17. bölüm / 25
Yekta~ ♡ Bölüm 17
Bölümler 25Şu an: ~ ♡ Bölüm 17
- 1 ~ ♡ Bölüm 11.493 kelime
- 2 ~ ♡ Bölüm 21.518 kelime
- 3 ~♡ Bölüm 3716 kelime
- 4 ~ ♡ Bölüm 41.145 kelime
- 5 ~ ♡ Bölüm 51.596 kelime
- 6 ~ ♡ Bölüm 6951 kelime
- 7 ~ ♡ Bölüm 71.301 kelime
- 8 ~ ♡ Bölüm 81.220 kelime
- 9 ~ ♡ Bölüm 91.331 kelime
- 10 ~ ♡ Bölüm 10649 kelime
- 11 ~ ♡ Bölüm 111.321 kelime
- 12 ~ ♡ Bölüm 121.555 kelime
- 13 ~ ♡ Bölüm 131.295 kelime
- 14 ~ ♡ Bölüm 141.150 kelime
- 15 ~ ♡ Bölüm 151.430 kelime
- 16 ~ ♡ Bölüm 161.472 kelime
- 17 ~ ♡ Bölüm 17714 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 ~ ♡ Bölüm 181.502 kelime
- 19 ~ ♡ Bölüm 191.567 kelime
- 20 ~ ♡ Bölüm 20789 kelime
- 21 ~ ♡ Bölüm 211.218 kelime
- 22 ~ ♡ Bölüm 22772 kelime
- 23 ~ ♡ Bölüm 23785 kelime
- 24 ~ ♡ Bölüm 24825 kelime
- 25 ~ ♡ Bölüm 25 ( FİNAL)663 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kerpiç duvarların arasından sızan un ve şeker kokusu, odanın rutubetli havasıyla birleşip Yekta’nın genzini yakarken; dışarıdaki şenlikli gürültü bir kamçı gibi ruhuna iniyordu. Meryem’in nişan tepsisi için hazırlanan kurdelelerin hışırtısı, kadınların "Maşallah, ne şanslı kız" nidaları ve bakır kapların tıkırtısı; kapısı üzerine kilitlenmiş Yekta için birer infaz sesiydi. Sol gözünün altındaki morluk artık yeşile çalan kirli bir renge bürünmüş, şakağındaki yara ise her kalp atışında içinde bulunduğu acımasız gerçekliğini ona hatırlatıyordu.
Evin içindeki hengâme, köy ağasının ailesinin ağırlanacağı o büyük hazırlıkla zirveye ulaştığında; Yekta bir boşluk anı yakaladı. Annesi ve Meryem, avludaki komşu kadınlarla birlikte "nişan bohçası"nı son kez düzenlemek için kapının önündeki geniş dut ağacının gölgesine çıkmışlardı. Selim ve babası ise ağanın konvoyunu karşılamak üzere köyün girişine gitmişti. Konağın o ağır ve baskıcı sessizliği, sadece Yekta’nın odasında hüküm sürüyordu.
Yekta, yatağın altındaki döşeme tahtalarının arasına, hırsla elinden alınan kâğıtlarından gizlemeyi başardığı küçük bir parça saman kâğıdı ve Meryem’in çeyiz hazırlığından kalan kurumuş bir mürekkep kalemi çıkardı. Parmakları titriyordu; İstanbul’da bıraktığı o koca bavulun ve canından aziz bildiği el yazmalarının eksikliği, göğüs kafesinde devasa bir boşluk yaratmıştı.
Odadan nasıl çıktığını, o gıcırdayan tahta kapının sesini nasıl bastırdığını kendisi de anlamadı. Arka pencereden süzülüp bahçedeki asmaların arasından köy yoluna saptığında, üzerinde hâlâ o meşhur kavganın izlerini taşıyan yamalı entarisi vardı. Köy meydanına yaklaştığında, adımları ağırlaştı. Cami duvarının dibinde oturan yaşlıların ve çeşme başında testi dolduran kadınların fısıltıları, rüzgârla birlikte kulağına çalındı.
"Bak, işte o..." dedi muhtarın karısı, yanındakinin kulağına eğilerek. "İstanbul’a gidip 'yazar' olacağım diye çıkan, sonra gözü mor geri gelen kız. Fotoğrafları bile varmış diyorlar..."
"Yazık," diye iç çekti bir diğeri, bakışlarını Yekta’nın morarmış gözünden kaçırmayarak. "Ailesinin başını öne eğdi. Meryem olmasa, bu evden bir daha gelin çıkmazdı."
Yekta, duyduğu bu zehirli sözlere karşı başını daha da dik tutmaya çalıştı ama her adımda ayaklarının altındaki toprağın biraz daha kaydığını hissetti. Onu "lekeli" gören bu gözler, aslında yazdığı 2026 kurgusundaki o "ruhsuz camlara" bakan insanlardan daha karanlıktı.
Postanenin o küçük, rutubetli binasına girdiğinde, memur şüpheyle ona baktı. Yekta, cebindeki son kuruşları masaya bırakırken, kâğıdın üzerine eğilip hayatının en zor satırlarını yazmaya başladı. Mektup, görünüşte Üsküdar’daki o adamın nezaketine sığınıyordu; ama her harf, Yekta’nın ciğerinden kopan bir yangındı.
"Mirza Bey," diye başladı, kalem ucu kâğıdı delercesine.
"Bu satırları size, ruhumun bu tozlu topraklarda boğulduğu bir andan yazıyorum. Anneniz, Binnur Hanım’ın sıhhati nasıldır? Doğrusu uzun zamandır onun sıhhatini merak etmekteyim. Ve... İstanbul’da, halanızın konağının bir köşesinde öksüz bıraktığım o kâğıtlarım... Onlar hâlâ o odanın kokusunu taşıyor mu?
Burası çok kalabalık Mirza Bey, bugün kardeşim Meryem’in nişanı var. Evimiz beyaz zambaklar yerine un kokuyor, neşe yerine sitem dolup taşıyor. Herkes bana 'İstanbul artığı' diye bakarken, ben sadece Sirkeci’deki o karanlık sokakta sizi ilk görüşüm ve sizin yanağınıza kondurduğum o son öpücüğün hatırasıyla nefes alabiliyorum. Artık hayatımın merkezinde yalnızca siz varsınız. Aklımdan sizi çıkaramıyorum.
Abime 'Benimle bir savaşın içindesin' demiştiniz. Ben bu savaşı kendi topraklarımda, kendi aileme karşı kaybettim. Ama kalbimdeki o mühür, Haydarpaşa’nın raylarından daha sağlam duruyor. Lütfen... kâğıtlarıma dikkat edin. Onlar benim bu dünyada bıraktığım tek dürüst izdir.
Allah'a emanet olun Mirza Bey, kim bilir belki sizi dünya gözüyle tekrar görme şansını Yüce Rabbim, bana tekrardan bahşeder.”
Yekta, mektubu zarfa koyup üzerine Üsküdar’daki o ahşap konağın adresini yazarken, gözünden damlayan bir yaş mürekkebin üzerine düştü. Mektubu posta kutusunun karanlığına bıraktığında, sanki kendi canını da o kutunun içine hapsetmiş gibi hissetti. Bu şekilde bariz bir ilan-ı aşk yapma fikri ile kalemi eline almamıştı. Ancak kendini dizginlemeden yazdığı bu mektubu, bir kez daha okuyup, gözden geçirmeden hemen kutuya attı. Çünkü biliyordu ki mektubu bir kez daha okusa mutlaka içine sinmeyecek, değişiklik yapmak isteyecekti. Oysa o, aşkının en saf halini kağıda dökmek istiyordu. Zihnini kurcalayan bir mesele daha vardı ki, onun içinde dua etmekten başka şansı yoktu. Mirza'nın onu ilk götürdüğü yer olan Beyoğlu'ndaki ofisinin adresini bilmiyordu. Bu sebeple adres olarak Mübeccel Hala’nın Üsküdar'da ki konağını yazmak zorunda kalmıştı. Maalesef ki mektubun kaderi Mübeccel Hala ve kızlarının merhametine kalmıştı. Mirza'nın hâlâ orada kaldığını düşünerek kendini avutuyordu. Çünkü bu mektubun Leyla'nın eline geçip de bir alay konusu olarak elden ele dolaşması ihtimali onu adeta delirtiyordu. Ancak başka bir çaresi yoktu, Mirza'ya ulaşmanın tek yolu buydu.
Geri dönüş yolunda, ağanın konvoyunun kornaları köyün sessizliğini parçalıyordu. Meryem için şenlik başlıyordu; Yekta için ise bekleyişin o en acımasız evresi. 1964’ün Anadolu bozkırında, bir mektup dolusu hasret şimdi İstanbul’un o puslu rüzgârlarına doğru yola çıkmıştı.
Bölüm etkileşimi
