Zümrüt Yeşili kitap kapağı

28. bölüm / 28

Zümrüt Yeşili

Bölüm 27

Yazar: Zeynep Benn

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Bölüm 27

Boran beni görünce hiç şaşırmışa benzemiyordu. Onun dışında Aras Didem'i gördüğü için şaşırmıştı. Kadir ise tıpkı bir aç köpek gibi bana bakıyordu.
"Buyrun gençler, geçin sizde." dedi Alp'in babası. Boran hiç gözlerini üzerimden çekmeden sol tarafımdaki boş sandalyeye oturdu. Tabii ki Kadir de sağ tarafıma. Kendimi bir av gibi hissetmem normal mi? İkisi arasındaki tek engel bendim. Ben olmasam, her an kedi köpek gibi boğuşabilirlerdi. Çünkü birbirlerine nasıl baktıklarını bir ben görüyordum. Boran ile Kadirde yemeğe başlayınca sofrada nedensiz bir sessizlik oldu.
"Sağdıçlar iki tarafın isteğiyle belirlendi bu arada." diye de ekledi Esra. Gözü bendeydi. Sinsi sinsi bakıyordu.
"Kimmiş?" diye sordum gözlerimi kısarak.
"Yanındaki yakışıklı beyefendi..."
Bakışları Boran'a dönünce tiksintiyle yüzüne baktım.
Yakışıklı mı?
"Birde sen işte." dedi Borandan bakışlarını çevirip bana bir ezikmişim gibi baktı. Sonra da önündeki tabağa döndü. Ama bir dakika? Ben ve Boran mı sağdıç? Hayır hayır. Bu herifle olamam.
"Bir kişi olabilirdi,"
Herkes bana bakıyordu.
"Yani tek bir kişi de sağdıç olabilirdi."
Ceren bana baktı.
"Boran normalde piyasada yoktu, Alp istedi diye ikiniz olun dedik." dedi.
Boran'a döndüm. Keyfi yerindeydi tabi pisliğin. Birşey söylemedim ve yemeğime döndüm. Allah affetsin ama yemek hiç olmamış ya. İştahım kaçtı. Tabi bu durum ev sahiplerinin hemen dikkatini çekti. Alp'in annesi Suzan hanım bana döndü.
"Deren, neden yemiyorsun yemeği?"
Soru bana sorulunca herkes bana döndü.
"Şey... Ben öğle yemeğini fazla yedim. Hiç iştahım yok ama yemek harika ellerinize sağlık." dedim tabi ki yalan atarak. Konuşmam bitince yine herkes önüne döndü. Sanki sofrada bir ben varım.
Hasbin Allah!
Esra ağzındaki küçük lokmayı çiğnerken Boran'a döndü.
"Sizin bir mesleğiniz var mı Boran bey?"
Boran elindeki çatal bıçağı bıraktı ve arkasına yaslandı.
"Mafyayım ben. Siz?" diye sordu.
Esra yutkundu ve gülümseyerek Boran'a baktı.
"Ben bir işle uğraşmıyorum,"
"Dün beni ezikliyordunuz ama?" diye aniden araya girdim.
Esranın gülümsemesi aniden silindi.
"Hatta 'hemşirelik çok klasik, herkes hemşire' dediniz. Demediniz mi?"
Esra bir an duraksadı.
"Unutmuşum ya, tüh."
Kaşlarım bir anlığına kalkıp indi.
"Esra hanım, siz alzheimer değilsiniz değil mi?"
Aynı anda Boran'ın kıkırdadığını duydum. Herkes Boran'ın kıkırdadığını duyunca Boran'a baktı.
"Pardon." dedi Boran dudaklarını birbirine bastırırken.
"Deren hanım, ne yapmaya çalışıyorsunuz?" diye sordu Esra utançtan kıpkırmızı olan suratıyla.
Saf saf gülümsedim.
"Estağfurullah, ben birşey yapmaya çalışmıyorum. Sadece dün bana söylediklerinizi hatırlatıyorum."
Çatal bıçağı elime aldım ve yemekten küçük bir lokma aldım. Kusmak üzereyim.
Herkes suskun bir şekilde yemeği yerken Boran kulağıma eğildi.
"Alzheimer şakası çok iyiydi yalnız."
Boş bakışlarla Boran'a baktım. Yine birşey söylemedim ve sofradaki insanlara baktım. Bir şey söylesem hepsi aniden bana bakardı. En iyisi susmak.
Önümdeki su dolu bardağı aldım ve bir yudum aldım.
"Ceren, nasılsın kızım?" diye sordu aile büyüklerinden biri.
"İyiyim sizler nasılsınız?"
"İyiyiz bizde buna şükür."
Bu saçma ve kısa sohbet hiç keyif vermemişti. Bardağı yerine koydum ve Boran'ın telefonu çaldı.
"Kimin bu çalan telefon?"
Herkes Boran'a döndü. Bende dahil.
"Benim,"
Boran ayağa kalktı.
"Müsaadenizle."
"Otur yerine." dedi Alp'in babası birden.
"Ama açmam gerekiyor."
"Boran, otur oğlum." dedi tekrar.
Boran masanın altından telefonun ekranına baktı. Arayan kişi önemli olsa da olmasa da telefonu kapattı ve oturdu. Derinden homurdandığını duyabilmiştim. Hafifçe sırıttım.
"Emin ol, bu daha komikti." diye fısıldadım.
"Deren ile kısa bir konuşup gelebilir miyiz?"
Ne alaka? Hayır, ben yerimde rahatım.
"Tabii ki." dedi Alp'in babası ve beni yeterince şaşırttı. Az önce telefonla konuşmak için izin vermeyen adam bir saniye sonra izin veriyor? Ne garip insanlar var.
Boran ayağa kalktı ve benim de kalkmam için dürttü. Mecbur kalıp sofradan kalktım. Boran bileğimden tuttu ve evin dış kapısına kadar zorla çıkardı. Hayır, bu sefer çırpınmadım. Kurbanlık gibi sessizce onunla yürüdüm.
"Az önce bir mafyanın, yaşlı bir adamın lafıyla hareket ettiğini görmek çok zevk verdi bana." dedim
"Başka neler zevk verir sana hemşire?" dedi ve pis pis sırıttı.
"Sapık herif." diye mırıldandım.
"Neyse,"
Boğazını temizledi.
"Benimle geleceksin."
Evet, yine emirler yağdırıyor maşallah! Nah gelirim.
"Yok canım başka bir emrin?"
"Başka bir şey yok, hadi." derdemez yine kolumdan tuttu ve çekiştirmeye başladı. Artık dayanamıyorum.
"Eeeehh, yeter be! Oyuncak bebek gibi bir oraya bir buraya çekiştirip duruyorsun. Gelmiyorum seninle!"
Kolumu elinden kurtarmıştım. Oh, şükür be! Neyiz lan herifin elinde? Bir oraya bir buraya. Yeter!
"Hemşire... Benim sabrımla mı oynuyorsun? Gel dediysem geleceksin, hadi."
Elini tekrar koluma uzanınca kolumu sertçe çektim.
"En sonunda beni öldürecek misin, hm? Eğer öldürüp bir köşede bırakacaksan ben razıyım valla bak."
"Saçma sapan konuşma da yürü."
Gram yerimden oynamadım. Kudur.
Ben yerimden oynamayınca iki adım atıp durdu. Bana doğru yaklaştı. Hiç bir şey söylemedi sadece baktı.
"Sana son kez söylüyorum,"
"Ben de sana son kez bağırıyorum, seninle gel-mi-yo-rum!"
"Yine zorla geleceksin demek." dedi ve hızlı bir hamleyle beni omzuna aldı.
Adi herif.
"İmdat! Yardım edin! İmdat!" diye var gücümle bağırdım. Beni arabaya bindirene dek bağırdım. Hiç durmadan bağırdım. Evden apar topar çıkan Alp ve ailesi endişeyle Boran'ın omzundaki bana baktılar.
"Deren ne oldu?" diye sordu Didem.
"Didem, lütfen beni kurtar." dedim yalvararak. Didem kurtarmak istese nasıl kurtaracaktı ki? En azından denesin ya. Of!
Ben çaresizlikle Boran'ın omzundayken, Ceren ve Alp kıkırdamaya başladı.
"Siz ikiniz, gülmek yerine beni kurtarabilirsiniz." diye bağırdım işaret parmağımı ikisine tutarken.
"Bırak sende beni," dedim Boran'ın sırtına vurarak.
Esranın memnuniyetsiz surat ifadesini görebiliyordum.
Hayır ne diye çirkefsin ki şuan?
Yine ve yine beni zorla arabaya bindirmeyi başarmıştı. Amacı ne acaba? Beni huzurla mı öldürecek? Bir bilsem...
Kapıya deli gibi asıldım ama tahmin ettiğim gibi kilitliydi. Bende pencereye vurup bağırdım.
"Aç şu kapıyı!"
Arabaya beni bindirip kendi birde çok düşünceliymiş gibi Alp'in babasından ve annesinden özür diledi. Çok geçmeden de Didem, Ceren ve Alp'in ailesi tekrar eve girdi. Boran da şoför koltuğuna oturdu. Kapıyı açar açmaz söylenmeye başladım.
"Sen beni öldürmeden ben seni öldüreceğim rahat ol." dedim tehditkar sesimle.
Tabii bu Boran için ne kadar tehditkar orası muamma. Hiç beni duymamış gibi herif sakince arabasını çalıştırdı ve Alp'in evinden ayrıldık. Derin bir iç çektim ve sinirden sıktığım dişlerimi gevşettim. Yoksa kırılacaklar.
"Şuan sinirden kudurduğunu o kadar iyi biliyorum ki..."
Allah Allah? Yapma ya! Neden acaba?
"Madem biliyorsun ne diye keyif alıyorsun? Salsana beni!"
"Senin babanı gebertip öyle bırakırım peşini." diyince içimde küçük bir endişe oldu. Neden? Neden bana küçüklüğümden beri babalık yapmayan bir adam için korkuyordum? Ben salak mıyım? Galiba.
"Neden bana illa babamın acısını yaşatmak istiyorsun?" diye sorunca Boran iç çekti. İlk önce birşey demedi. Araba yavaşladı. Sanırım kırmızı ışıklarda durmuştuk. Araba tamamen durunca yavaşça bana döndü. Karanlıktan dolayı yarım yamalak görünen yüzüne baktım.
"Serhat bana ve aileme acı yaşattı. Bende onu acı çektirerek yavaş yavaş öldürürken sana da Dünyada en sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşatacağım. Çünkü bu benim hakkım." diyince vücudumdan buz gibi bir ürperti geçti.
Demek en başından beri amacı buymuş. Bana acı çektirmek. Sustum ve hiç bir şey söyleyemedim. Araba tekrar hareket etmeye başladı. Yol boyunca hiç bir şey söylemedim. Sanırım gelmiştik. Araba durdu ve Boran arabadan indi. Kafamı bile kaldırmamıştım. Kapımı açtı.
"İn arabadan." dedi soğukkanlılıkla. Sesi korkunçtu. Boran'ı tanıdığımdan bu yana ilk defa ses tonu böyleydi. Kafamı kaldırıp suratına baktım. Ama o çoktan zaten bana bakıyordu. Gözlerimiz kesişti. İntikam bakışlarına dolmuştu. Daha fazla intikam bakışlarıyla bakışmamak adına arabadan indim. Sanki herifle biraz daha bakışırsam beni öldürecek gibiydi. Boran önden yürümeye başladı. Saçma sapan bir yere gelmiştik. Sanki mezarlık gibiydi. Sessiz, korkunç ve buz gibi. Bu korkunç ve muhtemelen terk edilmiş mezarlıkta biraz ilerledikten sonra küçük bir kalabalık gördüm. Birkaç adam ve ortalarında delice dövdükleri babam.
"Yeter." dedi Boran aynı ciddiyetle.
Anında tüm adamlar Boran'a döndü.
"Ne yaptınız ben yokken?" diye sordu ve cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal aldı. Sonra da yaktı.
"Abi valla nefes aldırmadık ama bana mısın demiyor."
Boran ağzındaki yaktığı sigarayı iki parmağının arasına aldı ve bana döndü.
"Bir dakika tutar mısın?" dedi ve sigarayı bana uzattı. Yutkundum ve sigarayı aldım. Fakat sigarayı alırken ellerimin titrediğini fark ettim. Ayrıca buz gibiydi. O yüzden ellerimi, Boran'ın ellerine değdirmemeye çalıştım. Ben sigarayı alınca Boran, dayaktan suratı kayan babama baktı.
"İlk önce nereden başlayayım Serhat?" diye sordu ve babama doğru yaklaştı. Babam eski ahşap bir sandalyeye bağlıydı. Yeni yediği dayaklardan aldığı darbelerle baygın gözlerini Boran'a çevirdi. Boran babamın etrafında yürüdü ve tam arkasında durdu. Ben korkuyla Boran'a bakıyordum. Ne yapabilir diye düşünüyordum. Boran yavaşça belinden çıkardığı silahı babamın kafasına dayadı.
"Direkt öldürsem,"
Babam bana baktı.
"Ama öyle kolay olur. Olmaz." dedi ve babamın arkasından çekilip önüne geçti. Bana baktı ve duraksadı. Beklenmedik bir şekilde silahı bana çevirdi.
"Yada kızının acısıyla kıvranıp ölürsün."
Bir Boran'a, bir babama baktım.
"Onun bir suçu yok." dedi babam zorlukla. Boran bakışlarını benden çekmedi. Aynı şekilde silahı da.
"Kardeşlerimin ne suçu vardı?" diye sordu titreyen sesiyle. Babam ise sadece sustu. Boran bu kısa sessizlikten sonra silahını ve bakışlarını benden çekip tekrar babama döndü.
"Söylesene Serhat Soylu, benim kardeşlerim sana ne yaptı?"
Babam yine sustu. Ben ise babamın cezasını çekmekten yani ölmekten korkuyordum.
"Sen, benim iki kardeşimi canımı öldürdün!" diye bağırdı.
Derin bir sessizlik.
"Şimdi ben seni de, kızını da öldürsem acım dinecek mi?" dedi alçak sesiyle. Gözleri dolmuştu. Eliyle sertçe sildi.
"Ömer!" diye seslendi az uzağımızdaki adamlarına. Hemen içlerinden biri koşarak geldi.
"Buyur abi."
Boran babama baktı ve tekrar adamına döndü.
"Yakın." dedi sadece. Sesi sanki yankılanmıştı.
Ama... Ne? Yakın derken? Anlayamıyorum.
"Ne?" diye sorunca adam geri çekildi ve verdiği emiri yerine getirmek için gitti.
Boran'a yaklaştım. Fakat Boran'a doğru bir adım atınca elini bana doğru kaldırdı.
"Sakın. Sakın yaklaşma bana." dedi yüzüme bakmadan. Geri çekildim. Elimdeki sigarayı çoktan yere atmıştım bile. Farkında değildim. Boran bizden uzaklaştı. Neler oluyordu? Hiç bir şey anlamıyordum. Babama baktım. Karşı karşıyaydık. Hali kalmamıştı. Bir adam sağ tarafıma geçti ve yere doğru eğildi. Elinde ne vardı? Bir şey vardı ama karanlıktan dolayı göremiyordum. Ne olduğunu anlamam kısa sürmüştü. Elindeki bir çakmaktı. Çakmağı yakmasıyla birlikte etrafımda ateşten bir çember oluştu. Aman Allah'ım. Ateş etrafımı çevreleyince büyük bir çığlık attım. Ateş yükseliyordu. Ateş yükseldikçe ben çaresizlikle etrafa bakıyordum.
"Hayır!" diye bağırdım ve bedenimin verdiği çaresizlikle dizlerimin üzerine düştüm. Çığlığım yankılanmıştı. Tüm şehire duyurmuştum sanırım.
Ama hayır. Ben burada yanarak ölmek istemiyordum. Babamın cezasını ben çekmemeliyim.
Kurtulmak istesemde hiç mümkün değildi. Çünkü ateş her saniye yükseliyordu. Ateşe bakan gözlerimle çaresiz kalmıştım.

Devam edecek...
(Yorum ve beğeni yapın tatlışlarrr 🙈 💕)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…