15. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 15: Kırılma Noktaları
Büyük fırtınadan önceki o sessiz sabah, kampüsün arka tarafındaki eski botanik bahçesinde bozuldu. Dre, bir sonraki hamlesini planlamak için kuytu bir bankta tek başına oturmuş, kahvesini yudumluyordu. Tam o sırada arkasından yine o tanıdık, erkeksi koku yaklaştı. Ama bu sefer David sessizce gelip yanına oturmadı.
David, doğrudan Dre’nin tam önünde durdu, kollarını göğsünde kavuşturdu ve o muzip, ama bu kez son derece kararlı gözlerini Dre’ye dikti.
"Daha ne kadar benden kaçacaksın, gizemli melek?" dedi David, dudaklarının kenarında o Dre'nin kalbini eriten tatlı gülümsemeyle.
Dre panikle ayağa kalkmaya yeltendi. "David? Benim... Benim acil bir makale teslimim var, edebiyat kulübü için, yani gitmem—"David bir adım öne çıkıp Dre’nin kaçış yolunu kapattı. "Şşşt, hayır. Bu sefer o darmadağın yalanlarını dinlemeyeceğim," dedi. Ardından cebinden küçük, şık bir hediye kutusu çıkardı ve kapağını açtı. İçinde, üzerinde zarif bir orkide figürü olan gümüş bir bileklik vardı. "Bu sabah kampüsün altındaki o küçük parfümeriye gittim. Tezgahtara 'yabani orkide ve yağmur' kokan o şampuanı sordum. Bana sadece tek bir kişinin, edebiyat bölümünden çok güzel, çekici bir kızın o seriyi özel olarak sipariş ettiğini söyledi."
David, bilekliği kutudan çıkarıp Dre’nin titreyen sol bileğine nazikçe takarken gözlerinin içine baktı. Ses tonu o kadar yumuşak ve içtendi ki: "Beni o gece barın önünden kurtaran sendin, Dre. Yaralarımı silen, bana o huzurlu odayı veren sendin. Neden saklanıyorsun? Neden bana yardım ettiğini söylemiyorsun?" Dre, bileğindeki o sıcak dokunuşla ve David’in bu muazzam itirafıyla adeta nefessiz kaldı. Gözleri dolacak gibi oldu, kalbi göğsünü dövüyordu. "Ben... Ben sadece senin zarar görmeni istemedim," diye fısıldayabildi ilk kez maskesini biraz olsun indirerek.
David, onun bu masum ve çekici haline bakıp dayanamadı, elini hafifçe Dre’nin yanağına koydu. "Zarar görmüyorum. Aksine... Uzun zamandır ilk kez kendimi güvende hissediyorum," dedi.
Aralarındaki o yüksek çekim ve tatlı gerilim bahçedeki havayı bile ısıtmıştı. David artık Dre’nin o gizemli kız olduğundan tamamen emindi ve ona sırılsıklam aşık olmanın ilk eşiğindeydi. Ama Dre, bu büyüleyici anın tadını çıkaramadan cebindeki telefonun titremesiyle irkilerek geri çekildi. Arayan Jian’dı. Ve bu, ikinci b0mbanın patladığı andı.Aynı dakikalarda, şehrin merkezindeki Jaewon’un ailesine ait holding binasının önünde büyük bir kaos yaşanıyordu.
Mali şube ve siber suçlarla mücadele ekiplerine ait üç polis aracı, holdingin kapısında durmuştu. İçeri giren takım elbiseli dedektifler, doğrudan Jaewon’un odasına daldılar. Jaewon, elindeki kahve bardağıyla şok içinde ayağa kalktı.
"Jaewon Bey, şirket serverlarınız üzerinden başka bir firmaya ait gizli finansal verilerin yasa dışı yollarla çekildiği tespit edildi. IP adresiniz ve hırsızlıkta kullanılan dijital belgeler doğrudan sizin bilgisayarınızla eşleşiyor. Soruşturma kapsamında bilgisayarlarınıza el koyuyoruz ve sizi ifadeye çağırıyoruz," dedi başkomiser, elindeki arama emrini göstererek.
Jaewon’un yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. "Bu... Bu bir komplo! Ben yapmadım!" diye bağırdı ama polisler onu dinlemedi.Hemen o sırada holding binasının alt katındaki kafede oturan Jian, camdan Jaewon’un polisler eşliğinde dışarı çıkarıldığını, arabaya bindirildiğini kendi gözleriyle gördü. Gözleri dehşetle açıldı, elleri zangır zangır titremeye başladı. Jaewon tutuklanıyordu! Ve polisler o şifreleri incelediğinde, dün gece David’in babasının odasından şifreyi çeken o telefonun, yani kendi telefonunun da bu işin içinde olduğu anında ortaya çıkacaktı!
Jian, hayatının en büyük panik dalgasıyla sarsıldı. Kimsesi kalmamıştı. Jaewon gitmişti, David’e gidemezdi... Tek bir seçeneği vardı. Ona her zaman "arkandayım" diyen, zekasına hayran olan o tek sadık dostu... Dre.
Ağlayarak ve nefes nefese Dre’yi aradı: "Dre! Dre lütfen aç! Jaewon’u polisler aldı! Şirkete baskın yaptılar! Her şey bitti, polisler bana da gelecek! Ne yapacağım ben, ne olur yardım et, sana geliyorum!"Telefonun diğer ucunda, botanik bahçesinde David’in birkaç adım uzağına çekilen Dre, Jian’ın o acınası hıçkırıklarını dinlerken yüzünde kusursuz, buz gibi bir intikam gülümsemesi belirdi.
"Sakin ol Jian, hemen benim evime gel, adresi biliyorsun," dedi Dre, sesine büyük bir korku ve endişe süsü vererek. "Ben senin yanındayım, seni kimseye teslim etmem."
Dre telefonu kapattı. Arkasını dönüp kendisine merakla bakan David’in yanına gitti. Bileğindeki gümüş orkide bilekliğe dokundu, David’e son kez o büyüleyici gözleriyle baktı. "Gitmem gerek David. Ama bu sefer kaçmıyorum... Yarım kalan bir işi bitirmeye gidiyorum," dedi ve sislerin arasında, Jian’ı kendi elleriyle kazdığı o cehennem çukuruna gömmek üzere yola çıktı.
