37. bölüm · KANDIRDIM

BÖLÜM 37: Kampüsün Yeni Ağaları

Dre Yko

Bölümler
1 BÖLÜM 1: Vitrindeki Hayatlar 2 BÖLÜM 2: Maskenin Arkasındaki Gölgeler 3 BÖLÜM 3: İlk Çatlaklar 4 BÖLÜM 4: Gizli Aynalar 5 BÖLÜM 5: Kapalı Kapılar ve Yeni Bağlar 6 BÖLÜM 6: Egonun Körlüğü 7 BÖLÜM 7: Kırmızı Hatlar ve Gizli Bakışlar 8 BÖLÜM 8: Ortaklar ve Yaralar 9 BÖLÜM 9: Gölgelerden Gelen Şifa ve Kusursuz Tuzak 10 BÖLÜM 10: Maskenin Kusursuz Dönüşü 11 BÖLÜM 11: Gece Yarısı Sığınakları 12 BÖLÜM 12: Kokular ve Kuşkular 13 BÖLÜM 13: Dedektiflik Oyunları ve Karanlık Odalar 14 BÖLÜM 14: Dijital İlmek 15 BÖLÜM 15: Kırılma Noktaları 16 BÖLÜM 16: Sahte Sığınak 17 BÖLÜM 17: Asfaltın Üzerindeki Işık 18 BÖLÜM 18: Beyaz Odadaki Kırıntılar 19 BÖLÜM 19: Kalp Atışları ve Portakal Kabukları 20 BÖLÜM 20: Demir Parmaklıklar ve Açılan Kafes 21 BÖLÜM 21: Tiyatro ve Tehlikeli Adımlar 22 BÖLÜM 22: Çatı Katındaki Senfoni 23 BÖLÜM 23: Kapanın İçindeki Gölgeler 24 BÖLÜM 24: Şah ve Mat 25 BÖLÜM 25: Kırık Cam Taneleri 26 BÖLÜM 26: Bodrum Katındaki Yetim 27 BÖLÜM 27: Keskin Metalin Sesi 28 BÖLÜM 28: Fırtınadaki El 29 BÖLÜM 29: Siyah Odadaki Şifa 30 BÖLÜM 30: Siyah Sığınağın Sessizliği 31 BÖLÜM 31: Kurşunların Gölgesinde 32 BÖLÜM 32: Av ve Avcı 33 BÖLÜM 33: Kapana Kısılanlar 34 BÖLÜM 34: Çaresizliğin Bedeli 35 BÖLÜM 35: Gece Yarısı Soygunu 36 BÖLÜM 36: Gözlerini Açtığında 37 BÖLÜM 37: Kampüsün Yeni Ağaları 38 BÖLÜM 38: Müdürün Odasındaki Gölge 39 BÖLÜM 39: Karanlıkta Tek Başına 40 BÖLÜM 40: Avcının Labirenti 41 BÖLÜM 41: Ölümle Dans 42 BÖLÜM 42: Maskelerin Ardında 43 BÖLÜM 43: Kusursuz Planın Açığı 44 BÖLÜM 44: Kanlı İmzalar 45 BÖLÜM 45: Ruhun Kararması 46 BÖLÜM 46: Görev Tamamlandı 47 BÖLÜM 47: Fırtınadan Önceki Son Durak 48 BÖLÜM 48: Kalp Atışı Durduğunda (FİNAL)

Dre’nin yeraltı hastanesindeki tedavisinin üzerinden iki hafta geçmişti. Yaraları tamamen kapanmamıştı ama o inatçı, güçlü yapısıyla ayağa kalkmayı başarmıştı. David ise bir saniye bile onun yanından ayrılmamış, ona bakarken bir yandan da kendi kırık koluna alışmıştı.
Veee o büyük gün gelmişti: Okula dönüş günü.
Okulun devasa demir kapısından içeri adım attıklarında, bahçedeki yüzlerce öğrenci aniden suspus oldu. Herkes fısıldaşarak onlara bakıyordu. Haklılardı da; karşılarındaki manzara tam bir aksiyon filmi afişi gibiydi.David’in sol kolu hala boynundan asılı, üzerinde herkesin imzalayabilmesi için boş yer bıraktığı bembeyaz bir alçıdaydı. Gözünün altındaki morluk hafif sarıya dönmüştü ve şakağında yine Dre’nin yapıştırdığı o simsiyah, havalı yara bantları vardı. Ama en garibi, o eski asık suratlı David gitmiş, yerine ağzı kulaklarında, etrafa gülücükler saçan bir adam gelmişti. Dre ise siyah kapüşonunun altında, hafif adımlarla ama eskisinden çok daha dik ve mağrur yürüyordu.
"Oğlum, herkes bize bakıyor," diye fısıldadı Dre, gözlerini hafifçe devirerek. "Sanki uzaylı görmüşler."
David, alçılı kolunu havalı bir şekilde öne doğru sallayıp sırıttı. "Bize bakmayacaklar da kime bakacaklar güzelim? Şu karizmaya bak. Bir kolum alçıda ama hala okulun en yakışıklısıyım. Hem fena mı, bakarsın acıyıp kantinden bana bedava tost alırlar. Sol kol iptal olunca portakal soymayı bana öğreteceksin artık."
Dre, David’in bu ani neşesi ve espri anlayışı karşısında hafifçe kıkırdadı. Onun bu halini görmek, Dre’nin göğsündeki tüm kurşun yaralarından daha şifalı gelmişti.
Sınıfa girdikleri an hoca dahil herkes donakaldı. Jian’ın hapse girmesi ve Jaewon’un ortadan kaybolmasının ardından okulda zaten dedikodu kazanı kaynıyordu. David sırasına geçerken sınıftaki çocuklardan biri çekinerek sordu: "Oğlum David... Ne oldu sana böyle? Savaştan mı çıktın?"
David, çantasını sağ eliyle masaya fırlatıp sıraya yayıldı. "Sorma kanka ya," dedi gülerek. "Yolda yürürken bir ejderhayla karşılaştım. Baktım bizim Dre’ye doğru alev üflüyor, hemen sol kolumu siper ettim. Ejderha pert oldu ama benim kol biraz mefta. Neyse ki karizmadan ödün vermedik." Sınıftakiler bu espriye şaşkınlıkla gülerken, Dre sırasına oturmuş, göz ucuyla David’e bakıp kafasını sallıyordu. David hocaya dönüp, "Hocam, sol kolum alçıda diye ödevlerden muaf mıyım, yoksa sağ elimle de olsa o muhteşem el yazımı konuşturmamı ister misiniz?" diyerek göz kırptı.
Öğle arasında kantinde otururlarken David, sağlam olan sağ eliyle meyve suyunun pipetini Dre’ye doğru uzattı. "Buyurun kraliçem, sizin için tek elle açtım. Ama unutma, akşama çorbamı yine sen içireceksin. Bu alçının ekmeğini daha çok yiyeceğim ben!"
Dre, David’in yanağındaki o siyah yara bandına parmağıyla hafifçe vurdu. "Çok konuşma da dersine odaklan ejderha avcısı," dedi ama yüzündeki o mutlu gülümseme her şeyi anlatıyordu. Karanlık, kan ve acı geride kalmıştı; şimdi okul koridorlarında neşeyle parlayan, darmadağın ama yıkılmaz iki ruh vardı.