16. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 16: Sahte Sığınak
Jian, hayatında hiç bu kadar çaresiz ve zavallı duruma düşmemişti. Kampüsten can havliyle kaçarken arkasına bakmaya bile korkuyordu. Saçları darmadağın olmuş, yüzündeki o kibirli ifadeden eser kalmamıştı. Jaewon’un kelepçelenerek polis arabasına bindirildiği o an gözünün önünden gitmiyordu. Telefonunu montunun cebinde sıkıca kavramış, Dre’nin ona attığı adrese doğru adeta koşuyordu.
Şehrin gürültüsünden uzak, ara sokaklarda kalan o eski apartmanın önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Dre’nin mesajda yazdığı gibi dış kapı hafifçe aralık bırakılmıştı. Jian, arkasını son bir kez kontrol edip binadan içeri sızdı ve hızla merdivenleri tırmandı.Üçüncü kattaki ahşap kapının önüne geldiğinde kalbi göğsünden fırlayacak gibi çarpıyordu. Kapının üzerinde Dre’nin el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı: "Jian, canım. Ben acilen dışarı çıkmak zorunda kaldım ama kapıyı kilitlemedim. İçeri gir ve ben gelene kadar saklan. Güvendesin."
Jian, notu okuyunca derin bir nefes aldı. İçindeki o devasa panik dalgası yerini büyük bir minnete bırakmıştı. “Dre...” diye düşündü gözleri dolarak. “Bu dünyada herkes beni satarken, bir tek o arkamda durdu.”
Kapının kolunu indirip içeri daldı. Ev sessiz ve loştu. Jian hemen arkasından kapıyı kilitledi ve perdeleri sıkıca kapattı. Salondaki eski koltuğa çöktüğünde ellerinin titremesini hala durduramıyordu. Telefonunu çıkarıp Dre’ye mesaj attı: "Eve girdim Dre. Çok korkuyorum, ne olur çabuk gel. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum, sana hayatımı borçluyum."Jian, mesajı gönderdikten sonra başını ellerinin arasına aldı. Kendini burada, Dre’nin güvenli limanında tamamen güvende hissediyordu. Dre’den en ufak bir şüphe duymak şöyle dursun, onu hayatının kurtarıcısı olarak görüyordu.
Ancak bu huzur sadece beş dakika sürdü.
Apartmanın önünde büyük bir gürültüyle fren yapan iki aracın sesi sessiz sokağı böldü. Jian irkilerek koltukta dikleşti. Kalbi yeniden deli gibi çarpmaya başladı. Saniyeler içinde, apartman koridorundan yukarı doğru tırmanan çok sayıda hızlı ve ağır ayak sesi duyuldu.
Jian dehşet içinde ayağa kalktı. "Hayır, olamaz..." diye fısıldadı.
GÜM! GÜM! GÜM!
Ahşap kapı neredeyse kırılacak gibi dövülmeye başlandı. Dışarıdan gelen ses, Jian’ın tüm dünyasını başına yıktı:
"Polis! Açın kapıyı! Kaçacak yeriniz yok, içeride olduğunuzu biliyoruz!"
Jian, odanın ortasında donakalmıştı. Sağa sola baktı ama kaçacak hiçbir yer, hiçbir arka kapı yoktu. Polisler kapıyı koçbaşıyla kırıp içeri daldıklarında, Jian ellerini havaya kaldırarak gözyaşları içinde yere çöktü. Siber suçlar ve mali şube ekipleri onu kelepçeleyerek ayağa kaldırdı.
"Jian Hanım, David ve ailesine ait şirketten veri hırsızlığı yapmak ve Jaewon ile suç ortaklığı yürütmek suçundan gözaltına alınıyorsunuz," dedi dedektif, onun kolunu sıkıca kavrayarak. Jian, merdivenlerden aşağı indirilirken ve polis arabasına bindirilirken bile kafasında sadece tek bir düşünce vardı: “Polisler beni burada nasıl buldu? Kesin Jaewon yakalanınca benim telefon sinyalimi verdi veya itiraf etti... Zavallı Dre, benim yüzümden onun da başı belaya girecek, ona buraya geldiğimi söylememeliyim.” Jian, kendisini ihbar edenin, o dijital ayak izlerini polise altın tepside sunanın Dre olduğundan zerre kadar şüphelenmiyordu. Onu hala kendisi için endişelenen tek dostu sanıyordu.
Polis arabası sirenlerini çalmadan hızla uzaklaşırken, sokağın köşesindeki yaşlı çınar ağacının gölgesinde siyahlar içinde bir kız duruyordu.Dre, şapkasının altından polis arabasının gidişini izledi. Yüzünde, Jian’ın o kibirli dünyasını yıkan bir kadının soğuk, çekici ve muazzam zafer gülümsemesi vardı. Jian tuzağa düşmüştü, Jaewon’la birlikte demir parmaklıklar arkasına gidiyordu ve hala Dre’ye tapıyordu. Kusursuz intikamın ilk büyük aşaması tamamlanmıştı.
