23. bölüm / 27
Zümrüt YeşiliBölüm 22
Bölümler 27Şu an: Bölüm 22
- 1 Tanıtım Bölümü92 kelime
- 2 Bölüm 1690 kelime
- 3 Bölüm 21.008 kelime
- 4 Bölüm 3531 kelime
- 5 Bölüm 4984 kelime
- 6 Bölüm 51.117 kelime
- 7 Bölüm 6980 kelime
- 8 Bölüm 71.511 kelime
- 9 Bölüm 81.122 kelime
- 10 Bölüm 91.138 kelime
- 11 Bölüm 101.220 kelime
- 12 Bölüm 111.151 kelime
- 13 Bölüm 121.160 kelime
- 14 Bölüm 131.127 kelime
- 15 Bölüm 141.112 kelime
- 16 Bölüm 151.050 kelime
- 17 Bölüm 161.069 kelime
- 18 Bölüm 171.139 kelime
- 19 Bölüm 181.292 kelime
- 20 Bölüm 191.510 kelime
- 21 Bölüm 201.742 kelime
- 22 Bölüm 212.337 kelime
- 23 Bölüm 221.602 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 Bölüm 231.816 kelime
- 25 Bölüm 241.711 kelime
- 26 Bölüm 251.473 kelime
- 27 Bölüm 261.561 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deli gibi cama vurabilirdim ama vurmadım. Ama vurmamak ve delirmemek için kendimi zor tuttum diyebilirim. Cebimden telefonumu çıkardım ve saate baktım. Saat 10 falandı. Yani nankör uyanmış olabilirdi. Yani umut ediyoruz. Camdan dışarı baktım. Etrafta takım elbiseli adamlar dolanıyordu. Muhtemelen nankör bey'in adamlarıydı. Birkaçı kapıda güvenlik için dururken. Bir iki taneside arabaları yıkıyor temizliyordu. Eve baktım. Kocaman bir malikane gibiydi. Sayamayacağım kadar penceresi vardı. Eve bak, içine girsek kayboluruz. Gözlerim evin koca kapısındaydı. Artık buradan çıkmak istiyordum. Yoksa nefessizlikten ölecektim. Çok geçmeden kapıdan nankör bey çıktı. Ay bir havalar, anlatamam. Zannedersin Elon Musk. Şaka tabi ki. O kadar da değil. Üzerinde bordo bir tişört ve siyah bir pantolon vardı. Güneş gözlüğü de ayrı bir hava katıyordu. Saçları her zamanki gibi kusursuzdu. Dalgalı ve dağınık ama hoştu. Neyse, böyle de fazla övmüş gibi oldum. Halbuki ben zorba bir insanım. Her şeyle dalga geçebilirim. Ben buyum. Tamda umduğum gibi arabasına doğru geliyordu. Arabanın kapılarını açtı ve şoför koltuğuna oturdu. Gayet tepkisizdi.
"Sana da günaydın Boran bey!"
Dikiz aynasından bana bakan Kara gözlerini yakaladım. Hiç bakışlarımı kaçırmadım ve dik dik ona baktım.
"Günaydın," dedi ve gözlerini benden çekip arabayı çalıştırdı. Beni nereye götürüyor, bilmiyorum.
"Nereye?"
"Evine," diye cevap verdi tek eliyle direksiyonu çevirirken. Evin bahçesinden çıkmıştık. Nihayet. O zaman sorarım sana Boran efendi, madem hiç bir şey olmamış gibi sabah beni eve bırakacaksın ne diye arabanda beni esir ettin tüm gece?
"Madem beni evime götürüyorsun, ne diye tüm gece arabanda esir ettin beni?" diye sordum iç sesime mani olamayarak. Ofladı. Sadece ofladı.
"Cevap versene, neden ofluyorsun?"
"Deren,"
"Hayır, bayılmışsam bayılmışım. Neden beni evime bırakmadın da şimdi götürüyorsun?"
Nefes almadan konuşuyordum. Ya hak!
"Deren, bak-"
"Bayılsamta kurtulamıyorum ben senden ya! Of!" diye bağırdım. Derin bir nefes aldı. Bir süre ikimizde sustuk.
"Bitti mi?" diye sordu dikiz aynasından bana bakarken.
"Bitmedi, sen ne yapmaya çalışıyorsun acaba?" diye sordum. Yine sustu. Arka koltuktan direksiyona doğru yaklaştım. Deli gibi direksiyonu çevirmeye başladım. Ay ben gerçekten deli olabilirim.
"Ya manyak! Bırak direksiyonu, kaza yapacağız!"
"Susma o zaman! Konuş!" dedim hâlâ direksiyonu deli gibi çevirirken. Araba bir o tarafa, bir bu tarafa gidiyordu. Dışarıdan başka arabaların deli gibi kornaya bastığını duyabiliyordum. Banane!
Bir yandan ben direksiyonu manyakca çevirirken Boran kontrolü altına almaya çalışıyordu. Gerçekten birazdan kaza yapabiliriz ve bu çok korkunç. Ama yine de bırakmadım.
"Deren! Bırak şunu! Kaza mı yapmak istiyorsun?!"
"Nereye götürüyorsun beni?!"
"Bırak direksiyonu!"
Direksiyonu bıraktım ve tekrar yerime kuruldum. Derin bir nefes aldım. Hiç bir şey olmamış gibi davrandım ve saçlarımı düzelttim. Çeki düzen verdim kendime.
"Seni dinliyorum,"
"Ya yemin ederim sen delisin. Tam delisin. Şükür ki ölmeden geldik. Kafayı mı yedin ya sen? Az önce öldürüyordun bizi."
"Ne yapayım sinirlendim! Konuşmuyorsun çünkü!"
Tartışmadan sonra kısa bir sessizlik çöktü. En sonunda da babamın evinin bahçesine girdik arabayla. Ne alaka ya?
"Ne alaka ya burası? Neden beni getirdin buraya?" diye sordum. Arabayı durdurdu ve arabadan indi. Evin kapısının önüne kadar gitti ve bana baktı. Bende arabadan indim ve gözlerimi üzerine dikerek kapıya kadar gittim. Gıcık herif. Boran hırçın bir şekilde kapıyı çaldı. Alacaklı sanırım. Hizmetçilerden biri kapıyı açtı. Boran'ı daha önce görmediği için şaşkındı.
"Buyrun?"
Boran bir anda sertçe kolumdan tuttu ve hizmetçiye bir şey söylemeden içeri girdi.
"Serhat Soylu!" diye bağırdı salonun ortasında.
"Ya bıraksana kolumu," dedim şaşkınlıkla.
Ben kolumu çekiştirip kurtulmaya çalışıyordum. O ise merdivenlere gözlerini dikmiş, tek kelime etmiyordu. Babamı bekliyordu. Zaten çok geçmeden de babam alelacele merdivenlerden aşağı indi.
"Ne oluyor? Kim benim evimi-" diye söyleniyordu. Fakat Boran'ı görünce bir anda duraksadı. Tüm kelimeleri boğazında kaldı.
"Boran? Ne işin var senin burada? Deren? Ne oluyor?" diye sordu şaşkınlıkla.
"İntikam vakti geldi Serhat Soylu!" diyince sanki şimşek çaktı salonun ortasında. Ne intikamı? Boran ve babam? Ne oluyor? Allah'ım hayır ama ya. Neden normal bir günüm yok benim? Hergün kaos, olay?
"Bırak artık kolumu," dedim hâlâ ellerinden kurtulmaya çalışırken. Bakışlarını babamdan çekip bana çevirdi. Beni kendine çekti.
"Kes sesini," dedi dişlerini sıkarak. Anlamadım? Kes sesini derken? Bir anda ne olmuştu be? Boran kesinlikle normal değildi. Neden beni buraya getirdi ve ne intikamı? Allah'ım neler oluyor? Bakışlarını tekrar babama çevirdi. Bakışları nefret doluydu.
"Abimin ve kardeşimin intikamını almaya geldim!" diyince babam bir bana bir Boran'a baktı. Abisi ve kardeşi mi? Boran'ın kardeşleri mi var? Ama babam ne yapmış olabilir ki? Beynim yanıyor.
"Ne abisi ne kardeşi? Ne intikamı? Ne diyorsun sen Boran?"
Boran sinirden olsa gerek hafifçe gülümsedi. Gülümsemesi ezikleyiciydi.
"Ben salak değilim. Herşeyi biliyorum. O zaman küçük bir çocuktum ama hatırlıyorum. Abimi sırtından, kardeşimi de kafasından vurduğunu nasıl unutayım?" dedi. Son cümleyi söylerken sesi titredi. Babam gerçekten böyle bir şey yapmış mıdır? Yok be! Babama baktım. Bakışlarım hayal kırıklığı ile doluydu.
"Baba, bunlar doğru mu? Sen gerçekten küçük çocukları mı öldürdün?" diye sordum. Cevap vermedi, yutkundu. Bu evet mi demekti? Hayır, babam böyle bir şey yapmadı. Boran iftira atıyor.
Boran'a baktım.
"Yalan söyleme! Babam yapmaz öyle bir şey!"
Boran sinirden gözlerini yumdu ve tekrar açtı. Ben ise tekrar babama döndüm.
"Baba, bu herif neden sana iftira atıyor? Savunsana kendini!"
"Baban yapmadıysa kim öldürdü benim kardeşlerimi?!"
Boran bir anda kükredi. İrkildim ve geri çekildim. Gözleri kızarmıştı ve bana bakıyordu.
"Senin baban katil lan, katil!"
Kalbime bir hançer saplansaydı bu kadar acıtmazdı. Bu nasıl bir kelime? Bu kelimeyi duymayı hak ediyor muyum? Suratına sert bir tokat attım. Bilerek veya isteyerek yapmamıştım. Babam şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Salonda sadece buz gibi sessizlik vardı. Boran'a fazlasıyla sert bir tokat atmıştım. Sinirlendiğini hissetmiştim. Boran tokatı attıktan sonra bir süre sustu, sonra da yavaşça kafasını bana çevirdi.
"Doğruyu söylediğim için miydi bu?" dedi masumca. Ben ne yaptığımın farkında değildim ve az önce duyduğum lafı anlamlandırmaya çalışıyordum.
"Bana ne dediğinin farkında mısın?" dedim boşluğa bakarken. Şoktaydım.
“Ben yanlış bir şey söylemedim. Bak babana. ‘Yalan’ diyebiliyor mu? Diyemiyor. Çünkü gerçekleri biliyor.”
Bakışlarım çaresizce babama döndü.
“Baba, yalan desene! ‘Hayır kızım, ben yapmadım öyle bir şey’ desene! Baba, susma lütfen!”
Sesim yalvarıyordu.
Ama babam yine sustu. Sadece bana baktı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir şey vardı. Korku değildi sadece. Utanç da vardı. Sanki yıllardır sakladığı bir şey, tam da benim gözlerimin önünde parçalanıyordu.
“Baba…”
Bir adım ona doğru yaklaştım.
“Desene… Yalan desene.”
Babam dudaklarını araladı ama hiçbir şey söylemedi. Boran arkamda sessizce bekliyordu. Onun da konuşmadığını fark ettim. Sanki babamın vereceği cevabı o da bekliyordu.
“Baba, neden susuyorsun?”
Sesim titremeye başlamıştı.
“Bana bak.”
Babam gözlerini kaçırdı.
İşte o an içimde kötü bir şey koptu.
“Baba…”
Bu kez daha kısık söyledim.
“Sen gerçekten yaptın mı?”
Uzun bir sessizlik oldu. Babam başını kaldırdı. Gözlerimin içine baktı. Yutkundu.
“Deren…”
“Hayır.”
Başımı iki yana salladım.
“Öyle deme. Sadece ‘hayır’ de. Başka hiçbir şey istemiyorum.”
Babamın gözleri doldu ama ağlamadı.
“Deren, Boran haklı.”
Sanki salondaki bütün sesler bir anda kesildi. Nefesim boğazımda kaldı.
“Ne?”
Babam gözlerini benden kaçırdı.
“Boran haklı,” diye tekrarladı.
Bir adım geri çekildim.
“Hayır…”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır, sen… Sen öyle demek istemedin.”
Ama babam sustu.
O sessizlik, söylediği iki kelimeden daha ağırdı.
Boran'a baktım. Sonra tekrar babama.
“Baba… gerçekten mi?”
"Böyle bir baban olduğu için sana üzülüyorum."
Aslında bende kendime çok kızıyorum. Böyle bir adamın kızı olduğum için çok utanıyorum. Bir çocuk, babasından utanır mı? Ben utanıyorum.
“İntikam olarak ne istiyorsun?” diye sordu babam.
Sesi titrememeye çalışıyordu ama korku, kelimelerin arasından sızıyordu.
Boran hemen cevap vermedi. O sessizlikte odadaki hava ağırlaştı; nefes almak bile bir tehdit gibi geldi. Önce babama baktı. Gözlerinde öfke yoktu. Öfkeden daha soğuk, daha kararlı bir şey vardı. Sonra bakışlarını bana çevirdi.
İçim ürperdi. Boran’ın gözleri üzerimde durduğunda, sanki çoktan karar verilmiş ve ben yalnızca hükmün açıklanmasını bekliyormuşum gibi hissettim.
“Senin için tek bir bedel yeterli değil, Serhat Soylu.”
Babamın yüzündeki korku derinleşti. Çenesini sıktı, fakat gözleri onu ele veriyordu. İlk kez, karşısındaki adamı durduramayacağını anlamış gibiydi.
“Ne istiyorsun?” diye sordu yeniden.
Bu kez sesi daha kısıktı. Bir baba gibi değil, hayatı pazarlık masasına yatırılmış bir adam gibi konuşuyordu.
Boran’ın bakışları tekrar üzerimde durdu. Gözlerini kaçırmadı. Ben de kaçırmadım; ama içimde, yaklaşan felaketin ağırlığı büyüyordu.
“Bir seçim yapmanı istiyorum.”
Babamın nefesi kesildi.
“Ne seçimi?”
Boran kısa bir süre sustu. O küçücük sessizlik, hepimizin kaderini taşıyacak kadar ağırdı.
“Ya sen…”
Boran'ın bakışları yavaşça bana döndü.
“Ya kızın.”
Kalbim göğsümün içinde deli gibi çarpmaya başladı. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sanki bütün vücudum buz kesilmişti. Gözlerimi babama çevirdim.
“Baba…”
Babam bana baktı.
“Beni seçme.”
Sesim titriyordu.
“Ne olur baba… Beni seçme.”
Babamın yüzüne baktıkça içimdeki korku büyüyordu. Ya gerçekten beni seçerse? Ya kendi canını kurtarmak için beni feda ederse?
Başımı iki yana salladım.
“Ben senin kızınım.”
Gözlerim dolmuştu.
“Beni ona verme.”
Babam bana bakıp bakıp durdu. Hayır baba. Beni değil kızımı öldür demeyeceksin herhalde değil mi? O kadar merhametsiz değilsindir bence. Yada öyle misin?
"Beni seçersen hemen şimdi öldürecek misin?" diye sordu babam endişeyle. Yutkundu ve Borandan bir cevap bekledi.
"Neden seni hemen öldüreyim? Seni sürüm sürüm süründürmek benim hakkım! Nasılsa benim kardeşim kafasından vurdun diye can çekişip öldü, sen ona çektirdiğinin acının on katını çekeceksin Serhat Soylu!"
Bunları duyunca kanım donmuştu. İlk defa duyduğum şeyler beni fazlasıyla korkutuyordu. Ama bir dakika? Bu herif dün beni korudu. Yani dün ben orada ölebilirdim ama izin vermedi. O zaman şimdi ne diye benim canımı istiyor? Burada çok saçma bir dengesizlik var. Bunu sormassam olmaz. Boran'a döndüm.
"Sen dün beni neden o adamın elinden aldın ki? O zaman izin verseydin de dün ölseydim! Ne dengesiz adamsın be!" dedim gözlerine bakarak.
“Seni kurtarmadım, Deren. Onu cezalandırmak için sana yaşama hakkı verdim.”
Yutkundum. Sözleri kafamın içinde tekrar tekrar yankılanıyordu.
Bana değil, babama bakmıştı.
Benim yaşamam onun için bir merhamet değil, babam için verilmiş bir cezaydı.
Yavaşça babama döndüm.
Bakışlarımda artık korkudan başka bir şey daha vardı.
Öfke.
Bunca yıl bana ne anlatmıştı?
Ve şimdi… kendi babamın işlediği bir günah yüzünden neden ben bedel ödemek zorundaydım?
Boğazım düğümlendi.
İlk defa babama bakarken içimden hesap sormak geldi.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
