3. bölüm / 28
Zümrüt YeşiliBölüm 2
Bölümler 28Şu an: Bölüm 2
- 1 Tanıtım Bölümü92 kelime
- 2 Bölüm 1690 kelime
- 3 Bölüm 21.008 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 3531 kelime
- 5 Bölüm 4984 kelime
- 6 Bölüm 51.117 kelime
- 7 Bölüm 6980 kelime
- 8 Bölüm 71.511 kelime
- 9 Bölüm 81.122 kelime
- 10 Bölüm 91.138 kelime
- 11 Bölüm 101.220 kelime
- 12 Bölüm 111.151 kelime
- 13 Bölüm 121.160 kelime
- 14 Bölüm 131.127 kelime
- 15 Bölüm 141.112 kelime
- 16 Bölüm 151.050 kelime
- 17 Bölüm 161.069 kelime
- 18 Bölüm 171.139 kelime
- 19 Bölüm 181.292 kelime
- 20 Bölüm 191.510 kelime
- 21 Bölüm 201.742 kelime
- 22 Bölüm 212.337 kelime
- 23 Bölüm 221.602 kelime
- 24 Bölüm 231.816 kelime
- 25 Bölüm 241.711 kelime
- 26 Bölüm 251.473 kelime
- 27 Bölüm 261.561 kelime
- 28 Bölüm 271.644 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bana doğrultulan o soğuk, ölüm kokan namluyla resmen saniyelerce bakışıyordum. İçimde ne bir titreme ne de bir pişmanlık vardı. Kısa bir süre sonra, namlunun arkasındaki asıl tehlikeye, yani bizim şu nankör mafyaya çevirdim gözlerimi. Öfke ve kurnazlık harmanlanmıştı o katran karası bakışlarında. Bense bu kurnazlığına ve beni korkutma çabasına karşılık, dudaklarımın kenarıyla hafifçe gülümsedim."Yaranı bilerek yanlış diksem ve seni şuracıkta kan kaybından öldürsem ne kaybederim ki?" diye sordum, cüretkar bir tavırla tam suratına bakarak.Arkamda duran, heykel gibi dikilen takım elbiseli iri yarı adamlardan biri bir anda parladı. "Sen kiminle konuştuğunun farkında mısın lan!" dedi ve öfkeyle bana doğru hızlıca yaklaşmaya başladı.Neyse ki mafya lideri elini ağırffça kaldırdı ve adamına durmasını işaret etti. Gözlerini bir an bile benden ayırmadan, adeta ruhumu okumak ister gibi bakıyordu. "Hemşire," dedi, gözlerini tehlikeli bir şekilde kısarak. "Sen kafayı yemiş bir deli misin, yoksa canına susamış bir manyak mı? Söyle bana."Valla inanır mısın, içimden geçen cevap tam olarak şuydu: İkisi de değilim kanka, sadece hayat beni çok yordu.Tabii bunu ona söylemedim. Onun yerine ayaklarımın dibinde, az önce gözlerimin önünde katledilen kanlar içerisindeki Ferman'a kısa bir göz attım. "Peki ya sen nesin?" diye bu sefer de ben soru sordum ona meydan okuyarak. "Nankör, kibirli ve kurnaz bir mafya mı?"Hadi buyrun bakalım... Resmen tescilli bir mafya lideriyle sidik yarıştırıyor, inatlaşıyordum. Ölmem inşallah, amin."Neyse, benim dışarıda beni bekleyen, yaşamak için can atan umut dolu hastalarım var, onlara yetişeceğim," dedim, üzerimdeki gerginliği savurur gibi bir el hareketi yaparak. "Şimdi şuraya adamakıllı oturdun oturdun, yoksa valla basıp giderim. Ne sen, ne de şu saçma sapan kılıklı, ayı kılıklı adamların bir daha getirebilir beni buraya."Diyerek raconumu kestim! Ay ne raconu be, içim titriyor aslında ama çaktırmıyorum.Hemen yeni eldivenlerimi elime hışımla geçirdim ve sedyede oturan mafya liderine doğru büyük adımlarla yaklaştım. Henüz on dakika önce vefat ettiğine şahit olduğum garibim Ferman'ın korkudan yarım yamalak, yamuk yumuk attığı dikişi inceledim. Tam dikişe girişecekken, "Anestezi yapmayacak mısın?" sorusuyla irkildim. Kafasını vücuduna doğru eğmiş, meraklı ve şüpheci gözlerle bana bakan mafya liderine doğru kaldırdım kafamı.Hani anestezi olsa ne olmasa ne be adam? Canın mı yanar? Ah canım, kıyamam sana mafya bozuntusu..."Doktor Ferman yan odada cennetlik olmakla meşgul olduğu için narkoz cihazını ayarlayacak kimse yok maalesef," dedim, sesime yapay bir profesyonellik ve buz gibi bir rahatlık katarak. Portegüyü, yani o iğne tutucuyu elime alırken ucundaki eğri, parıldayan cerrahi iğneyi deponun o cılız, cızırtılı ışığına doğru tutup şöyle bir inceledim. "Hem ne oldu? Şehrin adını duyunca tir tir titrediği koskoca mafya lideri, altı üstü küçük bir iğne sızısından mı korkuyor yoksa? Yazık..."Evet arkadaşlar, buraya kadarmış, şimdi kesin bittim. Ayrıca bu cesurluğuma ve soğukkanlılığıma acilen bir alkış tufanı alabilir miyim? Acaba gerçekten de farkında olmadan kendi canıma mı susadım ben?"Yok yok, sen kesin manyaksın," dedi, beni küçümseyen gözlerle aşağılayarak. O kendini beğenmiş tavrıyla konuşmaya devam etti: "Doğru söyle, hayattan bıktın değil mi? O yüzden şu an canının bir önemi kalmadı senin için."Aynen kanka, canımın hiç önemi yok, o yüzden gecenin yarısı bu izbe depoda sana bulaşıyorum! Lan ben babama rağmen, o Serhat Bey'in bana yaşattığı cehenneme rağmen bu yaşıma kadar tırnaklarımla kazıyarak gelmişim, sen ne anlatıyorsun ya? Ben iyi değilim ki zaten, şu an ne ara akıllı cümleler kurayım? Ay Allah'ım sen bana sabır ver.Neyse, şu dikişi bir an önce bitirip bu lanet olası günü tamamen kapatmalıydım. Adama hiçbir şey demedim, dudaklarımı mühürleyip hızlı hamlelerle dikişi tamamladım. Kanlı eldivenlerimi çıkarıp çöpe fırlatırken, "Nankörlüğüne karşı nankörlük yapmadım fark ettiysen," dedim, sesimdeki iğneleyici tonu gizleme gereği duymadan. "Ben senin ve şu arkandaki kaba saba adamların gibi vicdansız değilim."Bunu dememle birlikte arkadaki adamlardan birinin yine öfkeden kudurduğunu, derinden homurdandığını duydum. Havada uçuşan o şeytani düşünceleri bastırmaya çalışarak çöp kovasının başından ayrıldım ve tekrar mafya liderine döndüm. Aklımdan o kadar karanlık, o kadar şeytani düşünceler geçiyordu ki, üff... Şurada duran neşteri kapıp yarasına saplamak ve nicesi...Aklımda kalıp içimde ukde olmasın diye, az önce inceleyip masanın köşesine bıraktığım o sert portegüyü tekrar elime aldım ve hızlıca mafya liderine doğru yürüdüm. Tam iğneyi göğsüne saplayacakken, adam inanılmaz bir refleksle buz gibi eliyle bileğimden yakaladı beni. Gözleri çakmak çakmaktı."Ne yapıyorsun sen?" diye sordu büyük bir kuşkuyla.Öylece kalakaldım ama bozuntuya vermeyip saniyeler içinde zihnimde hızlıca bir yalan uydurdum. "Bir şey test edeceğim, karışma işime!" dedim sertçe ve bileğimi elinden kurtarıp iğneyi tüm hıncımla, hırsımla sertçe yaradan içeri soktum!Normalde böyle bir tıbbi hamle cidden çok kritik ve ölümcül derecede tehlikeliydi. Ama ne yapayım, ben de insanım be, benim de bir sabrım var, sinirleniyorum! Evet, yalan yok, resmen bilerek yapmıştım. Canını eşek gibi yakmak, ona bu izbe, leş kokulu depoda iplerin şu an kimin elinde olduğunu iyice o kalın kafasına kazımak istemiştim.Adamın göğüs kasları bir anda çelik bir levha gibi gerim gerim gerildi. Ağzından boğuk, yırtıcı ama gururuna yedirip dışarı kaçmasın diye zorla boğazında tuttuğu acı dolu bir inilti fırladı. Sedyenin paslı demirlerini tutan ellerinin boğumları saniyeler içinde bembeyaz kesildi. Ama çığlık atmadı, dişlerini kırasatasıya sıktı. Sadece gözlerini öyle bir hırsla ve öfkeyle açtı ki, göz aklarındaki o kırmızı kılcal damarların tek tek belirginleştiğini, gözlerinin kan çanağına döndüğünü kendi gözlerimle gördüm."Bilerek yaptın..." diye tısladı acıyla, dişlerinin arasından adeta soluyarak."Dikişin sağlam olması için derine inmem gerekiyordu beyefendi, tıp okumadın herhalde?" dedim, dudaklarımın kenarına o sinir bozucu, alaycı tebessümümü yerleştirerek. "Ayrıca, benim sayemde şu an bu acıyı çekebiliyorsun, yani hala hayattasın. Normalde bu nankörlüğe ve bu ukalalığa karşı o masadaki keskin neşteri doğrudan kalbine saplamam gerekirdi ama dua et şanslı günündesin." dedim ve doğrularak ayağa kalktım.Onun o acı çeken, karizması çizilmiş surat ifadesini görünce resmen içime buz gibi su serpilmişti, oh canıma değsin. Tabii dışarıya karşı gram belli etmiyordum ama içten içe "Ulan adam burada ölse beni de yaşatmazlar, ben de ölürüm" korkusu resmen götüme vuruyordu!Daha fazla hedef tahtası olmamak için hızlıca eşyalarımı toparlayıp deponun çıkış kapısına doğru ilerledim. Ama tam kapının ağzına gelmiştim ki, o ayı gibi adamlar önüme etten bir duvar örerek beni durdurdu ve dışarı çıkmama kesinlikle izin vermedi."Çıkın be önümden! Çekilin!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım.Tam o sırada arkamda kalan sedyede oturan mafya lideri, acıyla inleyerek ayağa kalktı. Az önce dikişlerinin arasından hunharca paramparça ettiğim o taze yarayı eliyle sıkıca tutarak, gözlerinde ölümcül ama bir o kadar da büyülenmiş bir bakışla bana doğru yaklaşmaya başladı...
Bölüm etkileşimi
