48. bölüm · KANDIRDIM

BÖLÜM 48: Kalp Atışı Durduğunda (FİNAL)

Dre Yko

Bölümler
1 BÖLÜM 1: Vitrindeki Hayatlar 2 BÖLÜM 2: Maskenin Arkasındaki Gölgeler 3 BÖLÜM 3: İlk Çatlaklar 4 BÖLÜM 4: Gizli Aynalar 5 BÖLÜM 5: Kapalı Kapılar ve Yeni Bağlar 6 BÖLÜM 6: Egonun Körlüğü 7 BÖLÜM 7: Kırmızı Hatlar ve Gizli Bakışlar 8 BÖLÜM 8: Ortaklar ve Yaralar 9 BÖLÜM 9: Gölgelerden Gelen Şifa ve Kusursuz Tuzak 10 BÖLÜM 10: Maskenin Kusursuz Dönüşü 11 BÖLÜM 11: Gece Yarısı Sığınakları 12 BÖLÜM 12: Kokular ve Kuşkular 13 BÖLÜM 13: Dedektiflik Oyunları ve Karanlık Odalar 14 BÖLÜM 14: Dijital İlmek 15 BÖLÜM 15: Kırılma Noktaları 16 BÖLÜM 16: Sahte Sığınak 17 BÖLÜM 17: Asfaltın Üzerindeki Işık 18 BÖLÜM 18: Beyaz Odadaki Kırıntılar 19 BÖLÜM 19: Kalp Atışları ve Portakal Kabukları 20 BÖLÜM 20: Demir Parmaklıklar ve Açılan Kafes 21 BÖLÜM 21: Tiyatro ve Tehlikeli Adımlar 22 BÖLÜM 22: Çatı Katındaki Senfoni 23 BÖLÜM 23: Kapanın İçindeki Gölgeler 24 BÖLÜM 24: Şah ve Mat 25 BÖLÜM 25: Kırık Cam Taneleri 26 BÖLÜM 26: Bodrum Katındaki Yetim 27 BÖLÜM 27: Keskin Metalin Sesi 28 BÖLÜM 28: Fırtınadaki El 29 BÖLÜM 29: Siyah Odadaki Şifa 30 BÖLÜM 30: Siyah Sığınağın Sessizliği 31 BÖLÜM 31: Kurşunların Gölgesinde 32 BÖLÜM 32: Av ve Avcı 33 BÖLÜM 33: Kapana Kısılanlar 34 BÖLÜM 34: Çaresizliğin Bedeli 35 BÖLÜM 35: Gece Yarısı Soygunu 36 BÖLÜM 36: Gözlerini Açtığında 37 BÖLÜM 37: Kampüsün Yeni Ağaları 38 BÖLÜM 38: Müdürün Odasındaki Gölge 39 BÖLÜM 39: Karanlıkta Tek Başına 40 BÖLÜM 40: Avcının Labirenti 41 BÖLÜM 41: Ölümle Dans 42 BÖLÜM 42: Maskelerin Ardında 43 BÖLÜM 43: Kusursuz Planın Açığı 44 BÖLÜM 44: Kanlı İmzalar 45 BÖLÜM 45: Ruhun Kararması 46 BÖLÜM 46: Görev Tamamlandı 47 BÖLÜM 47: Fırtınadan Önceki Son Durak 48 BÖLÜM 48: Kalp Atışı Durduğunda (FİNAL)

Ameliyathane kapısının önündeki o dondurucu koridorda zaman durmuştu. David, sırılsıklam kıyafetleri, darmadağın olmuş alçılı kolu ve ellerine, yüzüne bulaşmış Dre’nin taze kanıyla bir heykel gibi bekliyordu. Gözlerini o kırmızı "Ameliyat" ışığından bir saniye bile ayırmıyordu. İçinden binlerce kez aynı şeyi mırıldanıyordu: "O Dre... O herkesi kandırır. Ölümü de kandıracak. Biliyorum, uyanacak."
Tam üç saat sonra ameliyathanenin kapısı yavaşça açıldı. İçeriden çıkan doktorun yüzünde o her zamanki profesyonel, soğuk ifade yoktu; başı öne eğikti, gözleri dolmuştu.
David hızla ayağa kalkmaya çalıştı ama dizleri titredi. "Doktor..." dedi, sesi bir çocuğun çaresiz fısıltısı gibiydi. "Çıktı değil mi kurşunlar? İyi o, di mi?"
Doktor, David’in yanına geldi. Elini David’in titreyen omzuna koydu, yutkundu ve o dondurucu cümleyi kurdu:"Başımız sağ olsun evladım... Çok direndi, inanılmaz bir kalbi vardı ama... Kurşunlar hayati damarlarına gelmişti. Kurtaramadık. Kaybettik onu."
"YALAN SÖYLÜYORSUN!" diye kükredi David. Hastane koridoru onun feryadıyla sarsıldı. Doktorları, hemşireleri iterek ameliyathaneye daldı. "Dre! Uyan ulan, şaka yapıyorsun di mi? Beni kandırıyorsun! Kalk hadi, çorba içireceksin daha bana!"
Yatağın üzerinde, beyaz bir çarşafın altında hareketsiz yatan Dre’nin yanına koştu. Çarşafı kaldırdığında, o her zaman dünyaya meydan okuyan dâhi kızın yüzünü bembeyaz, huzurlu bir uykuda gördü. David, sağlam olan tek eliyle Dre’nin bembeyaz, buz gibi olmuş ellerine kapandı. Hıçkırıkları hastane odasının duvarlarında yankılanıyordu."Beni korumak için yaptın... Kendini feda ettin," diye ağladı David, gözyaşları Dre’nin cansız eline damlarken. "Hani kimse seni kandıramazdı? Neden beni bırakıp gittin kraliçem? Neden..."
İki gün sonra... Gökyüzü, Dre’nin ruhu gibi simsiyah bulutlarla kaplıydı ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Şehrin en yüksek, tepeden tüm o siber ışıkları ve sokakları gören mezarlığında küçük bir kalabalık vardı.
Dre’nin mezar taşının üzerinde sadece tek bir kelime yazıyordu: DRE.
David, mezarlıkta herkes dağıldıktan sonra taze toprağın başında tek başına kalmıştı. Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor, üzerindeki kanlı kıyafetleri sırılsıklam ediyordu. Sol kolundaki alçının sızısı, kalbindeki o devasa, Dre’siz boşluğun yanında hiçbir şeydi.
Dre’nin mezar taşına yapıştırdığı o siyah yara bandına baktı. Sonra elindeki kırık siber saate.
"Beni yaşatmak için kendini feda ettin değil mi kraliçem?" diye mırıldandı David. Sesi artık ağlamaklı değildi; korkunç, dondurucu bir sakinliğe bürünmüştü. "Ama beni hiç tanımamışsın. Senin olmadığın bir dünyada, benim aldığım her nefes zaten bana haramdı."David yavaşça ayağa kalktı. Sağ eliyle montunun iç cebine uzandı. Orada, dün gece yeraltı hastanesindeki o boş odadan, Dre’nin eşyalarının arasından gizlice aldığı susturuculu siyah tabanca duruyordu. Metalin soğukluğu yağmur damlalarıyla birleşti.
Tabancayı kaldırdı, namlusunu tam şakağına dayadı. Gözlerini kapattığında karşısına Dre’nin o bodrum katındaki dâhi tebessümü, kantinde ona çorba içirişi, "Ejderha avcısı" diye seslenişi geldi.Dudaklarının kenarında, Dre’ninkine tıpatıp benzeyen, dünyaya meydan okuyan duygusuz ve havalı bir sırıtan ifade belirdi.
"Bu sefer, dünyayı ikimiz birden kandırıyoruz Dre," diye fısıldadı karanlığa doğru. "Ölüm bile bizi ayıramayacak."
FIST.
Susturucudan çıkan sessiz bir ses, yağmurun gürültüsü arasında kayboldu. David’in cansız bedeni, Dre’nin taze toprağının üzerine, tam onun kalbinin hizasına yavaşça yığıldı. Kafasından sızan kanlar, yağmur sularıyla birleşerek Dre’nin toprağına karıştı. Ruhları, o karanlık bodrum katlarından ve acımasız dünyadan uzakta, sonunda birbirini bulmuştu.
Mezar taşının üzerinde parlayan o kelime, artık ikisinin birden bu dünyaya attığı son kazıktı:
KANDIRDIM.
-SON-