Yekta kitap kapağı

21. bölüm / 25

Yekta

~ ♡ Bölüm 21

Vaveyla Yazarı: yazarhanım 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: ~ ♡ Bölüm 21

Anadolu bozkırının ayazı her zaman olduğu gibi, kerpiç evin duvarlarını adeta yakıp geçerken geride sadece donmuş bir sessizlik bırakıyordu. Yekta için zaman, Şişli Etfal’in o steril ve ölüm kokan koridorlarından bu yana, rayların üzerinde eriyip giden bir rüya gibi uğultuyla akmıştı. Ancak buradaki sükûnet, ruhu şifalandıran cinsten bir sükûnet değildi; aksine, her saniyesi insanın göğüs kafesine bir balyoz gibi inen amansız bir izolasyonun somut haliydi. Meryem’in odasına kurulan o şatafatlı iktidar, Yekta’yı merdiven altındaki o karanlık ve dar boşluğa, bir yer yatağının sefaletine mahkûm ettiğinden beri, genç kız kendi iç dünyasının derinliklerine çekilmişti. Çok fazla düşünüyordu... Hem de çok. Doğrusu kapatılmış olduğu odasında vakitten başka bir şeyi de yoktu. Bu sebeple düşünmek ona iyi bile geliyordu.
Günler, mutfaktaki dev kazanların isi, ambara taşınan ağır tahıl çuvalları ve yüzüne fırlatılan "İstanbul artığı" yaftasıyla birer amelelik döngüsüne dönüşmüştü. Her geçen günün ardından hapishane duvarına bir çetele tablosu çiziği atan mahkumun yaşamından farkı yoktu yaşamının... Yüzündeki o kirli yeşile çalan morluk yavaş yavaş soluyordu belki, ama ruhundaki o derin sızı, şakağındaki yaranın zonklayışıyla her an kendini taze tutup kendini hatırlatıyordu. Kendini hapsedildiği bu merdiven altında adeta bir kukla gibi hissediyordu; ailesinin iplerini elinde tuttuğu, toplumsal törelerin ve dedikoduların hırpaladığı dilsiz bir nesne...
Üstelik zihni, sadece Mirza’nın hasretiyle değil, o uğursuz gecede ambarın arkasındaki eski kulübede yaşanan o dehşet anıyla da felç olmuş durumdaydı. Mustafa’nın elindeki urganla kendi canına kastettiği o an, fenerin sönen ışığı altında iki kader ortağının birbirinin ruhuna dokunduğu o on saniyelik göz teması, Yekta’nın yakasını bir türlü bırakmıyor, rüyalarına bile giriyordu. Kendi kendine, "Nasıl olur da Mirza’nın o asil hayaliyle yaşarken, bir başkasının karanlığına bu kadar yakın olabilirim?" sorusunu kendine sormaktan delirecek gibi oluyordu. O, hayatı boyunca adliyenin önünden bile geçmemiş bir taşra kızıydı; ama şimdi kalbinde kurulan o vicdan mahkemesinin hükmü, Cevat Bey’in kurduğu kanlı düzenin kumpaslarından çok daha ağır geliyordu ruhuna.
Nişan hengâmesinin tortusu evin içinde hâlâ uçuşurken, ikindi vaktine doğru köyün tozlu yolunu yararak gelen o köhne posta arabasının sesi duyuldu. Yekta, avludaki bakır kapları ovduğu nasırlı ellerini entarisine silerek usulca bahçe kapısına doğru yol aldı. İçinden bir ses, ta kalbinin derinliklerinden gelen o inatçı fısıltı, İstanbul’dan bir haber olduğunu söylüyordu. Postacının elinde, Anadolu’nun bu unutulmuş köyüne tamamen yabancı duran, üzerinde Üsküdar’ın o vakur ve asil mühürlerinden birini taşıyan kalın, ağır bir paket vardı.
Yekta’nın kalbi gümbür gümbür atmaya başlamıştı. Parmak uçları, hasretle beklediği o mürekkep kokusunu henüz uzaktan bile duyabiliyormuşçasına titredi. Tam elini uzatıp paketi teslim alacak, o karanlık esaretten kurtuluş biletine dokunacaktı ki... arkasından yükselen sert bir el, havada asılı kalan umudunu bir pençe gibi kavradı.
"Dur hele! Ne işin var senin elin adamının gönderdiği uydurmalarla?"
Gelen Selim’di. O inatçı, korumacı ve cehaletin ham gücüyle beslenen ağabeyi, Yekta’yı omuzundan hışımla geriye doğru iterek mühürlü paketi postacının elinden adeta kopardı. Yekta, sırtı kerpiç duvara çarptığında nefesinin kesildiğini hissetti.
Selim'in gözleri paketin üzerindeki Üsküdar mührünü ve "Mirza Tekin" ismini gördüğü an öfkeden karanlıkta yanan bir kor parçasına dönmüştü. "Hâlâ akıllanmadın mı lan sen?" diye kükredi, sesi kerpiç evin odalarında patlayan bir dinamit gibi yankılanıyordu. "O züppeyi, o İstanbul ehlini hâlâ bu kapıya mı dadandırırsın?"
Ev bir anda bir mahşer yerine dönmüştü. İçeriden babası, elindeki tütün tabakasını masaya fırlatarak fırladı; annesi feryatlarla tülbentini çekiştirerek avluya çıktı; Meryem ise yeni nişanlı olmanın verdiği o kibirli edasıyla kapı eşiğinde belirdi. Hepsi Selim'in öfkeli bağırışlarını duyup kapıya akın etmişti. Selim, kalın parmaklarıyla paketin üzerindeki o zarif Üsküdar mührünü acımasızca yırtıp attı. Bunu yaparken mahcubiyet ile kafasını yana eğip bir umut abisinin insafa gelmesini dileyen Yekta'nın gözlerine, meydan okurcasına bakmayı da ihmal etmedi. Paketin içinden ise, anında matbaadan henüz taze çıkmış, buram buram tütün ve mürekkep kokan bir kitap ve arasına özenle iliştirilmiş mühürlü bir zarf düştü.
Selim kitabı havaya kaldırıp yere fırlatacakken, babasının sert bakışları altında duraksadı. Kitabın kapağında, elinde tahta bavuluyla İstanbul’un o devasa silüetine bakan bir kadın resmi vardı; üzerinde ise büyük, yaldızlı harflerle o isim parlıyordu: "Karanlığın Tasviri - Yekta Yenigül".
Yekta, o an kendi adını basılı bir kitabın üzerinde gördüğünde, sanki damarlarındaki kanın akışının değiştiğini hissetti. Evet, yıllardır hayalini kurduğu o an hiç beklemediği bir anda birden gerçek olmuştu. O saniyeye kadar ailesinin karşısında ezilen, merdiven altına fırlatılmış, sessizce ağlayan o aptal "kukla" kız bir anda yok olmuştu sanki. Ailesinin üzerine dikilmiş o yargılayıcı bakışlarını bile görmeyecek kadar mutluluk sarhoşuydu. İçindeki o yaratıcı deha, İstanbul’a ilk ayak bastığı gün Haydarpaşa Garı'nın merdivenlerinde rüzgâra karşı meydan okuyan o güçlü, özgür yazarı yeniden bir daha uyumamak üzere uyandırmıştı. O, İstanbul’a ilk ayak bastığı andaki Babıali’ye giden neşe ve umut içindeki kız geri dönmüş, sonunda hak ettiği istikballerine kavuşmuştu. Gözlerindeki korku, yerini sarsılmaz bir vakara ve dehanın o kibirli aydınlığına bıraktı. Artık kendine güveniyordu. Ailesini bile karşısına alabilecek kadar.
"O kitap benim," dedi Yekta. Sesi bu kez titremiyordu; aksine, odadaki herkesi olduğu yere çivileyecek kadar berrak ve otoriterdi. "Sizin o 'yalan' dediğiniz, 'utanç' dediğiniz şey, benim bu dünyaya bıraktığım en dürüst izdir. Onu benden alamazsınız."
Selim, kız kardeşindeki bu ani ve ürkütücü değişime daha da öfkelenerek aradaki mektubu çekip aldı. Zarfı yırtıp içindeki o muazzam ilan-ı aşk mektubunu açtığında, şivesiyle satırları hırsla okumaya başladı:
"...Sizi o tozlu topraklarda yalnız bıraktığımı sanmayın. Kâğıtlarınız için de endişelenmeyin; ben onları artık ölümsüz kıldım. Bu kitap, sizin bu karanlığa karşı kazandığınız ilk zaferdir... En kısa zamanda, o kerpiç duvarları yıkıp sizi asıl ait olduğunuz yere, kalbimin ta derinliklerine benim hanımım olmaya getireceğim... Sizi ve parmağınızdaki o mürekkep lekesini, İstanbul'un tüm denizlerinden daha çok özlüyorum. Kalbimin tek sahibi, biricik sevgilim... Mirza Tekin."
Mektubun her bir kelimesi odada her bir kelimeye karşılık bir el bombası patlatılmış gibi bir etki yaratmıştı. Babası öfkeden mosmor kesilmiş, "Bu ne rezilliktir! Dini nikâhı kıyılacak denen adamın gönderdiği namussuzluk mektubudur bu!" diye bağırırken; Selim mektubu hışımla buruşturup Yekta’nın yüzüne doğru fırlattı. Meryem ise sinsi bir gülüşle, "Gördün mü ana, yazar kızının şerefi bu mektupların içindeymiş işte," diye fısıldadı.
Ancak Yekta, yüzüne çarpan o buruşuk kâğıt parçasını yere düşmeden havada yakalamıştı. Artık ne babasının o gaddar tehditleri ne de Meryem’in o zehirli aşağılamaları onun zırhını geçebiliyordu. Kitabı göğsüne, o tırnağındaki mürekkep lekesinin gururuyla bastırdı. Ailesinin aksine Mirza'nın ona yazdığı bu aşk mektubu artık duygularının karşılıksız olmadığına emin olmasına sebep olarak gururunu okşuyordu.
Gözlerini kapatıp odadaki o vahşi uğultunun ötesine geçti. Zihninde sadece o mermer hatlı, daktilo mürekkebinden daha koyu gözlere sahip adam canlandı. Mirza’nın bembeyaz gömleğini, balkonda ellerini tuttuğundaki o sıcaklığını, Şişli Etfal’in koridorunda yanağına kondurduğu o son ıslak öpücüğün yakıcı hasretini hissetti. Onun her bir kelimesi, Mirza'nın mektubun altına eklediği o acemi gülücük bile Yekta’nın içindeki fırtınayı dindirmeye yetmişti. Evet, o da Mirza'yı yüreğindeki en derin aşkla, kahrolası bir inatla seviyordu. Buna yüreğini yoklayarak karar vermişti. Yani kesinlikle emindi. Hisleri onu hiçbir zaman yanıltmazdı ve yanıltmayacaktı. Kalbinde Mirza'nın dışında hiçbir sevgi ve hoşlanma belirtisi olmadığına emin olunca uzun bir süre sonra ilk kez vicdanındaki baskı ortadan kalktı. Rahat bir nefes alarak pencereden akan yağmur damlalarını izledi.
“Mirza...” diye mırıldandı içinden, dışarıdaki bozkır ayazına inat kalbini ısıtan sonsuz bir özlemle. “Ben bu savaşı kaybetmedim. Sen bana sadece özgürlüğümü değil, kendimi geri verdin. Ne kadar sürerse sürsün, etrafımızdaki bize engel olan duvarlar yıkılana kadar seni bekleyeceğim. Söz veriyorum sana. Hem de dünyadaki en geçerli sözü. Aşık bir kadının sözünü...”
Ailesi onu odasına, o karanlık tecrit alanına kilitlerken bile, Yekta’nın yüzünde bir mağlubun değil, zafer kazanmış bir savaşçının o mağrur tebessümü vardı. Kitap göğsünde, Mirza’nın kokusu ruhunda; karanlığın tasviri artık bitmiş, büyük hesaplaşmanın şafağı söküyordu. "Evet," dedi içinden. "Artık, hesaplaşma vakti geldi."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18