Zümrüt Yeşili kitap kapağı

27. bölüm / 27

Zümrüt Yeşili

Bölüm 26

Vaveyla Yazarı: Zeynep Benn

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: Bölüm 26

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey beyaz bir tavandı.
Neredeydim ben?
Başımı çevirmeye çalıştım ama kendimi hâlâ yorgun hissediyordum. Burnuma hastanelere özgü o keskin koku geldiğinde kaşlarımı çattım.
Hastanedeydim.
"Abla?"
Başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Şirin, yatağımın yanındaki sandalyede oturuyordu. Göz altları yorgun görünüyordu. Beni gördüğü anda ayağa fırladı.
"Deren abla! Uyandın!"
"Şirin..." Sesim kısık çıkmıştı. "Ne oldu bana?"
Şirin'in gözleri doldu.
"Bayıldın. Çok korktum."
Bir süre ona baktım. Beni tanımıyordu bile. Buna rağmen benim için orada kalmıştı.
"Sen hâlâ burada mısın?" diye sordum usulca.
Şirin şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Tabii ki buradayım. Seni nasıl yalnız bırakayım?"
Keşke bu kadar kolay olsaydı, diye geçirdim içimden.
Keşke insanın yanında kalmak, birinin babası olmak kadar kolay olsaydı.
Şirin'e tatlı tatlı bakarken annesi Safiye hanımda odaya girdi. Benim uyandığımı görünce heyecanlandı.
"Deren, uyanmışsın."
"Evet,"
Hemen boynuma atıldı. Sanki bir yabancı değil de, kızıymışım gibi sıkı sıkı sarıldı. Sarılması bitince geri çekildi ve bana baktı. Bakışları yumuşaktı.
"Sana bir şey olacak diye ödüm koptu be kızım."
Kızım mı? Gözlerim ister istemez doldu.
"Abla, iyi misin? Neden gözlerin doldu senin?"
Gözyaşlarımı sildim ve hem Şirin'e hem annesine baktım.
"Ailemden göremediğim değeri sizden görünce duygulandım."
"Ah yavrum..." dedi ve tekrar bana sıkıca sarıldı Safiye hanım. Kadın da benim yüzümden duygulandı. Gözlerime bakınca ikimizde ıslak suratımızla güldük. Ben salya sümük olmuştum bile. Uzun ve sessiz bakışmamızdan sonra odaya bir hemşire girdi.
"Deren hanım, taburcu olabilirsiniz. Geçmiş olsun." dedi ve odadan çıktı.
Artık insanların put olduğunu düşünüyorum. Maalesef ki. Zahmet etmeseydi ben kendim taburcu olurdum. Yani, put gibi gelip gitti.
Neyse.
"Çok iyi, hadi gidelim." dedi Şirin heyecanla.
"Ben, artık kendi evime gideyim." diyince Şirin ve Safiye hanım duraksadı.
"Ama söz, yanınıza yine geleceğim. Söz."
Şirin ve annesi birbirine baktı. Birazcık üzülmüşlerdi ama onlara yük olmak istemem. Hem telefonum yok, arkadaşlarım bana ulaşamıyor. Merak etmişlerdir. Yarın Ceren'in nişanı da var.
"Haklısın, seni de sevenlerin bekliyordur." dedi Safiye hanım. Anlayışlı bir kadın. Helal.
"Ama abla gelmezsen küserim sana,"
Şirin'in yine o temiz ve masum yüzüne baktım.
"Tabii ki geleceğim yanına fıstığım. Ama şimdi evime gitmem gerekiyor. Kendinize çok iyi bakın, olur mu?"
Safiye hanım bana öyle güzel bakıyordu ki.
"Sen artık benim kızım sayılırsın, ne zaman istersen gel yanıma."
Salya sümük ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Sırasıyla bana sarıldılar ve hastaneden ayrıldılar.
Ve yine tek başıma kalmıştım. Sessizliğin verdiği yalnızlıkla odanın içinde duruyordum. Daha fazla dört duvar arasında kalmamak için hemen yataktan kalktım ve odadan çıktım. Birkaç adım uzaklıktaki asansöre bindim.
Asansör değil sanki Safari turu. Her türden insan vardı. Zemin kat'a gitmek için tuşa bastım. Hepsi garip bakışlarla bana bakıyordu. Ben de garip bakışlara karşılık saf saf gülümsedim. Ama gülümsemesem daha iyiymiş sanki. Çünkü hâlâ ters ters bakıyorlardı. Yaşlı bir teyzenin cıkcıkladığını duydum.
"Yazık... Şimdi ki nesil hastanelerden ayrılmıyor. Biz böyle değildik."
Asansöre ölüm sessizliği çöktü. Herkes bana bakıyordu.
"Anlamadım teyzeciğim, bana mı söylediniz?" dedim ve kadına döndüm.
"Tabi sana söylüyorum, senden başka genç mi var burada?"
Asansördeki insanlara göz attım. Gerçekten de hepsi yaşlıydı. Sadece ben gençtim. Ama ne olmuş yani? Gençler hastaneye gelemez mi?
"Teyzeciğim, ben ayrıca hemşireyim. Hastaneye her yaştan insan gelebilir, bu normal?" dedim sakince.
"Yok yok, bizim zamanımızda böyle değildi."
Derin bir nefes aldım.
"O sizin zamanınızda kalmış, ne yapalım yani? Sizin zamanınızda öyle diye bizde mi hastaneye gelmeyelim?"
Kadın öfkeyle bana baktı.
"Terbiyesiz,"
"Terbiyeyi bana siz öğretmeyin." dedim ve zemin kata gelince asansörden indim.
Allah'ım! Sabır!
Danışmanın yanına gittim ve hızlıca taburcu işlemlerini hallettim. Sonra da hastaneden çıktım. Bir yanım eksikti sanki. Evet, tahmin etmek zor olmadı.
Arabam... En son nerede bırakmıştım?
Of be!
Mecburen bir taksi çevirdim ve eve gittim. Taksiye ücretini verip arabadan indim. Eve girerken kapının önündekini görünce mutluluktan ağlamak üzereydim.
Arabam... Güzelim ya. Sanki o da beni bekliyordu. Hemen yanına gittim. Her yerini inceledim. Tek bir çizik yoktu. Geri çekildim ve arabama gururla baktım. En sevdiğim yanı plakaydı.
34 DRN 001(!)

Babam 'ne gerek var, çok pahalı' dese de bu plakayı o zaman yapmıştım. Pişman mıyım? Asla. Ne diye pişman olayım?
Daha fazla oyalanmayıp eve girdim. Kapıyı çaldım. Kapı hemen açıldı. Açan kişi Ceren'in annesiydi.
"Deren, hoşgeldin canım." dedi ve içeri davet etti. Oturma odasına geçtim. Ceren beni görünce hızla ayağa kalktı.
"Deren! Neredesin sen? Ulaşamıyoruz sana!" dedi ve bana sarıldı.
"Ceren, biraz oturalım. Anlatacağım." dedim ve sakinleşmesini sağladım.
"Ceren,"
"Efendim?"
Yutkundum.
"Benim naneye alerjim vardı ya,"
"Eee?"
"Ben bilmeden birşey yerken içinde nane varmış, bende hastaneye gittim. Ama şimdi geldim."
Ceren endişeyle gözlerini kapatıp açtı.
"Bu saate kadar mı?"
Ceren'in annesinin mutfağa doğru gittiğini görünce kulağına yaklaştım.
"Boran olacak o manyak beni yolda bıraktı, ayrıca telefonumu da parçaladı."
Ceren duraksadı.
"Sebep?"
"Manyak çünkü."
Ceren'in annesi hemen oturma odasına gelince boğazımı temizledim.
Doğal davrandım.
"Ee, senin yarın nişanın var hazır mısın bakalım?"
Ceren ani konu değişimimi garipsede ayak uydurmaya çalıştı.
"Evet?"
"Hadi o zaman gidip bakalım."
Ceren ve annesi şaşırdı.
"Şimdi mi?" diye sordular aynı anda.
"Evet, hadi."
Hazır dışarı çıkmışken telefon işini de hallederim diye düşündüm. Manyak herif yüzünden telefonumu kaybettim. Kaybım büyük.
Hele de telefonuna köpek gibi bağlı olan biri için...
Evden çıktık ve arabama bindim. Allah'ım ne sevinç! Ceren'in tarif ettiği abiye dükkanına gittik. Mağaza baya zengin yeriydi. Çalışanlar gereksiz bir şekilde nazikti. Ay yapmayın lütfen! Biz alışkın değiliz.
"Hoşgeldiniz, Ceren hanım."
"Hoşgeldiniz efendim,"
Çalışanların selamlarıyla içeri girdik. Fakat beni karşılayan olmadı. Biz neyiz pardon burada?
"Hoşbulduk, benim seçtiğim nişanlığı tekrar denemeye geldim ama?"
"Tabii efendim, buyrun."
Ceren deneme kabinine girdi ve bizi de tam kabinin karşısındaki koltuklara oturttu.
Biraz bekleyip ofladıktan sonra meleğim kabinden kibarca çıktı.
Ceren'i öyle görünce bir anlık büyülendim. Odağım sadece Cerendeydi. Öyle güzel, öyle naifti ki. Ah benim meleğim. Duygulandım.
"Nasıl olmuşum?"
Sorusuyla irkildim. Tamamen ona odaklanmıştım çünkü. Birşey demedim ve ayağa kalktım.
"Güzelim benim, çok çok güzelsin." dedim ve baştan aşağı Ceren'i süzdüm. Gözlerim dolmuştu.
"Deren..."
"O kadar güzelsin ki, duygu değişikliği yaşadım afedersin." dedim azıcık olsun yüzü gülsün diye. İkimizde güldük. Fıstık gibi olan bacıma uzun uzun bakarken bir anda kolumdan tuttu ve beni çalışanların yanına götürdü. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
"Arkadaşım Deren,"
Çalışanlar hafifçe kafalarını öne eğdi.
"Memnun olduk, Deren hanım. Hoşgeldiniz." dediler sırayla. İlk defa böyle olunca biraz değişik hissettim ama keyifte aldım.
"Hoşbuldum."
"Deren'e en güzel abiyeleri göstermenizi istiyorum. Şuan benimle değil, tamamen Deren ile ilgilenin."
"Tabii ki efendim."
Ceren yanımdan ayrılınca kendimi yalnız hissettim. Ama çalışanlar beni abiyelerin olduğu bir yere götürünce nutkum tutuldu. Hepsi taşlı, ışıl ışıl ve kusursuzdu. Eminim ki paralarıda en az kendileri kadar güzeldir. Bir çalışan elindeki abiye ile bana doğru geldi. Elindeki abiye hayatımda gördüğüm en ama en güzel abiyeydi. Fazla görmediğim bir renkti. Zümrüt yeşili. Üzerindeki küçük ve abartısız duran elmas gibi taşlarıyla gözlerimi alamama sebep oldu.
"Deren hanım, bunu denemelisiniz. Eminim ki size çok yakışacak."
Çalışan konuşunca gözlerimi elbiseden zarzor çektim. Üzerimde nasıl duracağını merak ettim ve deneme kabinine girdim. Kıyafet üzerimde öyle güzel duruyordu ki. Vücudumu zarifçe sarmıştı. Tabiri caizse, tam oturmuştu. Sanki benim için üretilmişti.
Kabinden çıkınca karşımda Ceren'i ve annesini beklemiyordum. Ceren bana büyülenmiş gibi bakakaldı. Az önce benim ona baktığım gibi...
"Deren..."
"Deren canım, çok güzelsin."
Yanaklarım biraz kızarmıştı.
"Teşekkür ederim. O sizin güzelliğiniz."
"Deren, benim güzel arkadaşım." dedi Ceren beni baştan aşağı süzerek.
"Ceren, ben bunu çok beğendim ama bu kıyafeti alamam."
Ceren duraksadı.
"Ne demek alamam? Bal gibi de alacaksın." dedi hafif bir sinirle. Çok hafif.
"Ceren zaten nişan masrafı, senin masrafın var. Lütfen, ben sana yük olmak istemiyorum." dedim mahcup bir şekilde. Gerçekten arkadaşıma yük olmak istemem. Zaten kendi masrafları var, birde ben olmayayım.
"Deren, sağdıçsan kıyafetini ben alacağım." dedi bana gülümserken. "Kızlar! Bunu paketleyin, eve götüreceğim!" diye de bağırdı çalışanlara. Hemen kolundan tutup durdurdum.
"Ceren gerçekten istemiyorum. Lütfen,"
"Deren, itiraz etme. Ben arkadaşıma bir elbise almışım çok mu?"
Gülümsedim. Ama bir yandan rahat değildim. Kıza yüktüm, evet. Ama o bir inatçı keçi. Onunla yarışamam. Mecburen kabul ettim ve oradan ayrıldık. Akşam yemeği için yine Alp'in ailesine davetli olduğumuzu öğrenince kriz geçirmek üzereydim ama hepsi sevdiğim bir insan içindi. Katlanacağız işte bir şekilde.
Ne yapalım?
Akşam olunca yine benim arabama binip oraya gittik. Fazla istekli değildim ama Ceren'in mutluluğu için mecburdum. Avluya havalı bir giriş yapmıştım. Ama avluda beklemediğim bir manzara vardı. Herkes bizi resmen bekliyordu. Esra, Alp'in babası ve annesi. Birde birkaç aile üyesi. Teyzeleri ve amcalarıydı büyük ihtimalle.
Arabayı kapattım ve arabadan indik. Arabamın arkasından bir araba daha bahçeye girdi. Arabadan inenlerde Ceren'in kız kardeşi ve babasıydı. Kız kardeşini en son gördüğümde lise ikiye falan gidiyordu. Ama şimdi baya büyümüştü. Gerçi kaç sene geçti. Şimdi bir üniversite öğrencisiydi.
Zaman gerçekten hızlı geçiyor.
"Hoşgeldiniz."
'Hoşgeldiniz, hoşbulduk' faslı bitince artık eve geçtik. Yine yemeklerle dolu bir masa bizi karşılıyordu. Evin hizmetçileri son dokunuşları yaparken bizde büyük koltuklara oturduk.
"Tekrardan hoşgeldiniz,"
"Hoşbulduk." dedik hep bir ağızdan.
Bakalım hoş bulacak mıyız?
Ben ve Didem hariç herkes yarın ki nişan hakkında konuşmaya başlamışlardı. Sofra tamamen hazır olunca hizmetçiler bizi sofraya çağırdı. Bizde hep birlikte oturduk. Yemeği yerken bile konuşuyorlardı. Ben ise önümdeki leziz yemekleri yemekle meşguldüm. Valla bana fikrimi soran yok, bende karnımı doyurayım bari değil mi?
"Hanımım, Alp Bey'in arkadaşları geldi." dedi bir hizmetçi.
"Tamam, gelsinler." dedi Alp'in annesi.
Hizmetçi saygıdan ötürü kafasını hafifçe öne eğdi ve gelenleri karşılamak için kapıya gitti. Gelen misafirler hiç yabancı değildi. Ama ne alakaydı yine? Alp'in arkadaşları kim çıktı biliyor musunuz? Söylemek istemiyorum ama söyleyeceğim. Yutmak üzere olduğum lokma boğazımda kaldı. Alp'in arkadaşları, müstakbel eski sevgilim Kadir, Didem'in karakoldan arkadaşı Aras ve... Boran. Evet, mükemmel kadro.
Harika!
Boğazımda kalan lokmayı yutabilmek için önümdeki su dolu bardağı kafama diktim. Allah'ım sen beni koru! Amin.
Devam edecek...
(Yorum yapın tatlışlarrr 🙈💕)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18