2. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 2: Maskenin Arkasındaki Gölgeler
ilk karşılaşmanın üzerinden geçen üç hafta, kampüsteki herkes için sıradan günlerden ibaretti; ancak David için zamanın akışı tamamen değişmişti. Jian, onun hayatına adeta bir fırtına gibi girmiş, ama bunu o kadar sessiz ve zarif yapmıştı ki David neye uğradığını şaşırmıştı. Artık kütüphanede, kafeteryada, hatta David’in arkadaşlarıyla oturduğu çimlerde bile her zaman Jian vardı.
David, Jian’ın yanındayken adeta gözlerinin içi gülerek konuşuyor, onun her söylediği kelimeye, her gülüşüne büyülenmiş gibi bakıyordu. Bir gün kampüs kafesinde otururlarken Jian, David’in yanağına hafif bir öpücük kondurup saçlarını karıştırdığında, David’in yüzünde beliren o saf mutluluk, dışarıdan bakan herkes için ideal bir çift resmi çiziyordu. Jian, David'in koluna giriyor, ona en tatlı hikayeleri anlatıyor, etrafa mükemmel bir sevgili imajı yayıyordu.Ancak onları her zaman olduğu gibi uzaktan, bir ağacın arkasından ya da kütüphane camından izleyen Dre için bu manzara bir işkenceden farksızdı. Dre, Jian’ın David’e her sarılışında, o sahte şefkatin arkasındaki hesapçı bakışları görebiliyordu. Jian’ın gözleri David’e bakarken aşktan değil, bir sonraki hamlesini planlayan bir satranç oyuncusu gibi soğuk parıldıyordu.
O gecenin geç saatlerinde, Dre kampüs yurdundaki küçük odasında tek başınaydı. Oda tamamen karanlıktı, sadece masasının üzerindeki küçük lambanın sarı ışığı odayı aydınlatıyordu. Masanın üzeri, David’in uzaktan çekilmiş birkaç fotoğrafı, okul gazetesinden kesilmiş kupürler ve darmadağınık not kâğıtlarıyla doluyordu.Dre, elindeki tükenmez kalemi kâğıda o kadar sert bastırıyordu ki, kalemin ucu neredeyse kâğıdı yırtacaktı. İçindeki o dindirilemeyen öfke ve David'i koruma arzusu, kâğıda dökülen kelimelerde hayat buluyordu. Hızlı ve keskin harflerle şunları yazdı:
"Onu her gün daha fazla kendi karanlığına çekiyor. David, o yılanın zehriyle sarhoş olmuş gibi gülümsüyor, ama nereye bastığını görmüyor. O kızdan nefret ediyorum. Jian... Masumiyet maskesinin arkasına saklanan o zavallı yaratıktan nefret ediyorum. David’in o temiz dünyasını, her şeyini elinden alacak, bunu gözlerinden okuyabiliyorum. Ama sadece izlemeyeceğim. Jian’ın o kusursuz maskesini kendi ellerimle parçalayacağım. David’e dokunan o ellerini ona pişman edeceğim. Çok az kaldı." Dre kalemi masaya fırlattı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözlerini masanın köşesinde duran, David ve Jian’ın yan yana gülerken çekilmiş bir fotoğrafına dikti. Parmaklarını Jian’ın fotoğraftaki yüzünün üzerine koydu ve yavaşça tırnağıyla resmi çizdi.
İçindeki nefret artık sadece platonik bir kıskançlık değildi; David’i mutlak bir felaketten kurtarma saplantısına dönüşmüştü. Dre, Jian’ın ne oyunlar çevirdiğini tam olarak çözmek ve onu kendi oyununda alt etmek için hamle yapma vaktinin geldiğini biliyordu. Planı hazırdı: Jian’a düşmanı gibi değil, en yakın dostu gibi yaklaşacaktı.
Ertesi sabah Dre, aynanın karşısına geçti, siyah kapüşonunu çıkardı ve yüzüne Jian’ın güvenini kazanacak kadar sakin, sıradan bir gülümseme yerleştirdi. Savaş resmen başlıyordu.
