11. bölüm / 21
Stadyum'da Aşk Başkadır11. BÖLÜM
Bölümler 21Şu an: 11. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM701 kelime
- 2 2. BÖLÜM996 kelime
- 3 3. BÖLÜM1.084 kelime
- 4 4. BÖLÜM1.393 kelime
- 5 5. BÖLÜM2.174 kelime
- 6 6. BÖLÜM2.749 kelime
- 7 7. BÖLÜM2.002 kelime
- 8 8. BÖLÜM2.100 kelime
- 9 9. BÖLÜM2.072 kelime
- 10 10. BÖLÜM3.203 kelime
- 11 11. BÖLÜM3.070 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12. BÖLÜM2.519 kelime
- 13 ÖZEL BÖLÜM (AŞKIN & EMİR)968 kelime
- 14 13. BÖLÜM3.141 kelime
- 15 ÖZEL BÖLÜM (AŞKIN& EMİR)949 kelime
- 16 14. BÖLÜM2.308 kelime
- 17 15. BÖLÜM2.763 kelime
- 18 16. BÖLÜM2.776 kelime
- 19 17. BÖLÜM2.728 kelime
- 20 18. BÖLÜM3.339 kelime
- 21 19. BÖLÜM2.734 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İyi okumalarrr🌌✨
Beni zaten bırakıp gittin, iyiliğimi de daha fazla düşünme...
***
Kafamı sol tarafa çevirdim ve arabanın önünde yatan bir kadın gördüm. Bu kadın Gül teyzeydi. Yerde yatıyordu ve yanında yanağına hafifçe vurup ona seslenen bir adam vardı. Kafamı Berkin'e çevirdim.
"Berkin, sana birşey diyeceğim ama sakin ol," dedim. "Sende," dedim Ece ablaya bakıp. Berkin'e yanaştım.
"Ne oldu Bade?" diye sordu Berkin.
"Berkin annen, bahçenin önünde bir tane arabanın önünde yatıyor."
Bunu demem ile bir anlık duraksadı. Büyük ihtimal duyduğu şey ile korkmuştu. Bende öyleydim açıkçası, çok uzun süredir tanımıyordum ama iyi kadındı ve bana yıllardır eksik olan anne sevgimi birazcık da olsa tamamlamıştı. Berkin anın şokundan çıktı ve ayağa kalktı. Gözlerinde endişe vardı, ve korku. Büyük ihtimal annesini kaybetmeye korkuyordu. Herkes korkardı ki zaten. Bende korkmuştum zamanında ama büyük bir gerçek var ki, korkmaya gerek yok çünkü olacağı varsa oluyor bazı şeyler.
Berkin cama gitti ve baktı. Sonra da birşey demeden dış kapıyı açıp çıktı. Ece ablaya baktım. O da şoktaydı. Yanına gittim ve ellerini tuttum. "Sakin olmalısın Ece abla. Sakin ol ki iyi şeyler olsun," dedim ve yanağından öptüm. O da şoktan çıktı ve bana baktı. Berkin'in gözlerinde olan korku ve endişenin aynısı Ece ablada da vardı. Sonra kapıya baktı ve bende ellerini bıraktım. Beraber dış kapıdan çıktık.
Bahçeye geldiğimizde Berkin telefon ile konuşuyordu. Büyük ihtimal ambulans çağırıyordu. Ece abla Gül teyzenin yanına gitti ve konuştu.
"Anne, iyi misin?"
"Kızım, ben iyiyim. Sakin olun," dedi Gül teyze. Nasıl yani konuşabiliyor muydu? Zaten şuan oturur bir pozisyondaydı. Büyük ihtimal araba çarpmıştı, sonra da ayağa kalkmıştı çünkü çok kötü bir şeyi yoktu. Ufak bir kaza olmuştu yani. Ben de galiba arabanın sahibi olan adama baktım. Sarışın, mavi gözlü, orta boylu bir adamdı. Yanına yaklaşıp konuştum.
"Hello, what happened here and are you the owner of this car? (Merhaba, burada ne oldu ve bu arabanın sahibi siz misiniz?)" dedim.
"Hello, yes I am the owner of this car. Also, this woman came across me while I was driving and there's something like this. I was driving very slowly. He fell to the ground too, he had never fainted before. He stood up immediately. (Merhaba, evet bu arabanın sahibiyim. Ayrıca bu kadın tam ben arabayı sürerken karşıma çıktı ve şöyle birşey var. Arabayı çok yavaş sürüyordum. O da yere düştü, zaten hiç bayılmamıştı. Hemen ayağa kalktı. )" dedi.
"I understand, but do you have anything? ( Anladım, peki sizde birşey var mı?) "
"No, I'm very good. In the meantime, let's go to the hospital and I will pay the expenses. ( Hayır, ben çok iyiyim. Bu arada hastaneye gidelim ve masrafları da ben ödeyeceğim. ) "
"We'll see when we get to the hospital. ( Hastaneye gidince bakarız. )"
Bu sırada bende adamın yanından ayrılıp annesinin başında duran Berkin'in yanına gittim. Çok üzgün görünüyordu. Omuzlarına ellerimi koydum ve hafiften ona sarılır gibi oldum. Kulağına dudaklarımı yaklaştırıp konuştum.
"Berkin, yanıma gelir misin bir canım. Birşey diyeceğim," dedim yumuşak bir ses ile. Kafasını bana çevirip baktı. Sonra da ayağa kalktı. Tabi bu sırada kollarımı bende çekmiştim. En sonunda aracın önüne geldik.
"Berkin adamla konuştum. Aracın sahibi o, ayrıca arabayı çok yavaş sürüyormuş. Yani ilk çarptığı yerde annen bayılmadı. Sadece yere düştü. Ve bana inan, ben doktorum. Kötü ve ağır birşey olsaydı asla şuan orada yerde oturamazdı. Büyük ihtimal küçük birşey oldu, anın şoku ile yere düştü. Ağır birşey yoktur," dedim gülümseyerek. Sadece sakin olsun ve yanında olduğunu bilsin diye yapıyordum.
Bana yaklaştı ve kollarını belime dolayıp beni kendine çekti. Kafasını boynum ile omzum arasında bir yere koydu. Kulağıma fısıldadı. "Teşekkür ederim Bade, ilgilendiğin için. İyi ki varsın," dedi ve kafasını boynuma gömüp boynumu öptü. Kolumu içine çektiğini hissettim. Kollarımı sırtına koydum ve bir aşağı bir yukarı okşadım. "Ne demek, sonuna kadar ilgilenirim. Hep yanındayım bunu unutma. Ayrıca sende iyi ki varsın," dedim ve bende onun omzunu öptüm. Kafam sadece oraya denk geliyordu.
Sonra ayrıldık ve bende Gül teyzenin yanına gittim. Ece abla ile konuşuyorlardı. Gül teyzenin yanına çöktüm ve konuştum. "Gül teyze, iyi misin canım?"
"İyiyim kuzum, birşey olur mu benim gibi güzel kadına," dedi bana bakarak ve gülerek. Bende ona güldüm.
"Şükür daha kötü birşey olmadı," dedi Ece abla da.
Berkin birkaç dakika sonra da yanımıza geldi. "Alvin'i aradım. Çok gelmek istedi ama büyük ihtimal şuan buraya çok uzak bir yerde. Ayrıca annemin de çok ağır birşeyi yok gibi. Gelme dedim. İstemese de tamam demek zorunda kaldı. "
"Tamam da Ela'yı napacağız Berkin?" dedi Ece abla.
"Senin burada hiç komşun yok mu?"
"Var."
"Tamam ona bırakalım, gelince alırız. Ayrıca bence hastanede işimiz çok sürmez. Sen bilirsin çok uzar mı Bade?"
"Hayır hayır, çok kısa sürer. Kesin bir bakarlar kötü birşey var mı diye, sonra eve gönderirler."
"Tamam ben bırakıp geleyim o zaman," dedi Berkin.
"Oğlum hastaneye hiç gerek yok, ben iyiyim yeterince. Bir uyusam geçer," dedi Gül teyze. Berkin annesinin yanına çöktü. Yanağını eliyle okşadı.
"Aşkım gideceğiz, sonra uyursun ama baktırmamız lazım önlem amaçlı," dedi ve ayağa kalktı. Sonra da Ece ablaya döndü. "Abla, şimdi sen bence git Ela'yı komşuna bırak. Zaten sen gelene kadar ambulans da gelir. Gideriz hastaneye tamam mı?"
"Tamam, ben gidiyorum o zaman. Sende gel istersen Bade üstünü değiştirirsin canım," dedi Ece abla bana bakıp. Kafamı 'tamam' anlamında salladım ve yanına gidip koluna girdim. Sonra eve geldik ve ben direk Berkin ile ortak odamıza çıktım.
Üzerime açık mavi bol bir siyah eşofman, üzerine beyaz yapışık bir uzun kollu body giyindim. Onun da üzerine siyah, içten kürklü bir deri ceket giyindim. Ayaklarıma da marka beyaz bir spor ayakkabı giyindim. Saçlarımı at kuyruğu topladım. Sonra da aşağı indim. Normalde makyajı illa ki yapardım ama buna vaktim yoktu, ayrıca çok güzeldim. Buna gerek bile yoktu ama keyfiyen yapıyordum.
Dışarı çıktım ve bahçeye gittim. Bahçeye geldiğimde Ece abla ve Berkin ambulansın yanında duruyordu. Evet ambulans gelmişti ve Gül teyzeyi arabaya koymaya çalışıyorlardı. Yanlarına gittim, bu sırada Berkin bana baktı. "Bade bana evden montumu, arabanın anahtarını ve cüzdanımı getirir misin güzelim?" dedi.
"Tamam," dedim ve yeniden eve gittim. Berkin'in siyah şişme montunu, araba anahtarını ve cüzdanını alıp tekrardan bahçeye gittim. Bu sırada da ambulansın kapılarını kapatıyorlardı. Berkin'in yanına gidip ona istediği şeyleri verdim. Sonra Ece abla ve ben de Berkin'in arabasına bindik. Berkin arabayı hızla sürmeye başladı.
***
Aradan saatler geçmişti ve şuanda Gül teyzenin odasında oturuyorduk. Gül teyzeye kötü birşey olmamıştı. Hatta hiçbir şey olmamıştı! Sadece anlık bir şaşkınlık ve endişe yaşadığı için yere düşmüştü, tabi ki tansiyonu da kötü olmuştu. Ben anlamıştım zaten. Şuan uzanıyordu, birazdan eve gidecektik. Berkin yanımda oturuyordu, Ece abla da Gül teyzenin hastane odası yatağının kenarında. Onunla konuşuyorlardı. Berkin de etrafa bakıyordu.
Berkin'in telefonu çaldı. Telefonu açtı ve kulağına yasladı.
"¿Hola? ( Alo?) "
"..."
"Si señor, ¿qué pasó? ( Evet efendim, ne oldu?) "
"..."
"¿Cómo? Si entiendo bien, ¿se pospuso? (Nasıl yani? Erkene mi alındı yanlış anlamıyorsam.) "
"..."
"Ahora estoy en Londres, ¿debería comprar los billetes y venir ahora mismo? (Şimdi ben Londra'dayım, biletleri hemen alıp geleyim mi yani?) "
"..."
"Está bien señor. (Tamam efendim.)"
Telefonu kapattı ve cebine koydu. Hepimiz ona bakıyorduk. "Ne oldu Berkin?" diye sordum en sonunda. Bana baktı. "Bade, gidiyoruz," dedi. Bir saniye, ne diyordu o? Gidecek miyiz?
"Nasıl gideceğiz?" dedim.
"Önümüzdeki hafta olacak maçı Çarşamba gününe almışlar. Normalde çok fazla erkene alma durumu olmuyor ama hava durumu sebebiyle bu Çarşamba'ya almışlar maçı. Yani şuan Pazar, biz bu gece gitsek, yarın sabah orada filan oluruz. Zaten ben antrenmana da gideceğim. İstersen sen kal derdim ama maçta senin de olman lazım. Yani olsan güzel olur," dedi. Birşeyler açıklarken ses tonu daha da güzelleşiyordu. Hayran olunasıydı.
"Şimdi bu gece gidecek misiniz yani?" dedi Ece abla da.
"Maalesef evet," dedi Berkin ona bakıp.
"Oğlum senin gitmen gerekiyorsa sen git, ben bir hafta filan daha kalayım burada. Tabi müsaitsen kızım," dedi Ece ablaya bakarak.
"Sana her zaman müsaitim aşkım," dedi Ece abla Gül teyzeye bakarak.
"Olur mu anne? Yani seninle geldik seni burada bırakıp gitmek de olmaz gibi yani," dedi Berkin.
"Oğlum ben zaten kalmak istiyorum ki," dedi Gül teyze.
"E çok kalmak istiyorsan sana birşey diyemem ben, o halde biz Bade'yle bu gece gidiyoruz. Biletleri alıyorum ben güzelim," dedi son cümlesini bana bakarak.
"Al aşkım, bana uyar. Ayrıca maça tabiki de geleceğim, bensiz olmaz," dedim Berkin'e bakarak. Gülmüştüm tabi bunları derken. O da bana güldü ve telefonunu açtı. Birkaç dakika sonra bana döndü. "Biletlerimiz hazır, gece saat 00:12'ye aldım."
"Tamam," dedim.
***
Aradan yine saatler geçmişti. Saat şuan 23:28'di ve biz oturuyorduk. Hastanedeyken doktor odaya gelip gidebilirsiniz demişti ve eve gelmiştik. Gül teyze çok iyiydi. Ben ayağa kalktım ve telefonumu da elime aldım. "Ben yavaş yavaş hazırlanayım saat yaklaştı çünkü. Aşkım bence sende hazırlan," dedim Berkin'e bakarak. O da ayağa kalktı. "Bence de çünkü çok yaklaştı," dedi sonra Gül teyze ve Ece ablaya döndü. "Biz hazırlanıp yola çıkarız," dedi ve elini belime koydu.
Yukarı çıkıp odaya girdik. Valizimden koyu ve çok güzel bir tonda olan lacivert eşofman takımını aldım. Boldu. Üzerine de siyah bir kaban aldım, ayağım için de her zamanki gibi beyaz marka bir spor ayakkabı aldım. Berkin de bu sırada kendi valizinden kıyafetlerini almıştı. "İlk kim giysin?" diye sordu.
"Bilmem," dedim.
"Bence ikimiz de arkamıza dönüp aynı anda giyinelim. İkimiz de hem çabuk giyinmiş oluruz, hemde görmeyiz birbirimizi," dedi.
"Tamam," dedim ve arkasını döndü. Sonra ben döndüm.
Eşofman takımını giyinmiştim, saçlarımı açık bırakmıştım. Yine makyaj yapmayacaktım. "Bakayım mı?" dedi bir anda.
"Bak," dedim ve ikimiz de aynı anda birbirimize döndük. Burunlarımız çarptığında çok yakın olduğumuzu anladım. İki adım atarak geriye çekildim ve ne giyindiğine baktım. O da benim ile aynı renk eşofman takımı giyinmişti. Bu nasıl olmuştu? Ayrıca o da beni süzüyordu. En sonunda birbirimize baktığımızda güldü. Gözleri kısıldı, dişleri gözüktü ve hayran kalınası gamzeleri ortaya çıktı.
"İkimizde nasıl aynı giyindik?" dedim gülerek.
"Rastlantı diyelim bence, ayrıca çuval bile giysen güzelsin kavramını gerçekletirdin. Lacivert bir eşofman takımıyla bile çok güzelsin," derken gözlerinde bir parıltı vardı. Daha önce sevgililerim olmuştu ama hiçbiri bana böyle güzel bakmamıştı. Sevgililerim dediğime bakılmasın hepsi tam bir boktu!
"Bana yürüyorsun sakar futbolcu," dedim.
Ellerini eşofmanının cebine koydu ve bir ayağını öne doğru uzattı. "Yakışıklı futbolcu'dan sakar futbolcu'ya neden geçiş yaptın?"
"O gün yüzüme top attığın için sana bundan sonra sakar futbolcu deme kararı aldım, var mı bir derdin bu konuyla ilgili. Hayır yani problem olacaksa senin için şunu bil, umurunda değil," dedim ve ceketimi koluma alıp kapıya doğru yürüdüm. Bu sırada yine gülüyordum tabiki de. Son anda kafamı ona çevirdim ve konuştum.
"Ha bu arada..." dedim ona bakıp. "Valizleri aşağı indirmeyi unutma," dedim. Beni elleri cebinde bir ileri bir geri gidip sırıtarak izliyordu. Ben ona cilveli bir bakış attım. Şuan neden bu saçma anı yaşıyoruz hiç bilmiyordum. Alt dudağını dişiyle ısırdı ama hâlâ daha gülüyordu. Çok saçma bir andı şuan olduğumuz an!
En sonunda dışarı çıktım ve kapıyı kapattım. Bu gerçekten çok saçmaydı! Neden böyle birşey oluyordu. Resmen çocuğa cilveli bakış atmıştım! Gerizekalılıkta son sınırı geçtim. Neyse, aşağı indim ve salona gittim tekrar. "Hani Berkin nerede?" diye sordu Gül teyze.
"Valizleri indirecek geliyor," dedim bende gülümseyerek.
Birkaç dakika sonra Berkin de aşağı indi. Elinde valizler vardı, lacivert eşofman takımının üzerine deri ceket giyinmişti. Saçları da her zaman ki gibi dağınıktı. Ne yalan söyleyeyim dağınık saç ona çok yakışıyordu. Neden bana herşeyi muhteşem geliyordu?
Neyse, aklımdaki karmaşaya son verdim ve Berkin'in yanına gittim. "Gidiyor muyuz?" dedim. Kafasını 'evet' anlamında salladı. Bunu fark eden Gül teyze ve Ece abla da ayağa kalktı. Sonra bizde çıkış kapısının yanına gittik. Berkin arabayı anahtarıyla açtı ve bavulları bagaja koymaya başladı. Bende Gül teyze ve Ece ablaya döndüm. Ece abla kollarını açtı. Bende gidip sıkı sıkı sarıldım.
"Canım benim, yine beklerim çok sevdim seni," dedi ve uzaklaşıp iki yanağımı da öptü. Bende onu öptüm. "Beni çok güzel ağırladın, çok teşekkür ederim bende," dedim. "Ne demek canım benim," dedi gülerek.
Sonra da Gül teyzeye sarıldım. O da sıkı sıkı sarıldı ve sonra uzaklaşıp iki yanağımı da öptü. "Güzel gelinim benim, umarım bir daha buluşuruz. Ben buradan Türkiye'ye gideceğim yani oraya gelmeyeceğim. Seni çok sevdim."
"Bende seni çok sevdim Gül teyze."
Sonra da Berkin gelip ikisine sarıldı. Öptü, konuştular ve sonra da arabaya binip havalimanına gittik.
***
Bugün günlerden Pazartesi'ydi. Sabah saat 06:15'e geliyordu. Havalimanındaydık ve uçak inmişti. Sadece bizi bekletiyorlardı. Birden sesler geldi ve ineceğimizi dediler. Birkaç dakika sonra kapıları açtılar ve bizde uçaktan indik. Sonra valizlerimizi aldık ve havalimanı çıkış kapısına gittik. Kapıdan çıktığımızda dışarda bir sürü paparazi vardı. Yüzümüzde flaşlar patlıyordu. Berkin elimi tutuyordu, büyük ihtimal paparazinin burada olacağını anlamıştı. Bana doğru eğildi ve konuştu.
"Sakin ol, bizim burada olacağımızı nereden öğrendiler bilmiyorum ama gelmişler. Kısa bir konuşma yapıp arabaya bineceğiz," dedi.
"Tamam," dedim ve magazincilerin karşısında durduk. Hepsi bağırarak konuşuyordu. Hatta yüzümüze doğru tutulmuş bayağı mikrofon vardı.
"Sr. Berkin, ¿se fue de luna de miel porque se casó? ( Berkin Bey, evlediğiniz için balayına mı çıktınız?)" dedi bir tanesi.
"Sr. Berkin, ¿por qué fue a Londres?(Berkin Bey, neden Londra'ya gittiniz?)" Ne demişti demin önceki adam, evlendiğimiz için dimi? Evet, aynen öyle hatta çocuklarımızı da gezdirdik!
"Sr. Berkin, ¿por qué no responde las preguntas? ( Berkin Bey, soruları neden cevaplamıyorsunuz?)"
"¿Realmente fuiste de luna de miel porque te casaste. (Gerçekten evlendiğiniz için mi balayına gittiniz?)"
"Hola amigos, sí somos de Londres, pero no porque nos casamos y nos fuimos de luna de miel. Todavía no estábamos casados, sólo íbamos allí porque mi hermana vivía allí. (Arkadaşlar merhaba, evet Londra'dan geliyoruz ama evlenip balayına çıktığımız için değil. Henüz evlenmedik, oraya sadece ablam orada yaşadığı için gittik. )"
"Sr. Berkin, hemos oído que el partido se ha trasladado al miércoles. ¿Es cierta esta noticia? (Berkin Bey, duyduğumuza göre maç çarşamba gününe alınmış. Bu haber doğru mu?)"
"Si amigos, el partido es el miércoles, nosotros también estamos muy cansados, les deseo un buen día, nos vemos. ( Evet arkadaşlar maç Çarşamba günü, ayrıca çok yorgunuz size iyi günler dilerim görüşmek üzere.)"
Elini belime koydu ve beni kendine çekti. Zorla da olsa arabaya bindik ve eve doğru yol aldık.
***
Şuan saat sekizlere geliyordu ve sabahtı. Eve yeni gelmiştik ve üzerimizi değiştirmiştik. Giyinme odasından çıkıp odaya girdim. Berkin yatakta elinde telefon ile yan bir şekilde yatıyordu. Sırtı da bana dönüktü. Bende yatağın etrafında dolanıp yatağın öbür tarafına geçtim. Berkin'e baktım, ama o hâlâ daha telefonuna bakıyordu. "Berkin bana bir bakar mısın? Beni fark ettiğini biliyorum o yüzden bak bana," dedim. Bunu demem ile yüzünü telefondan kaldırdı ve bana baktı.
"Ne oldu?"
"Berkin ben nerede yatacağım?"
"Burada,"dedi sanki normal birşeyden bahsediyormuş gibi.
"Berkin sana hatırlatmak istediğim birşey var, biz gerçekten sevgili değiliz. Hem annen de bizi gördü, bence gayette inandı. Hatta ablan da gördü, yani biz sadece annen görsün diye bu işe giriştiğimizi hatırlıyorum. Yoksa yanlış mı hatırlıyorum?"
"Doğru diyorsun ama bence daha iyi inanması için biraz daha rol yapalım. Hem bir anda ayrılırsak o kadar insanın inanacağını mı sanıyorsun? İnanmazlar," dedi ciddi bir tonda. Sanki bitmesini istemiyordu. Açıkçası, bende ona alışmıştım. Eğer evime tek gidip yeniden tek yaşamaya başlarsam sıkılırdım. Neden bu kadar zamanda ona karşı böyle hissediyordum? En kötü hali bile - kötü hali de yok- bana çok çekici geliyordu.
"Tamam Berkin, öyle olsun ama birgün bitecek haberin olsun," dedim ve yatağa girip ona sırtımı döndüm. O da telefonunu kapatıp komodine koydu. Sonra bana yaklaştı, belime kolunu sardı ve beni kendine çekti. Sonra da dudaklarını kulağıma yaklaştırıp büyülü bir ses ile konuştu.
"Birgün herşey bittiğinde, herşey de değişmiş olacak."
***
Yataktaki hareketlenme ile uyandım. Omuzumun üzerinden arkama baktım. Berkin ayaktaydı ve üzerinde olduğu futbol takımına ait formaları vardı. Daha çok maçta giyilen formalardan değil de antreman için olan formalardan vardı. Saçları yine dağınıktı ve üzerinde gri spor bir hırka vardı. Kolunda ise siyah sırt çantası vardı. Ayağına baktığımda beyaz spor ayakkabı gördüm, büyük ihtimal maç öncesi antrenman'a gidiyordu ve kramponlarını orada giyinecekti.
"Ben antrenman'a gidiyorum. Sen uyu," dedi.
"Kaçta gelirsin?" diye sordum uykulu sesimle.
"On ikilerde filan gelirim. İstersen sende gelip beni alabilirsin. Sürpriz olur," dedi ve çok minik bir şekilde güldü.
"Bilmem ki," dedim ve ona doğru dönüp ellerimi yanağımın altına koydum.
"Çok güzelsin," dedi ve bana yaklaşıp eğildi. Yanağımı öptü.
"Teşekkürler," dedim ve gülümsedim.
"Neyse ben gidiyorum, görüşürüz."
"Görüşürüz," dedim ve odadan çıktı. Ben de yine uyudum.
***
Telefonum çaldı ve gözlerimi açtım. Arayan Berkin'di. Telefonu açtım ve kulağıma yasladım.
"Alo," dedim.
"Nasılsın? Yoksa hâlâ uyuyor musun? Uykucu."
"Sanane be, uyurum tabi ben."
"Kesin saatin kaç olduğundan haberin yok," dedi.
"Kaç?" dedim ve telefonu kulağımdan uzaklaştırıp baktım. Saat tam olarak 13:34'tü! Ben nasıl uyudum ki bu saate kadar?
"Ne oldu? Gördün dimi?"
"Oha! Ben bu kadar çok uyudum mu ya?"
"Büyük ihtimal yolculuk yorgunluğu yüzünden bu kadar uyudun. Ben şimdi eve geliyorum tamam mı?"
"Tamam," dedim ve görüşürüz dedikten sonra kapattım.
***
Günlerden Çarşamba'ydı. Bugün günlerden maç günüydü. Berkin dün neredeyse bütün gününü tesislerde geçirmişti. Şimdi ise uyanmış giyiniyordum. Dolaptan koyu geniş paçalı bir kot pantolon aldım. Üzerine beyaz bir body giyindim ve onun da üzerine beyaz formayı giyindim. Sonra ayağıma siyah deri çizmelerimi giyindim. Sade bir makyaj yaptıktan sonra saçlarımın yanlarındaki parçaları arkada birleştirdim ve üzerine siyah mini tokatı geçirdim. Tabi ki yeniden perçemlerim yandan düşmüştü.
Parfümümü sıktım ve sonra da siyah, içi kürklü deri ceketimi giyindim. Elime marka olan siyah mini çantamı aldım ve odadan çıktım. Aşağı indiğimde Berkin'in üzerinde siyah eşofman ve mavi bir sweatshirt vardı. Onun da üzerinde gri hırkası vardı. Bu sefer takım kıyafetlerini orada giyinecekti. "Sen şimdi stadyum'a git. Ben takım otobüsüyle geleceğim."
"Tamam," dedim ve kapıdan çıktık.
***
Şuan stadyum'daydım. Maçın başlamasına iki dakika vardı ve ben normal tribün yerine VIP yerinde oturuyordum. Yani futbolcuların yakınlarının oturduğu yerde. En sonunda futbolcular sırayla sahaya girdi. Bende telefonumu çıkarıp video çekmeye başladım. Bu sırada Berkin de çıktı. Üzerinde takıma ait olan formaları vardı ve ayağında da kramponları. Ona forma çok yakışıyordu. Fiziği çok iyiydi ve bacakları da futbolcu olduğu için çok güzeldi. Bende videoyu paylaştım ve altına da 'İyi şanslar aşkım ve güzel takımı⚽🖤' yazdım.
Maç başlamıştı. Hatta yarım saat olmasına çok yakındı. Bu sırada Berkin diğer takımın futbolcusundan topu almaya çalışırken, diğer takımın futbolcusu Berkin'e vurdu. Berkin de bir anda acıyla yere düştü. Yüzü acıya bürünmüştü...
***
Merhabaa🖤
Canlarım nasılsınızz umarım iyisinizdir💗 Evet, bölümü çok geç bir saatte atıyorum ama olsun. Bazılarınız bölüm ne zaman diye sürekli yazdı ve bana yazanlara sesleniyorum. Siz yazmam için bana aşırı güzel ilham veriyorsunuz🤍🤍Neyse, kitap hakkında birşey de diyeyim. Aklımda olan şeylerin olmasına çok az kaldı. Her zamanki bölümlerden değil de daha çok keyif alacağınız bölümler yaklaşıyor ama azıcık daha bekleyin. Ayy bu arada sizin Gül teyze sevginiz vallahi benimle kapışır tamam bende seviyorum ama sizz bayağı yazıyorsunuz. Burada yazistigim arkadaşlarım da hep onun hakkında birşeyler diyor SKKSSK. Gül teyze şunu bil seviliyorsunn❤️
Umarım bölümü seversiniz sizleri seviyorumm❤️💋
❤️🔥⚽💄
Bölüm etkileşimi
