40. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 40: Avcının Labirenti
Yağmur damlaları Dre’nin siyah şapkasının siperliğinden tek tek mermere düşerken, etrafını saran dört silahlı adam namlularını ona doğrultmuştu. Normal bir insan bu durumda korkudan titrer, yalvarırdı. Ama Dre, başını yavaşça kaldırdığında yüzünde sadece dondurucu, ruhsuz bir tebessüm vardı. Gözlerinde zerre korku yoktu; çünkü o, adamlara yakalanmamıştı. Adamları tam istediği noktaya çekmişti.
"Paranın yerini söyle!" diye tısladı adamlardan biri, silahın emniyetini açarak. "Son şansın."
Dre, ellerini yavaşça montunun cebine soktu. Sağ elinin parmakları, cebindeki modifiyeli akıllı telefonun yan tuşlarına çoktan ritmik bir şekilde basmaya başlamıştı."Siz gerçekten o sunucuya sızarken arkamda iz bıraktığımı mı sandınız?" dedi Dre. Sesi o kadar kısık ve o kadar sakindi ki, yağmur sesinin arasında adeta bir fısıltı gibi yayıldı. "Ben o virüsü bilerek tetikledim. Sizi buraya, bu sokağa çekmek için."
Adamlar ne olduğunu anlamadan birbirlerine baktılar. Tam o sırada, sokağın her iki ucundaki devasa elektrik trafoları büyük bir gürültüyle patladı. GÜÜÜM! ÇAAT!
Tüm sokağın, hatta mahallenin ışıkları aynı salisede söndü. Zifiri bir karanlık ortalığı kaplarken, sokaktaki tüm binaların akıllı güvenlik sistemleri, Dre’nin telefondan gönderdiği sinyalle aynı anda alarmlarını öttürmeye başladı. Kulakları sağır eden bir siren gürültüsü ortalığı kapladı.
"Neler oluyor lan?!" diye bağırdı tetikçilerden biri, karanlıkta kör gibi etrafa bakarak."Oyun başlıyor," dedi Dre’nin karanlıktaki sesi.
Dre, cebinden çıkardığı küçük bir sis kapsülünü yere fırlattı. Sokak saniyeler içinde dondurucu bir duman bulutuyla kaplandı. Adamlar rastgele ateş etmeye başladılar ama Dre çoktan karanlığın ve dumanın içinde bir gölge gibi buharlaşmıştı.
Tetikçilerin lideri panikle arkasını döndüğü an, dumanların arasından Dre belirdi. Gözlerinde o eski, acımasız bodrum katı canavarı vardı. Elindeki elektroşok cihazını adamın boynuna sapladı. CIIIIZZZ! Adam acıyla sarsılarak yere yığılırken, Dre adamın belindeki susturuculu silahı tereyağından kıl çeker gibi kaptı.
Diğer üç adam körü körüne dumanın içinde birbirine bağırırken, Dre çoktan sokağın köşesindeki çöp konteynerinin arkasına geçmişti. Silahı doğrulttu. FIST. FIST.Namludan çıkan iki sessiz kurşun, en yakındaki iki tetikçinin diz kapaklarını parçaladı. Adamlar acı feryatlarıyla çamurlu suyun içine kapaklanırken, yerdeki su birikintileri anında koyu kırmızıya boyandı.
Kalan son tetikçi korkudan ne yapacağını şaşırmış bir halde arkasına bakmadan siyah minibüse doğru koşmaya çalıştı. Ama Dre, adamın önüne bir hayalet gibi çıktı. Silahın namlusunu tam adamın alnının ortasına dayadı. Yağmur, Dre’nin yüzünden süzülüyor, o dondurucu gözlerini daha da keskin gösteriyordu.
"Patronuna söyle," dedi Dre, sesi bir azrailin fısıltısı gibiydi. "O parayı unutsun. Eğer bir kez daha benim ya da David’in yakınına bir adamını gönderirse, bu kez bacaklarınıza değil, doğrudan kalbinize sıkarım. Şah ve mat."
Dre, silahın arkasıyla adamın suratına sertçe vurdu, adam burnu kırılarak yere yığıldı. Dre, yerdeki dört darmadağın adama ve akan kanlara tiksintiyle bakıp, silahı minibüsün altına fırlattı. Kapüşonunu tekrar kafasına geçirerek gecenin karanlığında, hiçbir şey olmamış gibi yürüyerek uzaklaştı.
Aynı saatlerde David, evde koltuğa uzanmış, alçılı kolunu yastığa koymuş halde televizyon izliyordu. Kapı tık sesiyle açıldı ve içeri Dre girdi. Üzeri biraz ıslaktı ama yüzünde son derece huzurlu, masum bir ifade vardı.
David hemen sırıttı: "Geldin mi kraliçem? Vallahi açlıktan öldüm, sol kol iptal olunca mutfağa da giremedim. İlaç işini hallettin mi?"
Dre, montunu asıp David’in yanına yürüdü. Az önce sokakta dört adamı tek başına harcayan o acımasız kız gitmiş, yerine yine o sakin Dre gelmişti. "Hallettim," dedi yavaşça gülümseyerek. Sehpadaki çorba kasesini aldı. "Hadi bakalım ejderha avcısı, aç ağzını."
David çorbasını içerken, Dre’nin arkasında nasıl bir temizlik yaptığından ve şehre çöken o yeni tehlikeyi tek başına nasıl püskürttüğünden tamamen habersizdi.
