14. bölüm · ZORUNLU BAĞLAR: Geçmişin İzleri
12.BÖLÜM: "DENGESİZ"
"Geçmişin gölgesi bile izlerimizi kapatmaya yetemedi..."
━━━━━━━━✦❘༻𓂀༺❘✦━━━━━━━━
Beni zorlayan ve asla başa çıkamadığım bir şey varsa, o da yemek yiyememekti. Ve şu an tam karşımda duran adam,bana bir gün boyunca yemek yemeyeceğimi işkence edercesine anlatıyordu. Bu kadarı beni bile aşardı. Ben istemesem bile vücudum buna karşıydı. Ve ben bunları karşımda duran duygusuz robota anlatmaya çalışıyordum.
"Ya sen beni anlamıyor musun? Yemek yemeden yapamam ben, sana anlatmak yerine şu duvara anlatamaya kalksam senden önce bana acır dile gelirdi be. Nasıl bir insansın sen. Vicdansız."
İnadıma yapar gibi rahatından ödün vermiyordu. Aç kalacak olan ben olacağım için beyfendi gram umursamıyordu.
"Onu içi dolu bir ilacı içmeden önce düşünecektin."
Konuştuğu sıra yürüyüp yattığım hastane yatağının yanındaki koltuğa bıraktı kendini. Koltuktan kendine rahat bir pozisyon ayarlayıp bacaklarınını açarak oturdu.
"Senin yüzünden oldu. Berfin'e bunları yapmamış olsaydın burda olmazdım."
Oturduğu yerden telefonuyla ilgilenirken benim söylediklerimden sonra kısa bir bakış atıp tekrar telefonuna döndü. Umursamazlığı canımı sıkarken yattığım yerden huysuzca kıpırdandım. Koluma taktıkları serum canımı yakmaya devam ederken sıkıntıdan tırnaklarımla oynamaya başlamıştım.
Ara sıra Adarın bakışlarını üstümde hissediyordum ama ona dönüp bakmıyordum. Yaptıkları beni delirtiyordu. Berfin kim bilir nerde ya da nasıldı bilmiyordum, bende burda gelmiş yatıyordum. İçimde bir yerlerde Berfini görmenin mutluluğunu yaşıyordum. Ama bunun sonuda hep olduğu gibi canımı yakmıştı. Daha kaç kişinin benim yüzümden canı yanacaktı? Onlar fiziksel acı çekerken ben ruhen yara alıyordum.
Keşke bende fiziki yaralar alsamda şimdi yaşadığım acıyı yaşamasaydım. Çok ağırdı çünkü. Beni yıpratacak kadar fazla. Adar ne kadar acımasız olsada içimden bir ses babamın Adarla arasındaki husumetin babamın yüzünden olduğunu söylüyordu. Bundan emin olmasamda babamın nasıl biri olduğu ortadaydı. Her ne olduysa çok merak ediyorum, ama sormaya da çekiniyordum. Belki bir gün öğrenirdim ama bu Adarın elinde olan bir şeydi. O söylemeden bunu öğrenemezdim.
Aklımdakileri bir kenara bırakıp seruma baktım. Bitmesine az kalmıştı. Sıkıldığımı belli edercesine nefesimi verince Adarın ilgi odağı olmuştum.
"Ne oldu?" Kaşlarım çatılı bir halde ona baktım. Ne demek ne oldu?
"Daha ne kadar burda kalacam, alt tarafı midem yıkandı." Bu sefer ona bakmadan kendi kendime homurdandım." Bu doktorlarda her şeyi abartmak zorunda mı? Hayır biraz erken gitsem ölecek miyim sanki?"
"Bu da sana ders olsun, Bir daha böyle bir aptallık yapmazsın."
"Sen kime aptal diyorsun ya."
"Sana."
Yattığım yerden doğrulup ters ters baktım ona, anca bu kadar tepki verebiliyordum. İyi alışmıştı hakaret etmeye, odun.
"Bir şey mi söyleyecektin."
Tek kaşı havaya kalkmış, ona karşılık verip vermeyeceğime bakıyordu. Yapamayacağımı bildiğim için konuyu değiştirtirdim.
"Berfin nasıl?"
Tekrar elindeki telefonla uğraşmaya başlayınca bana cevap vermeyeceğini anladım. Ama bende onun durumunu öğrenmeden onu asla rahat bırakmayacaktım.
"Sana diyorum, Berfin nerde ve nasıl?"
Gözlerini telefondan ayırmadan,
"Sana arkadaşınla ilgili hiçbir bilgi vermeyecem." Dedi.
Sinirim baş göstermeye başlayınca ayak ucumdaki pikeyi sıktım. Kendimi sakin tutmak için elimden gelen herşeyi yapıyordum, ama karşımdaki Adar gibi bir adam olunca bu baya bir güç istiyordu.
"Neden vermiyecekmişsin?"
"O hakkını kaybettin."
Ya ne yaptım da o hakkı kaybettim." Sitem eden sesimle ona bakıyordum.
Elindeki telefonu ani bir hareketle bırakıp bana doğru eğildi. Öfkeye bulanmış yeşil gözleri beni darmaduman etmek istiyordu.
"Kendi canına kıyacak kadar aptal olmasaydın şimdi arkadaşınla yan yana olmuş olurdun."
Üzerime eğilmiş olması olan dikkatimi de dağıtırken öfkeli hali bunu daha da zorlaşıyordu. Amacım kendimi öldürmek değildi, ama bunu Adara anlatmaya çalışsam muhtemelen benim deli olduğumu düşünecekti. Hem bir avuç dolusu ilaç içmiştim hemde amacımın ölmek olmadığını söylüyordum. Böyle de düşününce gerçekten yavaştan deli olduğumdan şüphelendim.
Dikkatimi dağıtan sıcak nefesi beni ürpertirken ne ara bu kadar yakınlaştığını anlayamamıştım. Sıktığı yumrukları bembeyaz olmuştu. Düzgün alıp verdiği soluklar tenimi okşarken kokusu dikkatimi çeken şey oldu. Barut kokusu o kadar baskındı ki kendi kokusu mu ya da parfümünün konusu mu anlayamamıştım. Nefesimi tuttum, sanki yaptığım büyük bir suçmuş gibi.
Bundan ne kadar nefret etsem de hoş bir kokusu olduğunu yalanlayamzdım.
Yakınlığı aklıma gelince hemen silkelenip geriye çekildim. Bu ne samimiyetti acaba.
"Beni daha fazla kandırmaya çalışma, bana Berfini göstermeyeceğini ikimizde biliyoruz."
Doğrulmasıyla sıcak nefesiyle birlikte barutu andıran kokusu da gitmişti. Çaktırmadan tuttuğum nefesi bıraktım. Biraz daha öyle kalsaydı bağıracaktım. İçtiğim ilaçlardan değil, nefessizlikten ölecektim.
"Boşuna sana aptal demiyorum." Öfkeli gözleri hala sönmüş değildi. Belli etmese de yaptığım harekete sinirlendiğini anlamıştım." Bir daha böyle bir şeye kalkışma, yoksa şu anki sakinliğimi mumla aratırım."
Bu onun sinirli olmamış haliyse gerisini düşünemiyordum.
"Etrafımdaki insanlardan uzak dur. Sinirini onlardan çıkarmayı bıraktığın zaman istediğin herşeyi yaparım."
Ellerini cebine koyup başını sağa sola salladı.
"Benimle anlaşma yapacak durumda mısın gerçekten?"
Konuşmadım. Ne söylersem söyliyeyim değişecek bir şey yoktu. Kendi bildiğini yapmayı seven birine ne söylersen söyle yine kendi bildiğini okurdu.
"Çıkmak istiyorum artı-"
Konuşmamı bölen kapı sesiyle ikimizin bakışları içeri giren hemşireyi buldu. Yüzündeki gülümsemeyle, "Nasıl hissediyorsunuz Arin hanım." Dedi.
Bu da soru mu? "Aç."
Hemşirenin anlamayan bakışları önce beni sonrada Adar'ı buldu.
"Nasıl?"
Önce aç bırakıyorlar sonrada bomboş bakıyorlar. Kendilerinin karnı tok ya aç olanın halinden ne anlasınlar.
Adar'ın bana 'gerçekten mi?' der gibi bakan suratına aval aval baktım. Benimle uğraşılmayacağını anlamış olmalı ki hemşireye döndü.
"Ne zaman çıkarız?"
Hemşire az önce verdiğim cevaba şaşırsada hemen toparlanıp "Serumu çıkardıktan sonra gidebilirsiniz." Dedi.
Adarla konuşmalarım moralimi bozsada burdan kurtulmam benim moralimi max seviyeye ulaştırdı. Mutluluğumu Adarda görmüş olacak ki düşünceli bir şekilde baktı.
"Ne bakıyorsun?" Dedim sorarcasına.
"Sana ceza olarak hastanede bir oda tutmayı düşünüyorum, belki aklını başına alırsın. Ne dersin?"
Gözlerim kocaman olmuş ona baktım.
"Böyle bir şey yapamazsın."
"Neden yapamazmışım?"
"Hastanenin sahibi senin gibi birini burda daha fazla görmek istemezde ondan."
Hemşirenin Adar'a bakarak söyledikleri beni susturmaya yetmişti.
"Adar bey, hastanenin size ait olduğundan Arin hanımın haberi yok galiba."
Adarın gözleri hemşirenin üzerinde olması gerekirken bana bakıyordu. Hemde dudağının kenarı kıvrılmış halde. İşte şimdi Adarın eline düşmüştüm. Utanmasam şimdi burda ağlardım. Niye herşey ondan yana olmak zorundaydı ki.
Şimdi ona iyi görünmenin zamanı gelmişti. Yoksa gerçekten dediği gibi beni hastaneye yatıracaktı. Az önce ona laf sokan ben değilmişim gibi sevimli olduğunu düşündüğüm surat ifademi takındım.
Bu hareketim onu daha da keyiflendirmiş, yüzü gülmüştü.
"Hiç öyle bakma, az önce dilin pabuç gibiydi. Şimdi ne değişti."
Dudaklarım küçük bir çocuğu andıran üzüntüyle baktı ona, damardan girmek lazım. Gerçi Adar insaflı biri değildi. Ama denemekten zarar gelmezdi.
Gözleri aşağıya bükülmüş dudaklarıma kaydı. "Bakma öyle." Gözleri gözlerimi buldu tekrar, adem elması ağır ağır hareket etmiş yeşil gözleri gereğinden fazla parlamıştı.
"Nasıl bakıyorum ki." Dedim haberim yokmuş gibi.
Çaresiz duruşum yüzünde bir duygunun geçişini göstermiş onu çıkmaz bir yola itmişti. Gözleri bükülmüş dudaklarımla gözlerim arasında mekik dokurken ağzının içinde bir küfür savurmuştu.
"Ben böyle işi sikeyim."
Hemşirenin burda olduğunu yeni fark ediyormuş gibi bakınca hemen toparlanıp koltuğa koyduğu telefonu aldı.
Ben hala aynı şekilde duruyordum.
Benim olduğum tarafa bakmadan hemşireye konuştu.
"Çıkış işlemlerini hemen halledin, doktora son kez gösterin hiçbir şeyi olmadığına emin olunca bana haber verin."
Anlattıklarını hepsine başını saklayarak onaylayan hemşire kolumdaki seruma ilerledi. Adarda bu sırada odadan kaçarcasına çıkışa yürüdü.
" Gidiyor muyuz?"
Sevinçle söylediklerim durup bana bakmasına sebep oldu. Biraz durup baktıktan sonra harelerinde bir zorluk çekiyordu. Hemşirenin varlığını hep yeni yeni hatırlıyormuş gibi duruyor, ağzının içine homurdanıyordu.
" Gidiyoruz başımın belası."
Kapıya ulaşır ulaşmaz çıkıp gitmişti. Muhtemelen yanımda daha fazla delirmemek için gitmişti. Sınırını konuşmadan zorlamıştım. Kendimi tebrik etmekle kalmayıp burdan çıkar çıkmaz kendimi yemekle ödüllendirecektim.
Koluma giren sızı, ağzımdan çıkan küçük inlemeyle birleşince kendime gelmiştim. Hemşirenin sanki büyük bir hata yapmış gibi panik yapmasıyla koluma yapışması bir olmuştu.
" Ayyy, iyi misiniz? Çok özür dilerim. Dalmışım, bir anlık ne yaptığımın farkında değildim."
Telaşlı ifadesi beni izlerken bir şey olmamış gibi gülümsedim.
" Sorun değil. Olur öyle şeyler."
Hemşirenin tedirginginliğini almak için oturduğum yerden doğrulup ayaklarımı hastanese yatağından sarkıttım. Bu sırada kolumdan ani çekilen serumun iğnesi yerine pamuk koymuştu.Pamuğu elime bastırıp ayaklandım.
" Siz burda bekleyin ben hemen Adar beye haber verecem."
" Çok sağolun." Minnetle baktım ona.
Kısa bir baş selamıyla oda odadan çıkmıştı. Banada Adarı beklemek düşüyordu.
•••
Hastaneden çıkmış eve gidiyorduk. Adarın olmadığını düşündüğüm vicdanına oynamak işe yaramıştı. Bundan sonra onu nasıl yola sokacağımı biliyordum, buda onu baya sinir etmişe benziyordu. Yol boyu bana ters ters bakmasından anlamıştım. Bende ona masum bakışlar atarak daha fazla sinir olmasını sağlıyordum. Hak etmişti.
Eve varmamızla birlikte araba durmuştu. Adarın siniri kilometrelerce uzaktan belli olduğundan arkasından gidiyordum, keyifle. Kapı açılınca önden o arkasından ben girdim, kapıyı açan
kadının endişeli gözleri beni süzerken konuştu.
" Nasıl oldunuz Arin hanım? Çok korkuttunuz bizi."
Beni düşünen birisinin olması beni mutlu etmişti. Belki bunu öylesine sormuştu ama sorması bile beni şuan için mutlu etmişti.
İlgiye bu kadar mı muhtaçtım?
Acının emareleri gezindi dudaklarımda. Her zerremde, her yanım ihtiyaçla kavruldu. Bir yanım annesizlikten, bir yanım babamın olmasına rağmen yabancıymışım gibi görmesi, tüm benimde ağabeyimin acısını taşıyordum.
En zoru ağabeyimdi.
Gülümseyerek selam verip içeri girdim. Başkalarıyla samimi bir tebessüm etmişti. Kimseyle fazladan samimiyet kurmuyordum. Diğer türlü herkesi yanımda yakıyordum.
Tıpkı Yarenin benim yüzümden hayatına veda etmesi gibi.
Boğazım bu düşünceyle düğümlendi. Burnumun ince sızısı yutkunmama engel oldu. Kalbim acıdı ama bunların hiçbirini dışarıya yansıtmıyordum. Artık duygularımı saklamakta Adar kadar olmasa da başarılıydım. Öyle olması gerekti yoksa bu daha fazla acıyı getirirdi beraberinde. Ben daha fazlasını kaldıramazdım.
Adarın adımları salonu bulurken bende odaya çıkma kararı alıp merdivenlere yöneliyordum ki Adarın sesi buna engel oldu.
" Salona gel."
Ellerimi başıma götürüp alnımı sıkıntıya ovdum. Kim bilir ne söyleyecekti yine. Hayır sonra kavga çıkarsa ceza diye tuturacaktı manyak. İstemeye istemeye yönümü salona çevirip salona girdim. Bakış açıma ilk giren Adarın ayakta, geniş sırtı oldu. Gözlerim koltukta sırtı bana dönük olan kadını görünce istemsizce kaşlarım çatıldı. ikisinde de ses gelmeyince ilerleyip kadının karşısına geçecek şekilde durdum. Gözlerimiz kesişince sevincimi saklamadan yanına koştum, aynı şekilde oda. Ben uzun zamandır ilk defa bu kadar mutlu olduğumu hissediyordum. Kalbimde bir sevinç çığlığı belirdi. Susuz kalmış bir cana su verilmiş gibi tempolu atıyordu kalbim. Çok mutluydum.
Berfinin hali benden daha beter gibi üstüme atlayıp sarılınca dengemi zar zor sağlamıştım. Beni o kadar çok sıkı sarmıştı ki yüzümün hafif kızardığına emindim. Ama olsun, sevdiklerimden ne gelirse kabuldüm. Aynı karşılığıda ona verince birbirimizi böyle öldürüyormuş gibi duruyorduk ama umrumuzda değildi. Berfinin sevinç çığlığı kulağımı sağır edecek kadar yükselince Adar yüzünü buruşturmuştu. Ve yüzündeki ifade tam olarak 'Siz mal mısınız?' der gibi bakıyordu. Adam hayatı boyunca bizim gibi arkadaş görmeyince biraz şaşırmış olmalı. Dikkatimi Berfine verip Adarı görmezden geldim.
Hala ayrılmış değildik.
" Berfin bende seni çok özledim de ölmekten korkuyorum şuan."
Bir tık bile gevşetmediği koluyla beni daha sıkı sardı.
" Bende kocandan korkuyorum." Adar duymasın diye kulağıma eğilerek fısıldamıştı. " Gelir gelmez korkudan buraya bayılacaktım, senin haberin varmı?"
Tam konuşacağım sırada Adarın tok sesi salonda duyuldu.
" Eğer karımı biraz daha sararsan öldüreceksin." Berfinin, Adarın sesini duymasıyla kollarımda kasıldığını hissetim. Adardan korktuğunu konuşmadan anlaşılırdı. Gözlerim Adarı bulunca ona baktım. " Ve senin yaşama nedeninde kalmaz." Kaşları çatık, gözleri her zamanki gibi sinirle bakıyordu Berfine. Ben bile korkmuştum, Berfini düşünemiyorum.
" Bırak artık karımı."
Adarın tehdit içeren ses tonuyla birlikte emir veren tavrıyla Berfin anında kollarını çözmüş benden bir adım uzaklaşmıştı. Bunu beklemiyordum. Adarın bu tepkisine şaşırsamda fazla üstelemedim. Zaten neden böyle bir şey yaptığınıda anlamamıştım.
Berfin beni gerçekten boğacak kadar sıkı sarılmıştı. Bende beni özlediği için bu kadar abarttı sanmıştım. Meğer Adara olan korkusundan bu kadar abartılı tepkiler veriyordu.
Berfin Adar dışında her yere bakınca gerçekten korktuğunu anlamış ve olaya el koymuştum.
" Onu korkutma."
Dikkatini kendime çekmeye çalıştım. Biraz daha ona çatılı kaşlarla bakmaya çalışırsa arkadaşım korkudan bayılacak gibi duruyordu. Bir kaç saniye daha aynı şekilde baktıktan sonra bana döndü.
Adarı tanımasam beni Berfinden kıskandığını falan düşünecektim.
Dengesiz herif.
Adar bakışlarını çekince Berfinin çaktırmadan derin bir nefes aldığını görmüştüm. Zavallı arkadaşımı nasılda korkutmuşlardı. O dik başlı Berfinden eser yoktu. Bedeninde hasar tespiti yaptığımda hiçbir şey olmadığını görmüştüm. Turp gibiydi arkadaşım.
Berfinin ellerini ellerimin arasına alıp baş parmağımla nazikçe okşadım. Yaşadığım mutluluk tarifsizdi. Arkadaşım, can dostum dediğim insan yanımdaydı. Karşılaşmamız kötü olsa da şimdi yanımda canlı kanlı durması beni rahatlatıyordu. İçimdeki mutluluk kıpırtıları durmadan beni heyecanlandırıp arşa kaldırıyordu.
Berfinin özlem dolu bakan gözleri bana değince bir şeyler koptu kalbimde. Ne çok özlemiştim onu. Gözleri yavaştan sulanmaya başlayınca içim acıdı. Ben niye ağlayamıyordum. Mutluluktan bile bir damla gözyaşım yeri boylamıyordu. Hissizleşmiş gibi dursamda bende ki kopan fırtınayı kimse görmüyordu. Beni yerle bir eden bu fırtınaya karşı gelmiyordum bile. Duygularım içimde saklı gibiydi, bir tek ben biliyordum nasıl hissettiğimi.
Dışardaki herkes kördü.
"Arin ben seni çok özledim." Dolu dolu bakan gözleri ağlayacağının sinyallerini veriyordu. " Daha önce gelecektim yanına ama bir türlü fırsat olmadı."
Titreyen çenesi konuşmasını zorluyordu. O kadar çok masum bakıyordu ki onu dünyadan soyutlayıp kimsenin ona zarar vermemesini isterdim.
Aklıma dank eden şeyle şaşkınca Berfine baktım. Ne yani Berfini kaçıran Adar değil miydi?
" Sen mi geldin buraya?"
Titrediği için konuşmadan başıyla onayladı. Ağzım açık Adara baktım. İfadesizce bizi izliyordu. Adar onu kaçırmadıysa Berfinin o kömürlükte ne işi vardı? En son astım krizi geçiriyordu, Adar mı kurtarmıştı onu? Aklımda dönen tonlarca soruya cevap almam gerekti.
" Berfini sen kaçırmamış mıydın?"
Koltuğa yürürken " Hayır, ben kaçırmadım." Dedi. Kendini koltuğa bırakıp iki elinide koltuğun başlığına gelecek şekilde koydu. Ayak bileğini bacağına gelecek şekilde üst üste koyup katran yeşili gözleriyle baktı kahvelerime. " Arkadaşın gizli gizli girdi evime, kırmızı halıyla karşılayacak değildim heralde."
Delici bakışları Berfine değince ellerimde olan elleri kasıldı. Berfin bakışlarını anında kaçırıp başını eğdi.
" Özür dilerim, ben sadece Arini görmek istemiştim. Kötü bir amacım yoktu." Kısık sesi mahçup çıkıyordu.
Bende Berfini benim yüzümden kaçırdığını düşünüp içimdeki zehri akıtmıştım ona.
Bir yanım ona hala öfkeliydi. Ne olursa olsun arkadaşımı kötü bir alanda bağlayıp ona bu şekilde davranamazdı. Buna hakkı yoktu.
" Sen iyi olduğunu falan mı düşünüyorsun?" Boşta ki elimle Berfini gösterip," Astım krizi geçirirken film izler gibi izledin. Şimdi karşıma geçmiş iyi olduğunu kanıtlamaya mı çalışıyorsun?"
Berfin elimi sıkıp ona bakmamı sağlayınca Adarı bırakıp ona döndüm.
" Hayatımı kurtardı benim. Suçu yok."
Bunları söylerken bile Adarla göz göze gelmiyordu. Hem ondan korkup hem de onu savunması büyük ironiydi. Tam Berfinlik hareket.
" Nasıl hayatını kurtarmış çok merak ediyorum. Seni organ mafyasının elinden falan mı kurtardı, ya da seni öldürmek isteyen birilerinin elinden mi kurtardı?"
Yüksek çıkan sesim Adarı zorlasada tepki vermeden bizi izliyordu.
" Hayır öyle değil."
Konuşmadıkça sabrımın sınırları taşıyordu, niye herşeyi yavaş yavaş anlatmak zorundalardı ki. Gevelemeden anlatsalar incileri mi dökülürdü.
" Nasıl Berfin? Bu adam senin hayatını nasıl kurtarmış ki?"
Ağzı konuşmak için açıldı, sonra geri kapandı. Söyleyip söylememek arasında köşeye sıkışmış gibi duruyordu. Çaresizliği masum yüzünde kendine yer edinirken benim taştıkça taşan sabrım işleri zorlaştırıyordu.
" Anlatsana Berfin nasıl kurtarmış seni? Kimden nasıl kurtarmış anlat artık."
Bedenimi saran sinir beni bağırmaya iterken Berfinin dolan gözleri akmaya o güzel teninde kendine yer edinmişti. Ağlamamalıydı, niye ağlıyordu ki?
" Zorlama onu. İstese anlatırdı, üstelemenin anlamı yok."
Sesin sahibine dönmemle daha fazla şaşırmıştım. Berfin kriz geçirirken onu sadece izlemekle yetinen adam, karşımda onu rahat bırakmam için konuşuyordu. Ben boşuna bu adama dengesiz demiyordum.
Ayrıca ne olmuştu da Berfin bana anlatamayacak bir olay yaşamıştı?
Berfinin titrek sesi beni kendime getirirken daha fazla ılımlı olmaya çalıştım.
" Arin daha sonra anlatsam olur mu? Şimdi anlatacak gücüm yok."
Bu hali içimi acıtırken kimin ne yapmış olduğunu düşündüm. Berfinin güzel kalbi kimseyi incitecek, kendine düşman edecek kadar kötü değildi. Deli dolu halleri onu tam tersine çok tatlı birine dönüştürüyordu. Yinede Adara ilk defa katılıyordum, üstüne gitmemem en doğrusuydu. En azından o kendini hazır hissedene kadar.
" Tamam. Sen ne zaman istersen o zaman anlat." Yanağını ıslatan yaşları sildim. "Ama yeterki bu yaşları dökme. Hem sen böyle ağlayınca çok değişik bir şey oluyorsun." Biraz gülsün diye işi şakaya vurmam işe yaramış güler yüzlü olan çiçeğimi güldürmüştüm.
" Ha şöyle, ne o öyle ağlayan kek gibi karşımda durmuşsun."
Berfinin şaşkın bakışları yüzümde gezindi.
" Ağlayan kek mi?"
Onu başımla onaylayıp, " Evet, seni ağlayan keke benzettim, istemsizce oluyor. Mesela senin yüzün yerine sanki karşımda başka yiyecekler geliyor, ve buna engel olamıyorum."
Şaşkınlığının yerine endişeli ifadesi gelince şakayı uzatmamam gerektiğini anladım. Yeterince üzülmüştü zaten daha fazla üzülmesini istemiyordum.
Ama açlıktan öldüğüm gerçeği şaka değildi. Topuklu ayakkabının sesleri salonda yankılanıp içeriye giren çalışana döndük.
"Yemek hazır efendim."
Adara yönelik söyledikten sonra Adar onu başıyla onaylayıp bize baktı.
"Başkalarını yemeden git birşeyler ye."
Ciddi olup olmadığına baktım. Hani bir gün boyunca bir şey yememem gerekiyordu. Bana kalsa koşa koşa gidip yerdimde doktorun söylediklerini Adar gibi bir adam görmezden geleceğini hiç sanmıyordum. Benim iyiliğimi düşündüğünü pek sanmıyorum ama ölmemem için herşey yapıyordu.
Nedenini bilmediğim şekilde.
"Doktorun söyledikleri ne olacak?" Dedim sorarcasına.
"Doktor ne demiş ki?" Anlamazdan geldiği soruya bakakaldım.
"Sen dedin ya, doktor tüm gün yemek yememi yasakladığını."
" Öyle mi demiş?"
Salağa yatmasının altında sadece bir sebep vardı. Bunu yapmamasını umdum. Bu kadarını yapmamıştır.
Ama nedense bu konuda Adara hiç güvenmiyordum.
" Sen beni mi kandırdın?"
Sakin çıkan sesim hepimizin iyiliği içindi. Aksi takdirde kıyameti koparmak istiyordum şuan.
" Öyle mi yapmışım?"
Alaylı ifadesi tam olarak beni kandırdığını gösteriyordu. Gözlerimi kapatıp içimden saymaya başladım. Sakin olmam gerekiyordu. Asla kavga etmemeliydim, zararlı çıkan hep ben oluyordum. İçimden kendimi teskin ederken bir yandan sayı sayıyordum.
Berfinin elimi sıkmasıyla ona baktım. Korkudan beni bile çağıramıyordu. Endişeli gözleri yüzümde gezinirken az önce ona yaptığım gibi o da elimi okşuyordu.
" İyi misin? Niye kendini sıkıyorsun?"
Sinirden ne yaptığımı bile bilmiyordum. Berfin söylemese kendimi sıktığımdan haberim bile olmayacaktı. Ters bakışlarım Adarı bulunca sinirlerim yerinde oynuyordu. İnadıma yapar gibi sırıtması benimle oynadığını en iyi şekilde gösteriyordu. Beni can evimden vurmuştu.
Açlıkla.
" Bedeli ağır olacak."
Dişlerimin arasından tıslarcasına dökülenler onun daha fazla hoşuna gitmişti.
" Karımdan gelen başım gözüm üstüne."
" Karın batsın."
Bütün keyfi kaybolmuş gibi bakıp kaşlarını çattı.
" Karım hakkında düzgün konuş."
Verdiği cevaplara mı affalasam değişen ruh haline mi anlayamamıştım. Kendime laf attım diye bana kızıyordu. Manyak. Bu tartışmayı başkasının yanında yapsak muhtemelen deli damgası yerdik. Berfinin gözlerindeki ifade buna yetiyordu. Canım arkadaşım bizim yanımızda kala kala bize benziyeceti.
" Ne çeşit bir mahlukatsın anlamış değilim."
Tehditkar bir tonlamayla, " Sınırını aşma istersen." Dedi.
" Arin daha fazla konuşma istersen, ben ölmek istemiyorum."
Berfinin kulağımın dibinde mırıldanmasıyla Adarın bakışları ona kaymıştı. Berfin geri çekilince susma kararı almıştım. Adara laf sokan bendim ama korkan yine Berfindi. Nasıl bir çelişki içindeydim hiç bilmiyorum.
Sonuç olarak haklı olan bendim ve hakkımı savunmalıydım. İnsanların zaaflarıyla oynamak o kadar kolay değildi.
" Sakın bana zaafını belli etme Çağan Adar Karadağ, belli ettiğin an senin yaptığın gibi bende senin canından çok sevdiğin ne varsa zarar veririm."
Ona meydan okumam alışık olduğu şey değildi. Adarın tepkilerine bakılırsa şuana kadar kimse bunu yapamamıştı. Yürek yememişlerse yapmazlar tabi. Ama bir konuda arık kessin eminim, Adar beni öldüremez. Neden böyle yaptığına dair zerre fikrim yok ama bundan emindim. Ceza vererek beni yola sokacağına inanıyordu sadece.
" Dedim ya, senden gelecekse herşeye kabulüm."
Eskiden ona laf attığım zaman beni tehdit eden adam gitmiş yerine başka biri gelmişti. Ve ben bu adamı hiç sevmemiştim. Ağız tadıyla güzel kavga edemiyoruz. Söylediklerime böyle cevaplar verecekse artık asla kavgaya girmem onunla.
" Dengesiz."
" Arin."
Uyarı dolu sesi artık konuşmamam gerektiğini söylüyordu. Zaten onunla olan kavgamızın bir tadı kalmamıştı. Onu bırakıp Berfine döndüm. Ona uslu kız demeyi çok isterdim ama şu anki Berfinle eski Berfin arasında uzaktan yakından alakası yoktu. Aslan gitmiş yerine minoş bir şey gelmişti. Adarın herkeste ki etkisi büyüktü.
Ben hariç.
" Biz yemek yemeye gidelim Berfin. Biraz daha kalırsam başkalarını yemek niyetine yiyecem yoksa."
İmalı konuşmamla Adara göz ucuyla değindim. Benden tarafa bakmadan yemek masasına yöneldiğinde yandaki yüz profilinden çarpık bir gülümseme yakalamıştım. Onun bu hallerine hiç alışık değildim. Hemde hiç.
" Beni yemende bir sakınca yok."
Deyip yanımdan geçince karizmatik bulduğum hareketi yapıp göz kırpmıştı. Yaptığı imayı anlamış ve olduğum yerde kıpkırmızı kesilmiştim.
Terbiyesiz.
Arkasından bağırıp çağırmak istiyordum ama söylediğini sadece benim duyabileceğim şekilde konuşmuştu. Berfin, Adardan dolayı başını kaldırmadığından olup biteni anlamamıştı. Adarın gidişini ayak seslerinden anlamış, eğdiği başını kaldırmıştı. Anlamayan ifadesi beni daha da zor bir duruma sokuyordu. İçimden Adara bildiğim bütün küfürleri sıralarken zoraki bir tebessüm ettim.
" Arin iyi misin? Yüzün kıpkırmızı olmuş?"
Elini alnıma koyup ateşim olup olmadığına baktı. Hasta olduğumu falan düşünüş olmalı. Benim yüzüm yanıyordu ama dışardan buz gibi tenim vardı.
Elini alnımdan çekip, " Yooo, ateşinde yok. Niye bir anda böyle oldun ki?"
Yaptığı imayı anımsadıkça utançtan yerin yedi kat dibine giriyordum. Berfinde durumu benim açımdan zorlaştırmak ister gibi dikkatle bana bakıyordu.
" Açım ben hadi gidelim."
Konuyu kapatmak amaçlı Berfinden uzaklaşıp yüzümü ondan gizledim. Peşimden geldiğini ayak seslerinden anlıyordum. Arkadaşımla hasret gidereceğime Adarın saçma sapan imaları yüzünden kaçarcasına yürüyordum.
Yemeği salonun arka tarafında kalan alana kurdukları için oraya yöneldim, Berfinde arkamdan. Adar masanın başında oturmuş bakışlarını da üstümde hissediyordum. Onunla yemek boyunca göz göze gelmemek için büyük bir çaba verecek gibi duruyordum.
Utanmaz adam.
Masaya geçip oturunca Berfinde çekingen hareketlerle karşıma oturdu. Yemek yerken boğazında kalmasa bari.
" Yemekte insan öldürmek gibi adetlerim yoktur. Rahat rahat yemeğini ye."
Adarın Berfine bakarak söyledikleri onu daha çok germişti, ama önünde ki çatalı eline alıp çekingen hareketlerle tabağını doldurmaya başladı. Onlara odaklanmaktan masadaki yemekleri unutmuştum. Gözlerim masayı tarayınca şaşkınlığım artıkça artıyordu. Açıktan gözlerimin yanılgısı olduğunu düşünüp tekrar tekrar baktım. Karşımdaki yemekler beni ye diye bağırıyordu. İçli köfte, köfte, pilav, çoban salatası, Çorba daha adını bilmediğim birkaç yemek daha bana göz kırpıyordu sanki. Yanımıza gelen kadınla bakışlarımız kesişti.
" İstediğiniz başka bir şey varmı efendim?"
Gülümseyerek bizden cevap bekleyince kendimi tutamadan konuştum.
" Bunları sen mi yaptın?"
" Hayır Arin hanım. Adar beyin özel isteği üzerine getirilmiş."
Zaten bu yemekleri onun yaptığından şüpheliydim. Geçen konuşmamızda bu yemeklerin hiçbirini yapamadığını söylemişti. Benim anlamadığım Adarın bu yemekleri neden istediğiydi.
" Sen gidebilirsin."
Kadın gülümseyerek Adarı onaylayıp uzaklaşmıştı. Adara bakınca sorar bir ifadeyle baktım.
" Ne?"
" Bu yemekleri neden istedin."
" Yemek için." Anlamamazlıktan gelmesi onda huy edinmişti.
" Onu demiyorum." Onu şüpheyle süzüp," senin bu yemekleri yediğini düşünmüyorum."
" Hangi yemekleri yiyormuşum ben?"
" Hani sen hormonlu değildin. Sebzelerin nerde senin?"
Yemek yerken söylediklerimle durup bana baktı.
" Kim? Ben mi sebze yiyormuşum"
Başımı olumlu anlamda sallayıp bir yandanda yemek yemeye başladım. Daha fazla dayanamayacaktım.
" Evet sen. Bir gün mutfağa ineyim dedim sanki mutfakta inek besliyormuş gibi bir sürü sebze vardı."
Adarın anlamayan suratı bir süre sonra aydınlanma yaşadı.
" Onları ben yemiyorum," dedi.
Bu sefer anlamayan taraf bendim. Adar yemiyorsa kim yiyordu o kadar sebzeyi?
" Kim yiyor peki?"
" Sen."
İşler gittikçe sarpa sararken kafam daha çok karışmıştı.
" Ben mi?"
Yemek yerken ağzı dolu olduğu için başını sallamkla yetindi. Bense ağzım dolu dolu tabiri caizse hayvan gibi konuşuyordum. Ne yapayım, huyum kurusun.
" Evet sen."
" Nasıl anlamadım. Doğru düzgün anlatırsan sevinirim."
Ağzına attığı son lokmayı da çiğnedikten sonra masanın üzerindeki mendille ağzını temizleyip arkasına yaslandı.
" Şimdi şöyle ki, sen ne zaman benim canımı sıkar dediklerimin dışına çıkarsan o buzdolabında ki bütün sebzeleri yemek zorunda kalırsın." Söylediklerinde gayet ciddi gözükmesi beni korkutmuyor değildi.
" Arkamdan gizli gizli iş çevirme diye de sebzelerden başka yemek yapmayı bilmeyen birini aldım işe. Yani seni ilk ve son kez uyarıyorum, sebze dolu yemekler yemek istemiyorsan uslu dur."
Yediğim bütün yemekler boğazımda kalmış gibi hissediyordum. Sürekli beni yemeklerden vurması hiç adi değildi. Masanın üzerindeki suyu alıp boğazımdakilerin geçmesi için içtim.
" Ya yemezsem?"
Zorla yedirecek hali yoktu herhalde. Yüzündeki muzipliğiyle bana baktı. Kessin bir şeyler geliyordu. Berfin kafasını kaldırmamaya yemin etmiş gibi yemeğini yerken Adar masanın üzerinden bana doğru eğildi.
" Seni kucağıma alıp yedirmemi istersen yemezsin.
Tekrar arkasına yaslanınca yemeğine kaldığı yerden devam etti. Benim pancara dönen yüzüme kısa bir bakış atmış gülerek yemeğine dönmüştü.
Adamın tehdit şekilleri de değişmişti.
Bildiğim adar gitmiş yerine terbiyesiz biri gelmişti.
Berfinle yemek yeme şeklimiz aynı olduğundan bizi görmüyordu. Daha bir kaç dakika önce Adarın önünde korkudan hareket edemeyen kız yemek yerken kıtlıktan çıkmış gibi davranıyordu. Bu benim için iyiydi, çünkü Adarın değişen ruh hali beni utançtan bukalemuna çevirirken onun bunlara şahit olmasını istemiyordum. Tabi her zaman yaptığım gibi içimden Adara sövmeyi unutmadım.
Onlar yemek yerken ben kapanmış iştahımla zorda olsa yemeye çalıştım. Nimete yüz çevrilmez sonuçta, arkamdan ağlar sonra. Adam ağzını açar açmaz benim sinirimi zıplatıyordu ve bunu yaparken yaptığından zevk alıyordu.
Masaya oturmadan önce düşündüğüm şeyi yapıp Adarın olduğu tarafa bakmadan yemek yemeye başladım. Benim iştahım olmamasına rağmen Berfinlen masayı silip süpürme yarışı yapar gibi yiyince Adarın yanımızda fazla nazik kalıyordu. Adam yemek yerken bile sakindi.
Ama ondaki sakinlik katilleri araratan türdendi.
Bu yüzden Adar ne zaman sinirli olsa benim için daha iyiydi. Sakin kalınca daha çok zarar görüyorduk. Kafamı Adarın değişik dünyasından çıkarıp yemek yemeye odaklandım. Neredeyse saat akşamın dokuzu olacaktı. Berfinle konuşmam gereken çok şeyler vardı.
°
°
°
" Oha kızım, bunlar ne?"
Sırtımı yatak başlığına yaslayıp ayaklarımı uzattım. Berfinle yemek yedikten hemen sonra kaldığım odaya gelmiştik. O, odayı karış karış turlarken ben yediğim son lokmanın derdine düşmüştüm.
Berfinin, Adarın aldığı iki yıllık kıyafet stoğunu karıştırdığını gördüm. Neden şaşırmadım acaba? Yanıma gelip neler olduğunu sormak yerine kendini elbiselerin arasına atmıştı canım arkadaşım. Beni bu kadar düşünmesi gözlerimi yaşatıyordu.
" Berfin oturacak mısın artık?"
Eline aldığı mor saten kısa elbiseyi üstünde tutup bana göstermeye çalıştı. İlk defa gördüğüm bu elbise oldukça iddialı duruyordu. O kadar çok kıyafet almıştı ki hepsine bakmaya vaktim olmamıştı. Aralarında bu elbisenin birçok modeli vardı.
" Hepsi birbirinden güzel. Enişte paraya kıymış, hepsi özel tasarım bunların."
Enişte demesi garip hissetmeme neden olmuştu. Ben, Adarın bunca yaptığı şeyden sonra kin beslemek yerine ona karşı hep hissizdim. Hayalini kurmasam bile bu hayatta kalbimi mutluluktan titreten, ruhuma ilmek ilmek dokunan, dokunduğu yeri okşayan birini istemiştim. Beklediğimin aksine rüzgarın beni savurduğu bir fırtınada bulmuştum kendimi. Öyle bir fırtınaydı ki yaşatırken öldürdükleri şey buydu. Adar beni yaşatırken öldürüyordu. Ruhumda öyle yaralar açtı ki bir gün iyileşse bile kabuk tutan yaralarım olacaktı. Kendini sürekli hatırlatan sızıların olacağı gibi.
Berfinin odağıma girmesiyle düşüncelerime ara verdim. Elinde tuttuğu elbiseyle karşıma geçip oturmuştu.
" Nereye daldın sen?"
Düşünceli halim onun dikkatini çekebilmişti nihayet.
" Benim nereye daldığımı bırak. Sen daldığın kıyafetlerden nasıl ayrıldın?"
Aniden gülümseyip elindeki elbiseyi gözüme soktu.
" Hepsi çok güzeller. Nasıl bırakabilirim ki?"
Gözlerimi devirip ofladım. Bende süslenip püslenmeyi seven biriyim ama herşeyin de azını severim. Berfin bunun dışına çıkıp herşeyi abartmayı seviyorudu.
" Anlatmayacak mısın?"
Sorgular gibi bakıp, "Neyi?" Dedi.
" Adarın seni nasıl ve kimden kurtardığını."
Gözlerine çöken hüzünle canının yandığını görmesem de anladım. O kadar çok üzgün bakıyordu ki bu konu ne zaman açılsa derinlerde bir yerde köşeye sıkıştığını hissettiriyordu. Oturduğu yerden yardım isteyen çığlıkları vardı. Onun bu hale getirenin ne olduğunu daha çok merak etmiştim.
" Ben bunu sana anlatmak için kendimi yeteri kadar güçlü hissetmiyorum."
Gözlerini benden kaçırması beni ayrı bir üzmüştü. Eski Berfin bu değildi. Benim tanıdığım Berfin bana herşeyini anlatan, birine kırıldığında, üzüldüğünde ya da zor durumda kaldığında ilk benimle konuşurdu. Şimdi onu bu hale ne getirdiyse eski Berfinden eser yoktu.
" Ama bilmen gereken bir şey varsa o da benim burda olmamın tek sebebi Adar." Elini elimin üzerine koyup gülümseyen gözlerle baktı. " Sizin ne koşullarda evlendiğinizi bilmiyorum, ama Adar olmasa ben şuan çok daha kötü bir durumda olacaktım."
Merakım kendini gittikçe aşıyordu. Adarın, Berfine ne gibi bir iyiliği dokunduğunu bir türlü çözemiyordum.
Onun istediği zaman bana anlatmasını bekliyecektim. Bu benim için zor olacaktı ama onu bu halde görmem içimi yakıyordu.
" Arin, Adar'la aranızdaki ilişki ne?"
Berfinden can alıcı soru gelmişti. Ben berfinin aksine içimi dökmek yaşadığım ne varsa anlatmak istiyordum. Yoksa içimde biriktirdiğim ne varsa daha çok yakacaktı beni. O yangın beni alıp alevlerinde yakmadan içimi soğutmam lazımdı.
" Herşeyi en başından anlatacam ama beni durdurmadan sonuna kadar dinle tamam mı?"
Berfin yataktan sarkan ayaklarını yatağa atıp bağdaş kurarak oturdu. Sanki heyecanlı bir dizi izleyecekmiş gibi mutlu olması yokmu. Gözlerimi devirip yanımdaki yastığı kucağıma aldım. Yastığın köşeleriyle oynayarak Adarın hayatımı nasıl karartığını anlatmaya başladım.
Ben anlatıkça berfinin yüzündeki ifade hep şekilden şekile giriyordu. Ama söylediğimi yapıp ona anlatamaya başladığımdan beri beni hiç bölmemişti. Ben ona anlatıkça Adarın bana yaptıkları tekrar tekrar aklıma geliyordu ve her sinirimde Adara sövüyordum. Berfin ise korkudan mı bilinmez normalde ana avrat küfretmesi gereken yerde susmayı tercih etmişti. Sadece abimle yaşadığım olayı anlatınca gözünde küçük bir sınır oluşmuştu. Onun dışında hep aynıydı. Ve ben ilk defa Berfini dövmek istiyordum. Kapanmayan ağzı Adara gelince fermuar çekilmiş gibi susuyordu.
" Çok kötü şeyler yaşamışsın."
Onca anlattıklarımdan bunu çıkarması büyük bir başarıydı. Ona kötü bakışlar eşliğinde koluna şaplağı yapıştırdım. Yavaş vurmama rağmen ağzından küçük bir çığlık atıp kolunu ovaladı.
Hak etmişti.
"Ne oldu ya? Niye vuruyorsun kızım?"
" O kadar şey anlattım, sadece bunu mu çıkardın?"
Omuz silkip kolunu ovmaya devam etti.
" Enişteme benden laf yok." Durup başını yukarı kaldırdı, düşündüğü belliydi. "Yani sana yaptıklarını haklı bulmuyorum tabiki. Hata bunu onu tanımıyor olamama rağmen beklemiyordum. Niye bilmiyorum, sana bunu yapan başkası olsa muhtemelen kendi ellerimle komalık ederdim."
" Adarda niye işe yaramıyor bu?"
" İki sebebi var."
Ne dercesine yüzüne baktım.
" Birincisi hayatımı kurtardığı için."
Sebeplerinden birinin bu olduğunu biliyordum. Adar her ne yapmışsa Berfin bunu asla unutmayacaktı. Bu daha şimdiden belli olmuştu.
" İkinci sebep neymiş?"
Suratında her ne düşündüyse gerilmişti. Etrafına attığı kaçamak bakışlardan anlamıştım.
" Söylesene, ikinci sebep ne?"
Ağzına aldığı dudakları kemirdi.
" Şey, sadece biraz şey olabilirim," Deyip elini biraz anlamında gösterdi.Ben hiçbir şey anladığımdan yüzüne bomboş bakmakta yetindim. Oda bunu anlamadığımı anlamış olacak ki yüksek çıkan sesiyle," Ya anlasana kızım korkuyorum işte."
Birkaç saniye dediğini anlamaya çalıştım. İkinci sebebi bu muydu? Ona donmuş halde bakmam elini kaldırıp yüzümüz önünde sallamasına neden olmuştu.
" Ariiiiiin. Cevap versene kızım, put gibi durmuşsun öyle. Bak sırf bu yüzden bile kocan beni öldürebilir." Ellerini yüzüme koyup başımı sağa sola salladı, kendince beni kendime getirmeye çalışıyordu. "Kendine gelsene kızım. Ben ölmek istemiyorum. Tamam, hayatımı kurtardı dedim ama bunu tersine çevirmesi bir saniyesini almaz."
En sonunda kendimi tutamayıp kahkaha patlattım. Söylediklerine o kadar çok inanıyordu ki bir an bende bunların olacağını inanmıştım. Adarın benim için adam öldüreceğine zerre inancım yoktu. Berfinin korkusu gitmişti sanırım, çünkü rahat bir nefes almıştı. Ben hala Berfinin düşüncelerine gülmekle meşguldüm. O kadar çok güldüm ki uzun zamandır bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum. Berfin buraya gelerek bana umut ışığı olmuştu. Adarın kendine yaratığı ebedi karanlığında bu ışık bana hayat verecekti.
Karanlığımda ışık arıyordum.
Gülmekten çenem ağrımaya başlayınca iç çeke çeke sakinleşmeye çalıştım. Nasıl güldüysem kendimi yatağa attığımı bile fark etmemiştim. Tabi bunu Berfinin öldürücü bakışları altında yapıyordum. Gerçekten korkmuştu.
" Az daha kendi elimle Amel defterimi kapatıyordum."
O konuştukça gülme beni isteği bırakmıyordu. Biraz sussa bu kadar gülmezdim ama Berfin bunu bir türlü yapmıyordu. Sonrada kötü kötü bakıyordu. Benim ne suçum vardı?
" Gülmesene ya." Sitemi beni daha çok eğlendiriyordu.
Yattığım yerden doğrulup," Ne yapayım? Senden bu itirafı beklemiyordum." Gülüşlerim arasında konuşmam zor olsa da başarmıştım.
" Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya hacet yok."
Ağzımdan çıkan kesik kesik gülüşlerle onu başımla onaylamıştım.
" Haklısın, bir şey demedim."
İnanmayan gözlerle süzdü beni.
" Bu bir şey dememiş halin mi?"
" Evet."
İntikamımı alıyordum. Onca anlattıklarımdan saçma sapan çıkarımlar yapmasaydı. Gerçi yine olsa yine gülerdim. Anlattıkları ona göre önemli olsada beni güldürmüştü. Berfinin ciddileşen tavrına karşı gülmeyi bırakıp dediklerine dikkat kesildim.
" Arin, Adarın sana yaptıklarının affedilir bir yanı yok." Elini bacağıma koyup destek verircesine sıktı.
" Olmayacakta. Belki bir gün pişman olur kendini affetirmek ister. O zaman kararın ne olursa olsun ben yanında olacam. Bunu sakın unutma."
Ben, Adara ondan nefret ettiğimi, kin duyduğumu söylesemde aslında bunların hiçbirini ona karşı hissetmedim. Ona karşı hep hissizdim. Ben, sevdiğim insana sevgi, minnet, saygı, kin, nefretimi besleyebilrdim.
İnsan sevdiği olunca yaşattığı acıya bile gülerdi,
Adarın bana yaşattığı acı beni güldürmüyordu...
" Diğer konuya gelirsek, Adar senin gözünde nasıl biri bilmiyorum ama ben yaşadığım sürece ona hep minnet edeceğim biri olarak kalacak." Gözümün içine sevgiyle baktı.
Berfin birini gözünde bu kadar yüceltiyse, o kişi kim olursa olsun ondan nefret edemezdi. Ona yapılan iyiliği kolay kolay unutmazdı. Kalbi o kadar naifti işte arkadaşımın.
Gülümsedim.
Aklıma gelenle Berfine kocaman olmuş gözlerimle baktım.
" Annenin burda olduğundan haberi var mı?" Meraklı çıkan sesim Berfinde sıkıntılı nefes aldırdı.
" Bir kaç haftalığına dayımlara gitti. Yani Bir haftadır evde tek başımaydım."
Berfinin annesinden başka kimsesi yoktu. Dayıları ve teyzleri vardı, onlarda şehir dışında yaşadıkları için Mardin'de annesiyle tek yaşıyordu. Babası o daha bebekken vefat etmişti. Babaannesi, ara sıra onları ziyaret ediyordu. Sevecen bir yapısı vardı. Onu en son gördüğümde birkaç ay önceydi. Onu bile çok özlemiştim.
" Burda olduğundan haberi var mı?" Annesi olmadan karar vermezdi.
" Hayır, yok."
Şaşkınlıkla ona baktım.
" Neden? Sen annen olmadan dışarıya bile çıkmazdın. Şimdi ne değişti."
" Boşversene ya." Konuyu değiştirmesine anlam veremesemde onu zorlamak istemiyordum, hazır hissetiği zaman gelip anlatırdı bana.
" Uykum geldi benim. Uyuyalım artık." Esneyip elini ağzına götürdü. Berfinin kaçma yöntemi güzeldi ama ben yemezdim.
Şimdilik yemiş gibi yapacaktım.
Üstümdeki kıyafetlere bakıp sıkıntıyla ofladım. Değiştirmeye üşendiğim zamanlardan birindeydim.
" Önce şu üstümüzdekilerden kurtulalım."
Ayaklanıp dolaba yöneldim. Berfinin arkamdaki varlığını hissediyordum. Dolabı açıp pijama bölümünden kendime birkaç parça alıp banyoya ilerdim. Muhtemelen Berfin kıyafetlerle ilgilenmeye kaldığı yerden devam edecekti. Aldıklarımı bir kenara bırakıp dişlerimi fırçaladım. İhtiyaçlarımı karşıladıktan sonra üstümü değiştirip odaya girdim. Gözlerim Berfini aradığında, istediğimi yatakta uzanmış olarak gördüm. Uyumuştu. Üstünü dolaptan aldığı kıyafetlerle değiştirmişti. En azından bunu akıl etmişti. Yorgunluk bedenimi esir aldığından biran önce uyumak istiyordum. Berfin yatağın ortasında yayılmış uyurken yanına kıvırıp uyudum. Onunla uyumayı, sabaha kadar konuşup milleti çekiştirmeyi özlemiştim.
Zihnim kendini uykunun karanlığına teslim ederken yavaş yavaş mayışmıştım. Gerisi uykunun tatlı vakitleriydi.
°
°
°
Yorganın üzerimden çekilmesiyle yattığım yerden kıpırdandım. Havalar ısınmış bile olsa klimalardan dolayı ev serindi. Yataktan itilmemle kendimi yere çakılmış gibi hissettim.
Hissetmedim bildiğin yere çakılmıştım.
Ağzımdan çıkan acı inlemeyle yüzümü buruşturdum. Kolumun üzerine düştüğümden sağ tarafımda acı belirmişti, çok kötü düşmüştüm. Birkaç saniye acıyan kolumu tutup çakıldığım yerde durdum. Gözlerimi kısarak kırpıştırdığımda neler olduğunu anlamaya çalıştım.
Berfinin ayağından biri bir tarafa diğeride öbür tarafa uzanıyordu. Yatağa sarılmıştı resmen.
Tabi bunu beni yataktan atarak yapmıştı.
" Kolum acıdı ya." Ağlamaklı çıkan sesimle ayağa kalkmaya çalışmıştım.
Berfin rüyalar aleminden çıkmak bir yana dursun ne olduğuna bile bakmıyordu. Ayaklandığım yerden yatağa oturup kolumu ovdum. Bu kızın beni yataktan atma gibi çirkin bir huyu vardı. Hazırlıksız yakalanmıştım. Uykum yemekten sonra en sevdiğim aktivitemdi.
Herkes beni zaafımdan vurmayı çok seviyordu.
Acaba bende onu yataktan atsam nasıl olurdu? Ben onun kadar acımasız değildim. Ama içimde kalmadı değil. Yüzünde dağılmış olan açık tonlarda ki kahve saçları birbirine girmişti. Çok dağınık uyurdu.
Onu omzundan dürtüp uyandırmaya çalıştım. Saat sabahın sekiziydi. Tam zamanında, mükemmel bir şekilde uyandırılmıştım.
" Berfiiiiiiin. Uyansan kızım!"
Anlaşılmayan mırıldanmayla başını diğer tarafa çevirdi. Bu beni rahat bırak demekti. Tabi ki öyle bir şey olmayacaktı. Daha sert şekilde sarsmıştım bu sefer.
" Kalksana cadı."
" Ya bir uyutmadın ya. Ne kuyruk acın var, sürekli dırdırdır." Başı yastığa gömülü olduğu için sesi boğuk çıkıyordu.
" Kuyruk acım yok ama senin tekmen yüzünden kol acım var."
" Ne tekmesi ya, ben tekme falan atmam. Uydurma."
Uyku mahrumu olduğundan mızmızlanmasını normal karşılıyordum.
Onu rahat bırakıp banyoya girdim. Günlük işlerimi halledip giymek için beyaz bol pantolon üzerine beyaz gömlek ve bunu tamamlayan siyah bir üst giymiştim. Dudaklarıma sürdüğüm nemlendiriciden sonra hafif rimel sürmüştüm.
Şimdi sıra Berfini uyandırmaya gelmişti. Hala aynı şekilde yatağı kaplamakla meşguldü. Onu yapabildiğim en iyi şekilde uyandırmaya kara verip üstüne bodoslama atladım.
Ani girişimime karşı " Ah, o neydi ya," dedi.
Gülüşlerim arasında " Hala kalmayacak mısın?" Dedim.
" Üzerimden kamyon geçmiş gibi hissetim."
Söylediklerimi es geçip söylenerek kalkmaya başladı. İşte böyle uyandırırlar adamı. Zafer gülüşüyle baktım eserime.
" Kamyon değil canım, ben geçtim üzerinden."
Ters bakışları beni buldu.
" Belli."
Kaşlarımı çatıp bedenimi süzdüm. Gayet fittim.
" Neyim varmış benim."
" Neyin yok diye soracaktın heralde."
Alaylı bakışları benimle birleşti.
" O kadar da değilim bir kere. Toplasan elli üç kilo varım."
" Ben kaç kiloyum?"
Anlamaz halde bakıp," kırk sekiz," dedim.
" Bu yeterli bir cevap olmuştur sanırım."
Evet olmuştu. Benden beş kilo zayıf olduğu için bunu yüzüme vurmaktan geri kalmıyordu. Öylede açık sözlü arkadaşım vardı.
" Eğer kilomla ilgili tek kelime edersen seni Adarla başbaşa bırakmak durumunda kalırım."
Gözleri anında irileşince doğru yolda olduğumu anlamıştım. Adarın yanında kala kala bir kaç tehdit içerikleri öğrenmiştim. Tek yararı bu olmuştu diyebilirim.
" Sakın böyle bir şey yapayım deme."
Ellerimi göğsümde bağlayıp tek ayağımı ritmik bir şekilde vuruyordum.
" Nedenmiş?"
Yatağın kenarına kadar emekleyerek geldiğinde gülmemek için yanağımın içini ısırdım. İşte şimdi elime düşmüştü.
" Dün anlattım ya sana." Her iki omuzumdan tutup beni kendine çekti. "Bana bu hainliği yapmayacaksın değil mi?"
Dudaklarımı öne büküp kararsız ifademle süzdüm onu.
" Tam olarak emin değilim. Yani senin bana olan tutumun olayları tersine çevirebilir."
"Ne yaptım ya ben sana?" Sitemi o kadar tatlıydı ki alıp yiyesim vardı onu.
İfadesiz bir şekilde, " Bilmiyorum artık." Deyip yataktan uzaklaştım. Onun elleri havada kalmış halde bırakıp kapıya yöneldim.
" Dur nereye gidiyorsun?"
Arkamdan koştuğunu anladığım an hızla kapıyı açıp merdivenlere koştum. O da peşimden geliyordu. Merdivenleri ikişer ikişer atlayıp inmem yere çakılma olasılığını artırıyordu ama neyse. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar eğleniyordum.
Koşuşlarım arasında ona bakınca, onunda benim gibi merdivenleri ikişer ikişer indiğini gördüm. Bu beni daha çok heyecanlandırırken daha hızlı inmeye başladım. Gülüşlerimiz evde yankılanıyordu.
Son basamağı inip bu seferde saklanma hedefimi aradım. Gözüm salona takılınca hemen o tarafa dönüp gidecektim ki Berfinin tiz çığlığını duymamla korkuyla arkamı döndüm.
Döner dönmez tedirgince alt dudağımı ısırdım. Berfinin tam şuan yere çakılsaydım diyen yüzü Adara bakıyordu. Muhtemelen Berfin koşarken Adara çarpmıştı. Şu anda Berfinin yüz ifadesine bakarken gülmemek için verdiğim çaba takdire şayandı.
" Şey... Be-be-ben isteyerek yapmadım."
İki kelimeyi bir araya getirmesi onun için büyük bir başarıydı. Ben direk bayılır sanmıştım. Canım arkadaşım bununda üstesinden gelirdi.
Adara baktığımda ise kaşları çatık Berfine bakıyordu. Sinirli gözükmüyordu ama onun her ifadesi bu olduğu için pek üstünde durmadım. Tehlikeyle karşılaşırsak arkadaşımı tabiki de kurtaracaktım onun elinden. Şimdi çok komik duruyorlardı.
Bölmek olmazdı şimdi.
" Merdivenleri böyle inerek ölmek istiyorsan bana söyle. Fazla yorulma sen."
Berfin korku dolu gözlerle bana yardım et derecesine baktı. Ona verdiğim cevap ise haince gülmek oldu. Yataktan atmanın bedeli olacaktı tabi. Bu bedel biraz büyük olmuş olabilir ama olsun. Sonuçta beni yatağımdan ayırarak bana en büyük kötülüğü yapmıştı. En önemlisi beni kilomla vurması yaptıklarına bir eksi daha kazandırıyordu.
Ona gülerek baktığımı gördüğünde bana yavru köpek gibi bakmaya başlamıştı. İşte buna dayanabilir miydim orası meçhuldü. Adarın değişmeyen tepkisine karşı daha fazla duramayıp onların yanına geçmiştim. Adarın beni fark etmesiyle yanından geçip Berfinin yanında durdum.
" Arkadaşımı korkutmayı bırak!"
Adarın çatılan kaşları biraz olsun gevşeyince dudakları varla yok arasında küçük bir sırıtış belirdi. Elleri her zamanki gibi kumaş pantolonun cebine koydu.
" Benim yaptığım bir şey yok."
Ellerimi göğüsümde bağlayıp dik bir şekilde karşısında durdum.
" Bu yüzden mi seni her gördüğünde donup kalıyor."
Omuz silkip, " Bunun için özel bir şey yapmıyorum."
Adam haklı, daha bir şey yapmadan insanın içine korku salıyordu. Bu onu suçlu yaparmı bilmiyorum ama yinede ona laf sokmadan içim rahat etmeyecekti.
" Canavar olduğunu kabul ediyorsun yani."
Alaylı bakışlar eşliğinde ona laf soktuğuma göre bugünde rahat rahat takılabilirim artık.
Kahvaltı için masaya geçeceği sırada yanımda durdu. Barutu andıran koku burnuma sızınca nefes almayı bıraktım. Niye her seferinde bu kadar yakınıma geliyordu ki.
" Dikkat ette o canavar seni parçalamasın."
Yaptığı tehdit miydi, göz dağı vermek miydi bilmiyorum. Daha yüzüne bakamadan salona girdiğinde ağırca yutkundum. Neydi şimdi bu?Berfinin önüme geçmesiyle az önceki durumu yaşanmamış gibi davrandım.
Soktuğum laf kursağımda kalmıştı.
" Arin tam zamanında araya girdin varya. Biraz daha öyle dursam muhtemelen korkudan ağlayacaktım artık."
İçimden keşke araya girmeseydim diye geçirdim. Adarla girdiğim tüm kavgalardan tat, tuz alamıyordum artık. O eski enerji kaybolmuştu. Berfinin üstündekiler dikkatimi çektiğinde istemsizce güldüm. Onun sorgular bakışlarına karşılık üstünü işaret ettim.
" Hiiii, ben böyle mi çıkmıştım eniştemin karşısına?"
Enişte demesi sinirlerimi bozuyordu. Ama Berfin tabiki beni dinlemediği için asla vazgeçmeyecekti. Uyku pijamalarıyla aşırı tatlı geliyordu bana.
" Neyse, sen üstünü değiştirip gel. Ben yemek yemeye gidiyorum."
Bir şey söylemesine izin vermeden salona yürüdüm. Onunda ayaklarını sürüye sürüye yukarı çıktığını görmüştüm. Yemek masasına doğru yürürken Adarın telefonuyla uğraşırken gördüm. Daha başlamamıştı.
Sandalyeyi çekip oturdum. Ona bakmadan önüme masadaki kahvaltılardan aldım. Telefonunu bıraktığını göz ucuyla görmüştüm. Kahvaltıya başlarken oda yemeye başlamıştı.
" Arkadaşın nerde?"
Çayı yudumlarken, " Üstünü değiştirecekti." Dedim.
Soru sormadan kahvaltıya devam ettik. Geçen dakikaların ardından merdivenleri inen ayak sesleriyle Berfinin geldiğini anlamıştım. Karşımdaki sandalyeyi çekip oturdu. Adar ona bakmadığı için rahatça kahvaltısına başladı. Sesiz geçen yemek sona erdiğinde kalktık. Hepinizin kahvaltısı aynı anda bitmesi de farklı bir çelişkiydi.
Berfin yanıma gelip yanımda durunca koltuklara oturduk. Adar çalışmak için yukarı çıkacaktı muhtemelen. Çalan telefonla Adar olduğu yerde kalmıştı. Telefonu açıp kulağına götürdüğü vakit konuşmadan karşıdaki kişiyi dinledi. Salonun kapısından gördüğüm kadarıyla sinirlendiğini görmüştüm. Karşıdaki ne dedide bu kadar sinirlenmişti bilmiyordum.
" Kapat geliyorum."
Koyulaşan yeşilleriyle buluştu kahvelerim.
Gözlerindeki ateş birini yakacaktı.
" Sakın dışarıya çıkmayın."
Aksini söylemeye kalksam o ateşten alacağım nasibimden korktum. Dediğini yapmak iyiliğimiz içindi. Onu başımla onaylamıştım sadece. Sonrası büyük bir sinirle kapıdan çıkıp kapıyı çarpmasıydı.
Ne olduğunu merak etmiş, öğrenmek için can atıyordum. Berfin yanıma gelip elini koluma sarınca onunda korktuğunu anlamıştım. Dışardan gelen bağırış sesiyle olduğum yerden irkilmiştim. Sesi çok sinirli ve yüksek çıkıyordu.
" Lan it ben seni uyarmadım mı?"
Yabancı gelen acı dolu sesler, Adarın yine birilerini dövdüğünü gösteriyordu.
" Onu almadan gitmem burdan."
Bu sesin sahibi acı çektiği her halinden belliydi. Buna rağmen sesi bizim duyacağımız kadar netti. Berfinin elimin altında kasıldığını hissetim. Ona dönmemle şaşırmam bir olmuştu. Gözleri dolmuş akmaya hazırdı.
" Berfin niye ağlıyorsun?"
Kolumu ondan kurtarıp yüzündeki yaşları silmek istedim ama kolumu öyle sıkı tutmuştu ki kurtarmam imkansızdı. Titremelerini görmemle onun için korkmaya başlamıştım. Birden ne olduğuyla ilgili hiçbir fikrim yoktu.
" Berfin konuşsana, korkutma beni."
Sessizliği can sıkıcı olmaya başlamıştı.
" Berfin!"
Bağırmam işe yaramış gözlerini kendime çekebilmiştim. Boşta ki elimle yaşlarını silip omzumu sıktım. Kendine gelmesi gerekiyordu.
" Ge-ge-geldi."
Korkudan titremesi konuşmasını zorluyordu. Kimin geldiğini anlamamsamda dışardaki her kimse ondan korktuğunu biliyorumdum.
" Tamam. Tamam sakinleş. Hiçbir şey olmayacak. Bak ben varım. Kimse bir şey yapamaz."
Sakinleşmesi için herşey söylüyordum. Berfin beni duymuyormuş gibi kendi kendine konuşmuştu.
" Peşimi bırakmayacak. Peşimi bırakmayacak. Peşimi bırakmayacak."
Gözleri çeşmeden farksız akıyordu. Bu hali içimi paramparça etmişti. Ben Berfini daha önce hiç böyle görmemiştim. Onu korkutan her neyse içten içe öfke duydum. Ayaklanacağım sırada Berfin daha sıkı sardı kolumu.
" Nereye gidiyorsun?"
Korkusu yüzünü beyazlaşacak kadar belli etmişti. Kolunu okşayıp güven verircesine baktım ona.
" Bir yere gittiğim yok. Ne olduğuna bakmaya gidecem sadece."
Başını hızla iki yana sallayıp," Gitme. Beni yalnız bırakma. Çok korkuyorum, ne olur gitme."
Ağzından çıkan her kelime çividen beter yüreğime battı. Bunca yıllık arkadaşımı nasıl bir kaç ayda bu hale soktuklarına inanamıyordum. Gülen yüzü şimdi acıyla bulanmıştı. Öfkem katlandıkça katlandı. Adarın öfkesinin sınırı umrumda bile değildi. Arkadaşımı bu hale getiren adam, bu kadar kolay kurtulamazdı.
" Berfin kendine gel ve silkelen. Seni korkutan her neyse saklanmayacaksın. En azından ben saklanmayacam. Geldiğinden beri seni böyle görmek beni ne kadar üzüyor haberin var mı senin?"
Yüksek çıkan sesim onu kendine gelmesi içindi. İşe yaramıştı da. Ama o incilerini dökmeye devam ediyordu.
Bu sefer sakince yaklaştım ona. "Ben bakıp hemen geliyorum tamam mı?"
Gözleri gitme der gibi baksada beni onaylamıştı. Onu kendime çekip sıkıca sarıldım. Yanında olduğumu bilmesini istedim. Güçsüz kolları beni sarabildiği kadar sarmıştı. Çok çabuk yıkılıyordu. Elimle sırtını okşadım yanındaki varlığımı bilsin istedim, bilsin ki kolay kolay düşmesin.
Düşmesine izin vermeyecek olan beni hatırlasın.
Ondan ayrılıp ayaklandım. Elimi bırakmak istememesi işimi zorlaştırıyordu. Gülümseyip yüzündeki ıslaklığı aldım.
" Hemen geleceğim. Sakın korkma."
" Tamam. Çabuk gel ama." Cılız sesi beni kahretti.
Onu onaylayıp arkamı döndüm. Berfin için gülümseyen yüzüm şimdi öfkeden kızarmıştı. Hızlı adımlarla dış kapıya yürüdüm. Kapıyı açar açmaz kapının önünde iki koruma buraya uzun bir mesafeye bakıyordu. Bende o yöne dönünce gördüğüm sadece Adarın korumalarının oluşturduğu çemberdi. Adarın çemberin içinde olduğunu kükremeleriyle anladım. Birde acı dolu inlemeler.
Kapıdaki korumalar yüksek sesten geldiğimi fark etmemişti. Biraz ilerleyince beni fark etmiş ve önüme geçmişlerdi.
" Arin hanım içeri geçin lütfen. Adar bey burda olduğunuzu görürse hiç iyi şeyler olmaz."
Başı önünde eğik ellerini önünde bağlamıştı. Ama benim bu öfkemle durduracak kadar güçlü değildi.
Dişlerimin arasından," Çekil önümden!" Dedim.
Aynı şekilde durmaya devam edince bu sefer kendimi tutamayıp bağırmıştım.
" Çekil önümden dedim sana."
Adarın kükreyen sesi dinmiş adamı döven sesleri kesilmişti. Her yer derin bir sessizliğe gömülmüştü. Karşımda duran adam önümden çekilince gözlerim ilk Adarla kesişti. Çember olan kalabalık açılmış herşeyi net görmemi sağlamıştı. Adarın beni öldürecekmiş gibi bakan gözleri yutkunmama sebep olmuştu. Gözlerim yerde yatan adama kaydı. Yüzü kandan tanınmayacak haldeydi. Göz kapakları kapanmak üzereydi. Herkesin bakışları üzerimdeyken ben bir tek Adara bakıyordum. Onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum.
Yerde kanlar içinde yatan adamın gözleri arkamda ki bir yere değince gülümsemişti.
"Seni almaya geldim," dedi.
