12. bölüm / 26
YABANCIBölüm 7: Cevapsız Sorular
Bölümler 26Şu an: Bölüm 7: Cevapsız Sorular
- 1 1. Önsöz5 kelime
- 2 2. Önsöz8 kelime
- 3 3. Önsöz5 kelime
- 4 Dinleyebileceğiniz Müzikler47 kelime
- 5 Karakterler328 kelime
- 6 Bölüm 1: Yeni Kişi616 kelime
- 7 Bölüm 2: Toplantı500 kelime
- 8 Bölüm 3: Teftiş964 kelime
- 9 Bölüm 4: Arkadaş572 kelime
- 10 Bölüm 5: Tesadüf712 kelime
- 11 Bölüm 6: Beklenmedik Mesaj861 kelime
- 12 Bölüm 7: Cevapsız Sorular698 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bölüm 8: Küçük Şüpheler1.064 kelime
- 14 Bölüm 9: Yeni Görev828 kelime
- 15 Bölüm 10: İlk Adım400 kelime
- 16 Bölüm 11: Güven709 kelime
- 17 Bölüm 12: Gizli Arşiv709 kelime
- 18 Bölüm 13: Küçük Ayrıntılar380 kelime
- 19 Bölüm 14: Sessiz Adımlar541 kelime
- 20 Bölüm 15: Beklenmedik Karşılaşma447 kelime
- 21 Bölüm 16: Beklenmeyen Soru446 kelime
- 22 Bölüm 17: Hazırlık1.138 kelime
- 23 Bölüm 18: Fuarın Açılışı1.040 kelime
- 24 Bölüm 19: Şüphe1.187 kelime
- 25 Bölüm 20: "Merak ettim."905 kelime
- 26 Bölüm 21: Sadece Arkadaş...804 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah trafiği tahmin ettiğim kadar yoğun değildi. Radyoda çalan şarkılar eşliğinde şirkete doğru ilerlerken aklım nedense sürekli telefondaki mesaja kayıyordu.
"Yüz yüze vermeyi tercih ederim."
Alt tarafı basit bir soruydu.
Neden yüz yüze cevap vermek istemişti ki?
Belki de ben gereğinden fazla anlam yüklüyordum.
Evet, kesinlikle öyleydi.
Şirket binasının bulunduğu sokağa girdiğimde düşüncelerimi bir kenara bırakmaya çalıştım. Aracı otoparka park edip çantamı aldım ve girişe yöneldim.
Güvenlikteki görevli her zamanki gibi beni görünce başıyla selam verdi.
"Günaydın Pelin Hanım."
"Günaydın."
Kartımı okutunca turnikeler açıldı.
İçeri girdiğim an tanıdık hareketlilik karşıma çıktı. Çalışanlar ellerinde kahvelerle koridorlarda dolaşıyor, bazıları toplantılara yetişmeye çalışıyordu.
Kısacası her zamanki iş sabahı.
Masama ulaşıp çantamı bıraktım.
Bilgisayarımı açarken göz ucuyla etrafı kontrol ettim.
Serkan ortalarda görünmüyordu.
Neden onu arıyormuşum gibi hissediyordum?
Derin bir nefes alıp monitöre döndüm.
İşlerime odaklanacaktım.
Tam o sırada masamın üzerine bir kahve bardağı bırakıldı.
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.
Karşımda Serkan duruyordu.
"Sanırım güne kahvesiz başlayanlardan değilsiniz."
Elimde olmadan gözlerim büyüdü.
"Bu benim mi?"
"Burada Pelin Aksoy dışında kimse oturmuyor diye biliyorum."
"Teşekkür ederim ama zahmet etmişsiniz."
"Rica ederim."
Kısa bir sessizlik oldu.
İşte şimdi o meşhur cevabı verecekti sanırım.
Ama o sadece gülümsedi.
"Bu arada günaydın."
Bir an ona baktım.
Sonra gözlerimi devirdim.
"Mesajdaki cevabı yüz yüze verecektiniz sözde."
"Biliyorum."
"E?"
"E'si şu; sizi gerçekten rahatsız etmek istememiştim."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bu kadar mı?"
"Bu kadar."
"Mesajla da yazabilirdiniz."
"Bazı şeyleri yüz yüze söylemek daha kolay."
Nedense bu cümle birkaç saniye boyunca aklımda kaldı.
Tam karşılık verecekken şirket içi telefonlardan biri çaldı.
Serkan'ın telefonu.
Ekrana baktı.
Yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
O rahat tavrı kaybolmuş gibiydi.
Ama sadece bir saniyeliğine.
Telefonu kapatıp bana döndü.
"Toplantıya çağırıyorlar. Sonra görüşürüz."
"Tamam."
Serkan uzaklaşırken istemsizce arkasından baktım.
Garipti.
Sanki telefon ekranını gördüğüm o bir saniyede başka birini görmüş gibiydim.
Daha ciddi.
Daha soğuk.
Daha farklı.
Ama düşüncelerimi dağıtan şey bilgisayarımın ekranında beliren bildirim oldu.
Yeni görev atanmıştı.
Şirketin arşiv departmanından gelen onlarca dosya bana yönlendirilmişti.
"Harika..."
Sandalyeme yaslandım.
Bugünün uzun geçeceği daha şimdiden belli olmuştu.
İlk işim her zaman ki gibi uzun ve zor oldu, aynı beklediğim gibi...
Dosya listesini açtığım anda yüzüm düştü.
Bir, iki, üç...
Saymayı bıraktım.
Bu kadar dosyayı tek bir kişiye vermeleri normal miydi?
"İşe yeni döndüm diye beni cezalandırıyorlar galiba."
Kendi kendime söylenerek ilk klasörü açtım. Ve güzel (!) işime başladım biraz uzun sürebilirdi ama yapmalıydım.
...
Aradan yaklaşık bir saat geçmişti.
Bir dosya bitiyor, diğeri açılıyordu.
Kafamı ekrandan kaldırdığımda boynumun tutulmaya başladığını fark ettim.
Tam biraz nefes almak için ayağa kalkacaktım ki masama biri yaklaştı.
"Kolay gelsin."
Başımı kaldırdığımda şirketin muhasebe departmanında çalışan Esra'yı gördüm.
"Sağ ol."
"Kayıplara karıştın sandık."
"İki gün izin aldım sadece."
"İki gün bile yetiyor burada insanlara."
Gülümsememe engel olamadım.
Esra birkaç saniye bilgisayar ekranıma baktı.
"Vay canına."
"Neye şaşırdın?"
"Bütün bunları sana mı verdiler?"
"Maalesef."
"O zaman şimdiden Allah sabır versin."
Esra uzaklaşırken hak verdiğimi gösteren bir hareket yaptım.
Gerçekten sabra ihtiyacım olacaktı.
Öğle saatlerine doğru ofis yavaş yavaş hareketlenmeye başladı.
Toplantıdan çıkanlar, kahve almaya gidenler, bir yerlere yetişmeye çalışanlar...
Ben ise hâlâ aynı sandalyedeydim.
Tam bilgisayarı kapatıp biraz hava almaya karar vermiştim ki telefonum titredi.
Meral.
Aradığı anda neden aradığını anlamıştım.
Açtım.
"Ne oldu?"
"Nasıl ne oldu? Sabah mesaj attım."
"Evet?"
"Cevap vermedin."
İç çektim.
"Çalışıyorum Meral."
"Bahane."
"Beni bunun için mi aradın?"
"Hayır."
Duraksadı.
Bu iyiye işaret değildi.
"Ne var?"
"Serkan'ı gördün mü?"
Gözlerimi kapattım.
"Telefonu kapatıyorum."
"Pelin dur!"
"Meral."
"Sadece sordum."
"Hayır, sadece sormadın."
Karşı taraftan kahkaha sesi geldi.
"Tamam tamam. Akşam anlatırsın."
"Anlatacak bir şey yok."
"Eminim yoktur."
Telefon kapanınca başımı masaya bırakmak istedim.
Bu kız beni delirtecekti.
Telefonu cebime koyup ayağa kalktım.
Bir kahve almaya ihtiyacım vardı.
Mutfak bölümüne doğru yürürken koridorun sonundaki toplantı odasının kapısının yarı açık olduğunu fark ettim.
Normalde dikkatimi çekmezdi.
Ama içeriden yükselen seslerden biri tanıdıktı.
Serkan.
İstemeden adımlarım yavaşladı.
"...Dosyalar henüz elime ulaşmadı."
Sesini net duyabiliyordum.
Bir an duraksadım.
Dosya mı?
Belki de normal bir iş konuşmasıydı.
Muhtemelen öyleydi.
Tam yürümeye devam edecektim ki içeriden başka bir ses duyuldu.
"Daha fazla gecikme istemiyoruz."
Bu kez tanımadığım biriydi.
Kaşlarımı çattım.
Toplantı odasında kim vardı?
Ama birkaç saniye sonra kapı tamamen kapandı.
Ben de omuz silkip kahve makinesine yöneldim.
Şirketin yarısı kadar meraklı olmak istemiyordum.
Hem beni ilgilendiren bir konu değildi.
En azından öyle olduğunu düşünüyordum.
(...)
Bölüm etkileşimi
