9. bölüm / 28
Zümrüt YeşiliBölüm 8
Bölümler 28Şu an: Bölüm 8
- 1 Tanıtım Bölümü92 kelime
- 2 Bölüm 1690 kelime
- 3 Bölüm 21.008 kelime
- 4 Bölüm 3531 kelime
- 5 Bölüm 4984 kelime
- 6 Bölüm 51.117 kelime
- 7 Bölüm 6980 kelime
- 8 Bölüm 71.511 kelime
- 9 Bölüm 81.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 91.138 kelime
- 11 Bölüm 101.220 kelime
- 12 Bölüm 111.151 kelime
- 13 Bölüm 121.160 kelime
- 14 Bölüm 131.127 kelime
- 15 Bölüm 141.112 kelime
- 16 Bölüm 151.050 kelime
- 17 Bölüm 161.069 kelime
- 18 Bölüm 171.139 kelime
- 19 Bölüm 181.292 kelime
- 20 Bölüm 191.510 kelime
- 21 Bölüm 201.742 kelime
- 22 Bölüm 212.337 kelime
- 23 Bölüm 221.602 kelime
- 24 Bölüm 231.816 kelime
- 25 Bölüm 241.711 kelime
- 26 Bölüm 251.473 kelime
- 27 Bölüm 261.561 kelime
- 28 Bölüm 271.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Memur önce suratıma baktı, "Tabi ki. Size arkadaşlarımız yardımcı olsun. Buyrun." dedi ve az ilerde insanların şikayetleriyle ilgilenen memur'u işaret etti. Hemen polis memurunun yanına gittim ve sıranın bana gelmesini bekledim. Sıra bana gelince masanın önündeki iki koltuktan birine oturdum, "Kolay gelsin memur bey. Ben biri hakkında şikayette bulunacaktım." diye lafa girdim. "Tabii ki buyrun." diyince, "Boran Akay. Mafya." diyince adam gözlerini kaldırıp bana baktı. "Boran Akay? Emin misiniz?" diye sordu. "Evet." dedim ve yutkundum. "Hanımefendi siz iyi misiniz? Boran Akay benim çocukluk arkadaşım. Siz nereden tanıyorsunuz?" diye sordu yine. Şuan adamın karşısında mal gibi durmuyorsam bende bir şey bilmiyorum. "Ne yani? Arkadaşınız diye şikayetçi olamaz mıyım?" dedim bende. Ezik kalmamak için. Ama sanırım çok ezik görünüyordum. "Arkadaşım diye değil, suçu olmadığı için şikayetçi olamazsınız." diyince duraksadım. Nasıl ya? Adam nasıl suçsuz? Suçlu. Katil. "Nasıl suçu yok be? İnsan öldürmüyor mu bu adam?" diye yükseldim. Adam hafifçe bana yaklaştı ve "Boran hiç bir zaman haksız yere kimseyi öldürmez. Öldürdüklerini bir araştırın, hepsi manyağın teki." diye fısıldadı. Tamam. Sonuçta insan öldürüyor mu, evet. Peki bu onu katil yapıyor mu, o da evet. Ee? O zaman? Boran Akay katil. Öldürdüklerini araştıracağım, evet. Belki o zaman hak veririm. Ama belki. Çünkü beni hiç ilgilendirmez. Gülümseyen emoji. Karakoldan büyük bir hayal kırıklığı ile ayrılmak içimi yakmıştı. Bu yanmanın üzerine babamın da azarını mecburen dinlemek ve bir kaç şeylerimi almak için eve gittim. Pardon babamın evine. Benim evim değil çünkü orası. Evin önünde arabamı park ettim ve arabamı kısaca inceledim. Evin bahçesinde oturup beni izleyen canım babam, "Şu araba sevdan nereden gelmiş anlamış değilim kızım." dedi içindeki nefreti sesine yansıtarak. Reis bu kadar nefretini belli etmeseydin ya. Yoksa ben ne yapardım? Hâlâ arabamı incelerken, "Senin gibi sevgisiz olmadığım için." dedim kendi kendime. Sonra da yanına gittim ve koltuğa oturdum. Derince soludum havayı. Ciğerlerimi temiz havayla doldurdum. Oh. Rahatlatıcı. "Neredesin kaç gündür?" sorusuna cevap vermek içimden hiç gelmiyordu. Öyle de yaptım sessiz kaldım. Gözlerimi kapattım ve kafamı geriye doğru koltuğa dayadım. "Sana bir şey sordum, cevap versene." diyince gözlerimi açtım ve gökyüzünü izledim. Boş sadece mavi gökyüzünü. Yan taraftan hafifçe yüzüme vuran güneş ışığı rahatlatıcıydı. Babam hariç herşey rahatlatıcı. Kafamı kaldırdım, "Beni merak ediyormuş gibi davranma. Bir yerde ölsem hiç umrunda olacak mı? Ben sana söyleyeyim; asla! Asla umrunda değilim. Gerçi gerek yok." dedim gözlerine bakarak. Bir gram bana karşı sevgi barındırmayan gözlerine. Bir gün de şu gözlerinde sevgi merhamet görebilsem baba? Ama yok. Bu yaşıma kadar yoksa bu saatten sonra da olmaz. Biliyorum çünkü. Neyse. Dram yapmalıyım. Sonra drama Queen oluruz falan. Ama şuan annemin sadece 5 dakika yanımda olmasını isterdim. Keşke. Keşke annem olsaydı. Onun hiç görmediğim gözleri bana sevgiyle baksa. Keşke babam yerine o beni azarlasa, beraber anne-kız konuşsak. Of. Tamam be! Deren kendine gel. Sen annene verdiğin sözü tutacaksın onu gururlandıracaksın. Şimdi zırlama vakti değil. "Deren! Düzgün konuş benimle! Baban var karşında!" diye bağırdı. "Sana bir şey sorabilir miyim? Sen gerçekten benim babam mısın?" diye sordum bir anda. Ne alaka ya, of! Şimdi sinirlenecek, iki saat konuşacak of! "Ne diyorsun sen? Koparırım dilini! Ne demek lan gerçek baban mıyım?!" diye bağırdı yine. Gerçek bir baba evladına böyle davranır mı, sanmam. Beni hayattan tiksindirdiği, soğuttuğu için bir an şüphenelmişim afedersiniz. "Bir babanın öz evladına yapmayacağı şeyleri bana yaptığın ve yaşattığın için merak ettim." dedim gayet umursamaz bir sakinlikle. Benim umursamaz sakinliğim onu nasıl da sinir ediyordu. "Ne yapmışım lan ben sana?! Ne yaşatmışım?!" diye bağırdı ayağa kalkarken. Ohooo. Şimdi hangi birinden başlayayım babacığım? Say say bitmez. "Beni küçükken sırf annemi özlediğim için ağladığım zaman günlerce odalara kilitleyip aç susuz bıraktığını mı söyleyeyim? Ergenliğe girerken ne yapacağımı bilmiyorum diye beni hergün dövdüğünü mü? Yoksa sadece arkadaşlarımla birlikte bir düğüne gidip eğlendiğim için beni kapı dışarı edip sokaklarda bıraktığını mı? Hangisini söyleyeyim baba? Hangisini?!" diye bağırdım suratına. Tek kelime edemedi. Edemez de zaten. Çünkü bunlar acı gerçekler. "Hayır bunların hiç birini yapmadım." diyebilir mi? Hayır! Çünkü doğru hepsi. Eksik var fazla yok. Daha yüzüne vurmadığım bir sürü gerçek vardı. Küçükken misafir gelen çocuklarla oynamamam için beni odalara kilitliyordu. Bir kere de, ansızın gelen misafirlerine yakalanmıştım ve sadece onlarla selamlaştım. Misafirler gidince onlarla tokalaştığım için bileklerimi büktü. Sıkı iplerle bağladı. Nedeni de misafirleri selamlayıp biraz sohbet edip gülümsediğim için. Hepsi bu. Yani normal bir insan böyle şeyler yapar mı? Yoksa herkes anormal benim babam mı normal? Hangisi? İşte bu yüzden bu eve, bu babam olacak adamın yanına gelip kalmak istemiyorum. Gayette haklıyım bence. Hemde fazlasıyla. Eve girdim ve hemen kendi odama gidip eksik bir kaç eşyalarımı aldım. Sonrada hızlıca evden çıktım ve tekrar arabama binip yola koyuldum. Ah! Kahretsin! Bugün gece nöbetim var. Of! Of be of! Bu mutsuz şeyi hatırlayınca iyice sinirlenmiştim. Hastaneye girince gözüme çarpan ilk şey yakışıklı temizlik personeli oldu. Kim bu yakışıklı personel diye soracak olursanız da. Sırf işi için personel kılığına giren mafya lideri Boran Akay! Bir alkış! Alkış ne için biliyor musunuz? Yakışıklı olduğu için tüm ilgiyi üstüne aldığı için. Şuna bak, hastalar nasıl da ayaklanmış. Valla şuan Boran ile selfie çekinen kız kaç gündür yatıyordu, kızda hal derman kalmamıştı. Maşallah bir can kan gelmiş kıza. Aboo! Hatice teyze! Kadın artık evini kurmuştu hastaneye. Kadının yaş 70 iş bitmemiş. Vay anasını be... 70 yaşındaki karıyı bile ayağa kaldıran Boran. Sen neymişsin be kardeşim? Hastalar seninle iyileşmiş. Nasıl başardın? Başarınızın sırrı nedir? Neyse. İş başına. Hastanenin içine doğru ilerlerken Boran ve hayranlarının yanından geçerken "Hemşire hanım! Bakar mısınız?!" sesine döndüm. Boran hayranlarının içinden bana sesleniyordu. "Buyrun?" diye karşılık verdim bende. Kalabalığın içinden çıktı, "Sen gelsene şöyle." dedi kolumdan tutup hastanenin sessiz bir köşesine doğru çekiştirirken. "Sen hayırdır?" dedi hemen. "Ne oldu ya? Hayranlarını topladım işte sana." dedim gevşek gevşek. "Beni tuzağa düşürecektin değil mi?" diye sordu gözlerini kısarak. "Yoo. Ne alaka?" diyince bana aniden yaklaştı. Bu ani yaklaşımdan dolayı ürktüm. Gözlerim büyüdü. "Bana yalan söyleme hemşire. Ben salak değilim." diye kükredi. Hafif sinirlenmiş olabilir ama çok hafif. Hani azıcık. "Estağfurullah. Asıl salak benim. Seni şikayet edemedim." diyince kaşlarını hafifçe çattı ve "Ne?" diye sordu. Tüh! Kaçırdım ağzımdan! Hay şom ağzıma! "Şaka ya. Seni kime niye şikayet edeyim?" diyince daha da dibime girdi. Bismillah. "Sen fazla olmaya başladın hemşire. Elin ayağın durmuyor. Dikkat et birşey olmasın." dedi ve uzaklaştı. Az önce ne oldu lan? Bir anda öyle girilir mi insanın dibine? Altıma işleyecektim. Of ama ya! Plan işlemedi. Olmadı. Kolpaya getiremedim! Beceriksizin tekiyim yeminle bakın. Tam da kurtulacakken. "Sen dün gece gözlerimin önünde Ferman'ı vurmadın mı?" dedim alakasız bir şekilde. "Vurdum, hatta gömdüler bu sabah." dedi çok saçma bir şekilde. "Arkamda ki kim o zaman?" dedim endişeyle. Boran arkasına döndü ve Ferman'a baktı. Bir süre önüne dönmedi. Büyük ihtimalle olayın şokundaydı. Ben olsam ben de şoka girerdim. Çünkü dün vurduğum adam şuan canlı. Yavaşça bana döndü, "Dün vurduğum Fermansa bu kim?" dedi şaşkınlıkla. Aynı soruyu bende sana soruyorum. Galiba tuzak kurulmuş. Hemde büyük tuzak.
Bölüm etkileşimi
