadım. Sesler git gide yaklaşırken konuşmalar artık daha net duyuldu.

"Yanındayım? Yanındayız de bari sıpa. Benim kızıma niye sübliminal mesaj verir gibi konuşuyorsun lan. Benim kızım. Gittiğimizdede ilk ben sarılacağım. Bu salağın da hiç bir şeyi yok zaten turp gibi. Boşu boşuna kızımdan ayrıldım ben, kızımı istiyorum ben."

Arkadan çok daha fazla ses geliyordu ama bir kaç tıkırtı sonrası gelen Kutay beyin sesiyle telefonu aldığını anladım.

Daha sessiz bir ortama geçtiğinde arkadan gelen ses artık Karan abimdi.

"Kızım, ne yapıyorsun? İyi misin güzelim? O ayılar sana yemek yedirdi mi?"

Son sorusunda kaşlarının hafifçe çatık olduğuna eminim.

'İyiyim ve yemekte yedim.'

"Tamam güzelim sıkıntı yok yani?"

'Yok'

"Dikkat et kendine tamam mı güzelim? Yemekte ye ayrıca tokum diyerek geri çekilme sakın. Acıkınca söyle o ayılara yapsınlar bir şeyler ,boşuna mı varlar?"

Gelen gülümsemeyi saklamadan güldüm.

'Doruk yapmış zaten yemeği, çok güzel olmuş.'

"Sen daha benim yaptığım yemekleri yemedin o yüzden o kadar güzel gelmiştir o."

Aslında pekte yemek yapabildiği söylenemezdi ama şu an onu bozmak istemedim.

"Annen istiyor güzelim, ona veriyorum."

"Canım, ne yaptın? İyi misin?"

'İyiyim teşekkür ederim'

"Yemek yediğini duydum ama babanın söylediklerine pek inanma tamam mı? Zehirlenmeyelim sonra."

Kısık sesle söyledikleri gülüşümü arttırdı

'Tamam'

Kapının önce tıklanması ve sonra yavaşça açılmasıyla Demir görüldü. Yüzündeki hafif gülümsemesiyle ağzını oynatarak sordu

"Annemlermi?"

Başımı onaylar biçimde salladığımda gelmek için izin istedi.

Fulya hanım bir şey anlatıyordu ama içinde geçen markalardan anlamıyordum. Anladığım tek kısım havanın soğuk olduğuydu. Ve benimde sıkı giyinmem gerektiği.

Bu esnada Demir yanıma adımladı. Önce tepsiye ve tabaklara sonra bana baktı. Hafifçe kaşlarını çattı önce ama bu ifadenin ciddi olmadığını anlayacak kadar tanıyordum onu. Yani bence tanıyordum.

Tabakta kalan köfte ve patatesleri parmağıyla işaret edip göz kırptı. Bu esnada hala konuşan Fulya hanımıda dinliyordum tabi. Önce, eğer canım isterse bitki çayı yapabileceğimden bahsetti. Sonrasındaysa o bitki çayı tarifini detaylıca anlatmaya.

Detaylıca derken çok ciddiyim bu arada. Hayır yani içine katılan bitkileri hangi aktardan almamız gerektiğini -aslında evde varmış ama ya yetmezseymiş- sonrasında benim bunları hiç düşünmeyip abimlerden birisinin halledeceğini anlatmıştı.

İçine muhakkak ayva yaprağıda atmam gerekliymiş mesela ve kesinlikle içine az da olsa bal ve limon.

Konu buralara nasıl geldi?

Birazdaha konuşmak için derin bir nefes aldığında arkadan birisinin Abla diye seslendiğini duydum.

Telefondan bir kaç ses geldi ama ne olduğunu çözemedim. En sonunda yüzüme kapatıldığında şaşkınca ekrana baka kaldım.

Demir yüz ifademe gülerken masanın yanında olan sandalyeyi çekerek sol tarafıma oturdu. Dönen sandalyede tamamen ona döndüğümde bir kaç saniye bakıştık.

Tekrardan tabakları gösterdi. Hala yarısından fazlası dolu olan tabakları.

"Gene bitmemiş yemek. Tadı kötü mü? diyeceğimde bende baktım tadına, yani güzeldi bence."

'Tadı güzel ama ben doydum.'

Bir şey söyleyecek gibi oldu ama durdu. Baktı, biraz daha baktı. Sonra hafifçe güldü. Gülüşü biraz daha artarken ne olduğunu anlamadım.

Açıklama gereği duymuş olmalı ki gülüşüne ara verip konuşmaya başladı.

"Tom ve Jerry varya hani biliyorsundur."

'Hı hı'

"Küçükken her sabah onu izlerdin. Sabahları çıkardı, biz kahvaltı yaparken açık olurdu genelde. Bakma şimdi seni yemek için zorladığımıza o zamanlarda öyleydin. Böyle sakin, ama bir o kadar enerjik nasıl aynı anda ikiside olabiliyordun çözemiyordum o zamanlar, hala çözemiyorum gerçi.

Neyse ,sen ne kadar iştahsızsan Meriç bir o kadar iştahlıydı, -hala öyle-. Sen böyle çizgi filme dalmış izlerken Meriç de senin tabağındaki haşlanmış yumurtaları yerdi.

Bahanesiyse bire bir şuydu bak 'benim Mavişime istemediği şeyleri yediremezsiniz, o da özgür bir birey'

Şimdi aşağıda Doruğun yaptığı köftelerden artmış. Mutfakta ayak üstü onlardan yiyordu ve aynı cümleyi de az önce yıllar sonra bir daha kurdu."

İçim burkuldu. Ne denirdi ki? Hala Tom ve Jerry severdim yani. Haşlanmış yumurtadansa hala bir o kadar nefret ederdim.

Hala aynı olmamız ama bir o kadar da farklı olmamız çok, çok...anlatılamazdı. Anlatılmaz yaşanır denir ya hani ,ama kimse yaşamasın bu durumu.

Maziye dalmış gibi duruyordu, derin bir nefes alarak sıyrıldı olduğu durumdan.
Gözgöze geldiğimiz ilk anda ise tekrardan gülümsedi.

"İyisin değil mi?"

Cevabı hiç düşünmeden verdim.

'İyiyim, teşekkürler'

"Annemler gittiğinden beri seni yalnız bırakmışız gibi hissediyorum ama kendinle başbaşa kalmayı sevdiğinide biliyorum. Sıkıntı yok değil mi?"

Beni bu derece detaylı düşünmesi mutlu etmişti açıkçası. Başıma giren ani ağrıyı görmezden gelmeyi seçtim ama gelecek vakitlerde artacağını birkaç günlük tecrübelerimden biliyordum.

Sanırım psikolojik olarak buraya geldiğimden beri özellikle akşamları baş ağrısı yaşıyordum. Söyleyememe sebebim ise açık ve netti hastalanmaya, hastanelere ve doktorlara karşı olan ön yargım.

İyi tarafından bakalım, ön yargılı olduğumu kabul ediyorum.

'Sıkıntı yok, kitap okudum, ders çalıştım. İyiyim yani..gerçekten.'

"Şu an boşsun o zaman."

'Sanırım evet..boşum.'

Nedense Demirin heyecanlandığını hissettim.

"Aramızda kalsın ama herkes şu an odalarında ve başlarını kaşıyacak vakitleri yok. Eh bendeniz işlerini tek güne yığmayıp zamanında hallettiğimden şu an ben de boşum."

Bir şey yapmayı teklif edecekti. Kesin ve netti zaten. Acaba ne yapacaktık?
Her 'bir şeyler yapalım mı?' Sorularının arkasından gelecek olan şey kumara girmek gibiydi ama eğlenceliydi açıkçası.

Birazcık dalga geçmekten zarar gelmezdi açıkçası. Başıma tekrardan vuran şiddetli ağrıyı yine görmezden geldim ve tam aksi gülümsedim.

'Hımm..ne yapacağız? Ona göre takvimime bakıp size zaman ayırabilirim.'

Muzip çıkan sesimi anında anladı. Tek kaşı usulca kalkarken o da aynı moda girdi.

"Çok mu dolu takviminiz?"

'Eh..kalabalıksınız sonuçta. Olabiliyor böyle şeyler.'

Bu söylediğimde ciddiydim. Demirde anlamış olacak ki kahkahası kulaklarımı doldurdu.

"Doğru, azıcık kalabalığız... Şaka bir tarafa Deniz, bu durumdan rahatsız mısın?"

Son cümlesinde fazlaca ciddiydi. Çünkü bana nadiren ismimle sesleniyorlardı.
Bence daha rahat konuşup içimi açabilirdim aynı Ateş abimle yaptığım gibi ve anlaştığım gibi.

'Rahatsız değilim. Zaten belli bir yaşa kadar fazlaca kalabalık bir odada hayatımı sürdürdüm. Kalabalığa alışığım ama yalnız takılmayı da severim.'

"Deniz istemezsen cevaplama ama, arkadaşın var mı?"

Bu soruda da ciddiydi gene ismimi kullanmıştı. Şu an bir seansta mıydım acaba?

'Yok. Ama rahatsız değilim bu durumdan çünkü hiç arkadaşım olmadı zaten ,yani arkadaşlık nasıl bir duygu bilmiyorum.'

Hafifçe gülümsedi.

"Merak etme okullar açılsın, mutlaka tanışırsın birileriyle. Hem bizimkilerin yani kuzenlerimizin Poyraz ve Ardanın arkadaş gurupları var. Yani hiç kimseyle tanışmasan bile konuşabileceğin birileri olur her zaman."

Daha akrabalar var dimi? Amcası var, kuzeni var, dayısı var...var da var.
Offf

Durdu birden gülümseyen yüzü soldu. Kaşları hafifçe çatıldı ama sanki bir şeyden rahatsız olmuş gibi çatıldı.

"Yok..yok ya. Yok ki"

Delirmiş olma ihtimali yok dimi? Biri yok desin.

'Ne yok?'

Bakışları beni bulduğunda ifadesi eski halini aldı.

"Sıkıntı yok anlamında güzelim. Eee bir şeyler yapalım mı?"

Onaylıyacağım sırada başıma tekrardan giren ağrı hiç bir şey yapamayacağımın habercisi niteliğindedi.

Kabul etmek, Demir ile vakit geçirmek istiyordum ama başım çok kötü ağrıyordu.

Demir, bir sıkıntı olduğunu anlamış gibi dikkatle yüzüme baktı.

"Bir şey oldu, ne oldu güzelim hı? Anlat hadi"

'Yapalım ama sonra yapalım olur mu? Başım ağrıyor biraz. Sanırım dinlenmeye ihtiyacım var uyusam iyi olur.'

"Olur, olur tabi. Ne zaman istersen. Doruğu çağırmamı ister misin? Bir baksın mı?"

'Yok yok, arada oluyor yorgunluktan dolayı'

"Tamam dikkat et güzelim, yorma kendini"

Oturduğu yerden kalkıp yaklaştı. Saçlarımı öptüğünde ağrım sanki o an azaldı gibi hissettim ama anında kendini hatırlattı.

"Eğer artarsa söyle tamam mı? Ağrı kesici verebiliriz hatta, bence şimdi Doruk bir baksın ona göre verelim hı?"

'Gerek yok gerçekten. Artarsa söylerim, hem uyuyunca geçer.'

"Öyle olsun bu seferlik. Ama söyleyeceksin tamam mı?"

'Tamam valla söyleyeceğim.'

"İyi geceler maviş"

Tekrardan öptüğünde ağrıya rağmen gülümsedim

'İyi geceler'

...

Bu sefer gözlerimi kabusla değil ağrıyla açmıştım. O kadar çok ağrıyordu ki arada vuran ağrılar artık tamamen yerini almış hiç değişmeden artarak devam ediyordu.

Umarım daha fazla artmazdı zira ağrıdan kendi kafamı koparma isteği gelip gidiyordu.

Usulca başımı kaldırıp yatağın yanındaki komidinde duran dijital saatime baktım.

02.06

Hala uykum vardı ve normalde uyanış saatime daha vardı. 2 saat 54 dakika daha uyuyabilirdim ben.

Ağrı dahada şiddetlendiğinde artık ilaç içmem gerektiğini farkettim ama asıl sorun bu evde ilaçların nerde olduğuydu.

Yavaşça yataktan kalkıp aşağı kata, mutfağa ilerledim. Bizim evde, yani ablamla yaşarken genelde ilaçlar mutfaktaki küçük bir dolapta dururdu.

Merdivenleri inerken dış kapının sesini duymamla olduğum yerde irkildim. Kim gelmişti? Veya kim gitmişti?

Gecenin bu saatinde hemde.

Merdivenlerden inip dış kapının olduğu yere baktım. Loş ışık ortamı aydınlatıyorkan bakışlarım kapının olduğu yeri buldu.

Sarı saçları gördüğümde Meriç olduğunu anlamam saniye bile almadı. Yüzümde oluşan gülümseme ise sahiciydi.

Arkası dönüktü ama Meriç olduğu belliydi. Neyle uğraşıyordu o?

Belki ilaçların yerini biliyordur. Yani ona sorabilirim. Öyle değil mi?

Bir iki adım attığımda tam adını söyleyecekken burnuma vuran kokuyla olduğum yerde kalakaldım. Yüzümdeki gülümseme yavaşça soldu.

Ayaklarım yere çivilendi. Ne sağa gidebildim ne de sola, ne arkaya gittim ne de öne. Öylece kaldım. Hafızamın tanıdığı bu koku oydu. Alkol kokusu.

Hastanelerden ve doktorlardan daha çok nefret ettiğim ayrıca korktuğum bir şey varsa o da Alkol ve sarhoş insanlardı.

O illet sıvı önce beyni tamamen ele geçiriyor sonrasında her şeyin gayette farkında olan aptal insanlar bu ilk düşünceye inanıyorlar.

Evet hissiyat azalıyor, duygular değişiyor ama Alkol herkeste farklı değişkenlikler gösteriyor. Ve benide korkutan bu değişiklikler oluyor.

Meriç'in arkasını dönmesiyle sarhoş olduğunu daha net anladım. Yutkunmam, derin nefeslerim ve artan baş ağrım kaçmamı söyledi ama hiç bir şey yapamadım.

Artık kırmızı olan gözleri açık kahvelerinin üstünü örtmüş ,ona korkutucu bir hava katmıştı.

"Maviş?"

Çatallı çıkan sesiyle sıkıca gözlerimi kapattım. Gene mi aynısı olacaktı?
Ben canım acısın istemiyordum artık. Zaten hafızam yeterince can acıtırken hemde.

~~~~~

Artık pembe oda yoktu, kalabalık odada yoktu ve artık Çağlayı istemeyen çocuklarda yoktu.

Ailesi olacak diye sevinmişti, o ailenin çocuğu olmak için can atmıştı ama o ailenin başka bir çocuğu olacak olması herşeyi altüst etmişti.

Kaldığı küçük odada sık sık içeriden gelen neşeli kahkahaları duyardı ama şu an o günlerden birinde hiç değildi.

Bir şey olmuştu. Çok kötü bir şey olmuştu ve bu kötü şeyi Çağla yapmıştı, yada yapmamıştı.

Anne demesi gereken ancak dilinden dökülmeyen bu sözcük için adıyla seslendiği kadın kendi kızını kucağına almış sıkıca sarılıp evden küçük bir çantayla çıkmıştı.

Çağla ise gene geride kalan olmuştu.

Baba demesi gerektiği ama asla demediği adam ise tahminen içerideydi.

Tekrardan gelen cam kırılma sesiyle Çağla'nın küçük elleri anında ,yine yeniden kulaklarını buldu.

Küçük kalbi hızla atıyor aldığı ,daha doğrusu alamadığı nefesleri boğazına takılıyordu.

Bulunduğu küçük kilerin kapısı aniden açıldığında mavi bakışları anında kapıyı buldu.

Ciğerlerini dolduran acı ve mide bulandıran koku karşısındaki adamın yaklaşmasıyla arttı da arttı.

Karısı bu küçük şeytanın kızına saldırdığını onu yurda geri vermediği sürece bu eve adım atmayacağını söylemiş arkasına bakmadan gitmişti.

Adamsa önce karısına ve kendi kızı bildiği çocuğa içmiş sonra ne yapacağını kirli kafasıyla düşünmüştü.

Adam her ne kadar bilmesede karısının alıp gitti kız onun kızı falan değildi. Kendi kardeşinin çocuğunu kendi çocuğu biliyordu pekte zavallı olmayan bu iğrenç mahlukat.

Hızla Çağla'nın yanına gitmiş, kız geriye kaçınca ayak bileğinden kavramıştı. Önce kendisine çekmeye çalıştı ama kızın diretmesiyle gergin bedeni dahada gerildi.

Almıyorlardı bu çocuğu, istemiyordu işte. Kendi çocuğu olmayan, başka bir adamın soyunu istemiyordu.

Önce tek bir tokatla başladı. Sonrasında ağlayan kıza acımak yerine dahada sinirlenmiş ağladığı için tekme atmaya başlamıştı.

O da bilmiyordu, diğerleri gibi o da Çağla'nın hafızasından hiç çıkmayacak kabuslarının bir parçası olacaktı.

Onlar istemedikleri bu küçük çocuğu silmişlerdi belki ama o küçük çocuğum hafızası onları hiç silmeyecekti.

Bu olayın sonu ise önce yurdun önüne bir çöp gibi atılmak daha sonrasında aylarca süren sessizlik olmuştu.

~~~

Bu...bu sefer olmazdı. Ben istemiyorum.

Bir adım geriye atabilecek gücü bulduğumda anında attım. Ama bir sorun vardı ki Meriç te atmıştı.

"Maviş..iyi misin?"

Sakin ama çatallı çıkan sesiyle bir adım daha geri gittim sırtım az da olsa konsola dokunduğunda gidebilecek pekte bir yerim yoktu.

Meriç üzerime doğru yavaşça gelmeye başladığında geriye giden adımım, sırtımda hissettiğim çarpma etkisi, gözlerimi sıkıca kapatmamla söyleyebildiğim tek bir kelime oldu

'Ya..yaklaşma'

Bir kaç adım sesi daha geldiğinde burnuma gelen kokunun şiddeti artmıştı. Bu artışla dahada panikleyerek gidemeyeceğimi bilmeme rağmen daha da yaklaştım konsola.

Konsolun üzerinden gelen tıkırtı sesi ve yuvarlanma sesi aniden arttı ve kırılma sesi geldi.

Şiddeti ses tüm evde yankılandığında şu an birisinin gelmesini istemekten başka seçeneğim yoktu.

Gözlerimi azda olsa araladığımda yerde gördüğüm parçalarla tüm ruhumun çekilmiş olduğunu hissettim.

Bu....bu oydu
Bu şey oydu.

Fulya hanım çok üzülecekti kesin. Kızardı da. Ya evinde beni istemezse. Legolar....legolarda parçalanmış. Gökalp, kesin o da üzülecek. Birlikte yapmıştık o kadar ama..

Başıma giren ağrı dahada arttı.

Meriç şokla olduğu yerde bana bakıyor, ne olduğunu anlamlandırmaya çalışıyordu.

"Sakin ol maviş..bir şey yok"

'Yaklaşma bana'

"Maviş..benim, Meriç"

'Yaklaşma bana!'

"Benim ama..Meriçim ben, abinim senin"

"Deniz! Hatırla ya! Azıcık hatırla!"

Yanıma dahada yaklaşması ve koluma dokunmasıyla sağ elimi konsoldan destek alırcasına sıktım. Sıkı sıkı kapattığım gözlerim beni uçuruma yaklaştırıyordu sanki.

Alamadığım nefesler boğazıma battı. Merdivenlerden gelen adım sesleri birisi veya birilerinin habercisiydi.

"Deniz sen bak bari bana! Benim ya Meriçim ben! Abinim senin!"

Bağırmasıyla hareket edemediğim yerime dahada sindim.
Ateş abimin sesi kulaklarımı doldurduğunda başka adım sesleride geldi.

"Meriç! Bağırma!"

Demir abim, Ateş abimin hafifçe koluna dokunup beni gösterdiğinde derin bir nefes aldığını hissettim. Öfkeliydi, o da kızacaktı kesin.

Baran abim hızla Meriç'in yanına gitmiş kolundan sertçe tutarak dışarıya sürüklemişti.

Meriç engel olup, olduğu yerde durma konusunda inat edince işin içine Ateş abimde girdi.

Meriç'in bağıran sesi tüm holü doldururken korku iyice etrafımı sardı.

Kenarına tutunduğum konsola yaslı elimde yeni yeni hissettiğim acı yüksek ihtimal kesik acısıydı.

Sağ elimde, avucuma yayılan sıcaklık ise hiç iyi değildi.

Ateş ve Baran abimler Meriçi dışarı çıkarttığında Demir, Doruk ve ben kaldık sadece.

Milim dahi oynatamadığım bedenim benim değilmiş gibiydi artık.

Kulaklarım uğulduyor, başım dönüyor ve artarak devam eden ağrı devamlılığını sürdürüyor.

Ne dediklerini anlamadım ama Demir hızla dışarıya Ateş abimlerin yanına çıktı. Doruğun bakışlarını hissettiğimde geriye gitmek istedim.

Bu isteğimi anlamış olacak ki anında eliyle dur işareti yapıp kendi bir adım geri gitti.

"Güzelim, hareket etme olur mu? Her yerde kırıklar var canın acıyacak dur, ben geleyim alayım seni."

Hafifçe aralık olan gözlerimi biraz daha açtım.

Sızladığını hissettiğim sağ elimi yavaşça konsoldan çektiğimde parmaklarımdan süzülen sıcak ve koyu renkli sıvı yere damladı.

Doruğun bakışları elime kaydığında tepki vermemeye çalıştığının farkına vardım.
Şu anki korkuyla Doruğu istiyordum ama yanına gitmeyede korkuyordum.

Bakışlarımdan anlaması için gözlerine baktım.

"Geleyim mi?"

Hızla başımı sallayıp ellerimi uzattım.
Anında yanıma geldiğinde belimden tutarak yerle olan temasımı kesti.

Kollarımı boynuna sıkıca doladım. Şu an kan lekesi umursayacağım şeyler arasında yoktu.

Benimle birlikte yukarı çıktığında benim odamın bulunduğu katı es geçip kendi odasına yöneldi.

Hızlıca odaya girip kapıyı kapattığını seslerden anladım.
Kendi yatağına oturup benide dizlerine yan bir şekilde oturttuğunda deve kuşu misali kafamı gömdüğüm yerden çıkarmak istemedim.

"Abim, güzelim, bir bakalım mı eline hı?"

Nahif sesine karşılık olumsuz çıkan mırıltımla dahada sıkı sarıldım. Nefeslerim yavaş yavaş düzene girdi ,bununla birlikte avucumda ki acıyı net bir şekilde hissetmeye başladım.

Sırtımı okşayan elleri rahatlatıyor, güven hissi veriyordu.

Aradan ne kadar geçti bilinmez ağladığımı ıslak yanaklarımın soğumasıyla fark ettim.

"Güzellik, hadi bi bakayım olmaz mı? Mikrop kapmaması için azıcık bakayım bari hadi bebeğim."

Burnumu çekip başımı yasladığım boynundan yavaşça kaldırdım.
Anında bakışları gözlerimi bulunca eli yanağımı buldu. Gözyaşlarımdan arta kalan izleri sildi.

Üzerindeki t-shirtü sıkıca tutan sağ elimi çözüp önüme aldım. Bakışları elime kaydığında hafifçe kaşları çatıldı.

Dikkatlice inceledikten sonra beni yatağa oturtturdu.

Yanımdan mı gidecekti? Gitmese olmaz mı?
Ya Meriç gelirse? Ya diğerleri gelirse? Diğerlerini her ne kadar bilmesemde Ateş abim sinirli duruyordu.

Doruk ayağa kalktığında bende kalkmak istedim.

"Dur..dur, banyoya gideceğim, burdayım yani. İlk yardım çantam var onu alayım, geleceğim hemen."

Uslu uslu başımı sallamaktan başka yapacak bir şeyim yoktu. Hızla karşımda duran kapıya yönelip içeri girdi. Arkasından ufak bir aralık bırakarak kapıyı kapattı.

Bir kaç dakika sonra dolap karıştırma sesi geldiğinde hala bekliyordum.

Kapı tekrar açıldı ve yanıma geldi.
Yatakta duran yastıklardan birini alarak üzerine temiz bir örtü koydu.

Elimide üzerine koyup inceledi. Sıkıntılı yüzü merak etmeme sebep olmuştu.
Ama soracak halimde yoktu.

"Ufak bir parça var ama çıkarırım şimdi. Hiç acıtmam merak etme."

Sadece oturup onu izlemekten başka pekte bir seçeneğim yoktu anlaşılan.

...

Aradan biraz zaman geçmiş, Doruk, sardığı sargının son kısımlarını hallediyordu.

İşi bitince sıkıntı olup olmadığına dair yüzüme baktı. Sargılı elimi avucuna alıp hafifçe öpmesiyle gülümsedim.

Hala ağrıyan başımın durumu normal mi?
Ağrı kesici istesem iyi olacaktı anlaşılan.

'Başım ağrıyor'

"Çok mu?"

Onaylayan mırıltıma ek konuştum

'Zaten o yüzden uyandım. Mutfağa ilaç için bakacaktım ama..'

"Tamam güzelim, sıkıntı yok abimler halleder geri kalanı. Kafana takma tamam mı? Bende şimdi sana ilaç veririm ağrın için."

'Çok kızarlar mı?'

"Ne için?"

'O, kırıldı. Annen seviyordu üzülür, kızarda. Babanda anneni üzdüğüm için kızarsa. Ateşte kızgın duruyordu. Çok kızacaklar dimi?'

Hızlı hızlı kurduğum cümlelerden sonra şaşkın ifadesiyle bir süre suratıma baktı.

"Hayır, hayır güzelim 'annemiz de babamız' da kızmaz. Kızarlarsa Meriç itine kızarlar.
Ateş abime gelirsekte, o herzaman kızgın zaten bilmiyor musun? Ama sana kızgın olmaz. Bize kızar o. Hem şu vazoya gelirsekte
bence güzel değildi, cam vazo olsaydı daha şık dururdu. Ayrıca o kilden olması evin sadeliğini bozmuştu. İyi oldu kırıldığı, başka vazo alırız."

'Ama..ama Gökalp de üzülecek. Legolar da kırıldı, parçalandı. Üzülecek..kötü bi ablamı oldum ben?'

"Hayır..Olurmu öyle şey. Sen benim gördüğüm en güzel ve en tatlı ablasın. Gökalp evde nasıl dolaşıyor fark etmedin mi hiç?
'Ablamda ablam, benim..sadece benim ablam' diye bağırıp duruyor. Bizi nasıl kudurttuğunuda mı görmedin?"

'Çok üzülecek, birlikte yapmıştık.'

"Bak ne yapalım biliyor musun? Yarın sabah ben ilk iş tüm parçaları toparlayayım daha sonrada beraber tekrardan yapalım. Nasıl olur?"

Güzel fikirdi aslına ama tüm parçaları toplamak zor olacaktı. Lego tamamen parçalanmış kırılan vazonun parçaları arasında yer ediniyordu.

'Parçaları bulması zor olur ama'

Ellerini yanaklarıma yaslayıp gözlerimin içine baktı.

"Yıllar sonra seni bulmuşum, emin ol bir kaç lego parçası hiçbir şey.''

Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece bakmakla yetinirken Ateş abimin ufak küfürlerinden birisi evde yankılandı.

Doruk abim beni kendine çekti. Sıkıca sarıldığında bende sarıldım.

"Biraz daha uyumak ister misin? Daha sabaha çok var, iyi gelir hem"

Uyku iyi gelecekti ama güvenli uyku iyi gelirdi. Meriç gelmezdi dimi?

'Gelmez dimi?'

"Gelmez"

Kapının tıklatılmasıyla ikimizinde bakışları o tarafa döndü.
Doruk abime tekrar baktığımda hafif tebessümü vardı dudaklarında.

"Merak etme, kesin Demir geldi. Sana bakmak için gelmiştir."

Ayağa kalkıp kapıyı açtığında oturduğum yerden eğilerek kapıya bakmaya çalıştım.

Demir abimdi. Meraklı bakışları beni bulduğunda adımlarını hızlandırıp karşıma oturdu.

Kafamdan tutup beni kendine çektiğinde kollarım anında belini sardı.

"Nasılsın güzelim?"

'İyiyim, Doruk baktı yaraya. Kanamıyor artık'

"Kan?"

Anında benden ayrıldı. Önce Doruk abime sonra bana baktı, en son bakışları sargılı elime kaydığında elimi avucuna aldı.

"Kıyamam sana. Ne ara oldu bu?"

Bakışlarımı kaçırdım ama avucuma konan öpücükle de kızarmayı ihmal etmedim.

Benim susacağımı anlayan Doruk, söze girdi.

"Kırılan vazonun parçası kesmiş. Dikiş atılacak kadar derin değil ama biraz sarılı kalsa iyi olur."

Demir'in derin nefes sesi ortamdaki tek ses olmuşken bakışları Doruk abime döndü.

"Sen bi yukarı bak. Ben burdayım. Abim sinirli Meriçe, zor sakinleştirdim ona göre. Baran da zor duruyor. Dikkat et bir şey yapmasınlar."

"Tamam..ben bir bakayım o zaman. Güzelim geri geleceğim tamam mı? Demir burda duracak, Meriç te gelemez."

Onaylayan mırıltımın aksine gitmesini istemiyordum.

Üstümdeki t-shirt yer yer kan olmuş, beyaz renginin üzerinde dikkat çekiyordu. Neyseki altımdaki siyah şort temizdi hala.

Doruk abim çıktığında Demirle bir süre bakıştık. O da korkmuştu, belliydi.

Bakışları üzerimdeki t-shirte kaydığında ayağa kalkıp gardıroba yöneldi. Uzunca bir süre deşinmiş daha sonrasında aradığını bularak yanıma gelmişti.

Elindeki siyah tişörte baktım. Zaten iyi olurdu üstümü değiştirmem.

"En küçük bunu bulabildim."

Çaresiz çıkan sesine karşı hafifçe güldüm.

'Önemli değil. Teşekkür ederim'

"Her zaman güzelim"

Ayağa kalkıp banyoya adımladım.

..

Hem üstümü değiştirmiş hem de yüzümü yıkamıştım. Daha iyi hissediyordum ama hala korku yerli yerindeydi.

Kendi bedenimden en az 3 kat büyük Doruğun 'en küçük' tişörtüyle odaya geri döndüğümde, Demir yatağa yarı oturur uzanmış tavanı seyrediyordu.

Yatağın diğer tarafına geçip yanına oturdum.

Bana bakmaya başladığında derin bir nefes daha aldı.

"Daha önce hiç böyle bir şey olmadı, ilk defa oldu. Gerçekten böyle bir şeyi görmeni, duymanı hatta yaşamanı istemezdim. Herkes evde diye biliyorduk. O yüzden bu saatte bağış sesleri olunca çok korktum, korktuk. Odan da boştu. Ömrümden ömür gitti resmen, bi altı yıl yaşlanmış gibi hissediyorum."

Aldığı derin nefeslere bir yenisini daha ekledi.

"Senin hiçbir suçun yok. Üzülmede, korkmada tamam mı? Bizim salaklığımızdan tamamen, bir kardeşlerimize sahip çıkamadık, çıkamadım"

'Sizin de suçunuz yokki, iyisiniz. İyi davranıyorsunuz. Hem..hem bilseydiniz zaten izin vermezdiniz ki'

"Yerim seni çocuk, senin beni teselli eden dilini yerim."

Beni kendine çekip göğsüne yaslamasına uydum. Doruğun verdiği ilaç başımın ağrısını hafifletmiş, bu hafiflemeyle uyku bastırmıştı.

Gözlerimi kapattığım anda kendimi karanlığa bıraktım. Üstüme gelen ağırlıkla iyice yerime sindim.

Nedenini bilmiyordum ama bu bastıran uyku, ilaçtan olacak gibi değildi. Sanki ruhum beynimi kapatmıştı.

Yada görülmeyen yaralar artık vücuduma vuruyordu.

.....

🤍🩶🖤

Bölüm sonuuuu
Umarım sevmişsinizdir.
4200 kelime
🤍🩶🖤