26. bölüm / 28
Zümrüt YeşiliBölüm 25
Bölümler 28Şu an: Bölüm 25
- 1 Tanıtım Bölümü92 kelime
- 2 Bölüm 1690 kelime
- 3 Bölüm 21.008 kelime
- 4 Bölüm 3531 kelime
- 5 Bölüm 4984 kelime
- 6 Bölüm 51.117 kelime
- 7 Bölüm 6980 kelime
- 8 Bölüm 71.511 kelime
- 9 Bölüm 81.122 kelime
- 10 Bölüm 91.138 kelime
- 11 Bölüm 101.220 kelime
- 12 Bölüm 111.151 kelime
- 13 Bölüm 121.160 kelime
- 14 Bölüm 131.127 kelime
- 15 Bölüm 141.112 kelime
- 16 Bölüm 151.050 kelime
- 17 Bölüm 161.069 kelime
- 18 Bölüm 171.139 kelime
- 19 Bölüm 181.292 kelime
- 20 Bölüm 191.510 kelime
- 21 Bölüm 201.742 kelime
- 22 Bölüm 212.337 kelime
- 23 Bölüm 221.602 kelime
- 24 Bölüm 231.816 kelime
- 25 Bölüm 241.711 kelime
- 26 Bölüm 251.473 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 Bölüm 261.561 kelime
- 28 Bölüm 271.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ne çene varmış be kardeşim," diye söylenen Boran'a ters bakışlar attım.
"Şuan insan kaçakçılığı yapıyorsun farkındasın değil mi?"
Boran dikiz aynasından bana baktı.
"Ben mafyayım?"
"Bir lanet mafya olduğunu her an hissediyorum, merak etme! İnsan hırsızı!" dedim arka koltuktan Boran'a doğru uzanırken.
"Nereye götürüyorsun beni?" diye sordum, şüpheli sesimle.
"Nereye gitmek istersin?"
"Mümkünse diğer tarafa gitmek isterim."
Boran sırıttı. Çok komik.
"Komik şey seni," dedi ve sanki küçük bir çocukmuşum gibi hafifçe burnumu sıktı. Hafifçe tabiri az kalır ya neyse. Elini burnumdan çektim.
"Acıtıyorsun manyak!"
Boran hâlâ sırıtıyordu bir yandan da tek eliyle direksiyonu kontrol ediyordu.
Herife bak!
Anasının karnında başlamış sanki sürmeye!
"İkisiyle kullanmama gibi bir huyun mu var?"
Boran duraksadı ve bana döndü.
"Ne?" diye sordu. Acaba ne anlamıştı? Pislik.
"Direksiyonu diyorum, iki elinle kullanamıyor musun?"
"Alışkanlık ya."
"Alışkanlığın yüzünden kaza yapma da."
Tekrar yerime oturdum. Boran imalı bakışlarla bana baktı.
"Ne o? Benim için endişeleniyor musun?"
Gözlerimi devirdim.
Mal herif.
"Hayır gerizekalı, kendim için endişeleniyorum. Bir katilin canını önemseyecek kadar saf değilim çok şükür." dedim dışarıyı izlerken.
Boran küçük bir kahkaha attı ve yoluna devam etti.
En başından beri uyuz demekten bıktım ama bu herif, basbayağı uyuz!
"Uyuz gülüyor yine kendi kendine," diye mırıldandım.
Boran kahkahasını bitirince telefonu çaldı. Keyfini hiç bozmadan telefonu açtı.
"Söyle," dedi sadece. Sonra da telefonu hoparlöre alıp karşı tarafın konuşmasını bekledi.
"Beyim, Serhat birşeyler daha saklıyor. Sabahtan beri adama nefes bile aldırmadık ama Nuh diyor peygamber demiyor. Ne yapalım?"
Evet, resmen sıçmış bulunmaktayım. Artık ölsem anca bu işin içinden çıkabilirim.
Of!
Dünyanın en fazla 'of' çeken insanı ben olabilirim.
"Geliyorum, yoldayım. Kapat." dedi Boran ve telefonu kapattı. Yol sandığımdan uzun sürmüştü. Nereye gittiğimizi bilmiyordum.
"Birazdan sana hayatının en korkunç anını yaşatacağım hemşire, hazır ol."
What dedin gülüm?
Babamı, gözümün önünde acı çektirerek öldürmeyeceksin umarım? Gerçi bu adam mafya. Herşeyi yapar. Ama neden ben de buradayım?
Lanet olsun ya!
"Karşıma çıktığından beri en iğrenç ve korkunç anlar yaşıyorum zaten. Sen kendin bile iğrençsin, Boran. Utanmıyor musun bu lafları bir kadından duymaktan?" diye sordum ciddiyetle. Boran dönüp bana bakmadı bile. Arabayı aniden durdurdu.
"Ne oluyor?" dedim hayretle. Boran bana döndü. Yüzünde bilmediğim bir ciddiyet ve hafif öfke vardı.
"İn arabadan," diyince duraksadım.
"Neden?"
"İn arabadan Deren."
Etrafıma bakındım. Yolun ortasındaydık ve ben burada ne yapacaktım? Ah, gerçi ettiğim lafları gururuna yedirmemiştir.
"Saçmalama, yolun ortasınday-"
"Beni ilgilendirmiyor. İn arabadan."
Etrafıma bakındım ama arabadan inmedim.
"Ben ne yapacağım burada bir başıma?" diye sordum. Yalan yok, sesimde biraz korku vardı. Korkuyorum evet.
"Onu da sen düşünülebilirsin. Nasıl olsa herşeyin en iyisini sen bilir, düşünürsün ya. Onunda bir yolunu bulursun." dedi umursamaz bir tavırla.
Masum kedi gibi etrafa baktım. Gerçekten ne halt yiyeceğim ben burada? Etrafta ne araba ne de ev vardı. Burası neresiydi? Daha fazla istenmediğim bir yerde durmadım. Kapıyı açtım ve arabadan inmeden önce son kez Boran'a baktım.
"Sen bu dünyada ki en alçak adamsın, yazık." dedim ve arabadan indim. Kapıyı sertçe kapattım. Çaresiz bakışlarla etrafa baktım. Hava hafif esintiliydi ama üşümem için yeterliydi. Ellerimle kollarımı sardım. Boran, ben arabadan iner inmez gitmişti. Kendi kendime baya sövdüm. Hatta öyle sövdüm ki ben bile ağzıma inanamadım.
Yolun kenarına geçip, araba gelmesini bekledim. Ama yolun kenarında araba gelmesini beklerken aklıma bir şey geldi. Hatırlayınca alnıma vurdum.
Ah lan! Unuttum harbiden. Ceren'in nişanı. Yarındı. Ne yapabilirim ki? Benim onun yanında olmam gerekiyor. En yakın arkadaşımı böyle bir günde yalnız bırakmamalıyım.
"Ceren'in yanında olmalıyım." dedim kendi kendime. Yolun ilerisine baktım. Görebildiğim tek şey sonsuzluğa giden bir yoldu. Yani beni bir kurt burada yese, kimsenin ruhu duymaz. Arkamda kalan çamlarla dolu küçük ormana göz attım. İçeride ne varlıklar vardır. Hepsinin yemeği olacağım bugün. Zaten telefonum parçalandı, gitti. Kimse bana ulaşamayacak ve burada ölüp gideceğim. Yolun sonuna geldik desenize. Vay anasını be. Herife küfür etmedim, birşey yapmadım. Bıraktı beni ıssız bir yerde. Allah Allah? Manyak mıdır nedir? Mecbur kalıp otostop çekecektim. Başka bir şansım yok. Maalesef ki. Uzaktan bir araba geliyordu. Heyecanlandım ve arabanın durması için kuvvetlice el salladım. Araba durmadı ve gitti. Umutsuzluğa kapılmıştım. Biraz yürüdüm. Ama yürüdükçe sanki yol uzuyordu. Yaklaşık 30 dakika yürüdüm. Bana 20 adım falan uzakta olan bir ev gördüm. Evin kullanılıp kullanılmadığını bilmiyordum. Eve uzaktan bakarken midem guruldadı. İyi ki kimse yoktu da bir ben duydum. Şükür.
Eve gitmek istesem de korkuyordum ve tehlikeli olabilirdi. Boşverelim artık. Baygın halde yürürken bir kız bağırdı. Omzumun üzerinden kıza baktım.
"Abla! Abla, gel!" diye bağırdı. Etrafıma bakındım ama etrafta benden başka kimse yoktu. Sanırım beni çağırıyordu. Ama emin değildim tekrar yürümeye başlayınca kız tekrar bağırmaya başladı.
"Kız abla! Seni çağırıyorum! Gelsene!" diyince tekrar durup kıza baktım. Sanırım beni çağırıyordu.
"Beni mi çağırıyorsunuz?" diye sordum.
"Evet evet! Seni çağırıyorum! Gel!" diyince üzerime baktım. Üstüm başım kir ve toz içindeydi. Uzaktan bana bağıran kız daha fazla dayanamayıp yanıma koştu. Yüzüme baktı ve samimi bir şekilde gülümsedi. İster istemez bende gülümsedim.
"Merhaba abla, ben Şirin." dedi ve selamlaşmak için bana elini uzattı.
"Merhaba Şirin, tanıştığıma memnun oldum. Ben de Deren." dedim ve selamına karşılık verdim.
Gerçekten de adı gibi çok şirin ve güzel bir kızdı.
"Hadi gel Deren abla, seni annem ile tanıştırayım." dedi koluma girerken.
"Aslında ben hiç sizi rahatsız etmeyeyim."
"Yok abla, olur mu öyle şey. Ne rahatsızlığı? Kaç zamandır sıkılıyordum zaten, gel misafirimiz ol." dedi ısrarla.
Aslında korkum baya azalmıştı ama yine de rahat etmiyordum.
"Ama ben burada yaşamıyorum. Yolda kaldım."
"Olsun abla. Gel, iki dakika otur. Sonra gidersin istersen." diyince yüzüne baktım. Gerçekten iyi bir kızdı ve iyi niyetliydi. Neyse en fazla ne olabilir ki? Şirin ile beraber evine doğru gittik. Ev gayet güzel mini bir köy eviydi. Köy evi diyince aklınıza yıkık dökük evler gelmesin. Bu ev güzeldi. Beraber Şirin ile eve girdik.
"Anne, biz geldik!" diye seslendi mutfaktaki annesine.
"Şirin, yine kimi zorla getirdin?" diyince Şirin bana baktı.
"Çok güzel bir abla geldi anne."
Birbirimize bakıp gülümsedik. Annesi ıslak ellerini üstündeki mutfak önlüğüne silerken bize doğru geldi. Kadın beni görünce hiç garipsemedi sanki her zaman gelen misafiri gibi gülümsedi.
"Buyrun, hoşgeldiniz. Safiye ben."
"Teşekkür ederim, hoşbuldum. Deren bende."
Kadın Şirin'e tatlı bir sitemle baktı.
"Kızım, neden insanları zorla getiriyorsun?"
"Anne, Deren abla yolda kalmış. Ne yapsaydım öyle kalsa mıydım?" diyince kadın bana döndü.
"Yolda mı kaldınız?" diye sordu. Başımı aşağı yukarı yavaşça salladım.
"Ama yolda kalmasaydım, Şirinin misafiri olamazdım." dedim Şirinin ışıl ışıl gözlerine bakarak. Nasıl mutlu olmuştu, kıyamam.
"Neyse, hadi gelin. Bak ne pişirdim." dedi annesi ve önden mutfağa gitti. Ben ve Şirinde arkasından gittik. Mutfaktaki küçük yemek masasına oturdum. Mutfakta daha önce hiç rastlamadığım güzel kokular ve nostalji vardı. Sanki 90'lara ışınlanmıştım. O kadar huzur vericiydi ki.
"Bugün çok şanslısınız Deren hanım. Su böreği ve yaprak sarma yaptım."
Kadın bir yandan benimle konuşurken bir yandan da bir tabağa tencereden çıkardığı sarmalardan koyuyordu. Valla yaprak sarmasına hayır diyemem.
"Ellerinize sağlık, uzun süre olmuştu sıcak ev yemeği yemeyeli."
Kadın tabağı önüme koydu ve sıcak bir gülümsemeyle bana baktı.
"Afiyet olsun." diyince tabağın yanındaki çatalı aldım ve bir tane sarma yedim.
Aman Allah'ım! Buda ne böyle! Çok, çok çok iyi! Harika hemde. Bayıldım.
İlk lokmayı alınca kısa bir süreliğine gözlerimi kapatıp sadece sarmaya odaklandım.
"Mmm, harika olmuş. Ellerinize sağlık." dedim ve çok geçmeden ikinciyi ağzıma aldım.
"Afiyet olsun, isterseniz biraz koyarım götürürsünüz."
"Size de kalsın."
"Koca bir tencere yaptım, bu bize fazla. Size biraz koyarım."
Tencere gerçekten kocamandı ama ayıp olur diye düşündüm.
"Ayıp olur ya,"
"Hayır canım, neden ayıp olsun? Benim size ikramım lütfen."
Kadın o kadar güzel itiraz ediyordu ki. Kabul ettim. Küçük bir plastik tabağa birkaç sarma koydu. Ben de bir yandan önümdeki tabaktan sarma tıkıştırıyordum ağzıma. Keyifle yerken birden yediğim sarmalar nefesimi kesmeye başladı. Durdum ve boğazımı tuttum. Şirin birşeylerin ters gittiğini anlamıştı.
"Deren abla? Ne oldu, iyi misin?"
Nefes alamıyordum. Kadın bana döndü. İkisi endişelenmişti.
"Siz buna nane mi koydunuz?" dedim kesik kesik nefes almaya çalışırken.
"E-evet ama ne oldu?" diyince gözlerimin önü bulanıklaştı ve nefesim birazdan kesilebilirdi. Şirin hemen bir bardağa su doldurdu ve bana uzattı.
"Su iç Deren abla,"
Bardağı kafama diktim. Ama hiçbir şey değişmemişti. Boğazımdaki sıkışma geçmek yerine daha da kötüleşiyordu. Bardağı masaya bıraktım, parmaklarım titriyordu.
"Abla?" dedi Şirin. Sesi bu kez daha endişeliydi.
Cevap vermeye çalıştım ama nefes almakta zorlanıyordum. Kadın telaşla yanıma geldi.
"Kızım, neyin var senin? Bir şey mi battı boğazına?"
Başımı iki yana salladım. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Şirin korkuyla kadına döndü.
"Bir şey yap anne! İyi değil!"
Kadın ne yapacağını bilemez hâlde bana bakıyordu.
"Neye alerjin var senin?" diye sordu telaşla.
"N-nane..." diyebildim güçlükle.
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ama ben bilmiyordum kızım! İçine biraz nane koymuştum, nereden bilebilirdim?"
Şirin hemen yardım çağırmak için hemen evin kapısının önüne çıktı.
Ben ise masanın kenarına tutunmuş, nefes almaya çalışıyordum.
"Yardım edin! Ablam nefes alamıyor! Lütfen yardım edin!"
Bir yabancının benim için bu kadar telaşlanması içimi acıtmıştı. Babam olsaydı kendi kızı olmama rağmen kılını bile kıpırdatmazdı. Gözlerim iyice bulanıklaşınca ve başım dönünce ayağa kalkmaya çalıştım.
"Şirin... Nefesim kesil-" derken buz gibi bedenimle mutfağın ortasına bayıldım. Gözlerim tam kapanmadan önce Şirinin ve annesinin korkuyla başımda olduklarını gördüm.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
