11. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 11: Gece Yarısı Sığınakları
Olayın üzerinden iki gün geçmişti. David, kampüsün yakınlarındaki karanlık ve köhne bir barda tek başına içiyordu. Kafasındaki sesleri susturmak için ardı ardına devirdiği kadehler, onu tamamen bilincini kaybetme noktasına getirmişti. Gece yarısını çoktan geçmişti. David, masadan kalkmaya çalışırken dengesini kaybetti, barın çıkış kapısına doğru sendeledi ve sokağa çıktığı an dondurucu kaldırıma doğru dizlerinin üstüne çöktü. Kusmak üzereydi, gözleri kapanıyordu. Tam oracıkta bayılmak üzereydi.
İşte tam o an, sislerin arasından yine o tanıdık, siyah kapüşonlu figür sıyrıldı.Dre, şapkasını yine burnunun ucuna kadar çekmişti. Yerde çaresizce yatan David’in yanına diz çöktü. O güçlü ama narin kollarıyla David’i omuzlarından kavradı ve ayağa kaldırdı. David, alkolün etkisiyle tamamen ağırlaşmıştı ama Dre, içindeki o takıntılı aşkın verdiği inanılmaz güçle onu taşıdı. Bir taksi çevirdi, David’i arka koltuğa bindirdi ve kendi kaldığı, kimsenin bilmediği o küçük, gözlerden uzak eve götürdü.
Eve geldiklerinde Dre, David’i yatağa yatırdı. Ayakkabılarını çıkardı, üzerini örttü. Ardından banyodan ılık, ıslak bir havlu getirip David’in o patlamış dudağının kenarını, yüzündeki terleri büyük bir şefkatle sildi. Parmakları David’in saçlarının arasında gezinirken, gözlerinden sessizce yaşlar süzülüyordu. David, yarı baygın bir halde gözlerini hafifçe araladı. Karşısında sadece loş ışıkta parıldayan, şapkanın gölgesinde kalmış büyüleyici bir siluet ve mis gibi kokan uzun saçlar vardı.
"Sen... Kimsin? Melek misin?..." diye fısıldadı David, bilinci kapanmadan hemen önce.
Dre cevap vermedi. Sadece onun alnına hafif, koruyucu bir öpücük kondurdu ve sabaha karşı, David uyanmadan hemen önce evi terk etti. Masaya yine o merhemden ve bir bardak suyla birlikte küçük bir not bıraktı: "Sadece uyu. Güvendesin."
Birkaç saat sonra David, baş ağrısıyla gözlerini açtı. Yabancı bir odadaydı ama burası huzur kokuyordu. Yüzündeki yara temizlenmişti. Masadaki notu ve merhemi görünce kalbi hızla çarptı. "Kimdi o kız? O koku... O saçlar kime aitti?" diye deli gibi sorgulamaya başladı. Jian’ın ona hiç göstermediği o gerçek şefkati bu gizemli kızda hissetmişti ve içten içe ona karşı garip bir merak duymaya başladı.Aynı günün öğleden sonrasında Dre, kampüs bahçesinde Jian ile buluştu. Artık Jian’ın güvenini %100 kazanma, onun tek sırdaşı olma vaktiydi.
Dre, Jian’ın yanına gidip yüzüne büyük bir hayranlık yerleştirdi. "Jian! Dün dekanlıkta yaptığın o hamle neydi öyle? İnanılmazdın!" dedi adeta onu alkışlayarak. "David’i öyle bir parmağında oynattın ki, çocuk kendini suçlu hissedip ağlayarak uzaklaştı. Jaewon bile neye uğradığını şaşırdı. Sen gerçekten bu kampüsün kraliçesisin!"
Jian, Dre’nin bu sözleriyle adeta gururdan havaya uçtu. Dre’nin onun bu kirli sırrını bilmesine rağmen onu satmaması, aksine zekasına tapması Jian’ın tüm savunma mekanizmalarını indirdi. "Sana söylemiştim Dre," dedi Jian kibirle gülerek. "Erkekler aptaldır. İki damla gözyaşı döktün mü her şeye inanırlar. David hala bana tapıyor. Ama bu olaydan sonra Jaewon’la biraz daha gizli buluşmamız gerekecek."
Dre, Jian’a doğru eğildi, gözlerinin içine o büyüleyici ve çekici bakışıyla baktı: "Merak etme, ben senin her zaman arkandayım. Hatta istersen, Jaewon’la buluşacağın zaman David’i ben oyalarım, ruhu bile duymaz. Sen sadece planına odaklan. Ben senin bu deha ortaklığının en sadık askeriyim."
Jian, Dre’nin elini sıkıca tuttu. Gözlerinde artık en ufak bir şüphe bile kalmamıştı. "Dre... Sen benim bu hayatta karşıma çıkan en doğru insansın. Artık aramızda hiçbir sır yok. Sana tamamen güveniyorum."
