40. bölüm · KANDIRDIM

BÖLÜM 40: Avcının Labirenti

Dre Yko

Bölümler
1 BÖLÜM 1: Vitrindeki Hayatlar 2 BÖLÜM 2: Maskenin Arkasındaki Gölgeler 3 BÖLÜM 3: İlk Çatlaklar 4 BÖLÜM 4: Gizli Aynalar 5 BÖLÜM 5: Kapalı Kapılar ve Yeni Bağlar 6 BÖLÜM 6: Egonun Körlüğü 7 BÖLÜM 7: Kırmızı Hatlar ve Gizli Bakışlar 8 BÖLÜM 8: Ortaklar ve Yaralar 9 BÖLÜM 9: Gölgelerden Gelen Şifa ve Kusursuz Tuzak 10 BÖLÜM 10: Maskenin Kusursuz Dönüşü 11 BÖLÜM 11: Gece Yarısı Sığınakları 12 BÖLÜM 12: Kokular ve Kuşkular 13 BÖLÜM 13: Dedektiflik Oyunları ve Karanlık Odalar 14 BÖLÜM 14: Dijital İlmek 15 BÖLÜM 15: Kırılma Noktaları 16 BÖLÜM 16: Sahte Sığınak 17 BÖLÜM 17: Asfaltın Üzerindeki Işık 18 BÖLÜM 18: Beyaz Odadaki Kırıntılar 19 BÖLÜM 19: Kalp Atışları ve Portakal Kabukları 20 BÖLÜM 20: Demir Parmaklıklar ve Açılan Kafes 21 BÖLÜM 21: Tiyatro ve Tehlikeli Adımlar 22 BÖLÜM 22: Çatı Katındaki Senfoni 23 BÖLÜM 23: Kapanın İçindeki Gölgeler 24 BÖLÜM 24: Şah ve Mat 25 BÖLÜM 25: Kırık Cam Taneleri 26 BÖLÜM 26: Bodrum Katındaki Yetim 27 BÖLÜM 27: Keskin Metalin Sesi 28 BÖLÜM 28: Fırtınadaki El 29 BÖLÜM 29: Siyah Odadaki Şifa 30 BÖLÜM 30: Siyah Sığınağın Sessizliği 31 BÖLÜM 31: Kurşunların Gölgesinde 32 BÖLÜM 32: Av ve Avcı 33 BÖLÜM 33: Kapana Kısılanlar 34 BÖLÜM 34: Çaresizliğin Bedeli 35 BÖLÜM 35: Gece Yarısı Soygunu 36 BÖLÜM 36: Gözlerini Açtığında 37 BÖLÜM 37: Kampüsün Yeni Ağaları 38 BÖLÜM 38: Müdürün Odasındaki Gölge 39 BÖLÜM 39: Karanlıkta Tek Başına 40 BÖLÜM 40: Avcının Labirenti 41 BÖLÜM 41: Ölümle Dans 42 BÖLÜM 42: Maskelerin Ardında 43 BÖLÜM 43: Kusursuz Planın Açığı 44 BÖLÜM 44: Kanlı İmzalar 45 BÖLÜM 45: Ruhun Kararması 46 BÖLÜM 46: Görev Tamamlandı 47 BÖLÜM 47: Fırtınadan Önceki Son Durak 48 BÖLÜM 48: Kalp Atışı Durduğunda (FİNAL)

Yağmur damlaları Dre’nin siyah şapkasının siperliğinden tek tek mermere düşerken, etrafını saran dört silahlı adam namlularını ona doğrultmuştu. Normal bir insan bu durumda korkudan titrer, yalvarırdı. Ama Dre, başını yavaşça kaldırdığında yüzünde sadece dondurucu, ruhsuz bir tebessüm vardı. Gözlerinde zerre korku yoktu; çünkü o, adamlara yakalanmamıştı. Adamları tam istediği noktaya çekmişti.
"Paranın yerini söyle!" diye tısladı adamlardan biri, silahın emniyetini açarak. "Son şansın."
Dre, ellerini yavaşça montunun cebine soktu. Sağ elinin parmakları, cebindeki modifiyeli akıllı telefonun yan tuşlarına çoktan ritmik bir şekilde basmaya başlamıştı."Siz gerçekten o sunucuya sızarken arkamda iz bıraktığımı mı sandınız?" dedi Dre. Sesi o kadar kısık ve o kadar sakindi ki, yağmur sesinin arasında adeta bir fısıltı gibi yayıldı. "Ben o virüsü bilerek tetikledim. Sizi buraya, bu sokağa çekmek için."
Adamlar ne olduğunu anlamadan birbirlerine baktılar. Tam o sırada, sokağın her iki ucundaki devasa elektrik trafoları büyük bir gürültüyle patladı. GÜÜÜM! ÇAAT!
Tüm sokağın, hatta mahallenin ışıkları aynı salisede söndü. Zifiri bir karanlık ortalığı kaplarken, sokaktaki tüm binaların akıllı güvenlik sistemleri, Dre’nin telefondan gönderdiği sinyalle aynı anda alarmlarını öttürmeye başladı. Kulakları sağır eden bir siren gürültüsü ortalığı kapladı.
"Neler oluyor lan?!" diye bağırdı tetikçilerden biri, karanlıkta kör gibi etrafa bakarak."Oyun başlıyor," dedi Dre’nin karanlıktaki sesi.
Dre, cebinden çıkardığı küçük bir sis kapsülünü yere fırlattı. Sokak saniyeler içinde dondurucu bir duman bulutuyla kaplandı. Adamlar rastgele ateş etmeye başladılar ama Dre çoktan karanlığın ve dumanın içinde bir gölge gibi buharlaşmıştı.
Tetikçilerin lideri panikle arkasını döndüğü an, dumanların arasından Dre belirdi. Gözlerinde o eski, acımasız bodrum katı canavarı vardı. Elindeki elektroşok cihazını adamın boynuna sapladı. CIIIIZZZ! Adam acıyla sarsılarak yere yığılırken, Dre adamın belindeki susturuculu silahı tereyağından kıl çeker gibi kaptı.
Diğer üç adam körü körüne dumanın içinde birbirine bağırırken, Dre çoktan sokağın köşesindeki çöp konteynerinin arkasına geçmişti. Silahı doğrulttu. FIST. FIST.Namludan çıkan iki sessiz kurşun, en yakındaki iki tetikçinin diz kapaklarını parçaladı. Adamlar acı feryatlarıyla çamurlu suyun içine kapaklanırken, yerdeki su birikintileri anında koyu kırmızıya boyandı.
Kalan son tetikçi korkudan ne yapacağını şaşırmış bir halde arkasına bakmadan siyah minibüse doğru koşmaya çalıştı. Ama Dre, adamın önüne bir hayalet gibi çıktı. Silahın namlusunu tam adamın alnının ortasına dayadı. Yağmur, Dre’nin yüzünden süzülüyor, o dondurucu gözlerini daha da keskin gösteriyordu.
"Patronuna söyle," dedi Dre, sesi bir azrailin fısıltısı gibiydi. "O parayı unutsun. Eğer bir kez daha benim ya da David’in yakınına bir adamını gönderirse, bu kez bacaklarınıza değil, doğrudan kalbinize sıkarım. Şah ve mat."
Dre, silahın arkasıyla adamın suratına sertçe vurdu, adam burnu kırılarak yere yığıldı. Dre, yerdeki dört darmadağın adama ve akan kanlara tiksintiyle bakıp, silahı minibüsün altına fırlattı. Kapüşonunu tekrar kafasına geçirerek gecenin karanlığında, hiçbir şey olmamış gibi yürüyerek uzaklaştı.
Aynı saatlerde David, evde koltuğa uzanmış, alçılı kolunu yastığa koymuş halde televizyon izliyordu. Kapı tık sesiyle açıldı ve içeri Dre girdi. Üzeri biraz ıslaktı ama yüzünde son derece huzurlu, masum bir ifade vardı.
David hemen sırıttı: "Geldin mi kraliçem? Vallahi açlıktan öldüm, sol kol iptal olunca mutfağa da giremedim. İlaç işini hallettin mi?"
Dre, montunu asıp David’in yanına yürüdü. Az önce sokakta dört adamı tek başına harcayan o acımasız kız gitmiş, yerine yine o sakin Dre gelmişti. "Hallettim," dedi yavaşça gülümseyerek. Sehpadaki çorba kasesini aldı. "Hadi bakalım ejderha avcısı, aç ağzını."
David çorbasını içerken, Dre’nin arkasında nasıl bir temizlik yaptığından ve şehre çöken o yeni tehlikeyi tek başına nasıl püskürttüğünden tamamen habersizdi.