4. bölüm · Zümrüt Yeşili

Bölüm 3

Zeynep Benn

Bana doğru yaklaştı ve şu ayı gibi adamlarına döndü. "Çıkın dışarı." dedi sakince. Sesi sakindi ama acı çektiği suratından belliydi. Nankör ve bencil olduğu için belli etmemeye çalışıyordu. Tıpkı benim şuan götümün tutuştuğu gibi. Neyse,herkes korkuyor diye bende mi korkayım? Evet. Of be tamam. Azıcık tırsıyorum ama azıcık. Adamlar dışarı çıktı, adamları dışarı çıkarır çıkarmaz üzerime doğru yürüdü. "Sen hayırdır lan?" Demedim tabi ki. Sadece kapkara gözlerinden çektim gözlerimi. Çünkü bakışları altında olmak istemiyorum. Bakışları öfke doluydu. "Gelme üzerime!" diye bağırdım suratına doğru. Sertçe kolumu tuttu. "Sen kimsin?" diye sordu buz gibi sesiyle. Yutkundum. "S-sanane." diyebilmiştim sadece. Aslında içimden "kimsem kimim seni ne ilgilendirir lolipop?" diyordum orası ayrı. Ama biraz artık gerçekten ürkmüştüm ve hayır, ölmek istemiyorum. Henüz çok gencim. Şey adını bilmediğim nankör bey,beni öldürme olur mu? "Banane mi?" dedi ve kolumu yavaşça bıraktı. "Evet,sanane." dedim bende büyük bir rahatlıkla. "Peki,madem banane. O zaman ben kim olduğumu söyleyeyim." diyince gözlerimi devirdim. Hayır arkadaş,ben sana sordum mu? HAYIR. Ve açıkçası öğrenmekte istemiyorum. Çünkü işime yaramaz. Anladın? Adını duyunca aman Allah'ım bayılacağım. Tutun beni. Gibi tepkiler mi vermeliyim? "Sormadım ve öğrenmekte istemiyorum." dedim kollarımı göğsümde birleştirirken. Bakışlarını az önce çevirdiği yarasından çekti ve kanlı elini sedyenin üzerindeki küçük bir bez parçasıyla sildi. Boş bakışlarla bakıyordum, hafifçe sırıttı "Kim olduğumu öğrensen şuan burada olmak istemezdin hemşire." diyince yine yutkundum. Kim olabilirsin ki en fazla? Ayrıca kendini birşey sanman hoş değil. Sende insansın bende insanım. Sende de iki göz,bir burun bir ağız. Bende de. Of, bu hemşireliğe baya kafayı yormuşum. Manyak manyak şeyler. Ay be,neyse. Bıktım ve sıkıldım. Eve gidip Didem'in dün yaptığı pizzayı yemek istiyorum. Evet şuan tek istediğim bu. Çocuk gibi şeylerle mutlu olabiliyorum. O sırada yaşıtlarımın evlenmesi ve çocuk bakması. Onlara üzülüyorum ama mutlularsa sorun yok. Ay dur şuan bunlara değil şu nankörden kurtulsaydım,yeterdi. Evet nankör bey kimsin? Ciddi manada kimsin ve neyin nesisin? "Hadi kimsen söylede,gideyim buradan. Sıkıldım çünkü." dedim bıkkın bir suratla. Bana biraz daha yaklaştı, "Merhaba tanıştığıma memnun oldum, Boran Akay ben." Evet şuan bayılabilirim. Hatta ölsem. Daha birkaç gün önce haberler gümbür gümbür bu adamla çalkalanıyordu. 'Şok! Şok! Şok! Boran Akay yakalandı mı? Polisler bu sefer başardı mı?' gibi haberler internette ve heryerdeydi. Şimdi de karşımda dev cüssesiyle dimdik duruyordu. Ay Bismillahirrahmanirrahim. Rüyadayım, değil mi rüya bu. Şaşkın gözlerle suratına mal gibi bakıyordum. Aferin bana,dik dik adamla konuştum,kafa tuttum. Bugün buradan sağ çıkabilecek miyim? Arkadaşlar tek bir kelime söylemek istiyorum:Sıçtık. Hemen kaybolmalıyım buradan. Bu aksiyon bana yeter. "Boran Akay demek sendin." dedim gözlerimi kısarak. Ajda Pekkan ne diyordu hatırlayalım: Ben senin yerinde olsam ufak ufak uzarım durmam,pılımı pırtımı toplar giderim. Evet bu kişi benim. Bunu kendime söyleyen salak benim. "Şuan yüzündeki mahcubiyet ifade o kadar komik ki." dedi ve sırıttı. Hemde nasıl komiğimdir var ya... Ah be salak,ne diye bir mafyaya kafa tutuyorsun? Kızım sen daha dünki pizzayı düşünüyorsun! Mafya senin neyine! "Bak gerçekten özür dilerim. Ama artık ben gideyim olur mu?" dedim tüm Flash TV oyunculuğumu sunarak. Yalancı bir yalvarış çözer işi. Bi anda durdu ve bana döndü " Ne dedin duyamadım özür,ne?" soru alaycıydı. Dalga geçer gibi bakıyordu bana. Gözlerimi devirdim ve tekrar ettim,"Özür diledik ya, sağır mısın?" dedim. Bana daha da yaklaşacakken bir anda kapının arkasından bir ses yükseldi, "Efendim,geldiler! Hemen çıkmalısınız! Kaçmalıyız!" diye.