21. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 21: Tiyatro ve Tehlikeli Adımlar
Ertesi sabah kampüs bahçesi, Jian’ın geri dönüş fısıltılarıyla çalkalanıyordu. David, çınarın altındaki bankta tek başına oturmuş, bileğindeki gümüş orkide bileklikle oynayarak Dre’yi düşünüyordu. Tam o sırada önünde bir gölge belirdi.
Gelen Jian’dı. Gözlerinin altını bilerek hafifçe morartmış, yüzüne olabildiğince zavallı ve kurban bir ifade yerleştirmişti. David’i görür görmez gözlerinden sahte yaşlar süzülmeye başladı ve hemen dizlerinin üzerine çöker gibi yapıp David’in ellerine kapandı.
"David... Sevgilim, yalvarırım beni dinle!" diye hıçkırdı Jian, sesini titreterek. "İçeride her gün senin için dua ettim. Jaewon beni tamamen tuzağa düşürdü, o şifreleri bana zorla çektirtti. Eğer yapmazsam seni öldüreceğini söyledi! Ben senin için kendimi feda ettim, senin aşkın için o demir parmaklıkların arkasına girdim. Ne olur bana inan, ben hala senin o masum sevgilinim..."
David, ellerini Jian’ın avuçlarından buz gibi bir soğuklukla yavaşça çekti. Arkasına yaslandı ve Jian’ın o ödüllük sahte gözyaşlarına tiksintiyle baktı. Dre ona her şeyi anlatmıştı; Jian’ın gerçek yüzünü artık çok net görüyordu.
"Tiyatron bittiyse kalk ayağa, Jian," dedi David, sesi dondurucu bir tonda. "Şikayeti senin o acınası gözyaşların için çekmedik. Babamın şirketine verdiğin zararı Jaewon’dan misliyle çıkarman için dışarıdasın. Benim için bittin. Şimdi gözümün önünden kaybol ve sana verilen işi yap."
Jian, David’in bu sert ve kararlı duruşu karşısında şok oldu. Maskesi tamamen elinde kalmıştı. David’i manipüle edemeyeceğini anlayınca bozularak ayağa kalktı, gözyaşlarını sildi ve arkasını dönüp hızla uzaklaştı. İçindeki öfkeyi dindirmek ve kendini kanıtlamak için tek bir çaresi vardı: Dre’nin ona verdiği o gizli görevi tamamlamak.Aynı günün akşamında, şehrin dışındaki terk edilmiş eski bir antrepoda karanlık bir buluşma gerçekleşiyordu. Dre, siyahlar içinde, şapkası yüzünü gölgeleyecek şekilde bir köşede bekliyordu. Jian, titreyen adımlarla içeri girdi.
"David beni tamamen silmiş Dre..." dedi Jian öfkeyle. "Ama umurumda değil. Jaewon’u da onu da bitireceğim. Söyle, ne yapmam gerekiyor?"
Dre, karanlığın içinden sıyrılıp Jian’a doğru yaklaştı. Bakışları her zamanki gibi çekici ama bir o kadar da ölümcüldü. Cebinden şifreli küçük bir flaş bellek çıkarıp Jian’ın eline bıraktı.
"Jaewon şu an kefaletle dışarıda ve bu gece holding binasındaki gizli kasasından yurt dışı hesap belgelerini kaçırmaya çalışacak," dedi Dre, sesini kısarak. "Bu belleğin içinde onun tüm siber savunmasını çökertecek bir yazılım var. Binaya gizlice gireceksin, bu belleği onun ana bilgisayarına takacaksın ve Jaewon’un tüm kara para aklama belgelerini kopyalayacaksın.
"Eğer bunu yaparsan, Jaewon ömür boyu içeriden çıkamaz. Sen de tamamen özgür kalırsın."
Jian, elindeki belleğe sımsıkı sarıldı. Dre’nin onu yine kurtaracak bir dâhi olduğunu düşünüyordu. "Tamam... Bu gece o binaya girip Jaewon’u kendi ellerimle bitireceğim," dedi hırsla.Jian arkasını dönüp antrepodan çıkarken, Dre onun gidişini izledi ve cebinden kendi telefonunu çıkardı. Yüzünde kusursuz bir zafer gülümsemesi vardı. Çünkü Jian’ın bilmediği şey; o flaş belleğin içinde siber savunmayı çökertecek bir yazılım yoktu. Bilgisayara takıldığı an, holdingin tüm güvenlik alarmlarını son ses çalacak ve doğrudan "Jian Hanım binayı sabote ediyor" diye polise canlı konum gönderecek bir tuzak yazılımı vardı.
Dre, hem Jaewon’u hem de Jian’ı aynı odada, suçüstü yakalatacak o b0mba gecenin fitilini ateşlemişti. İki eski sevgili, bu gece birbirlerinin sonu olacaktı.
