23. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 23: Kapanın İçindeki Gölgeler
Gece saat tam 02.00’ydi. Jaewon’un ailesine ait devasa holding binası kapkaranlıktı. Jian, üzerinde siyah bir mont ve kalbi göğsünü yırtacak gibi çarparak, arka kapıdaki görevliyi Dre’nin ona daha önce verdiği sahte bir kimlikle atlatıp içeri sızmayı başarmıştı. Koridorlarda bir gölge gibi ilerleyerek doğrudan Jaewon’un üst kattaki makam odasına doğru tırmandı.
Odanın kapısını araladığında, fenerinin ışığını yakmasına gerek bile kalmadı. Çünkü odanın içindeki devasa kasanın başında, elinde evrak çantasıyla duran bir siluet vardı.
Jaewon buradaydı. Yurt dışı hesaplarını ve paralarını kaçırmak için son hazırlıklarını yapıyordu.Jian’ın içeri girmesiyle Jaewon irkilerek arkasını döndü. Elindeki silahı refleksle o yöne doğrulttu ama gelenin Jian olduğunu görünce alaycı bir şekilde güldü. "Sen? Senin o köhne hapishane köşesinde çürümen gerekmiyordu mu? Nasıl çıktın?"
Jian, gözlerinde hapishanede biriken o saf nefretle Jaewon’a doğru bir adım attı. "Şikayeti çektiler Jaewon. Ama ben buraya seninle eski günleri yâd etmeye gelmedim," dedi. Dre’nin ona tembihlediği gibi, cebinden o şifreli flaş belleği çıkardı. "Beni tamamen suçlu çıkarma planın bitti. Bu belleğin içinde senin tüm siber savunmanı bitirecek yazılım var. Bilgisayarına taktığım an her şeyini kaybedeceksin." Jaewon kahkaha attı, silahı indirmeden Jian’a yaklaştı. "Sen gerçekten bir aptalsın Jian. O küçücük zekanla koskoca holdingi mi çökerteceksin? O belleği bana ver, yoksa seni başladığın yere, o demir parmaklıkların arkasına kendi ellerimle yollarım!"
Jian, öfkeyle masanın üzerindeki ana bilgisayara doğru hamle yaptı. "Asla! Sen bittin Jaewon!" diyerek flaş belleği bilgisayarın USB girişine sertçe ittirdi.
Tık.Bellek yuvaya oturduğu an, bilgisayar ekranı aniden kan kırmızısı bir renge büründü. Ekranda devasa harflerle tek bir yazı belirdi: "GÜVENLİK İHLALİ. SİSTEM SABOTE EDİLDİ."
Aynı saniyede, tüm holding binasında kulakları tırmalayan, kırmızı spot ışıklarının odayı cehennem yerine çevirdiği devasa alarmlar patladı. VUUU! VUUU! VUUU!
Jian neye uğradığını şaşırarak geri çekildi. "Ne... Ne oluyor? Çökmesi gerekiyordu!" diye bağırdı panikle.Jaewon’un gözleri dehşetle açıldı. "Seni lanet olası pislik! Alarmları devreye soktun! Ne yaptın sen?!" diye kükredi ve Jian’ın üzerine yürüyüp onu saçlarından kavrayarak yere fırlattı.
Jian acıyla çığlık atıp yere düştüğünde, bilgisayar ekranındaki yazılım çoktan şehrin siber suçlar merkezine ve emniyetine "Holding binasında yasa dışı veri hırsızlığı ve sabotaj var, suçlu: Jian Hanım ve Jaewon" uyarısıyla birlikte canlı koordinat göndermişti. Alarmlar holding binasını inlettigi an, Jaewon yerdeki acı içinde kıvranan Jian’ın saçlarına yapışmış, onu darmadağın ediyordu. Bilgisayar ekranındaki kan kırmızısı ışık yüzlerine vururken, odanın kapısı sert bir tekmeyle ardına kadar açıldı.
İçeri giren gölge, siyah kapüşonunun altında yüzü tamamen gölgelenmiş olan Dre’ydi.
Jaewon, Dre’yi görür görmez elindeki silahı ona doğrultmaya çalıştı ama Dre o kadar hızlı ve profesyoneldi ki, cebinden çıkardıgı o ağır demir copla Jaewon’un bileğine sertçe vurdu. ÇAT! Kemik kırılma sesiyle birlikte silah yere düştü. Dre durmadı; Jaewon’un diz kapağına indirdiği dikey darbeyle adamı oracıkta dizlerinin üzerine çöktürdü.
Jian yerde nefes nefese, gözyaşları içinde Dre’ye baktı. "Dre! Kurtar beni... Jaewon delirdi, alarmlar çalıyor!" diye hıçkırarak ona doğru emekledi. Dre’nin onu yine kurtarmaya gelen o fedakar dostu olduğunu sanıyordu.
Dre, yavaşça Jian’ın önünde diz çöktü. Siyah şapkasını arkaya doğru itti ve gözlerindeki o şeytani, ruhsuz gülümsemeyi Jian’ın yüzüne dikti. Cebinden o dondurucu keskinlikteki komando bıçağını çıkardı.
"Hala anlayamadın mı, aptal yılan?" dedi Dre. Sesi, alarmların gürültüsünün arasında bile buz gibi net duyuluyordu. "Seni o hapishaneden neden çıkardım sanıyorsun? Buraya, bu farenin yanına kendi ellerinle girip suçüstü yakalanman için..."
Jian’ın beyni darmadağın oldu. "Sen... Sen bana ihanet mi ettin?" diye feryat etti. "Ben sadece intikam aldım," dedi Dre. Saniyeler içinde, yerdeki bıçağın tersiyle Jian’ın açıkta kalan köprücük kemiğine sertçe bastırdı. Jian acıyla haykırırken, Dre bıçağın ucuyla Jian’ın sol avuç içini sertçe yardı. Sıcak, koyu kırmızı kan anında yerdeki mermere ve Dre’nin siyah botlarına doğru fışkırdı.
Jian acıdan yeri tırmalarken, Dre onun saçlarını geriye doğru öyle bir çekti ki, kafa derisi kopacak gibi oldu. Yüzünü Jian’ın kulağına yapıştırdı:
"David’in kalbini kırdığın her saniye için, onun canını yaktığın her an için bu kanı akıtacaksın. Şimdi ikiniz de burada, birbirinizin kanında boğulurken polis sizi toplayacak. Sakın adımı ağzına almaya kalkma... Yoksa o hapishane hücresine girer, seni uykunda parça parça ederim."Dre, bıçağındaki kanı Jian’ın yüzüne fırlatır gibi sildi. Jaewon yerde dizini tutarak inlerken, Jian ise avucundan sızan o yoğun kanla mermerin üzerinde acıdan kıvranıyordu. Dışarıdan polis sirenleri binayı sararken, Dre kapüşonunu tekrar kafasına geçirdi. Yerdeki kan gölüne ve çığlık atan o iki eski sevgiliye son bir kez tiksintiyle bakıp, karanlığın içinde adeta bir iblis gibi buharlaşarak kayboldu. Polis içeri daldığında, birbirini kesmiş ve suçüstü yakalanmış iki darmadağın yılan bulacaktı.
