18. bölüm · Zümrüt Yeşili

Bölüm 17

Zeynep Benn

Yutkundum. Karşımdaki elleri bağlı, ağızları bantlı heriflere bakıyordum.
"Neden beni buraya getirdiğin belli oldu." dedim Boran'a bakarak.
"İntikam için buradasın hemşire." diyince kaşlarımı çatmadan edemedim. Anlamadım? İntikam mı? Ne intikamı?
"Ne?" diye sorunca bana yaklaştı. Sonra da elini sağ tarafa uzattı. Adamlarından biri elindeki silahı, avucuna bıraktı. Silahı kavradı ve yavaşça bana uzattı. Silaha korkunç bakışlarla bakıyordum. Bismillahirrahmanirrahim. İlk defa biri bana silah uzattı. Tabii bana derken, elime almam için. Yine yutkundum.
"Neden bana uzatıyorsun?"
"Dedim ya, intikam için."
Bakışlarım silahtan kayıp etrafta döndü. Derin bir iç çektim. Sonra tekrar elleri bağlı heriflere döndüm. Tamam, sizden aşırı derecede nefret ediyorum ama vuracak cesaret yok bende. Hele de böyle zamansız bir anda. Tekrar Boran'a döndüm.
"Ben yokum. Sana başarılar." diyince silahı heriflere uzattı. Tam sahte Fermanın kafasına doğru. Gözlerini bana çevirdi. Sonra da elimi silahın üzerine yerleştirdi. Silah artık benim elimdeydi ve ben silahı birine doğrultmuştum. Hayatımda ilk defa! Bir insanı iyileştiren ben, şuan silah doğrultuyordum. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Ayrıca silahı tutan iki elimi, Boranın elleri de sarmıştı. Avuç içlerimin terlediğini hissediyordum. Lanet olası silahı elimden atmak istiyordum ama Boranın elleri, ellerimi sıkıca sarmıştı.
"Rahat ol,"
"Nasıl rahat olayım? Ben insanları iyileştiriyordum şimdiyse, silah doğrultuyorum."
"Şuan hemşire değilsin şuan intikamını almak isteyen bir kadınsın."
Evet. Şuan hemşire değilim, yine de bir insanı vurmak içime sinmiyor. Of Allah'ım! Neden bela benimle? Titreyen ellerimle silahı yere doğru yavaşça indirdim. Boran geri çekildi. Dizlerimin üzerine çöktüm. Kafamı kaldırmadım, yere bakarak içinde bulunduğum şu durumu analiz etmeye çalıştım.
"Allah'ım, ben neler yaşıyorum şuan?" diye söylendim kendi kendime. Bir süre hayatımı sorguladım ve tekrar ayağa kalktım. Boş bakışlarla Boran'a baktım.
"Vur artık şunları,"
"Hayır."
"Vuracaksın!" diye yükseldi bir anda. Ona doğru yaklaştım.
"Vuramam! Ben senin gibi insanları öldüremem. Senin için basit olabilir ama benim için değil!"
Duraksadı ve sol eliyle yüzünü sıvazladı. Derin bir iç çektikten sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Gerçekten keyfinden dolayı yaptığımı mı sanıyorsun?"
"Eğer keyfinden değilse, neden?!Neden, onca insanı öldürüyor ve sonra hayatına hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorsun?!"
Sinirden kımıldayan çenesinin kasıldığını gördüm. Sonra da devam ettim, "Ama doğru sen mafyaydın değil mi? İnsanların canının senin için bir önemi yok. Senin gözünde şuan ben bile bir avdan farksızım."
Küçümseyici ses tonumla konuşmuştum ve sanırım bu onu baya sinirlendirmişti. Ama ne? Doğru konuşmuyor muyum? Bence gayet doğru konuşuyorum.
İç çekti.
"Deren, şuan boş konuşuyorsun. Çünkü ben insanları değil,"
Bir el ateş etti. Vurduğu kişi de sahte Fermandı. Bunu hiç beklemediğim için irkildim ve çığlık attım. Adamı tam alnından vurmuştu. Ürkütücü bir karizma.
"Hedefleri vururum." diye cümlesini tamamladı. Bakışlarını benden çekip sahte Fermanın diğer iki adamına çevirdi.
"Aslında hedefim siz değildiniz ama siz de bu herife ortak oldunuz." dedi ve silahı bu sefer ikisinden birine doğrulttu sonra da ateş. Diğerini de vurdu ve silahı yere attı. Ben hala olayın şokundaydım. Hayatımda ikinci defa gözümün önünde, bir değil, iki değil tam üç kişi vuruldu. İntikamım alındığı için mutlu mu olmalıyım, yoksa üzülmeli miyim inanın bilmiyorum. Çünkü bir hemşire için insanın düşman ya da dost olması gerekmiyor. Her ne pahasına olursa olsun, ben binlerce insanın hayatına dokundum. Şu an bir doktor gibi konuşma yaptığımın farkındayım. Ama ben doktor değil, sıradan bir hemşireyim. Hazır konusu açılmışken, neden doktor değil de hemşire oldum? Çünkü benim annemin hayali hemşire olmaktı. Ama babam yüzünden olamadı. Ben de onun hayalini gerçekleştirmek için hemşire oldum. Eğer isteseydim hukuk okuyup savcı, avukat olabilirdim. Ama ben böyle mutluyum, annemin hayalini yaşattığım için çok mutluyum. Hiçbir zaman da hemşire olduğum için pişman olmadım. Çünkü ben mesleğimi de annemi de seviyorum.
Neyse.
Az önce yaşadığım dehşet olaydan sonra kendime gelmem biraz zor oldu. Daha doğrusu kendime bile gelemedim. Alınlarının ortasından vurulan heriflerden bakışlarımı zar zor ayırdım. Gözlerim ve beynim bu dehşet olayı nasıl unutacak hiç bilmiyorum. Ama bu olayı bana zorla hissettiren ve bu olayı unutmamı sağlamayacak olan bu kişiyi de unutmayacağım. Boran Akay, tam olarak senden bahsediyorum. Senden nefret ediyorum. Ömrüm boyunca da nefret edeceğim.
"Mutlu musun?"
"Ne?"
"Bana bu dehşeti izlettiğin için mutlu musun?"
Yine bana doğru yaklaştı.
"Ne dehşeti be? İntikamını aldım, teşekkür etmen gereken yerde yapma Allah aşkına."
Benden uzaklaşırken kolundan tutup durdurdum.
"Ne için teşekkür etmeliyim? 'Teşekkür ederim Boran, bu dehşeti beynime kazdığın için' mi demeliyim? Çok beklersin."
"Çok nankörsün Deren."
"Teveccülünüz." dedim ve kolunu sertçe bıraktım. Yine ister istemez vurulmuş adamlara baktım. Kusmak üzereyken gözlerimi ayırdım. Fazla bakınca gerçekten kötü oluyordum. Dikkatimi dağıtmak için başka bir yöne baktım ve derin bir nefes aldım. Boran'ın adamlarından birine baktım,
"Gidiş yolu nereden?"
Adam odun gibiydi, yüzüme bile bakmadı. Kimin adamı? Patronu da onun gibiydi işte.
"Şşş? Duymuyor musun?" elimi yüzüne salladım. Hâlâ bakmadı. Odun herifler. Hepiniz bu dünyada odun gibi yaşayıp gideceksiniz.
"Boşuna nefesini tüketme," dedi Boran. Üf, sana da nefes tükettik. Ne oldu yani? Bu sefer Boran'a döndüm.
"Peki sana soruyorum o zaman, buradan nasıl kurtulurum?"
Sorumu duymamazlıktan geldi,
"Bu herifi senin için vurmadım."
"Ne diyorsun yine?"
Ellerini cebine koydu ve devam etti.
"Şuan benden nefret ediyorsun biliyorum,"
Ah. Boran gözlerim yaşardı. Nasıl anladın ya. Lütfen bu kadar dikkatli olma. Fazla. Gözlerimi devirdim.
"Tespitin harika."
"Bu herifi benim hedefim olduğu için öldürdüm. Zamanında onun yüzünden bu hallere düştüm işte."
Duraksadım. Nasıl yani? Bir dakika. Beynim yandı. Ama sanırım bir şey açıktı. Demek sahte Ferman önceden beri Boranın belasıymış. Ama nasıl? Ve neden ben varım bunların içinde?
"Senle ne alakası var ki?"
"Neden bu kadar merak ediyorsun?"
"Çünkü benide sürüklediniz bu olaya."
"Sen? Sen olayın içinde bir kurban gibisin." diyince gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ne demek ben kurbanım? Yani tamamen tesadüf mü? Yapma be. Şaka yapma. Of, bu kötü oldu ama ya.
"Nasıl yani? Sırf üç kızı kurtardım diye kurban mı gittim bu olaya?"
Cevap vermedi ve kafasını yere eğdi. Bu evet demekti.
"Cevap versene! Neden ben sizin olayınızın içindeyim?!"
Yine cevap vermedi. O cevap vermeyince benim sinirlerim iyice oynuyordu.
"Allah'ım sabır," diye söylendim ve derin bir nefes aldım.
"Günahsız yere o gün bana işkence ettiler. Hastanede yattım, ağrılarımla kıvrandım, o vuruldu ve kurtuldu. Hepsi bu mu?! Peki ben neden şuan hâlâ buradayım?! Benide çekip vursana! Madem ölüm bu kadar kolay."
Gözlerim yerdeki silaha kaydı. Yerden kaptım ve Boran'ın avucunu açıp silahı koydum.
"Hadi beni de vur. Vur ki kurtulayım! Hadi Boran Akay! Bakma bana öyle. Vur alnımın ortasından!" diye bağırdım gözlerine bakarak. İstemsizce yanaklarıma düşen iki damla yaşı sildim, "Hadisene! Vursana beni de!" diye devam ettim. Elindeki silaha baktı. Sonra bana.
İlk defa gözlerinde ne öfke ne de o alıştığım soğukluk vardı. Sanki ne yapacağını bilmiyordu.
Bir adım bana doğru attı. Artık gerçekten dayanacak gücüm kalmamıştı. Dengede zor duruyordum. Birkaç adım geriledim ve gözlerimin önü karardı. Hemen sağ tarafımdaki ağaca elimi attım ve tutundum. Karartı geçince yine sinirli halime dönüştüm. Çok uzun sürmedi zaten. Boran yardım etme maksadıyla bana doğru yaklaşmıştı. Omuzlarından ittirdim.
"Defol git! Yaklaşma bana! Pislik manyak herif." diye bağırdım suratına doğru.
"Deren,"
"Zaten senin yüzünden başım dönüyor. Karşıma çıktığından beri hayatımı mahvettin. Senden nef-"
Gözlerimin önü yavaş yavaş karardı ve bayıldım.
Devam edecek...