33. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 33: Kapana Kısılanlar
Hapishanenin o loş, soğuk ziyaretçi odasında demir parmaklıkların arkasındaki Jian’ın gözlerinde delirmiş bir nefret vardı. Dre tarafından nasıl oyuna getirildiğini, David yüzünden bu deliğe tıkıldığını düşündükçe tırnaklarını duvarlara geçiriyordu. Tam o sırada camın arkasına, onun pis işlerini dışarıda yürüten tek akrabası, kuzeni daldı.
Jian telefonu sertçe kaldırdı, sesi hırıltılıydı: "Bana bak... O David denen pislik dışarıda elini kolunu sallayarak gezemez. Dre onu koruyor olabilir ama Dre şu an piyasada yok, duydum. Adam topla. Ne yapıp et, o David’i kaçır ve bana getir. Onu kendi ellerimle bitireceğim!" Kuzeni başını sallayıp karanlığa karışırken, Jian parmaklıklar arkasında şeytani bir kahkaha attı.Aynı saatlerde şehir hastanesinin en gizli, yeraltı yoğun bakım odasında Dre, makinelerin acı feryatları arasında komadaydı. Göğsündeki sargılar kan sızdırıyor, cihazdan gelen biip... biip... sesleri onun ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide olduğunu gösteriyordu. Başında ne bir kimse vardı ne de yardım edecek bir dost... Yapayalnız, komada can çekişiyordu.
David ise Dre’yi o güvenli yeraltı doktoruna bıraktıktan sonra, kıyafetlerindeki kanı temizleyip mecburen o cehennem malikanesine, eve dönmek zorunda kalmıştı. Ancak o gün Dre’nin siteme girdiği sahte sağlık raporuna rağmen, okul müdürü David’in babasını arayıp "Oğlunuz iki gündür okula uğramıyor" demişti.
David odasının kapısından içeri adımını attığı an, karşısında gözü dönmüş, alkolden ve öfkeden deliren babasını buldu."Sen iki gündür neredesin ulan?!" diye kükredi adam. Elindeki ağır kemeri David’in suratına doğru acımasızca savurdu.
ÇAAAT!
Kemerin metal tokası David’in yanağına ve gözünün altına dikey bir darbe indirdi. David acıyla yere yığılırken, babası durmadı; sırtına, omuzlarına tekmelerle saldırdı. David’in yüzü, gözü, kolları darmadağın oldu, her yerinde morluklar ve taze kan sızıntıları oluştu. Adam nefes nefese, "Seni bu eve gömeceğim!" diye bağırıp kapıyı üzerine kilitleyerek gitti.
Gece yarısı saat 03.00’ü gösterdiğinde, David odasında yatağın kenarında, babasının attığı o dayak yüzünden morarmış gözü ve darmadağın vücuduyla acı içinde inliyordu. Başındaki o siyah yara bantları bile yırtılmıştı.Tam o sırada odanın penceresi büyük bir gürültüyle kırıldı. İçeriye Jian’ın dışarıdan tuttuğu o maskeli, izbandut gibi iki adam daldı. David, o morluklar ve yorgunluk içindeki vücuduyla ayağa kalkmaya çalıştı, yerdeki kırık bir vazo parçasını kaptı ama adamlar çok güçlüydü.
Biri David’in boğazına yapışıp onu duvara sertçe çarptı, diğeri ise ağzına eter kokulu kimyasal bir bez bastırdı. David, morarmış gözleriyle son kez o karanlık odaya baktı. Dre yoktu... Onu kurtaracak hiç kimse yoktu. Görüşü bulanıklaştı, elleri gevşedi ve bilinci tamamen kapandı.
Adamlar, baygın haldeki David’i bir çuval gibi omuzlarına alıp gecenin karanlığında bekleyen minibüse doğru taşıdılar. David, babasından yediği o feci dayağın morluklarıyla, Jian’ın adamları tarafından bilinmeze doğru kaçırılmıştı.
