13. bölüm / 28
Zümrüt YeşiliBölüm 12
Bölümler 28Şu an: Bölüm 12
- 1 Tanıtım Bölümü92 kelime
- 2 Bölüm 1690 kelime
- 3 Bölüm 21.008 kelime
- 4 Bölüm 3531 kelime
- 5 Bölüm 4984 kelime
- 6 Bölüm 51.117 kelime
- 7 Bölüm 6980 kelime
- 8 Bölüm 71.511 kelime
- 9 Bölüm 81.122 kelime
- 10 Bölüm 91.138 kelime
- 11 Bölüm 101.220 kelime
- 12 Bölüm 111.151 kelime
- 13 Bölüm 121.160 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Bölüm 131.127 kelime
- 15 Bölüm 141.112 kelime
- 16 Bölüm 151.050 kelime
- 17 Bölüm 161.069 kelime
- 18 Bölüm 171.139 kelime
- 19 Bölüm 181.292 kelime
- 20 Bölüm 191.510 kelime
- 21 Bölüm 201.742 kelime
- 22 Bölüm 212.337 kelime
- 23 Bölüm 221.602 kelime
- 24 Bölüm 231.816 kelime
- 25 Bölüm 241.711 kelime
- 26 Bölüm 251.473 kelime
- 27 Bölüm 261.561 kelime
- 28 Bölüm 271.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda başımda zonklayan amansız bir ağrı vardı. Burnuma dolan pis, rutubetli hava genzimi yaktı ve kesik kesik öksürmeye başladım. Kollarımı hareket ettirmek istediğimde ellerimin arkamda, sert bir ahşap sandalyeye sıkıca bağlandığını fark ettim. Bileklerimi kurtarmak için her hamle yaptığımda ipler derime daha da saplanıyor, canımı yakıyordu. Çırpındım, zorladım ama nafile... Sonunda pes edip başımı öne eğdim.Birkaç dakika sonra karanlığın içinden o gaddar herif belirdi. Ağır adımlarla bana doğru yürüyüp yüzüme doğru eğildiğinde, daha fazla dayanamayıp suratının tam ortasına tükürdüm. Öfkeden deliye dönen adam birden kükredi: "Ne yapıyorsun lan sen manyak!" diyerek çenemi pençesini anımsatan eliyle sertçe kavradı. "Bana bak, zaten işimizi mahvettin. Bana ait olanları aldın, seni gebertirim anladın mı?!" diye bağırdı.Yüzümü acıyla elinin arasından kurtarmaya çalışarak haykırdım: "Kimse sana ait değil! O kızlar gencecik! Geleceklerini senin gibi bir pisliğin eline mi bırakacaktım? Sen kimsin ki? Ayrıca buradan kurtulursam polisler peşini bırakmayacak! Yerini, yurdunu öğrenip yakacağım seni!" Yüzünde yine o şeytani gülümseme belirdi. Bir süre öylece tepemde dikildi. Sonra aniden elini saçıma atıp parmaklarına doladı. Saçlarımı kökünden sökercesine çekerek, "Saçının teline dünyaları kurban ediyormuşsun Deren Hanım? Ama şu an hareket bile edemiyorsun. Hazır böyle savunmasızken keseyim mi bu güzel saçları? Ne dersin?" dedi o ürpertici sesiyle.Dişlerimi birbirine bastırdım, öfkem korkumu bastırıyordu. "Tek bir telini bile elinde göreyim, seni öldürürüm. Kafandaki saçları tek tek koparır eline veririm. Çek o pis ellerini üzerimden!'' diye bağırdım."Ben ilk defa böyle güzel, ipek gibi saç gördüm. Belki birazını kesip hatıra olarak saklarım. Hem böylece başkalarının işine burnunu sokmamayı öğrenirsin," diyerek saçlarımı biraz daha gerdi.Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Sakin kalmaya çalışarak tane tane konuştum: "Bak gerizekalı, şuradan bir kalkarsam seni ciddi anlamda gebertirim. Bırak saçlarımı!" Beklenmedik bir şekilde saçlarımı bırakıp tam karşıma geçti. Bu anı kaçıramazdım. Gözlerinin içine bakarak, "Yaklaşsana bir bana," dedim. Aptal herif hiç tereddüt etmeden öne doğru eğildi. O an sandalyeyle birlikte geriye doğru devrilmeyi göze alarak iki bacağımla birden suratına sert bir tekme savurdum. O acıyla yere serilirken, köşede bizi izleyen adamına döndüm. Zamanım kısıtlıydı. Yerdeki herif yediği darbenin sersemliğini atlatamadan, karşımda korkudan titreyen saf adama tısladım: "Çöz lan ellerimi! Ellerimi hemen çözersen seni polise vermem, yoksa sen de onunla birlikte yanarsın!" Korkak herif saniyeler içinde iplerimi çözdü. Arkama bile bakmadan çıkışa doğru koştum. Kapının koluna yapıştım ama kahretsin... Kilitliydi! 'Allah'ım sen yardım et,' diye mırıldanarak hızla etrafımı taradım. Üst üste dizilmiş, duvar gibi duran birkaç koliyi gözüme kestirip hemen arkalarına gizlendim.Çok geçmeden içeriden o tanıdık ses yükseldi: "Bakın hemen etrafa, bir yere kaçmış olamaz! Lan bulamazsanız hepinizi buraya gömerim! Çabuk bakın her yere!" Mekan çok büyüktü, nefesimi tutup bekledim. İlk etapta kimse bu tarafa gelmedi. Beş dakika sonra adamların 'Bulamadık abi' dediklerini duydum. Liderleri tekrar deliye döndü: "Lan bir kızı nasıl bulamadınız, nereye uçacak? Bakın her yere çabuk!" Adamlar yeniden dağıldı. Bu sefer iki tanesi doğrudan benim olduğum yöne yürüyordu. Kolilerin arasından gizlice baktığımda, içlerinden biri aniden benim durduğum noktaya döndü. Kafamı hızla geri çektim. Kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi güm güm atıyordu. Korkudan nefes alamaz hale gelmiştim. İçimden dua ettim: 'Allah'ım lütfen beni görmesinler.' Ama adam şüpheyle kolilere yaklaştı ve beni gördü. "Abi burada! Buraya saklanmış!" diye bağırdı.Yapacak bir şey kalmamıştı. Hızla doğrularak önümdeki kolileri adamların üzerine doğru yıktım ve ters yöne doğru koşmaya başladım. Hepsi peşımdeydi. Koşacak yerim kalmadığında boş bir duvara tosladım. Arkamı döndüğüm an, o gaddar herifin karnıma inen sert yumruğuyla nefesim tamamen kesildi. Öne doğru kapaklanırken, acımasızca sırtıma da bir dirsek vurdu. Acı tüm vücuduma yayılırken dizlerimin üzerine yığıldım. "Hani bana öyle dikleniyordun, ne oldu? Kesildi sesin," dedi hırsını almış bir memnuniyetle.Konuşmak istedim ama ciğerlerime hava gitmiyordu. O çaresizlik anında zihnim beni yıllar öncesine, babamın beni acımasızca dövdüğü o karanlık günlere götürdü. Tıpkı şimdiki gibi sessiz kalmıştım, tıpkı şimdiki gibi boş yere dayak yemiş ve tek bir kelime bile edememiştim. Bu paralellik içimi öyle bir nefret ve amansız bir güçle doldurdu ki... Yerde acıyla kıvranırken gözüm köşedeki paslı bir çiviye ilişti. Adam fark etmeden çiviyi avcumun içine sakladım ve bana yaklaşmasını bekledim. Tam tepeme dikildiğinde, tüm gücümle çiviyi bacağına sapladım. Acıyla kükreyip suratıma sert bir tokat attı. Aldığım darbenin etkisiyle sarsılsam da doğrulup bu kez onun saçlarına yapıştım. Öyle bir öfkeyle asıldım ki saç telleri avcumun içinde kaldı. Onu geriye doğru fırlatıp tekrar dizlerimin üzerine düştüm. Karnımdaki ağrı katlanılmaz boyuttaydı, artık gerçekten nefes alamıyordum. Çıkış kapısına doğru baktım; oradan yürüyüp gitmek istiyordum ama bedenim bana itaat etmiyordu. Bakışlarım kapıdan kaydı, iki büklüm olmuş halde yere serildim. Bilincimi kaybetmeden tam iki saniye önce kapının büyük bir gürültüyle açıldığını gördüm. Sonrası bulanık bir karanlıktan ibaretti...
*********
Yine bir belayı temizleme zamanıydı. Adalet sisteminin kör noktalarında o belayı temizleyen kişi ben olduğum için, mecburen bir şeyler yapmak zorundaydım. Masum yere öldürülen bir kadının daha dört yaşındaki oğlu bacağıma yapışıp, "Boran abi, annem melek mi oldu? Geri gelecek mi?" diye sorduğunda kendime bir söz vermiştim. Bir daha hiçbir masumun kanını yerde bırakmayacaktım.Şimdi yine masum canların tehlikede olduğunu biliyordum ve onları o cehennemden çekip almalıydım. Üç genç kız... Henüz on beş yaşındalar. Aylardır haber alınamıyordu, nerede olduklarına dair en ufak bir iz yoktu. Zaman kaybetmeden çocukluk arkadaşım Aras’ı aradım. Aras hem en yakın dostum hem de teşkilatta polisti. Onun yardımıyla işleri hızlandıracaktım. Çok geçmeden kızlar hakkında araştırdığı tüm bilgileri ve şüpheli bir konumu bana ulaştırdı. Eski bir çiftliği gösteriyordu.Çiftliğe varır varmaz arabadan indim. Tehlikenin boyutunu bilmeme rağmen öfkeden gözüm dönmüştü; silahıma davranma ihtiyacı bile hissetmeden içeri daldım. 'Ya Allah bismillah,' diyerek attım ilk adımımı. Etrafta çıt çıkmıyordu. Ancak çiftliğin iyice içine, kuytu köşelerine girdiğimde tam olarak aradığım hedefi bulamadım. Karşıma çıkan üç dört kişi vardı; tam beklediğim gibi cılız, korkak ve saf tipler... Üzerime köpek gibi atıldılar. Hepsini hak ettikleri şekilde temizce yere serip oradan ayrıldım.Eğer aklımdaki o şerefsizse, gidebileceği tek bir yer kalıyordu: Eski, kullanılmayan sanayi fabrikası.Arabayı fabrikaya doğru sürerken bir yandan da Aras’ı aradım."Alo?" diye açtı telefonu.
"Oğlum, çiftlik boş çıktı. Benim aklımda bir yer daha var, oraya geçiyorum."
''Sanayi fabrikasına mı gidiyorsun?' dedi, ne yapacağımı tahmin ederek.
"Evet, o pisliğin orada olduğundan çok eminim. Başka bir yere kaçamaz zaten.''
"Tamam, içeri girince bana haber ver."
Telefonu kapatıp gaza bastım. Fabrikaya varmama az bir mesafe kala, yolun üzerindeki köhne bir marketin önünde lacivert bir F30 gördüm. Kaşlarım çatıldı. Ben bu plakayı bir yerden hatırlıyor gibiydim ama nereden? Arabanın sürücü koltuğunun kapısı ardına kadar açık kalmıştı. "Neyse," dedim kendi kendime. "Şu an kafamı buna yoramam." Nihayet fabrikaya vardım. Mekanı paldır küldür basmak yerine, önce etrafından dolanıp içeride olduklarından emin olmak istedim. Ve evet, içeride ciddi bir hareketlilik vardı. Girişteki kocaman, paslı demir kapının karşısına geçtim. Önce sakince açmayı denedim ama tahmin ettiğim gibi kilitliydi. Geriye doğru bir adım alıp tüm gücümle tekmeyi bastım; kapı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı.İçeri adım atar atmaz gözüme çarpan ilk şey, yerde baygın halde yatan hemşire Deren Soylu oldu. Ama onun burada ne işi vardı? Ya bir insan neden yerinde durmaz ki? "Of Boran, dur be oğlum," diye geçirdim içimden. "Şu an kızı suçlamanın sırası mı?" Kapıyı açmamla üzerime doğru koşan it sürüsünü fark etmem uzun sürmedi. Gözümü bile kırpmadan, öfkemin tüm ağırlığını yumruklarıma verip hepsini tek tek yere sermeye başladım.
Bölüm etkileşimi
