34. bölüm · KANDIRDIM
BÖLÜM 34: Çaresizliğin Bedeli
Jian, arkasındaki o karanlık bağlantıları ve ailesinin tüm servetini devreye sokarak rüşvet ağını örmüştü. Sabotaj davasındaki kilit şahitleri parayla susturmuş, nihayet o soğuk hapishane hücre kapılarını arkasından kapattırıp özgürlüğüne kavuşmuştu. Ama dışarı çıktığı an aklında tek bir şey vardı: David.
Şehrin dışındaki terk edilmiş bir tuğla fabrikasında, David bir sandalyeye zincirlenmiş haldeydi. Bilinci yeni yeni yerine gelirken, babasından yediği dayağın morlukları yüzünde ve vücudunda simsiyah lekeler halinde duruyordu.
Demir kapı gıcırtıyla açıldı. İçeri giren Jian, elindeki demir sopayı mermer zemine sürterek yavaşça yaklaştı. Kııııvvvvv. Ses fabrikanın içinde yankılanıyordu."Bakın burada kim varmış," dedi Jian, gözlerinde delice bir keyifle. "O havalı, arkasına o sürtüğü alan David... Şimdi kimse yok. Dre denen o ezik yatakta can çekişiyor, sen ise benim elimdesin."
Jian durmadı; elindeki demir sopayı David’in sol omzuna ve koluna doğru tüm gücüyle, acımasızca savurdu.
ÇAAAT!
"AAARRGHH!" diye bir feryat kopardı David. Kemik kırılma sesi fabrikanın duvarlarında patladı. Jian’ın adamları David’i sandalyeden yere fırlatıp tekmelerle, yumruklarla girişmeye devam ettiler. David’in sol kolu darmadağın olmuş, feci şekilde kırılmıştı. Yüzü, gözü, her yeri kan ve morluklar içindeydi. Jian, acı içinde inleyen David’in saçlarından tutup kafasını kaldırdı, yüzüne tükürürcesine fısıldadı:
"Bu sana ilk dersimdi David. Şimdi git ve o sevgilinin ölüşünü izle."Adamlar, yarı baygın haldeki David’i bir çuval gibi hastanenin yakınındaki bir sokağa fırlatıp hızla gözden kayboldular.
Birkaç saat sonra, yeraltı hastanesinin o loş koridorunda acı dolu bir inleme duyuldu. David, sol kolu omzundan bileğine kadar kalın, beyaz bir alçıya alınmış, yüzü gözü morluklar ve sargılar içinde, koridorda sürüklenerek Dre’nin odasına doğru ilerliyordu. Kendi acısını zerre kadar hissetmiyordu; tek düşündüğü odadaki kızdı.
Doktor odadan çıkarken David’in yolunu kesti. Yüzü çok gergindi. "David... Kız arkadaşının durumu çok kritik. İç kanaması ve organ hasarı var. Onu kurtaracak acil bir ameliyat ve yurt dışından gelecek özel bir ilaç gerekiyor. Ama bunun bedeli çok ağır. Tam bir milyon dolar nakit para lazım. Eğer bu parayı yarına kadar bulamazsanız... Onu kaybedeceğiz."David’in başından aşağı kaynar sular döküldü. Sol kolundaki o korkunç sızı, kalbindeki o Dre’yi kaybetme korkusunun yanında hiç kalırdı. Parayı bulabileceği tek bir yer vardı. O cehennem ev.
Gece yarısı, David o darmadağın haliyle, sol kolu alçıda, yüzü morluklar içinde malikanenin kapısını açıp içeri daldı. Babası salonda, viski bardağıyla tek başına oturuyordu. David’in bu darmadağın, alçılı halini görünce şaşırmadı bile; yüzünde sadece tiksinti dolu bir ifade belirdi.
David, babasının önünde dizlerinin üzerine çöktü. Hayatında ilk kez, o gaddar adamın karşısında tüm gururunu ayaklar altına aldı. Gözyaşları morarmış yanaklarından süzülüyordu.
"Baba..." dedi David, sesi hıçkırıklarla kesilerek. "Yalvarırım... Hayatımda senden hiçbir şey istemedim. Beni döv, öldür, ne istersen yap. Ama bana bir milyon dolar ver. Bir can kurtarmam gerekiyor... Yalvarırım baba, parayı ver, ömrüm boyunca senin kölen olayım!"Babası, viskisinden bir yudum aldı. Ardından oturduğu yerden yavaşça kalktı, David’in o alçılı koluna ve morarmış yüzüne tiksinerek baktı. Bardağındaki kalan viskiyi David’in başından aşağı, o yaralarının üzerine acımasızca boşalttı.
"Bir milyon dolar mı?" diye kükredi adam, sesi evi titretti. "Senin gibi bir pislik, o sokak sürtüğü için benden para mı istiyor?! Defol git gözümün önünden! Bir kuruş bile alamazsın! Git ve o lağım faresinin geberişini izle! Benim senin gibi bir oğlum yok, yıkıl karşımdan!"
Adam, David’i o alçılı kolunun üzerine doğru sertçe itip salondan çıkarken, David mermer zeminin üzerinde, alçılı kolunun acısıyla ve ruhunun darmadağın oluşuyla tek başına kalakaldı. Parayı bulamamıştı, Dre’nin ise sadece birkaç saati kalmıştı.
