28. bölüm / 38
Akışına Bırak2.8 Yaşamak
Bölümler 38Şu an: 2.8 Yaşamak
- 1 0.1 Yalnızlık1.129 kelime
- 2 0.2 Tepetaklak1.098 kelime
- 3 0.3 Değişen Düzen1.311 kelime
- 4 0.4 Yenilikler722 kelime
- 5 0.5 Bir Adım489 kelime
- 6 0.6 Küçük Prens1.409 kelime
- 7 0.7 Bir Film Meselesi1.558 kelime
- 8 0.8 Anı1.808 kelime
- 9 0.9 Hayat Kabusken1.370 kelime
- 10 1.0 Doktor3.381 kelime
- 11 1.1 Güven1.757 kelime
- 12 1.2 Sıcak1.484 kelime
- 13 1.3 Bir Yapboz Meselesi2.103 kelime
- 14 1.4 Alışmak5.348 kelime
- 15 1.5 Yağmur2.143 kelime
- 16 1.6 Kabus1.692 kelime
- 17 1.7 Okey3.626 kelime
- 18 1.8 Gece Kuşu ve Ayısı1.847 kelime
- 19 1.9 Sarhoş4.156 kelime
- 20 2.0 Cüce2.473 kelime
- 21 2.1 Bilinmezlik2.148 kelime
- 22 2.2 Sıcak1.484 kelime
- 23 2.3 Ses1.198 kelime
- 24 2.4 Tüy Yumağı1.757 kelime
- 25 2.5 Tahin1.473 kelime
- 26 2.6 Çiftlik1.540 kelime
- 27 2.7 Kabul3.891 kelime
- 28 2.8 Yaşamak1.815 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 2.9 Araf1.425 kelime
- 30 3.0 Yeniden Tanımak3.142 kelime
- 31 3.1 Gerçek6.516 kelime
- 32 3.2 Pembe Kabus2.654 kelime
- 33 3.3 Ölüm Yanı Başında2.802 kelime
- 34 3.4 Cellat3.336 kelime
- 35 3.5 Ölüm1.844 kelime
- 36 3.6 Ölü Çiçek3.743 kelime
- 37 3.7 Asıl Şeytan2.510 kelime
- 38 3.8 Elli İki3.781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:)
Merhaba
Yeni bölüme hoşgeldiniz
Umarım seversiniz
İyi okumalar...
"Nefret etme, çok seversin. Çok sevme, nefret edersin"
~Hz. Muhammed (sav)~
Medya: Küçük Deniz ve Yavuz
🤍🩶🖤
Çağla Deniz SOYLU
Gözlerimi yavaşça araladığımda uzun zaman sonra kabussuz geçen ilk uykumdan uyanmış oldum. Yaslanmış olduğum bedenden hala derin nefesler gelirken Kutay beyin uyanmadığın anladım.
Saat kaçtı bilmiyorum ama perdelerin arasından gelen güneş sabah olduğunun habercisiydi.
Yavaş yavaş ayılmaya çalışan beynimle gerçeklik algım yerine geldiğinde doğrulmaya çalıştım ama üzerime sarılı olan koldan kurtulmak imkansızdı. Kutay bey beni biraz daha kendine çekerken aldığı nefeslerin düzeni bozulmuş, uyanmıştı.
"Biraz daha lütfen."
Zaten kapanmak isteyen gözlerimi gelen ricayla birlikte anında kapatıp yerime kuruldum. Biraz daha mı? Tamamdır, çok okeydim.
Üzerimde günlerdir atamadığım bir uyku isteği vardı. Kitap okurken bile -ki ben kitap okurken asla uyuya kalmam- uyuya kalmışlığım olmuştu.
Kabuslarım her ne kadar izin vermesede bulduğum her köşede uyuya kalıyordum. Genelde gözlerimi odamda açsamda saat sabahı değil gece yarısını gösteriyor oluyordu.
Şu an ise hem yerim rahattı hemde rüyalarım. Ama bu durumu bozmak isteyen bir şey vardı o da çalan telefonum.
Normalde sessize alan ben anlaşılan unutmuştum. Tüm odada yankılanan sesle ikimizde irkilirken telefonu almaya tenezzül bile etmedik.
"Boşver, geri kapanır."
Üzerine yattığım bedenden gelen mırıltıyı tam seçememiştim ama başta söylenen kelimeye uymuştum.
Tam ses sustuğunda bir dakika kadar bir sessizlik oldu. Odada yankılanan ses tam gaz devam ederken yaslandığım gövde derin bir nefes aldı.
Uyku ve uyanıklık arasında gidip geldiğim şu anlarda Kutay beyin kafamı göğsünden kaldırıp yastığa koyduğunu hissettim.
Bir kaç tıkırtıdan sonra ise yanağımı okşayan parmakların varlığı netti.
"Güzelim, ablan arıyor. Önemlidir belki, bakacak mısın?"
Oflayarak gözümü açtığımda halime gülen Kutay Beyle bende gülümsedim. Başımı onaylarcasına sallayıp yattığım yerden doğruldum.
Uyku sersemi kulağıma yasladığım telefondan gelen şen sesle yüzümü buruşturmadan edemedim.
"Çağla hanım, çağla hanım. Sabahı şerifleriniz hayırlı olsun. Nasılsınız? Kahvaltılar yapıldı mı?"
Yüzüme yayılan güçük gülümsemeyle ablama cevap verirken iyiyim-sen? faslı kısa sürmüştü.
"Ben seni niye aradım?"
'Niye?'
Uykulu halim devam ederken Kutay bey tekrardan yatmıştı ama uyumadığı belliydi. Ablamın sesiyse, hoparlörde olmamasına rağmen tüm odada duyuluyordu.
"Geliyorum, işim erken bitti. Yani tabiki bir kaç günlüğüne geliyorum ama bakacağız durumlara göre. Ona göre gelirken seni alayım diyecektim."
'Ben..ııı ,yeni uyandım. Saat kaç?'
"Yeni mi uyandın?"
Sert çıkan sesi içimi ürpertirken gözlerim kapandı kapanacaktı. Deli gibi ağrıyan başımsa cabasıydı.
"Çağla? Hasta falan mısın? Sen bu saate kadar uyumazsın. Hastaneye gittiniz mi?"
Sorduğu soruyla kaşlarım çatılırken ne sorduğunu dahi zor seçiyordum.
'Yok, yani bilmiyorum. Gitmedim hastaneye falan sen ne zamana geleceksinde?'
"Bir kaç saate falan."
'Tamam, ben bir sorayım olur mu? Tekrar ararım.'
"Tamam hastaneye giderseniz haber et."
'Tamam abla hadi bay bay'
Telefonu kapattığım gibi geriye devrilirken yastığa ani gelen başımdaki ağrı arttı. Kutay beyin yerinden kalktığını hissettiğimde araladığım gözlerimle ne yaptığına baktım.
Üzerime doğru eğilmiş anlıma yasladığı eliyle düşünceli duruyordu.
"İyi misin güzelim?"
Mırıltımla onaylarken gidip gelen bilincimle ne olduğunu tam seçemiyordum.
'Saat...saat kaç?'
"Dokuz buçuğa geliyor. Sen bekle ben bir Doruğu çağırayım tamam mı?"
'Gerek yok' diyen mırıltım varla yok arasındaydı. 'Uykum var sadece, uyumak istiyorum.'
"Tamam, olsun. Bi baksın."
Yataktan kalkan beden ve açılan kapıdan sonra birkaç dakika geçmeden içeri dalındı. Hala gözlerimi açamazken burnuma gelen parfüm kokusu Doruk abime aitti.
"Maviş? İyi misin?"
'Bir şey olmadı. Uykum var sadece, birazcıkta başım ağrıyor.'
"Emin misin?"
'Evet, cidden sadece uykum var. Uyursam geçer.'
Anlıma dokunan elle kapattığım gözlerimi tekrar araladım.
"Ateşinde yok. Halsizliğin ne durumda?"
'Uykum var sadece.'
Derince aldığı nefes sesi kulaklarıma gelirken diğer tarafımada bir ağırlık çöktü. Kutay beyle konuşan Doruk abimin ne dediğini tam anlamasamda bilincim gelip gidiyordu sürekli.
Yanaklarıma dokunan ellerle gözlerimi tekrar açtım.
"Bir yerden düşmedin dimi abim? Yada kafanı çarpmadın?"
Onaylamazca başımı sallarken mırıldandım ama ne dediğimi bende anlamamıştım.
"Tamam, sen bir kalksana. Uyuma."
Huysuzca mızırdanıp diğer tarafıma dönerken bu dafa Kutay bey konuştu.
"Hadi gelde kahvaltı yapalım. Taze simit almışlar."
'Cık. Uyumak istiyorum. Karnım tok benim.'
Aniden belimden tutularak kaldırıldığımda sıkıca tutunmaktan ve kaşlarımı çalmaktan başka bir şey yapamadım. Sıkıca saran Doruk abim benimle birlikte odadaki banyoya girdi.
Lavabodaki tezgaha oturttuğunda sağımda kalan duvara yaslanmadan edemedim. Çeşmenin açıldığını bildiren su sesi gelirken yüzüme değen koca bir avuç suyla boğulur gibi oldum.
Ben bir taraftan öksürürken yüzümü hunharca yıkayan Doruk beyler fazlasıyla memnundu.
"Oh..mis gibi oldu."
Boynumdan t-shirtüme gelen sular buz gibiydi. Ayılmamak imkansızdı ama benim hala çok uykum vardı.
Durmadan avucunun tekrar doldurduğu suyu yüzüme attığında kapanan gözlerim yine açıldı.
Soğuk suyun ıslaklığını silmek için havluya uzandığımda daha yüzümü kurulayamadan elimden alındı.
"Bekle sen burda ben sana kıyafet getireyimde üzerini değiştir."
Banyodan çıkıp geldiğinde eşofman takımlarımdan birini elime tutuşturdu.
Banyonun kapısını örtüp çıktığında hala aynı yerde oturmaya devam ettim. Duvara tekrar yaslanıp gözlerimi kapattığımda ise kapının diğer tarafından bir ses geldi.
"Kalk Deniz! Ve üzerini değiştir artık!"
Acaba diyorum, oturduğum yerden atlasam? bayılsamda uyusam ihtimali yoktu dimi?
Tezgahtan atlayarak indiğimde hırsla tişörtümü çıkarıp sweati giydim. Aynadaki yansımamla göz göze geldiğimde ise başka bir şok yedim.
Az önceki soğuk su daha az çarpmıştı kesinlikle.
Bu ne lan!
Gözlerimin altı morarmış ve şişmişti. Beyaz tenim sanki olabilirmiş gibi dahada beyazlamış saçlarım birbirine girmişti.
Dudaklarım normalden bambaşka bir renge bürünürken yolda görsem kaçardım.
Kendime bakmayı kesip aşağı indiğimde gözlerim yarı kapalıydı. Her ne kadar uyumak istesemde ablam gelecekti ve onu ekmek istemiyordum.
Karşıdan koşarak gelen ve "ablaa" diyerek bağıran Gökalp hızla bacaklarıma yapışırken yüzümde bir gülümseme peydahlandı.
Onun boyuna yetişmek için eğilirken bu sefer kollarını boynuma sardı. Sıkıca sarılışı yetmezmiş gibi birde anın büyüsüyle sağa sola sallayışı içimi kıpır kıpır yaptı.
"Biliyoy musun?"
Derken kafasını geriye çekmiş küçük elleriyle yanaklarımı sarmıştı.
"Tam biy ay sonya benim doğum günüm"
Her ne kadar bilsemde ve vereceğim hediye bile belli olsada bilmiyormuş gibi şaşırdım.
'Aaa bilmiyordum.'
Azıcık moreli bozulsada hızlı toparladı kendini.
"Oyşun, aytık biliyoysun."
'Ama unuturum ki'
[I]Zinhar yalan.[/I]
Büzdüğü dudağıyla bir süre suratıma baktı.
"Oyşun, gel yetey ki."
[I]Seni yerim sıçmam çocuk.[/I]
Sinir etme girişimim tamamen batarken yanaklarına yumuşak olmayan öpücükler koydum.
Herkes masaya geçmiş kahvaltı öncesi sohbet ederken biz çok farklı alemdeydik.
Aşk böceği küçük adamım Gökalple hasret gideriyordum. Olacaktı o kadar. Ablaydım ben.
Ben yanaklarını ısırmak suretiyle öperken Gökalp birden geri çekildi. Rahatsız olduğunu düşündüğümden bende durdum.
Tüm ciddiyetiyle suratıma baktığında kaşları çatıldı. Sinirli olmaktansa tatlı olan görüntü karşısında yine eridim.
"Sen babamla uyudun."
Kurduğu cümleyle ne diyeceğimi bilemedi
"Annemle yanımıza gelmedin. Babamı atmıştım ben. Seni bekledim."
Kutay beyin bakışları duyduğu cümleyle değişirken şaşkındı.
"Len eşek sıpası, acıdımda bıraktım. Ne zaman attın beni?"
Gökalp babasına dönerek küçük işaret parmağını kaldırdı.
"Biy dakika lüften babam, ablamla kouşuyoyum. Sana biyazdan dönüş yapacağım."
Kutay bey önündeki tabaktan bir salatalık alıp ağzına attığında hırsla çiğnedi. Karısını almışlardı elinden. Haklıydı adam.
"Ablam" dedi, tekrardan bana bakarken.
"Neden gelmedin?"
'Bilmiyordum ki. Hem uyuya kalmışım zaten.'
Yanaklarımdaki elleri yerini korurken anlımdan öptü.
"Gel biydaha kine tamam mı?"
Uslu uslu tamam demekten başka seçeneğim yokken Gökalpi kucağıma alarak yerime ilerledim. Yanıma kurulmuştu bu sefer, küçük bey.
[I]Bu bey küçük falan değil. Kaç kilosun Gökalpciğim? Hayır o kadar kiloluda görünmüyor bu çocuk.[/I]
Gökalpi yanımdaki sandalyeye oturttuğumda sandalyesindeki minder gülmeme sebep oldu. Boyu yetişmiyordu masaya. Yerdim.
"Hiç öyle gülme, birkaç santimle o minderden kurtuldun cüce."
Baran abime ters bakışlarımla karşılık verirken her sabahki gibi önüme konulan dolu tabağı yine bitiremeyeceğimi biliyordum.
Başımdaki ağrı Gökalple konuştuğumdanmıdır ne biraz azalırken kahvaltıma başladım.
"Ablam?"
'Küçük adamım?'
Kullandığım hitap şekliyle gülen kardeşim zevkten dört köşe olurken homurdanma sesleri arasında annemin 'yaaa' diyişi sırıttı.
Gökalp gururla tek elini göğsüne koyarken abilerine ve babasına nispet yapar gibi sırıtıyordu.
"Benim, ablamın adamı. Benden bahsesdiyoy, ağlamayın lüften."
"Sen git önce bi lütfen demeyi öğren, yerden bitme. Daha kelimeleri telaffuz edemiyorsun birde gelmiş 'binim ,ablimin idimi. İğlimiyin lüftin' diyor. Sarı pipi"
Meriç son kelimelerini ne kadar sessiz söylesede Karan abimin ters bakışlarıyla yutkundu.
"Sen nesin lan o zaman?"
Ateş abimin tek kaşını kaldırarak sorduğu soru alay doluyken annem
"Susun bi, çocuklar abla-kardeş konuşacak sizin yüzünüzden daha birbirlerini duyamıyorlar. Seninde o lafını sonra konuşacağız Meriç."
diyişi herkesi muma çevirdi. Bakışlarım yanımdaki miniği bulurken Gökalp mutlulukla devam etti.
"Bu gün..bu gün bir şeyler yapalım mı?"
Yüzümdeki gülüş alenen solarken Gökalpte anlamış gibi üzüldü.
'Ablam gelecek, sabah söyledi. Ama akşam geldiğimde birlikte film izleriz tamam mı? Birşeyler alırım hem gelirken, olur mu?'
Hevesle kafasını sallarken babamlar kendi aralarında iş konuşmaya ,annemse Baran abime tasarım fikirlerinden bahsetmeye başlamıştı.
Bitirim ikilide herzaman ki gibi kendi arasında sohbet ederken Meriç abimde babamlara katılmıştı.
"Hangi filmi izleyelim ablam?"
Düşündüğümü belli etmek için hımlarken geçen sefer izlediğimiz film geldi.
'Şu izlediğimiz Ejderhanı nasılsın eğitirsin filmi vardı ya, onun 2 sini izleyelim mi?'
"Oluy, oluy çok çok çok güzel oluy."
'Tamam o zaman anlaştık.'
"Hiii"
dediğinde anlık herkes sohbeti kesip Gökalpe bakarken küçük adam heyecanla bir kaç defa koluma vurdu. Vuruşları yumuşak olduğundan acıtmazken fazlasıyla heyecanlıydı.
"Kurabiye! Kurabiye yapalım mı? Şu ..şu geçen sefer doğum günümde yaptığımız gibi ama ejdeyli."
Fulya hanım bana açıklamak adına sözü alırken gülümsüyordu
"Tarçınlı kurabiye üzerine renkli drajeyle çizim yapmıştık. Ondan baysediyor ama ejderha yapılabileceğinden emin değilim."
Gökalp'in yüzü düşerken hevesini kırmamak adına gülümsedim.
'Ben bakayım tamam mı? Atıştırmalık işi bende küçük adamım.'
Hevesi yerine gelirken kafamdaki çarklar hızla dönmeye başladı.
Geçen sefer küçük kaçamağımız için markete uğradığımızda gördüğüm ejderha siluetli nugget aklıma düşerken filmi çağrıştıran diğer atıştırmalıkları düşündüm.
Aklıma gelen, ablamın sürekli uğradığı ve pastacılar için özel kalıp üreten arkadaşına da gitmem gerekecekti.
Birkaç birşey yedikten sonra odama kaçıp uyumayı düşünüyordum ama geldiğini haber eden ablamla hazırlanarak aşağı indim. Karşılıklı çay içip gülüşen annem ve ablama şaşırmazken ben geldiğimde ikiside susmuştu. Annemin suratındaki gülüş yerini korurken ablam anında bana dönmüş üzerimi taramıştı. Bakışları koluma astığım çantada oyalanırken gülümser gibi oldu.
"Çıkalım mı Çağla?"
'Olur'
Annemin yüzü düşerken bu hitap şeklini sevmediği açıktı.
"Bende sizi geçireyim madem" diyerek ayağa kalktığında salona giren babamla üçümüzde duraksadık.
"Çıkıyor musunuz?"
Kutay beyi mırıltımla onaylarken yanıma gelip aniden sarılmasını beklemiyordum.
"Dikkat et tamam mı? Bir sıkıntı olursa 'baba' demen yeter hemen yanındayım."
Kulağıma fısıldadıklarıyla gülümserken belini saran kollarımı sıkılaştırdım.
"Başın daha çok ağrırsada söyle gerekirse eve mr getiririm tamam mı?"
Gülüşüm sesli bir hal aldığında kolları arasından çıktım. Yüzündeki ifade her ne kadar ciddi olduğunu göstersede şimdilik şaka olarak görmek istedim.
"Biz çıkalım artık, çok geç olmadan eve getiririm Çağlayı merak etmeyin."
Ablamın belimden kavrayıp yanına çekerek söyledikleri her ne kadar normal olsada ablama dikkatle bakan babamın kaşları çatıktı.
"Tabiki ondan hiç şüphemiz yok Elvan hanım. 'Denizi' en kısa sürede evinde görmek isteriz."
Ablamında çatık kaşlarıyla, sorgulayan ifadesi tamamen, adımı bastırarak söyleyen Kutay beye odaklanmışken araya annem girdi.
"Biz daha fazla tutmayalım sizi."
Ablamla Babam arasındaki gerilim hattı salonu tamamen ele geçirmişken ablamın buz gibi gülümsemesi Kutay beyi şaşırttı.
"Tabi tutmayın siz bizi, çıkalım artık biz. Hadi Çağla.."
Evden çıkıp arabaya ilerlerken kapıda bize bakan annem ve babam kendilerini gülümsemeye zorluyordu.
Bakışlarım evin ikinci katındaki camlardan birini bulduğunda Karan abimi görmeyi beklemiyordum.
Bana bakan gözleri endişeyle doluyken kendini gülümsemeye zorladı. Göğsünde bağladığı kollarından birini çözerek hafifçe el salladığında bende salladım.
Yüzündeki küşük gülümseme büyürken ablamın adımı söylemesiyle arabanın kapısını açıp yerleştim. Küçük çantamı arka koltuklara atarken bir elim kemere uzandı.
Ablamın aracı çalıştırıp gazı köklemesiye her zamanki mekanımıza gittiğimizi hissettim.
.....
Bölüm sonu
Oy ve yorumlarınızı bekliyorummm.
🤍🩶🖤
Bölüm etkileşimi
