Akışına Bırak kitap kapağı

13. bölüm / 38

1.3 Bir Yapboz Meselesi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 38Şu an: 1.3 Bir Yapboz Meselesi

:)

Bölüm gelmesiyle ilgili not: Şu anda elimde hazır birkaç bölüm olduğu için gün de bir bölüm atacağım (daha fazlada olabilir) bu sayede benimde yazmaya vaktim olsun yani ne siz sıkılın nede ben zorlanayım.

🤍🩶🖤

Ve ben sevildiğimi düşünecek kadar aptaldım. Ne daha fazla ne daha az, o kadar.

🤍🩶🖤

:)

Çağla Deniz SOYLU

Eve gelmiş bana verilen odada ders çalışıyordum. Saate bakmamla yemek saatinin yaklaştığını farkettim.

Kitapları yerlerine yerleştirmemle kapının çalması bir oldu.

'Gelebilirsiniz'

Cevabımla kapı zorlanarak açılmış iri mavi gözleriyle, utangaç bakışlarıyla Gökalp görülmüştü.

Benim bir kardeşim vardı dimi. Çocuklarla pek iyi anlaşan biri değildim. Genelde beni pek ilgi çekici bulmazlardı yani en azından yurttaki çocuklar öyleydi.

"Gelebiliy miyim?"

R leri söyleyemeyişi onu dahada tatlı yaparken kızaran yanakları tuzu biberi oluyordu resmen.

'Tabi gelebilirsin.'

Nedeni bilinmez ama Gökalpe karşı anlamsız bir merhamet vardı içimde.

"Şey diyecektim..."

Cümlesini toparlamasını bekledim. Diğerlerine karşı ne kadar çekingen bir çocuk olmasada bana karşı durumun böyle olmadığını anlamak zor değildi. O da yeni tanıştığı Ablasına alışmaya çalışıyordu.

Kendime tam şu an bir söz verdim.

'Ablam bana nasıl davranıyorsa Gökalpe öyle davranacaktım.' Ablam çok iyi bir ablaydı. Tanıştığımızdan itibaren her zor anımda yanımda olmuştu

"Şey...yemekten sonya yapboz yapalım mı beyabey. Kocaman...kocaman biy yapboz almış Meyiç abi. Yapalım...yapalım mı? Senle ben sadece, hı?"

Yapboz yapmak iyi fikirdi hem abi gurubunda -başta doktorlar olmak üzere-
birisiyle daha vakit geçirirsem ne olacağını kestiremiyordum.

Diğerlerine yaptığımın aksine Gökalpin gözlerine bakabiliyordum. Daha rahattım. Dahasını geçtim, rahattım.

Yüzümde oluşan gülümsemeyi engellemedim bu yüzden.

'Olur tabi. Bende yapboz yapmayı seviyorum.
Yemekten sonra senin odanda mı yapalım burda mı?'

Sorduğum soruyla bir süre düşündü.

"Buyda.. buyda yapalım. Buyası güzel. Kayan abinin odası gibi...hem hem çok güzel kokuyor."

Pek parfüm kullanmazdım, ağır geliyordu.
Tütsüde yakmadığımı düşünürsen duş jelim, şampuanım yada kitap kokuyor olması lazımdı ama kitap kokusu almıyordum. Gerçi Gökalpin aldığı koku dalinde olabilirdi.

'Tamam o zaman yemekten sonra burda yapalım. Mukavvan varmı yapboz için, yoksa daha sonra yapmak için bozuyor musun?'

Önce kaşlarını hafif çattı

"Mukavva..Mukavva..hee şu kalın, kahve yengi, büsbüyük kağıt mı?"

Mukavva için olan tanımına şu an gülmek vardı ama utanmasını istemiyordum.

'Evet o. Var mı? yapıştırarak mı yapalım?'

Normalde konuşmayı uzatmaz kısa kesmek için elimden geleni yapardım ama konuştuğum kişi çocuk olunca kısa kesmek yerini dinlemek geliyordu içimden.

"Bu yapboz büsbüyük diye Meyiç abi o seyt kaytondan ve yapıştıyıcı da almış."

'Tamam o zaman yemekten sonra burda yapıyoruz anlaştık mı?'

Gökalpin yüzünde oluşan gülümseme bana herşeyi yaptıracak cinstendi

"Anlaştık. Ama...ama başkasını almayalım sadece ikimiz yapalım oluy mu?"

Bu küçük bey sanılanın aksine fazla kurnazdı anlaşılan. Umuyordum ki büyüyünce bu kurnazlık artışa geçmesindi.

'Olur'

Verdiğim cevapla dahada mutlu olmuş hızla kapıdan çıkmıştı sonra birden odaya girdi.

"Annem yemek içinde çağıyımamı istedi ama unutmuşum."

Yüzümdeki gülümsemeye engel olamazken
'E hadi aşağı gidelim o zaman' diyerek ayağı kalktım.

....

Meriç SOYLU

Yemek odasına gelmiş yemek için diğerlerinin inmesini bekliyordum, bir taraftanda annemin anlattıklarını dinlemek durumunda kalıyordum zaten.

Okuduğu dergilerden, son çıkan tasarımlara kadar yeni bulduğu tariflerden yazın gidilecek tatildeki otelin menüsü de dahil herşeyden bahsediyordu.

Deniz kaçırıldığından beri onu bu derece mutlu görmemiştik hiçbirimiz. Genelde Gökalp için sahte gülümsemeler sunar onun için çabalardık. Kimse birisini daha kaybetmek istemiyordu.

Yıllar boyunca yapılan araştırmalar bir işe yaramış olacaktır ki herkesin ölmüştür dediği Mavişimize kavuşmuştuk. Ama ben daha mavişimle birazcık bile vakit geçirememiştim.

Yemekten sonra yanına gitmek iyi fikirdi.
Belki PlayStation oynardık.

Aklımdan geçen fikirle yüzümü buluşturdum. Evdeki testosteron miktarından Mavişe nasıl davranmam gerektiğini unutmuş olmam yüzüme tokat misali çarpmıştı.

Genelde kızlar pek hoşlanmazdı bu tarz aktivitelerden ama bi bakardık duruma göre. Hem belki başka birşey de yapabilirdik ama Denize daha doğrusu -Demirin isteği- üzerine Çağlaya sunmak sıkıntılıydı. Zira benim biriciğim herşeye ama herşeye tamam veya olur diyordu.

Merdivenlerden gelen koşma sesiyle Gökalp hızla salona girip annemin yanına gitti. Heyecanı ölçülmez cinstendi.

Kim bilir ne soracaktı ve aklına ne gelmişti. Her an herşeyi sorabilirdi.

Geçen gün 'neden ben abi değilim? Kardeş istiyorum.' diye sormuş cevabı ise Ateş abimden gelmişti.

'Yeter artık daha fazla çekemem bu kadar kalabalığı' cevabıyla annemden terlik yemesi kaçınılmaz olmuştu. Neyseki annem için riskli olduğundan imkansızdı bu durum.

"Anne ablamla yapboz yapsam kabul edeymi?"

Sorduğu soruyla Gökalpe adaklandım. Kaşlarım benden istemsiz çatılırken annemin bir umut 'hayır' demesini umdum ama nafileydi.

"Tabi bebeğim sor, hem seviyordur bence ablan."

"Tamam. O zaman yemekten sonya ablamla biylikte yapboz yapıcam."

Bacak kadar boyu ile r leri bile söyleyemeyen bu velet benden önce Mavişim ile birşey yaparsa kalp krizi geçirme riskim vardı.

'Hayır!'

Tamam bu biraz sert bir çıkış olmuştu ama ben vardım burda sırasını beklesindi, bana ne.

Annemin bana dönene sert bakışlarıyla ufak bir yutkunma isteği doğdu içimde.

'Yani...'

Kıvırt oğlum kıvırt, Bas geri bas. Kaç davaya baktın böyle r yapmadın. Bir bakış yetti ya la.

'Şeyden dedim... şeyden.. ben gidecektim Mavişimin yanına, hem sıra var bir kere. Sırasını beklesin anne.'

Annemin bakışları azda olsa yumuşamıştı ama Gökalpin minik kaşlarını çatıp bana dönmesi bu meselenin uzayacağının bir işaretiydi.

"Niyeymiş hem biykeyem benim biy ablamın biy kaydeşi vay sadece ,sizden ohooo bir süyü."

Lan, tipe bak tipe. Bacaksız, sen git önce r leri söylemeyi öğren.

Ne desem boşuna olacak gibi görünüyordu o yüzden Gökalp'in suyuna gitmeye karar verdim.

'O zaman gel anlaşalım...'

Bacaklarımı kırmış olabildiğince boyuna yaklaşmıştım ama Gökal'in yaşıtlarına rağmen uzun olması bir işe yaramamış alttan alttan bana bakmaya devam etmişti.

Göz teması kurmam lazımdı benim. Hadi güzel genlerim o kadar hayrınızı gördük, burdada gösterin kendinizi.

Kurduğum cümleyi Gökalp pekte bir taraflarına takmamış olacak ki hızla başını iki yana salladı. Hayır normalde böyle bir çocukta değildi ki, ergenlik içinde erkendi oysa.

'Bi dinle önce abicim'

Kibarımsı cümlemle gözlerini bana dikti.

"İyi, dinleyim ama yapmam."

Lan tipe bak tipe ,ben bunun yaşındayken hiç böyle değildim. Her şeye tamam der, uslu uslu otururdum. Zamane çocuklarına ne oldu?

Evet en son evin perdelerinde tarzancılık oynuyordun. Bende öyle yapacağım diyerek televizyonda gördüğün akrobasi hareketlerinide denemeye çalışırken ayağını kırdığını daha sonrasında ise 3 defa alçıları kırdığını saymaz isek gayet sakin bir çocukluktu.

Gözümün önünde beliren görüntülerle yüzümü buruşturdum. Ama perde işi çok eğlenceliydi.

'Gel birlikte yapalım üçümüz hı? Ne dersin?"

Önce düşünür gibi durdu sonra tekrardan kafasını iki yana salladı

"Olmaz"

Aklıma gelenlerle kendimden emin bir şekilde tekrar konuştum.

'Hem ben almadımmı o yapbozu sana, bende yapabilirim.'

Önce iri, mavi gözlerini kıstı sonra kaşlarını olabilecek gibi dahada çattı.

"Hediye aldın akıllım. Hediye veyilen şey senin değil aldığın kişinindir."

Gözlerimin büyümesine engel olamazken annemde şaşkın duruyordu. Anlaşılan bizim küçük prens ,konu ablası olunca kendini aşıyordu.

Ağzımdan çıkan 'lan!' nidasını engelleyemezken ne diyeceğimi bilemedim çünkü bunu ona ben söylemiştim. Dolabımda cübbemi gördüğünden beri 'Bende avukat olacağım!' diye dolaşıyordu zaten ama bu kadarını beklemiyordum.

Gelecekteki duruşmalarında karşı tarafa iyi şanslar dilerim. Çünkü Gökalp pekte acıyacak gibi durmuyordu.

Arkasını dönmüş merdivenler ilerlerken

"Benim ablamla konuşup ikna etmem lazım gidiyoum, sende buyda duy." demişti.

Ağzım açık yerde kalırken annem arkasından seslendi

"Yemek için çağırmayı unutma!"

.....

Kısmen sessiz geçen yemekten sonra -Gökalp bana bakarak sırıtıyordu- Deniz ve Gökalp birlikte yukarı çıkmış yapboz yapıyorlardı.

Ben ne mi yapıyordum?

Salonda oturan herkese tek tek, sırayla bulaşıp sinirlenmelerine sebep oluyordum.

Neden mi?

Çünkü eğlenceli.

Karan abim bu sayede odasına çıkmıştı, Demir ve Doruk abimler yemekten sonra direk kaybolmuşlardı zaten. İlgilenmeleri gereken dosyaları vardı ikisininde. Doruk abimin dediğine göre bi ameliyat için araştırma yapıyordu. Demir abimse not almaya devam ediyor her bir hastasını tekrar gözden geçiriyordu.

Karan abimden sonra anneme bulaşmış onuda mutfağa kaçırmıştım. Kaçma sebebi ise Denizin eskiden çok sevdiği özel kurabiyeyi hatırlatıp hala güzel yapamayacağını söylememdi. O ise inat etmiş 'yaparım bir kere, kızımda yer' diyerek mutfağa gitmişti.

Babam annemin gitmesi ile kalkmıştı. Odasına gidip kitap okuyacağına yemin edebilir ama kanıtlayamazdım.

Şu an ise salonda Ateş abim, ben ve Baran oturuyorduk. Baran elindeki tabletle çizim yapıyor, Ateş abim ise televizyondan bir kanal açmış boş boş bakıyordu.

Sıradaki hedefim kesinlikle Barandı zira diğer seçenek ölümümle sonuçlanabilirdi.

Önce ayağa kalkıp yanına doğru ilerledim. Tekli koltukların birine oturmuş tamamen tablete odaklanmıştı.

Ateş abim yayıldığı üçlü koltuktan bana 'Sen iflah olmazsın' bakışı atarken Baranın arkasına doğru ilerledim.

Yaptığı çizimi görmek için biraz eğilmiş ekranı görmeye çalışmıştım. Karşılaştığım kaplan figürüyle dudaklarımı büzdüm. Baya iyi yapıyordu şerefsiz. Anlaşılan spor salonuna yapacağı yeni çizimin taslağını atıyordu.

Birkaç adım daha atmış aniden elimi omzuna vurmuştum. Beklediğim şey irkilmesiyken kendimi yerde bulmam bir olmuşu.

Ani hareketime karşı omzundaki elimi önce tutmuş sonra ters çevirip önüne doğru bedenimi savurmuştu. Sırtımın halıya çarpması ve ağzımdan çıkan inlemeyle beyimiz kendine gelmiş olacak ki

"Abi!" dedi şaşkınlıkla.

İlk defa başıma gelmiyordu bu durum ama bu kadar olacağını tahmin etmemiştim bu sefer.

Belim, sanırım bu sefer kırılmıştı yoksa bu acının başka bir açıklaması olamazdı.

Baran oturduğu yerden kalkıp yanıma gelme zahmetinde bulunurken Ateş abimin gülme sesi geliyordu kulağıma.

Bir dakika ne gülmesi kahkaha atıyordu resmen adam. İyi eğlence çıktı onada, sabah hıncını alamamıştı zaten.

Annemin gelmesiyle gerçekten sert atıldığımı anladım ev de ses yankılanmış olmalı ki diğerleride gelmeye başladı.

Annem yanıma gelip suratıma bakmaya başladı bir taraftan da Baranın kızaran yüzünü görüyordum. Hayır kızamıyordumda. Mahcup mahcup bakıyordu, refleks ile yaptığı belliydi. Tabi bu nasıl refleksse.

Karan abimi tepemde görmemle bakışmaya başladık. Gülmekle gülmemek arasında bir surat ifadesi vardı. Neyseki saklıyordu ama birileri hâla kahkaha atmakla meşguldü.

Merdivenden inen Gökalp ve Deniz ile yattığım yerden dirseklerimiz üstüne doğruldum. Gökalp 'gene mi?' bakışları atarken Deniz fazlasıyla şaşkın duruyordu.

Mavi gözleri büyümüş ağzı açık bakıyordu bana. Tipe bak lan, maviş maviş.

'Bak 6 numaralı abin 5 numaralı abine ne yaptı.'

Belki, hani bir umut acındırma işe yarayabilirdi. Planım diğerleri tarafından anlaşılmış olacak ki Ateş abim gülmeyi bırakmış sert bir şekilde bana bakıyordu,
Karan abim derin bir nefes aldı benim nefesimi kesmek ister gibi, İkiz abilerim yoktu -kesin kulaklıklarını taktılar-, Baran'ın bakışları değişmiş tek kaşı havaya kalkmıştı. Gökalp ise hâla ne dediğimi anlamaya çalışıyordu.

Annem farklı bir alemde ,söylediklerime gülmemeye çalışıyordu. Arkasını dönmüş, mutfağa gitmişti tekrardan. Anlaşılan tatlı işini ciddiye aldı.

Biraz daha fazla inlememle Deniz yanıma gelmiş önüme eğilmişti.

"İyi misin?"

Allahım şükürler olsun sana yarabbim. Daye miro miro daye vara miyo...

İçimdeki hükumet kadını repliğinin haklılığını boş verip Denize baktım.

'Hayır değilim'

Birde bayıl istiyorsan Feriha

Endişesi dahada büyümüş iyice yanıma yakşalmıştı. Kocaman olmuş göz bebekleri endişesinin bir diğer kanıtıydı. Ama bu çok güzel bakıyor.

"Çok mu acıyor?"

Sorduğu soruyla önce ne diyeceğimi bilemedim aslında pekte kalmamıştı acısı ama böyle yapacaksa bir kere daha atlayıp 'çok acıyo' diye ağlayabilirdim. Sıkıntı yoktu yani.

'Acıyor' demem tamamen o yüzdendi ama Ateş abimin 'şerefsiz' diyen fısıltısını duymuştum.

Deniz birden ayaklanmış

"Doruğu çağıralım" diyerek arkasını dönmüşken Karan abim bileğinden tutup durdurdu.

"Yok güzelim birşeyi, olsa bizde bakmaya çalışmazmıyız. Hem arada oluyor ona böyle, yere düşer sıksık. Birşey yok yani korkma. Abartıyor o"

"Ama acıyor dedi."

"Acımıyodur, sıkıntı yok."

"Ama..öyle dedi."

Tamam bu kadarını bende beklemiyordum. Karan abimin uyarı dolu bakışlarını görmemle toparlanıp ayağa kalktım.

Ayağa kalkarken canım acısada hızla toparlandım.

'Yok o kadar acımıyo bak.'

Söylediklerimle bana dönmüş ufaktan halimi süzmüştü.

Alık alık "Emin misin?" demesi ne ladar ısırma isteği oluştursada kendimi tutup işi şakaya vurmayı seçtim.

'Cık Emin değilim ben, Meriçim.'

Söylediğimle hafifçe gülmüştü. İçimde oluşan rahatlama ise garipti. Eğer eski biz olsaydık 'öpte geçsin' diyerek yanağımı gösterirdim ama ne biz eski bizdik nede yaşanılanlar normaldi.

"O zaman yapboz yapmaya gidelim mi?"

Gökalp'in sorusuyla dik dik ona bakan sadece ben değildim ama onaylayan Denizdi.

........

Gökalp elimi tutmuş beni yukarı çekiştirirken arkamızdan bakan bakışları hissediyordum.

Bu kadar korkmamı ben kendimdende beklemezdim ama yerde Meriçi gördüğümde içim bi tuhaf olmuştu. Oysaki doğru düzgün konuşmuşluğumuz bile yoktu.

Kan, kesinlikle kan çekmesi gerçekti. Şu dakikadan sonra buna dair inancım artmıştı.

Odaya girmiş yaklaşık bir saattir oturduğumuz yere geri döndük. Önce köşeleri ayırmış şimdiyse renkleri ayırıyorduk, bir kısmına ise başlamıştık.

Gökalp büyük demişti ama 150 parçalık Şimşek McQueenli bir pazıldı. Bu akşam bitirirdik yüksek ihtimal.

5 bin parça gören bana atıştırma gibiydi ama Gökalpin yaşı için baya güzeldi.

Hem o mutluydu hem ben. O yüzden gerisi pekte önemli değildi.

Bir taraftanda sohbet ediyorduk. Daha doğrusu o anlatıyor ben dinliyordum. Kreşindeki arkadaşlarından bahsediyordu. Öğretmenini fazlasıyla sevdiği ise belliydi.

En yakın arkadaşlarını anlatmış, birlikte neler yaptıklarından bahsetmişti. Sonrasında yaptığımız görseldeki filmden bahsetmeye başladı bu sefer ara ara bemde söze dahil oluyor karakterlerden bahsediyordum.

Ben konuşurken gözlerimin içine bakması ayrı bir detay olurken ,sanki hafızasına kazıyordu bu anı.

........

Puzzleın bitmesiyle arkaya doğru esnedim. Zaman nasıl geçmiş anlayamamıştık ikimizde. Gökalp'in yatma saatinin yaklaştığını Fulya hanımın gelip söylemesiyle hızlanmış ve bitirmiştik.

Gökalp ise beklemediğim bir şekilde hızla yanağımdan öpmüş

"İyi geceler abla"

diyerek aynı hızda odadan çıkmıştı.

Yarın dahada yorucu bir gün olacaktı zira öğlen hepbirlikte biryere gideceğimizi ve bir gece kadar orda kalacağımızı söylemişti Fulya Hanım.

Eşyalarımı sabah hazırlamaya karar vererek lavaboya girip işlerimi hallettim pijamamıda giyerek hazırdım.

Bakalım ne olacaktı.

.......

2038 kelime
Bölüm nasıldı?
Umarım sevmişinizdir.

💫Yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayın💫

Görüşürüüüüüük.

🤍🩶🖤

Not; İlk baştaki sözler bölümle âlakalı değil. Bazıları karşıma çıkan ve benim sevdiğim bazılarıysa bu bölümdeki gibi benim kendi yazdığım sözler.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

191okunma 10beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…