37. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 37: Kampüsün Yeni Ağaları
Dre’nin yeraltı hastanesindeki tedavisinin üzerinden iki hafta geçmişti. Yaraları tamamen kapanmamıştı ama o inatçı, güçlü yapısıyla ayağa kalkmayı başarmıştı. David ise bir saniye bile onun yanından ayrılmamış, ona bakarken bir yandan da kendi kırık koluna alışmıştı.
Veee o büyük gün gelmişti: Okula dönüş günü.
Okulun devasa demir kapısından içeri adım attıklarında, bahçedeki yüzlerce öğrenci aniden suspus oldu. Herkes fısıldaşarak onlara bakıyordu. Haklılardı da; karşılarındaki manzara tam bir aksiyon filmi afişi gibiydi.David’in sol kolu hala boynundan asılı, üzerinde herkesin imzalayabilmesi için boş yer bıraktığı bembeyaz bir alçıdaydı. Gözünün altındaki morluk hafif sarıya dönmüştü ve şakağında yine Dre’nin yapıştırdığı o simsiyah, havalı yara bantları vardı. Ama en garibi, o eski asık suratlı David gitmiş, yerine ağzı kulaklarında, etrafa gülücükler saçan bir adam gelmişti. Dre ise siyah kapüşonunun altında, hafif adımlarla ama eskisinden çok daha dik ve mağrur yürüyordu.
"Oğlum, herkes bize bakıyor," diye fısıldadı Dre, gözlerini hafifçe devirerek. "Sanki uzaylı görmüşler."
David, alçılı kolunu havalı bir şekilde öne doğru sallayıp sırıttı. "Bize bakmayacaklar da kime bakacaklar güzelim? Şu karizmaya bak. Bir kolum alçıda ama hala okulun en yakışıklısıyım. Hem fena mı, bakarsın acıyıp kantinden bana bedava tost alırlar. Sol kol iptal olunca portakal soymayı bana öğreteceksin artık."
Dre, David’in bu ani neşesi ve espri anlayışı karşısında hafifçe kıkırdadı. Onun bu halini görmek, Dre’nin göğsündeki tüm kurşun yaralarından daha şifalı gelmişti.
Sınıfa girdikleri an hoca dahil herkes donakaldı. Jian’ın hapse girmesi ve Jaewon’un ortadan kaybolmasının ardından okulda zaten dedikodu kazanı kaynıyordu. David sırasına geçerken sınıftaki çocuklardan biri çekinerek sordu: "Oğlum David... Ne oldu sana böyle? Savaştan mı çıktın?"
David, çantasını sağ eliyle masaya fırlatıp sıraya yayıldı. "Sorma kanka ya," dedi gülerek. "Yolda yürürken bir ejderhayla karşılaştım. Baktım bizim Dre’ye doğru alev üflüyor, hemen sol kolumu siper ettim. Ejderha pert oldu ama benim kol biraz mefta. Neyse ki karizmadan ödün vermedik." Sınıftakiler bu espriye şaşkınlıkla gülerken, Dre sırasına oturmuş, göz ucuyla David’e bakıp kafasını sallıyordu. David hocaya dönüp, "Hocam, sol kolum alçıda diye ödevlerden muaf mıyım, yoksa sağ elimle de olsa o muhteşem el yazımı konuşturmamı ister misiniz?" diyerek göz kırptı.
Öğle arasında kantinde otururlarken David, sağlam olan sağ eliyle meyve suyunun pipetini Dre’ye doğru uzattı. "Buyurun kraliçem, sizin için tek elle açtım. Ama unutma, akşama çorbamı yine sen içireceksin. Bu alçının ekmeğini daha çok yiyeceğim ben!"
Dre, David’in yanağındaki o siyah yara bandına parmağıyla hafifçe vurdu. "Çok konuşma da dersine odaklan ejderha avcısı," dedi ama yüzündeki o mutlu gülümseme her şeyi anlatıyordu. Karanlık, kan ve acı geride kalmıştı; şimdi okul koridorlarında neşeyle parlayan, darmadağın ama yıkılmaz iki ruh vardı.
