47. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 47: Fırtınadan Önceki Son Durak
Hastaneden taburcu oluşlarının üzerinden bir hafta geçmişti. David’in kafasındaki dikişler alınmış, sol kolundaki o kalın alçıyla yaşamaya alışmıştı. Esprilerine, neşesine tam gaz devam ediyordu çünkü Baron’un bittiğini, artık tamamen güvende olduklarını sanıyordu.
Okul çıkışında, gökyüzü aynı Dre’nin gözleri gibi simsiyah, fırtınalı bir renge bürünmüştü. David neşeyle, "Kraliçem, diyorum ki bu akşam gidip o meşhur dondurmacıyı patlatalım. Hava soğuk möğük ama benim içim yanıyor vallahi," diyerek sırıttı.
Dre, montunun cebindeki ellerini sıkılaştırdı. Yüzünde o her zamanki sakin, duygusuz ama David'e bakarken içi titreyen ifadesi vardı. "Olur ejderha avcısı," dedi yavaşça. "Gidelim." Tam okul kapısından çıkıp tenha ara sokağa saptıkları an, Dre’nin siber saati kolunda delice titremeye başladı. Ekranı hızla kaydırdı. Karşısına düşen kırmızı uyarı koduyla Dre’nin o dondurucu kalbi bir anlığına durdu.
Baron’un çökertilen imparatorluğundan kalan son intikam timi, polise yakalanmamak için şehirden kaçmadan önce son bir delilik yapmaya karar vermişti. Ve şu an, sokağın köşesinde, içinde susturuculu uzun namlulu silahlar olan gri bir araç tam karşılarında duruyordu. Aracın namlusu doğrudan David’e çevrilmişti.
David hiçbir şeyin farkında değildi, hala dondurma aromalarını sayıyordu.
Dre, saniyeler içinde hayatının en büyük, en son ve en kusursuz planını yaptı. David'i kurtaracaktı. Bu onun hayattaki son göreviydi. "David," dedi Dre, sesi aniden dünyanın en tatlı, en huzurlu tonuna büründü. David’in gözlerinin içine baktı. "Seni gerçekten çok iyi kandırdım..."
"Ne?" dedi David şaşkınlıkla.
Tam o salisede gri arabanın camı açıldı, namlu uzandı. Dre, David’in sorusuna cevap vermeden, bütün gücüyle onu sokağın kenarındaki çöp konteynerinin arkasına, güvenli bölgeye doğru itti. Kendi vücudunu ise o namlunun tam önüne siper etti.
FIST. FIST. FIST.
Susturucudan çıkan üç dondurucu kurşun, havayı yırtarak doğrudan Dre’nin göğsüne saplandı. Gecenin karanlığında, yağmur sularının aktığı o sokakta Dre’nin göğsünden fışkıran taze kanlar siyah asfaltı anında boyadı.
Dre, dizlerinin üzerine yavaşça çökerken, araba patinaj çekerek hızla uzaklaştı. David şok içinde konteynerin arkasından fırladı, "DREEE!" diye bir feryat kopardı ki ses telleri yırtılacaktı. Koşup onu kucağına aldı. Sağlam eliyle Dre’nin göğsündeki kanı durdurmaya çalışıyordu, gözlerinden sicim gibi yaşlar dökülüyordu. "Hayır, hayır, hayır! Kapatma gözlerini! Dre yalvarırım bırakma beni!"
Dre, David’in kucağında son nefeslerini verirken, boğazından yukarı sızan kana rağmen yüzüne o delice, o çok sevdiğin soğukkanlı ve fısıltılı tebessümünü yerleştirdi. David’in yanağındaki o ıslak yara bandına kanlı parmaklarıyla son kez dokundu. "Ağlama... ejderha avcısı," diye fısıldadı Dre, gözleri yavaşça kararırken. "Hepsini... ölümü bile... kandırdım... Seni yaşattım ya... bu bana yeter."
Dre’nin elindeki siber saat son bir kez titreyip tamamen kapandı. Başrol, arkasında ömür boyu unutulmayacak bir efsane bırakarak, David’in kollarında gözlerini sonsuzluğa kapattı.
