5. bölüm · Zümrüt Yeşili
Bölüm 4
Endişe dolu gözlerle bir kapıya birde dibimdeki mafya liderine bakıp duruyordum. Daha fazla oyalanmadan hızlıca mafya liderinin bileğini yakalayıp dışarı fırladım. Elim hemen cebimdeki araba anahtarıma gitti. Hızlıca araba kapısını açtım ve şoför koltuğuna oturdum. Boran,benim tabirimde mafya bozuntusu yan koltuğa oturdu. Arabayı hemen çalıştırdım. Adeta aslan gibi kükrüyordu F30. İyi ki araba seçimimi mantıklı yönde yapmışım. Arabayı çalıştırdığım gibi uçurdum. Nereye gideceğimiz konusunda açıkçası hiç bir fikrim yoktu ama bulunduğumuz mekandan uzaklaşmaya çalıştım. Mekandan uzaklaştık ama her ihtimale karşı dikiz aynasından arkayı kontrol ediyordum. Heyecan ve korkudan nasıl arabayı çalıştırdığımı, nasıl hemen uzaklaştığımı anlayamamıştım bile. O yüzden şimdi sakinleşmiştim ve rahatlamıştım. Kafamı yanımda oturan Boran'a çevirdim. "Eee, nankör bey. Öyle sıradan bir hemşire yok karşında ona göre." dedim bu sefer ukalalığı ben yakalayarak. Hep sen mi ukala gıcık bencil olacaksın? Yok öyle Dünya! "Vay be. Sıradan ezik ve sıkıcı bir hemşire olduğunu sanmıştım." diye cevap verdi bana. Konuşmasa daha iyiydi. Ezik? Sıkıcı? "Pardon?" diyebilmiştim sadece." Ezik ve sıkıcı olan ben miyim sence?" diye ekledim. Hadi bakalım kısasa kısas. Buyrun bakalım. Ezik ve sıkıcı ha. Sensin be ezik! Keşke ameliyatı yapmasaydımda geberip gitseydin. Pislik ukala bencil mafya bozuntusu! Geber! "Kimine göre bencilim,kimine göre kahraman." diyince alaycı gülümsememle suratına mal'a bakar gibi baktım ve "Sen ve kahraman? İnsanları kandırmak hiç hoş değil. Utanmaz mısın sen? Ayrıca benim nazarımda evet,bencilsin. Sadece bencil de değil, gıcık ukala pisliğin tekisin." dedim. Sinirden mi yoksa komik mi söyledim bilmiyorum ama küçük bir kahkaha attı. Gözleri kısılıncaya kadar gülmüştü. "Eyvallah." dedi sadece. "Sana iltifat etmedim ben, yüzsüz herif! Karşımda arsız arsız gülüp bir de 'eyvallah' diyebilecek kadar pişkinsin yani? Egondan önünü göremiyorsun, bencil ukalanın tekisin işte!" diye sert bir tepki verdim. Bunu bende kendimden beklemiyordum açıkçası. Kahkahası anında yüzünden silinmişti. Bir anda ciddileşti. Yine o sıçtım yutkunmasını gerçekleştirdim. Sonra da arabayı sağa çektim ve karanlık etrafıma göz attım, kaçabilir miyim diye de yok kaçamam. Neyse artık ne yapalım. Kafamı önüme eğdim hafifçe. Yanımdaki şahıs eliyle alnını sıvazlıyordu. Kaçamak bir bakış atarken gözleri gözlerimi yakaladı. "Şuan seni tam da burada şuracıkta öldürsem kim bilebilir ki?" diyince resmen kanım dondu. Tırstım be! Yok yok sen öyle şeyler yapmassın değil mi? Yapmassın sadece kötü bir şakaydı değil mi? Umudumuz o yönde çünkü. "Atma be." dedim ters ters. "Ne atması ben gayet ciddiyim." dedi ama ciddi mi emin değildim. Yani umarız ciddi değilsindir. "Korkma ilk defa yapmıyorum bu işleri. Tecrübeliyim." dedi alayla karışık. Ya işte burayı anlayamıyorum ciddi mi yoksa mal mal eğleniyor mu,bilemedim. Birde hâlâ sırıtarak bakıyordu bana. "Ne korkacağım senden? Sen hâlâ bir iğneden korkan sözde mafya liderisin. Ben mi korkacağım senden? Sen kork be benden ezik!" dedim hırsla. Arkadaşlar alkış istiyorum lütfen. Benim bu cesaretime büyük bir alkış tufanı, lütfen. "Yani benden korkmuyorsun doğru muyuz?" dedi sakince. Evet sen kimsin ki senden korkayım nankör, pislik, ezik. "Aksi iddia edilemez zaten." derdemez dibimde bitti. Gerçekten dibimde o kara gözleriyle bana adeta hançer saplıyordu. "Hayırdır bi yakınlaşmışsın ne oldu?" diye sordum göz kırparak. "İn." dedi sadece. "Ne?" diye karşılık verdim bende. "Arabadan in." Yok canım başka? İnmiyorum ulan, inmiyorum. Hadi sen mi ben mi? "İnmiyorum ne yapacaksın?" dedim iç sesimi dışarı yansıtarak. Aferin bana. "İn şu arabadan." dedi her kelimesini bastırarak. La havle ve la kuvvete illa billah ya! Yeter be adam! Ne laf anlamazsın sen! Uyuz! "Sana arabadan inmeyeceğim dedim, o kadar!" diye yükseldim. "Sana iner misin diye sormadım, in dedim." diye emretti sanki karşısında o itaatkâr adamlarından var gibi. "Peki." dedim artık pes ederek. Emniyet kemerini çıkardım ve arabadan indim. Yoksa bu iş 'in,inmem,in,inmem' diye sonsuza kadar gider. Çünkü benim inadım bitmez. Bu şahısınkini de bilemem. Gerçi beni pekte ilgilendirmez ya neyse. PEtrafıma bakındım, buz gibi, kapkaranlık ve ıssız bir yerdeydik. Allah kahretsin! Arabadan ilk inen ben olduğum için baya korkuyordum. Çünkü normal insanlar gecenin bu saatinde burada bu-lun-maz! E ben normal olmadığım için, maalesef ki buradayım Allah bin kere kahretsin! Arabadan inen nankör de o koca cüssesiyle karşıma dikildi. Maşallah ne boy pos varmış be böyle! Neyse şu an burada ölmek istemiyorum. Yani umarız. "Hadi ne oldu? Mal'a söyler gibi on defa dedin in diye,indik işte." dedim bıkkın ses tonumla. Gerçekten bıktım bu gece niye bitmiyor ya öf! "Yürü." diye ikinci emrini de verdi paşam. Emret paşam! Oflayarak ve içten içe dua ederek isteksizlikle uyuşuk uyuşuk karanlık kocaman orman'a doğru yürümeye başladım. Orman değil kara delik mübarek. Ne birşey görebiliyorum ne hissedebiliyorum. "Beni önden gönderip kendini sağlama alıyorsun herhalde?" dedim benden 4-5 adım geride kalan uyuz'a. "Sende beni salak yerine koyuyorsun herhalde?" diye sordu sanki beni tanıyormuş gibi. Acaba çok mu hissettirdim? Hissetmişse kendimi tebrik eder başarılarımın devamını dilerim. "İyi tespit." diye onayladım dediğini. "Bana bak," dedi üzerime gelirken. Hayır sen kendin de salak olduğunu kabul ediyorsun ne diye kızıyorsun yani? Allah Allah. O kocaman gövdesi ve vücuduyla önümde âdeta kaya gibiydi. Boyuda öyle bir uzun, sanki 10. kattaki balkona kafamı kaldırmışım. Boynum koptu be sırık! Ama sırık demek olmaz sırık demek için zayıf cılız olmalı. Bu ne zayıf ne cılız. Gayet normal kilolu hafif kaslı bir beyefendiydi. A az kalsın unutuyordum, uyuz da. Aramızda sıfır mesafe bırakmıştı. "Hemşire, şansını fazla zorlama istersen." diye fısıldadı. Yutkundum. "Ben şansımı zorladığımı sanmıyorum. Bak az önce kendinde ağzınla söyledin seni salak yerine koyuyorum. Senin beni koyduğun gibi." diye kükredim. Oh be! Ağzının payını verdiğim için rahatlamıştım. "Ben seni salak yerine koymuyorum. Ama evet, seni ezik sıradan biri olarak görüyorum." diyince o dağınık kara saçlarını yolmamak için kendimi zor tutuyordum. Ah keşke, keşke yolabilsem. O kadar isterdim ki... "Laflarına dikkat et mafya bozuntusu, yemin ederim yolarım o saçlarını." dedim içimdeki hırsla. "Dikkat etmessem ne olur?" dedi ukala ukala. "Anlama kapasiten düşük sanırım. Yolarım saçlarını." diyince 'vay be' der gibi dudağını büktü. "Yolar mısın gerçekten?" dedi alaycı bir ses tonuyla. "Tek tek hemde." dedim ciddiyetle. "Neyse hemşirelerle işim olmaz benim," diyince sövmemek için dudak içlerimi ısırıyordum. Ya madem hemşirelerle işin olmaz, ne diye beni rahat bırakmıyorsun? Gerizekalı! "Hemşirelerle işin yoksa ne diye peşimi bırakmıyorsun? Sıkıntılı mısın arkadaşım?" dedim sabrımın son damlalarındayken. "Çünkü," diye başladı cümlesine.
