13. bölüm · YABANCI

Bölüm 8: Küçük Şüpheler

Melek Heves👑✨

En azından öyle olduğunu düşünüyordum.

Kahvemi alıp masama döndüm.

Dosyalar beni bekliyordu.

Ben de onları.

Bilgisayarın karşısına oturup çalışmaya devam ettim. Birkaç saat boyunca ekrandan başımı kaldırmadım desem yeriydi. Sürekli gelen mailler, düzenlenmesi gereken evraklar ve teslim tarihleri yaklaşan raporlar...

İzin dönüşü ilk günüm için fazla yoğundu.

Saat öğleden sonrayı gösterirken gözlerim artık satırları seçmekte zorlanıyordu.

Tam biraz mola vermeyi düşünürken telefonum titredi.

Meral.
Yine.
Mesajı açtım.

Meral: Hayatta mısın?

Ben: Hayır.

Meral: Tamam ruhun yazıyor demek.

Ben: İşteyim Meral.

Meral: Serkan orada mı?

Telefonu masaya bıraktım.

Beş saniye sonra tekrar elime aldım.

Ben: Senin başka işin gücün yok mu?

Meral: Var.

Ben: Neymiş?

Meral: Sizinle ilgilenmek.

Ben: Biz diye bir şey yok.

Meral: Henüz.

Mesajı görmezden geldim.

Tam o sırada masamın önünde bir gölge belirdi.

Başımı kaldırdım.

Serkan.

Elinde birkaç dosya vardı.

"Rahatsız etmiyorum umarım."

"Şu an her şey rahatsız ediyor."

Bir an sustu.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Bunu kişisel algılamayacağım."

Dosyaları masama bıraktı.

"Yönetici bunların da size ulaşmasını istedi."

Önümdeki klasörlere baktım.

Sonra ona.

Sonra tekrar klasörlere.

"Şaka yapıyorsunuz."

"Keşke."

İkimiz de aynı anda güldük.

"Kolay gelsin o zaman."

Tam gidecekken durdu.

"Pelin Hanım?"

"Evet?"

"Dün gece gönderdiğim dosyalarda herhangi bir sorun oldu mu?"

Soru basitti.

Ama nedense bir an duraksadım.

Aklıma o garip klasör geldi.

Erişim iznim olmayan dosya.

Birkaç saniye düşündüm.

Sonra omuz silktim.

"Hayır. Her şey normaldi."
"Neyse ki."

Bu cevabı bekliyormuş gibi görünüyordu.

Kısa bir baş hareketi yaptıktan sonra uzaklaştı.

Ben ise arkasından bakakaldım.

Garipti.

Soruda tuhaf bir şey yoktu.

Ama sanki cevabımı özellikle dikkatle dinlemişti.

Belki de fazla düşünüyordum.

Evet.

Muhtemelen yine fazla düşünüyordum.

...

Mesainin bitmesine yaklaşık yarım saat kalmıştı.

Ofisin büyük kısmı hâlâ çalışıyordu.

Ben ise son raporu göndermek üzereydim.

Tam mail ekranını açmıştım ki koridorun diğer ucunda hızlı adımlarla yürüyen birini fark ettim.

Bu kişi Serkan'dı.

Normalde dikkat etmezdim.

Ama yürüdüğü yön dikkatimi çekmişti.

Şirket arşivinin bulunduğu katın koridoruna gidiyordu.

Oraya genelde sadece belirli çalışanlar girerdi.

Bir süre ekrana baktım.

Sonra başımı salladım.

"Bana ne."

Gerçekten bana neydi?

İşime döndüm.

Ancak yaklaşık on dakika sonra şirketin dahili sisteminde kısa süreli bir kesinti yaşandı.

Monitörüm birkaç saniyeliğine karardı.

Ardından tekrar açıldı.

Ofisteki herkes şaşkınlıkla etrafına bakıyordu.

"Yine mi sistem çöktü?"

"Bu ay üçüncü oldu."

"Bilgi işlem ne yapıyor acaba?"

Sesler yükselmeye başlamıştı.

Ben de ekrana baktım.

Her şey normale dönmüş görünüyordu.

Ama ekranın sağ alt köşesinde daha önce hiç görmediğim küçük bir bildirim vardı.

Sadece bir saniye görünüp kayboldu.

Okuyamadım.

Ama tek gördüğüm şey şuydu:

"Erişim reddedildi."

Kaşlarımı çattım.

Ben böyle bir işlem yapmamıştım ki.

İçimde oluşan huzursuzluğu bastırmaya çalışarak bilgisayarı kapattım.

Mesai sonunda herkes yavaş yavaş ofisten ayrılmaya başladı.

Fakat nedense bugün ilk kez aklımda aynı soru dönüp duruyordu.

Gerçekten her şey normal miydi?

Bu sorunun cevabını bilmiyordum.

Belki de Meral haklıydı.

Ben bazı şeyleri fazla düşünüyordum.

Çantamı alıp masamdan kalktım. Ofisin büyük kısmı boşalmaya başlamıştı. Çıkışa doğru yürürken güvenlik görevlilerinden biri koridordan geçti.

Her şey sıradan görünüyordu.

Belki de gerçekten sıradandı.

Asansörün gelmesini beklerken telefonumu çıkardım.

Meral'den tam yedi tane mesaj gelmişti.

Gözlerimi devirdim.

Meral: Çıktın mı?

Meral: Aç mısın?

Meral: Eve gelirken ekmek al.

Meral: Ve çikolata.

Meral: Ve cips.

Meral: Ve dondurma.

Meral: Bunları unutursan eve almam seni.

İstemeden güldüm.

Ben: Beni markete mi gönderdin?

Mesajı gönderir göndermez asansör geldi.

İçeri girdim.

Kapılar kapanmak üzereyken biri elini uzatıp asansörü durdurdu.

Serkan.

İçeri girince kısa bir sessizlik oldu.

"Mesai bitti sanıyordum."

"Daha yeni bitti."

Ben de başımı salladım.

Asansör aşağı inmeye başladı.

Garip bir sessizlik vardı.

Ne konuşacağımı bilmiyordum.

Muhtemelen o da bilmiyordu.

Tam o sırada telefonum tekrar titredi.

Meral: Çikolatayı unutma.

Mesajı görünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Bir şey mi oldu?"

Başımı kaldırdım.

Serkan bana bakıyordu.

"Yok. Kuzenim."

"Anlaşılan önemli bir konu."

"Hayati."

Bu kez o da hafifçe güldü.

Asansör zemin kata ulaştığında ikimiz de dışarı çıktık.

Şirketin önüne kadar birlikte yürüdük.

Akşam güneşi yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.

Otoparka doğru ilerlerken Serkan durdu.

"Pelin Hanım."

"Evet?"

"Dünkü sorumun cevabını alamadım."

Kaşlarımı çattım.

"Ne sorusu?"

"AVM'de neden beni görünce kaçacakmış gibi davrandınız?"

Bir an ona baktım.

Sonra yüzümü başka tarafa çevirdim.

"Kaçmıyordum."

"Öyle görünüyordu."

"Öyle görünmesi benim sorunum değil."

"Bence biraz sizin sorununuz."

Kollarımı bağladım.

"Dalga mı geçiyorsunuz?"

"Biraz."

Şaşkınlıkla ona baktım.

İlk kez bu kadar rahat konuşuyordu.

O da bunu fark etmiş olacak ki gülümseyerek geri çekildi.

"Tamam, tamam. Daha fazla kızdırmayacağım."

"İyi olur."

"Yarın görüşürüz o zaman."

"Yarın görüşürüz."

Arkasını dönüp uzaklaşırken birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Sonra kendi kendime söylendim.

"Ne kadar sinir bozucu biri."

Ama nedense bunu söylerken gülümsüyordum.

...

Yazarın Anlatımıyla
Aynı dakikalarda...

Başka bir şirket binasının en üst katlarından birinde, normal çalışanların girmediği ve kullanmadığı dar bir koridorda tek bir odanın ışığı yanıyordu.

Koridor sessizdi.

Odanın içindeki bilgisayar ekranı ise karanlığı aydınlatıyordu.

Siyah takım elbiseli bir adam masanın başında oturuyordu.

Parmakları açık olan bilgisayar klavyelesinin üzerinde ağır ağır hareket ediyordu.

Ona gönderilen dosyayı bekliyordu ve şimdi bilgisayarın ekranında tam karşısında duruyordu.

Ekrandaki dosyada bilgilerini istediği şirketin çalışanlarına ait bilgiler sıralanıyordu.

İsimler...

Departmanlar...

Görevler...

Yetki seviyeleri...

Adam hiçbir isimde uzun süre durmuyordu.

Sadece tek tek inceliyor, ardından diğerine geçiyordu.

Kapı iki kez hafifçe tıklandı.

Adam başını kaldırmadan konuştu.

"Gir."

Kapı sessizce açıldı.

İçeri siyah kapüşonlu genç bir adam girdi.

"Rapor hazır."

Masadaki adam içeri giren genç adamdan dosyayı aldı.

Hızlıca göz gezdirdi.

"Yeni çalışanlar?"

"Hepsi sisteme işlendi."

"Şüpheli biri var mı?"

Kapüşonlu adam birkaç saniye düşündü.

"Şimdilik yok."

Masadaki adam dosyayı kapattı.

"Güzel."

Kısa bir sessizlik oluştu.

Sonra alçak sesle tekrar konuştu.

"Diğer ajanımızdan haber var mı?"

"Bugün ilk raporunu iletti."

Adam hafifçe başını salladı.

"Beklediğim kadar hızlı."

"Bir sorun mu var?"

"Hayır."

Bilgisayar ekranını kapatırken gözlerini kapüşonlu adama çevirdi.

"Şimdilik kimsenin dikkatini çekmesin."

"Anlaşıldı."

"Özellikle de çalışanlarla gereğinden fazla yakınlaşmasın."

Kapüşonlu adam tek kelimeyle cevap verdi.

"Emredersiniz."

İkisi de odadan farklı yönlere ayrıldılar.

Koridor yeniden sessizliğe büründü.

Sadece masanın üzerinde unutulan dosyanın kapağında küçük siyah bir amblem görünüyordu.

Ne bir şirket logosuydu...

Ne de devlet kurumlarına ait bir işaretti...

*2 Saat Önce Özel Şirket*
Pelin ve Serkan aynı şekilde çıkmıştı iş yerlerinden. Çalıştıkları yer özel ve bir o kadar da tanınan bir yerdi.

~Köksal Şirketi~

Tanınan ve birçok anlaşmaya imza atmış olan özel şirketler arasındaydı.

Pelin ile Serkan asansörden inmiş çıkış kapısına doğru ilerliyorlardı. Kısa bir süre sonra birbirlerinden ayrılmışlar ve farklı yönlere doğru ilerlerken, Serkan bir köşeye çekilmiş, elinde telefonundan gelen önemli bir mesaja bakıyordu.

Bilinmeyen Numara: Rapor?

Serkan: Henüz kayda değer bir şey yok.

Bilinmeyen Numara: İzlemeye devam et.

Başka bir mesaj yazmamıştı, cevap belliydi.
Telefonu cebine koydu ve kapıya doğru yol aldı.

(...)